PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : VNT ” Virüsüne dikkat..


muğlakgölge
21.06.2008, 10:51
Bu VNT virüsü öyle tehlikeli bir virüs ki; ne Çernobil’e benziyor, ne HİV’e ne de AİDS virüsüne... Eğer bu virüse yakalanır da Allah korusun bir daha da kurtulamazsanız hem dünyanız hem de ahiretiniz mahvoldu demektir... Nereden mi çıktı bu VNT virüsü? Şimdi sıkı durun öyleyse; çünkü çoğumuzun müzmin bir hastalığına temas edeceğiz bugün...
Merhum Mehmed Akif’in “Sade bir sözdür, fakat hikmetlerin en mücmeli: /Bir halâs imkânı var; ahlâkımız yükselmeli;/ Yoksa pek korkunç olur katmerleşip hüsranımız.../ Çünkü hem dünya gider, hem din, eğer yapmazsanız.” mısralarıyla işaret ettiği o yüce ahlâktan mahrumiyet bizi bu VNT iletine mübtelâ etti. Öyle bulaşıcı bir illet ki bu; ilimlileri câhil, kalplileri zalim, dillileri ahraz, gözlüleri kör, kulaklıları sağır eyledi...
Dinine, vatanına, ırzına, namusuna dil uzatanların dilini koparan; el uzatanların elini kıran şu necîb millet birdenbire “(V)urdumduymaz” oluverdi... Dinine vurdular duymadı, ırzına vurdular duymadı, namusuna vurdular duymadı, vatanına vurdular duymadı, Kur’an’ına vurdular duymadı, ilacını yağmadılar duymadı, avaz avaz yanıbaşında ürüyen kelbleri dahi duymadı... Duyamadı, duyurmadılar, duyduysa da duymamazlıktan geldi, duyanlar da duyduğuna bin pişman oldu; binnetice vurdumduymaz oldu çıktı işte!...
Kezâ bu millet, “komşusu açken tok yatmamayı” hayatının prensibi bilirken, âlemde bir mü’minin ayağına batan kıymık kendisine batmış gibi acılar çeken bir yüce himmet sahibi iken, serhadden serhade koşup canını Canâna vermekte tereddütsüz erler yetiştiren bir millet iken; “Ben susuzluktan ölsem, yağmur hiçbir daha dünyaya gelmesin. Eğer ben görmezsem saadeti dünya istediği gibi bozulsun.” diyecek kadar ahmâkâne bir ruh haline bürünüp; genç nesiller akın akın cehenneme yuvarlanırken seyirci kalacak kadar ve dünyanın dört bir yanında katledilen ve işkence gören Müslümanların hallerini şaşırtıcı bir pişkinlik ve gafletle karşılayacak kadar “(N)eme lâzımcı” bir kisveyi giyiverdi... “Ne” olduğunu unutmuştu çünkü, unutturulmuştu... Ne olduğunu unutunca kendine neyin “lâzım” olduğunu da unuttu... Unutturuldu; velhâsıl kendi de unutuldu sonunda!.. O da “neme lâzım” dedi çıktı işin içinden!.. Bırakın marufu emredip münkerden nehyetmeyi; marufa sırtını döndü, münkere de kucak açtı...
Nefsini unutmazdı bu millet ibadette, külfette, cihadda, okumakta, ilim tahsilinde; çalışkandı yani... Ücrette, lezzette, keyifte unuturdu nefsini. Ammâ velâkin o şeytânî heyûla büyülü değneğini dokundurunca İslâm’ın bahadır evlatlarına, asırları titreten aziz çalışkanlık zelil bir “(T)embelliğe” dönüştü ansızın! O gün bugün ne okuduk, ne yazdık, ne bir şeyler inşa ettik, ne bir kale fethettik, ne de bir zafer kazandık... Çok konuştuk, çok bağırıştık, çok kavgalar ettik, çok uyuduk, çok uyutulduk!... Ama hep az kazandık, daha doğrusu “hiç” kazandık! İbadette, cihadda, çalışmakta, okumakta “Bize leyl-ü nehâr olmaz" derdik; şimdi de bizim için leyl de bir nehâr da. Yalnız pek çok fakla elbette: Gece gündüz boş ve faydasız işlerle meşgulüz şimdilerde... Elimizde sadece tenbellikle ve semeresiz meşakkatlerle geçen zamanlar ve telef olan ömür sermayeleri var. Muasır medeniyet seviyesine ulaştık mı bilmem amma, muasır deniyet seviyesini çoktaan geçtik!
Şimdi anlamışsınızdır herhâlde (V)urdumduymazlık, (N)emelâzımcılık ve (T)embellikten mürekkep şu VNT mikrobunun nasıl ölümcül hastalıklara sebep olduğunu?.. Ve bu mikrobun yıllardır bizi nasılyiyip bitirdiğini... Artık vurdumduymaz, nemelâzımcı tembel müslümana zamanın tahammülü yok! Hep birlikte, her hâl ve şartta bize biçilen kudsî vazifeler uğrunda, Allah’ın rızasını tahsil etmek içini Allah’ın razı olduğu şekilde mücahede etmek yolunda nefsimizi terbiye etmek zorundayız.
Eğer ki biz de bu VNT illetine az çok mübtelâ isek ne yapıp yapıp tez elden bir maneviyat doktoru bulmanın çaresine bakmalıyız. Ben o doktorlardan birinin adresini biliyorum... Samimiyetle arayan herkesin o adresi bulacağına da adım gibi emînim.

Vakit / 2003.muhsin meriç