PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : ...yürek konuşmaları...


basak
31.07.2008, 00:50
http://tbn0.google.com/images?q=tbn:wAwvIo7yKMdIGM:http://www.senicookseviyorum.com/wp-content/uploads/2008/03/sevgiliye-ayrilik-mektubu.jpg
Gece yavaş yavaş bitiyor, sabaha doğru yürüyor gün. Bileklerime dizliğim mermiler güneşimi vuruyor her bahar. Tüm başlamadan bitmişliklerimin tezkeresini sıkıştırıp avuçlarıma yürüyorum boynu bükük yarınlara. Gözlerimde senden kalan damlaları unutuyorum. Gözlerimde acını uyutuyorum.

Yüreğimi sürdüğüm şehirler düşüyor bir bir. Bir annenin emin kucağına teslim ediyorum düşlerimi. Bulutların en beyaz yanına kara sayfalarımı dikiyorum. Bir İstanbul gecesi barındırıyorum içimde. Biliyorum büyük kentlerin ağırdır geceleri. Büyük kentlerde mutluluklar yavan yaşanır, biliyorum. Kaldırımlara düşen yıllanmış kelimelerimi kazıyorum. Ve topladığım bir avuç kelimeyi daha İstanbul’a üflüyorum.
”Git” diyorsun. “Git, unutursun, ağlama” diyorsun. Gitmemi beklemeden sesini kesiyorsun. Bense sana dilimin en büyük yalanlarını büyütüyorum. “Git”tim senden diyorum, sana söylemeden sende kalıyorum. “Git”tim senden diyorum, oysa ben daha yeni sana geliyorum. Senden gizliyorum…

Kalemimi batırıyorum saf su ve biraz acıdan damlama siyahımın bulaştığı mürekkebe. İsmini aharlanmış kâğıtların üzerine bir daha kazıyorum.
Neden her gelmeyişinde bir elif daha düşüyor alnıma? Neden “b” den öteye gidemiyor dilim? Neden hep “ah” larıma medleri ekleyişim?
Oysa ben sende “ah” larımı unutmayı denemiştim. Çok mu gecikmiştim?

Bir yalnızlık yürüyor üstüme geceden. Ben savunmasız bir özlem… Kelimelerim yandıkça üşüyor gecem. Harabeye çalıyor bir yanım. Gözlerim deli dolu bir duyguyu kayıtlara geçiriyor. Siyah bir şafak vaktinde içi boş, serseri bir tebessüm arıyorum yanaklarıma oturtturmak için. Yorgun caddelere, yaktığım senli dakikaları serpiyorum. Kurşunlara diziyorum ‘sevgi’ adlı yalanları.

Şimdi uzun bir sensizliği çiziyorlar içime, titrek elleriyle.
Sana ayarlı bir zamanı takıyorum ağıtlarıma. Ve bir fırtınayı daha zorla bastırıyorum içime. Sağır harfler saklıyorum, sana her bağırmamda asude kalmak için, beni duymaman için. Şimdi yarın kaçıncı sensiz sabah ki ben bu kadar bitkinim?

Mum ışığıyla aydınlanan dünyamda körebe oynayarak seni bulmaya çalışıyor bir yanım. Bir yanım yediği darbelerden bîtap… Dilimde sana saklı çığlık dolu bir hitap…

Gelmeyeceksin demekten bıkar oldu dilim. Günün herhangi bir vaktinde bilinmez bir lisanı dilime bürüyorum. Yine gelmeyeceksin diyorum. Bu kadar mı umutsuz olurdu bir sevda üçgeninin ortasından ansızın düşen hayaller?


