rahlem
30.06.2008, 15:38
http://www.nezihuzel.com/wp-content/uploads/2008/01/abstract_night_-_1024x768.jpg
GECEYE NÂZIR HASBİHÂL
Bugün onun misafiriydim, beni hoş karşılayacağını ummuştum ama umduğumu bulamadım. Yüzü simsiyahtı, belki de hiç olmadığı kadar siyahtı, kalbinin de karanlık olduğunu hissettim. Hele gözleri eskisi gibi ışıl ışıl parlamıyordu. Onu gözlerinden izlemeyi severdim çocuksu bir sevinç kaplardı içimi onu her seyre dalışımda, hele muzipçe göz kırpmaları çok şey anlatırdı. Fakat bir farklılık bir başkalık var bu sefer hissettim. Sadece biraz konuşalım istedim yalnız hep ben konuşup durdum iyi de ben bunu hep yapıyordum ben hep kendime konuşuyordum zaten… Ben de inadına kelimelerimi en yalnız olanlarından seçtim, kurduğum cümleler de yapayalnızdı artık…
Soğuk olan o muydu? Yoksa benim sözlerim miydi? Bilemedim…
Kalbimde ki hüznü anlamasın diye tebessümü yaydım yüzüme ama o surat astı. Ben fazladan bir-iki kelime sarf ettim o da fazladan bir-iki cümle daha sustu, belli ki derdi vardı ama bütün sırlarına inat yine de sustu…
“Hani gelişimle mutlu olurdun, hani beni beklerdin her gün aynı saatte, geldim işte, gözlerini gizlemesene kalbimden…”
Misafirliğin kısa olanı makbuldür dedim gitmek için kapıya yöneldim o esnada sukutundan akan bir-iki damla yaş yolumu kesti, geri döndüm. Usul usul anlatmaya başladı…
İki kelime bir cümle etti ve o cümle koca bir sırra yetti…
Bir aşkla cümleler birbirini tamamladı, artık konuşmak ona susmak banaydı. Her hecesi can olup toprağa kavuştu sonra yetmedi haykırmaya başladı, duymayan kalmasın diye sesini saldı, tüm sokakları caddeleri ve aşk dolu gönülleri bu sırra şahit tuttu…
Artık yüzü aydınlıktı, tıpkı eskiden olduğu gibi gözleri ışıl ışıl parlıyordu…
Evet, ben susmuştum bu sefer, çünkü söylenebilecek her şeyi o söylemişti bir çırpıda, işte bu yüzden seviyordum ben onu, hem sözlerini hem sukûtunu…
Gündüzün çoklu yalnızlığından kurtulmak için gelmesini hasretle beklediğim hakiki bir dosttur o, sadece benim değil, kim bilir kaç yürek en mahrem sırrına şahit tuttu onu, neler fısıldadı kim bilir kulağına… Bak hiç kıskanmıyorum seni kıymet bilen dostların çok olsun emi…
Gece, sen bizim için özelsin,
Sırrın sırrımızdır bilesin…
(RAHLEM)
GECEYE NÂZIR HASBİHÂL
Bugün onun misafiriydim, beni hoş karşılayacağını ummuştum ama umduğumu bulamadım. Yüzü simsiyahtı, belki de hiç olmadığı kadar siyahtı, kalbinin de karanlık olduğunu hissettim. Hele gözleri eskisi gibi ışıl ışıl parlamıyordu. Onu gözlerinden izlemeyi severdim çocuksu bir sevinç kaplardı içimi onu her seyre dalışımda, hele muzipçe göz kırpmaları çok şey anlatırdı. Fakat bir farklılık bir başkalık var bu sefer hissettim. Sadece biraz konuşalım istedim yalnız hep ben konuşup durdum iyi de ben bunu hep yapıyordum ben hep kendime konuşuyordum zaten… Ben de inadına kelimelerimi en yalnız olanlarından seçtim, kurduğum cümleler de yapayalnızdı artık…
Soğuk olan o muydu? Yoksa benim sözlerim miydi? Bilemedim…
Kalbimde ki hüznü anlamasın diye tebessümü yaydım yüzüme ama o surat astı. Ben fazladan bir-iki kelime sarf ettim o da fazladan bir-iki cümle daha sustu, belli ki derdi vardı ama bütün sırlarına inat yine de sustu…
“Hani gelişimle mutlu olurdun, hani beni beklerdin her gün aynı saatte, geldim işte, gözlerini gizlemesene kalbimden…”
Misafirliğin kısa olanı makbuldür dedim gitmek için kapıya yöneldim o esnada sukutundan akan bir-iki damla yaş yolumu kesti, geri döndüm. Usul usul anlatmaya başladı…
İki kelime bir cümle etti ve o cümle koca bir sırra yetti…
Bir aşkla cümleler birbirini tamamladı, artık konuşmak ona susmak banaydı. Her hecesi can olup toprağa kavuştu sonra yetmedi haykırmaya başladı, duymayan kalmasın diye sesini saldı, tüm sokakları caddeleri ve aşk dolu gönülleri bu sırra şahit tuttu…
Artık yüzü aydınlıktı, tıpkı eskiden olduğu gibi gözleri ışıl ışıl parlıyordu…
Evet, ben susmuştum bu sefer, çünkü söylenebilecek her şeyi o söylemişti bir çırpıda, işte bu yüzden seviyordum ben onu, hem sözlerini hem sukûtunu…
Gündüzün çoklu yalnızlığından kurtulmak için gelmesini hasretle beklediğim hakiki bir dosttur o, sadece benim değil, kim bilir kaç yürek en mahrem sırrına şahit tuttu onu, neler fısıldadı kim bilir kulağına… Bak hiç kıskanmıyorum seni kıymet bilen dostların çok olsun emi…
Gece, sen bizim için özelsin,
Sırrın sırrımızdır bilesin…
(RAHLEM)