Şimdi avunmak yok. Gittiğin ve dönmeyeceğin o yollar dökülüyor şakaklarımdan. Sabit bir acıyı söküp atıyorum içimden. Denemedim mi sanıyorsun? Hani sen “git” dediğinde ben durmayı mı seçtim sanıyorsun? Sen “unut” dediğinde ben tüm unutmalarımı silip gözyaşlarımla yanaklarımın dost olmasını sağlamana rağmen seni unutulmaz mı seçtim sanıyorsun?
Yanılıyorsun…

Kaç defa denediğimi saymaktan geçtim artık. Satırlara zincirledim kendimi. Dilimden dökülen harf yığınları oldu nefes alış biçimim. Sense; harflerimin arkasına saklanan, gözlerime telaffuzu öğreten çaresizliğim
Esir düştüm gidişinin ayak izlerine. Son nefese kadar sandığım vurguna döktüm hayat ırmağımı. Ben canımı bir mayın gibi kendimde taşımayı göze aldım da sen neden kortun ki? Benim yangınlarım sana yetişemeyecek kadar mecalsizdi. Yüreğimdeki dalgalara yenik düşen, bir avuç şiirdi belki.

Vakit, duran saatimde hala gittiğin zaman diliminde… Ve bir yazıyı daha sıkıştırıyorum gözlerime… Gitmen ölümü akıttı ya gözlerimden daha ne diyeyim ki. ? Ne söylesem geri gelirsin ki? Upuzun bir zamanı ve kocaman bir sevdayı parantez içine alıp gidiyorsun. Yürünmüş ama hep eksik adım atılmış, ayraçlarla parçalanmış bir yol oluyor geçmişimiz. Sen hayatı cümle dışı unsurlarla yaşamayı seviyorsun. Bense korkuyorum çünkü sen hayatımın kocaman bir aşk dizimi hatası oluyorsun. Seni kendi ismimin çelişen sözcüğü ilan ediyorum.

Sondan kaç önceki olduğunu bilmesem de yine bir güneş doğuyor günsüzlüğüme. Ayma vakti değil. Karanlığa çalan dertli bir gün kursağımda... Giderayak keşkelere gömülüyor dilim. Senin sayende koca bir hayata devrildim ve adını ‘acının başkenti’ bildiğim yüreğime ağıt ektim.
Haliç’e küstüm. Bir yanı sendin yaslı suların, bir yanı ben. Ve Haliç bizi yan yana getirip birbirimize bulandırmayacak kadar ‘terk’e uyanan sevdalar büyütmüştü. Haliç, hüzün tünelinde ışıklarımı söndürmüştü. Üsküdar, gözlerimi serpmişti senden uzak diyarlara. Kalemime olumsuzluk ekleri asılmıştı. İçimdeki ümitten kalma kırıntılarım küflenmişti. Boynu bükük tarihler saklıydı yanmış dizelerimde.
Oysa dikenmiş gül diye kalbime sakladığım bir ömür. Ben sonbaharmışım meğer. Sen de ilkbahar. Senle bir olup koca bir kışa meydan okuyamamışız. Ya yangına dönmüş hayallerimiz de ya da donup kalmış…

İki zorluk arasına kaynaşamamış bir harf oluyor günlerim. Kruvazörler gibi çarpışıp çıkıyorum hayatımı sömüren limandan. Tam mutluluğa teğet geçmişken hayaller acının en orta yerine saplanıyor nedensizce…

Aramızda üleştiremediğimiz bir sevdayı yalnız sırtlıyorum. Sen bende kendimken; ben sende üçüncü tekil şahıs zamirlerine yükleniyorum. Hemzemin yerlerde parçalanıyor gölgelerim. Birikmiş gözyaşlarımdan yüreğime destan yazıyorum. Sabahlarımın içine zifiri karanlık geceler saklıyorum. Bir türkü çıkıyor dilimden, sana yol alıyor. Kulaklarına değince katlediyorsun. Çatlayan dudağımla kanla karışık ismini sayıklıyorum. Nefyediyorum sana dair benliğimdeki her şeyi.
Gözyaşlarım neylesin,
Yalınayak yarınlara yürüdüğüm yollar neylesin,
Acılar neylesin,
Ayrılığa kanat açmış sevenler…

Şimdi ansızın çekip giden mi suçlu sevdiğim?
Yoksa gelmeyeceğini bile bile gelişine şiir biriktiren, her ihtilâlde ölüp tekrar gelişine dirilen ben mi?...
alıntı

basak
01.08.2008, 01:02
sebeb-i varlığıma...Efendim'e
--------------------------------------------------------------------------------

sevdası herşeyden azîz olan efendim;


gönül bahçemde açan, ıtırları esrikleştiren çiçekler sereyim selâmımdan evvel ayak bastığınız ve basmanızla şâd olup yeşeren, renklenen çöllerimin kumul kıvrımlarına. zarf albenili olsa da bahane, aslolan mazruftur bilirsiniz. çünkü yangınımın ateşinden yanık ucu, ıtriyatın tüm çekiciliğinde kaynayan ve yanan yüreğin kıvılcımlarını ve güllerin rayihasına sinmiş kül kokusunu sanırım duyuyorsunuzdur. neler söylemez ki o titreşimler çırpındıkça göğüs kafesimizin içinde mahpus, küskün serçemiz. ipek ellerinizin zarif tutuşlarında sızlanması diner belki ümidi rafa kaldırmış yüreğin. bilesiniz bu kâğıt parçasına gizlenmiştir söyleyemediklerim.

sebeb-i varlığım efendim;

edebinden lâl kesilmiş dilin anlatmayı beceremediği özlemleri çok görmeyiniz. acaba diyorum gözlerinize -her ne kadar bakmayı ar etmiş olsam da orda ki ışıltıyı fark etmediğimi düşünmeyesiniz ve merakım şudur - bir kez daha tüm cesaretimi toplayıp da bakarsam yine o ışıltıyı hükmünü sürüyor görebilir miyim bilemiyorum. o bakışta hayat ve aşk vardı ve o bana yön vermiş aşkta yön bulmuş akışta düğümledim ömrümü. sonra çözülmeyi unuttum efendim. elleriniz alışkındı gemici düğümlerine ya aşkın düğümlerini nereden öğrendi de bende misali bağladım bahtımı rüzigârınıza. nereye estirirseniz oraya yön bulurum; kızgın sahranızda yanar, kutuplarınızın buzulunda donar, ilk baharınızda açar, sonbaharınızda solar oldum. kastınız ömrüme bilir ve sererim önünüze!..

külliyen adandığım efendim;

hasretin kıskacında eğer ki bu akıllara ziyan zihni kurtarabilirsem yanmaktan, çiğ kalmaktan korkarım. ama yanmasına yön verip körüklersem közlerimi divane bir meczuptan öte gitmez hâllerim. o zaman sevgili sadece âşıklık derecem yükselecek ama şuursuz hallerin araftaki tek temsilcisi olacağım. daha kalbin arka bahçelerinin ahvalini soracak olursanız bendenizden rüzgârlardan, yağmurlardan beslenip fırtınanın gözünden uzak kalmaya çalışıyor ki yeşerme ümidi olan dalları kırılmasın. kimbilir gün gelir vuslat hükmünü sürer de abad olur gülistan.

tahtıma sultan efendim;

bilirsiniz ki her başlangıcın sonu, her hayatın ölümü vardır. benim de mevsimimden göç yolunu tuttu kırlangıçlarım, ağaçlarımdan yemişlerim, dallarımdan çiçeklerim. artık hazan demindeyiz ve kelimelere isyan kisvesi giydirmeden mazrufumuzu büyük bir zarafetle zarflayıp ardından allayıp pullayıp uçuralım güvercin sessizliğinde. içine tekrar selâm ve muhabbetlerimizi yükleyerek emin, sadık ve eşsiz yüreğin sahibi efendimize!..

alıntı

basak
01.08.2008, 23:20
“Hoşça kal”ı esirgenmiş buzlu bir vedâ gibi her gün...
Koskoca Temmuz’u bıraktım geride sensiz;içimdeki yıkıntıları katlayarak...
Âh işte neylersin:
Ayrılığın hesâbı tutmadı!...
Oysa ben,senden bahsederken;yıllarımı ikrâm edecektim herkese!
Olmadı;şimdi başım eğik ve tuhaf bir yalnızlık içinde,üstelik kırgınlığımı kırmaya çalışarak...Aylar sonra bile...
Çok olmadı,daha yeni;doğum gününde çizdim bu kentin profilini!..
Yalazlarımı sakındım herkesten,korudum;yine de kıyıya attılar beni...
Adımı ne koydular sâhi;soramadım.Mürâî hayatların ortasında mecrûh bir inzivâya atandım!...
Herkesin içinde ve herkesten uzak...
Keşişdağı bekleyedursun beni;(ki dağlarım da yanmaktadır benim) deniz kenarında kaydettim soğuk Temmuz belgeselini!..
Üşüyen yanlarımla sarıldım hayâta yeniden ve yeniden...
”Hoşça kal”ı esirgenmiş bir vedâ sonrasında,hoşça bakamadım kendime ve hoşça kalamadım;bu sebeple özrüm kabûl edilir umarım...
Sevdâdan yoksun kalpler gördüm,sevdiklerini îlân eden...
Görünmeyen yaralara dokundum çocukların rûhunda...Ağladım ve haykırdım;”Darp izleri silinmeli” diye mâsum sîmâların...
Kimse duymadı.Duyan,işitmez;bakan,görmez oldu!Titredim...
Eğreti geldi bu yaşam,çocuk rûhuma...
Alışamam ki;zulüm çağında, saldırganlığa!
Ölüm günümden önce ölmüştü samîmiyeti kalplerin...
Katılaşan kalpler için ağladım,geceye bırakıp gözlerimi...
Kimse gelmesin kabrimin başına! “Sahte göz yaşı kabûl edilmez!”diye mi yazmalı acaba mezar taşıma?
Hoş,belki taşım bile olmayacak;kimbilir?O zaman rahat ederim biraz;herkes evinde ağıt yakar,aşksızlığına!..
Dedim ya;soğuk geçti Temmuz,buralarda...
Kandil akşamı aydınlanmadı yüzüm;çehremden okunurken ayrılığın esâmîsi,rağbet edemedim dünyânın meflûç bakışlarına!
Minik olmayan ellerim ve ağrılı kalbimle;gözlerimin sedefinde inci eyleyip gönderdim hiçliğimi,Kalplerin Sâhibi’ne...
Lâbirentleri tükenmedi hayâtın!
Başı dik avukatları vardı zulmün ve mazlûm zelîldi bu devirde...
”Beyefendiler” gördüm,insan olamamış;ve “Hanımefendiler”i şefkat mahrûmu kalmış yaşlı dünyânın!..
Yalımlarım yolu gösterdi ve yürüdüm.Güzel insanların halefi olmayı diledim ve selefimden yüreklendim âşıkâne bir ömre!..
Hazân yaprağına dokuyup şîkeste baharlarımı,yâdigâr bıraktım bir bebeğin şaşkın gözlerine...
Bir de erguvan arayışlarına çıktım;sokak sokak,cadde cadde...Mestliğim,erguvan kokusuyla buluşmalıydı;erguvan renginde ağırlamalıydım hayâtı.
Yürüdüm;yıllarca ve yollarca yürüdüm adım adım...”Son bahar rüzgârının dibâcesi”diye geçti adım kayıtlarda!
Uzun yolların yorgun kızı oldum hâsılı...
Hicrân düştü omuzlarıma,gurbet geldi bahtıma;ellerimden kaydı mutluluk haritası.Harâbe gönlüme yâren eyledim bu kadîm sevdâyı...
Ve yârelerimi sevdim;vedîası olmuşken aşkın...


Dilyâre
_________________

basak
02.08.2008, 22:32
Susuyorum…

Ne keyifle okuduğum şiirler ezberimde, ne de bağıra çağıra söylediğim şarkıların
sözleri. Dalgın gözlerle yürüdüğüm caddelerde kayboluyorum.

Sonsuz bir inatla sarıldığım radyodan gelen o harika melodilerin de tadı yok?
Peki ya o yağmurda iliklerime kadar ıslanmalarımı kim çaldı benden? Bilmiyorum!

Susuyorum artık... Sustukça susuyorum. Sustukça, üzerime gelen insanlardan
kurtarmak için ruhumu, suskunluğuma sarılıyorum. Ama yine de saplanıyor yüreğime
bazı kelimeler. Bazıları da acıtıyor üstelik…

Sessiz geceler benim için sığınılan bir liman sanki. Kendimi bulup bulup
kaybettiğim karanlıkta, şöyle bir uğradığım kelime hazinem de bir anlam ifade
etmiyor. Düşünüyorum da bu güne kadar hep; gibi yazmışım, gibi okumuşum, gibi
söylemişim ve en önemlisi; gibi sevmişim...

Elbette hiçbir şey, ben ol deyince olmaz. Bunu biliyorum ama zaman da geçiyor
hızla. Tükenmez sandığım bütün sözler bitiyor ve ben de yavaş yavaş
tükeniyorum... Onca yıldan sonra; hayata dair ne kaldı ki elimde? Kocaman bir
hiç! Öyleyse neden bunca çaba, neye bunca isyan…

Öyle anlamsızki yaşadığım hayat. Her şey az sonra gerçekleşecekmiş gibi duruyor,
elimi uzatıyorum tutmak için, kayboluyor. Benim dışımda kopuyor bütün kıyametler
ve ben kendime uyan bir kıyamet beğenmiyorum…

Kalbime bir kurşun sıkacak gönüllü katilimi arıyorum ya da yüreğime su serpecek
elin sahibini... Toprağa ateşi düşürecek, denizi yakamozlarla süsleyecek sesin
sahibini… Artık basit şeyler bekliyorum yaşamdan. Örneğin, kimselerin bilmediği
sırlarım olmalı ölürken... Kimselerin gitmediği sokaklarım olmalı... İçimi
kanatan özlemlerle yaşlanıp, sonra da sessizce gitmeliyim bu dünyadan.

İşte yine susuyorum; siyah bir geceye dönüyor her anım ve okuduğum her şiir
kanatıyor yaralarımı. İçimdeki çocuk ölüyor... Yalancı gülümseyişlerle beni
ciddiyete çağıran insanları da önemsemiyorum. Elimden kayıp gidenlerden
korkmadığımı bilmiyor ki hiç biri…

basak
03.08.2008, 00:21
http://www.tevbekapisi.com/imgs/yaziresimleri/hat.jpg

KELİMELER KALPTEN AKAN katrelerin kabı…
Kalpte ne varsa o damlar ve tekrar ait olduğu yere döner damlalar...
Kimliğin kilididir kelimeler…
Kibar kalpten kelamın kibarı damlar, kem kalpten de kem kelime…

Boş değildir kelimeler, boş olanlar bile bir boşluğu ifade eder…
Hiçbir kelime de boşlukta kalmaz, bir kalbe konuk olur…
Keder kelimeleri kederliler kapar, kimsesizlerinkini kimsesizler tutar, sevinçliler sevinçlileri sevindirir…
Yaslıları yaslandırır yaslı kelimeler…

Hikmetin kabı, mananın kılıfıdır kelimeler…
Mana denizi kabardığında kelime dalgasıyla vurur yürek sahillere…
Sahile değişik şekiller verir bazen nazlı, bazen hırçın vuran dalgalar…
Engin denizlere yelken açmak da kelime teknelerine binmekle olur…
Denizle sahil arasında gelgitleri oynar kelimeler…

Kimse kaçamaz kader kelimelerden ve kader olan kelimelerinden…
Kem bir kelime kendinin yazdığı yazgıdır ve tekrar sahibine yansır…
Hased hasisliktir, sahibini yakar… Gıybet kendini dişlemektir…
Zan zulmü, zamansız yakalar kişiyi…

Kelime varsa bir kalem vardır…
Bir kelimedir kâinat…
Kâinatı “Kün” ile yazan kader kalemi, her bir kalbe de ayrı bir imza atmış, her ömre farklı bir yazgı yazmıştır…
Motif motif çizmiştir “an”ları, desen desen yapmıştır yolları…

Kün kaleminin ucundaki zerrelerle yazılmıştır kâinat…
Galaksilerin kavislerinden, kelebeklerin kanatlarına aynı mühür konmuştur; “Vav”…
Aynı kalem kalbin göz bebeğinden göğün göğsüne bir çizgi çekmiştir; “Elif”…
Ve insan her bir şeyde “Hu” yu okusun diye yaratılmıştır.

Kâinata ve kalbe yazılanlara iyi okumak güzelliklerle bezenmektir…
Kem kelimelerle kirletmez kalbini…
Hikmet konuşmak varken gıybet etmez, tefekkür ederken hasislik düşünmez, güzelliklere nazar ederken zanna zamanı kalmaz…

Hayatıyla bir “Elif” yazar, “Vav” vuslatıyla yürür, yüreği “Hu” okur..

Hüseyin Eren

basak
03.08.2008, 23:17
Dinle beni yüreğim...sadece ve sessizce dinle....ve selam et yüreğim...sevdaya aşka dair ne varsa hepsine selam et.........


Bir yalvarışla çıkmıştık yola biz...bir haykırışla...umutlarımızı anlatmıştık susayan gönüllere.....biz sevdanın esiriydik yüreğim....biz aşk askeriydik...


Şimdi bir köşede bükükse boynumuz...ağlıyorsak hala,incilmişsek yine toparlanma zamanı yüreğim....bu yolda acının adını GÜL koyduk biz....zehirin adını BAL koyduk biz....itselerde, herkesi DOST bildik biz....bilelim yüreğim hep böyle bilelim biz...

Dertlere siper olma zamanı,gönüllerde sevda olma zamanı..yüreğim kışın bahar olma zamanı....hadi bir umut yine...kalkalım ayağa..hadi silelim gözyaşlarımızı...kimse görmesin bilmesin ağladığımızı...dostumuz olan geceyi bekleyelim yüreğim....ve de bizi yalnız bırakmayan yıldızlarımızı..onları dost seçtik biz kendimize...çünkü hem çok uzaktırlar hemde çok yakındırlar...ve de ışıklarıyla geceyi ne güzel aydınlatırlar...örtsün yüreğim gece bütün yaralarımızı....saklasın bizim gözyaşlarımızı.....elimizi kaldırdık ya semaya biz....UNUTMA yüreğim biz istedik aşık olmayı RABBİMİZDEN...biz istedik dertleri can-ı gönülden...gelsin dedik...sevginin fedakarlığı olacaktı elbet....

Yüreğim aşıklar için burası sadece bir gölgelikti..yani o kadar kısaydı..O yüzden aşıklar buraya hiç kıymet vermediler....kimseyi incitmediler..değmezdi ki zaten bir gölgelikti bura onlar için...onların yurdu aşıklar diyarıydı.....ne kadar uzağız dimi yüreğim oraya..gayret yüreğim...gayret ve az sabret yüreğim....kapı kapı dolaşma zamanı şimdi...sevginin sahibini anlatmak için...kovulsak ta anlatma zamanı yüreğim aşkın sahibini tanıtmak için...anlatalım haykıralım ve yanalım yüreğim...nereye gidiyor bu insanlar diye....ağlayalım yüreğim ağlayalım...bize sevgiyi öğretmişti RABBİM....sevgiyi tanımamız için bize anne baba eş dost göndermişti.....ama bunlar araçtı yüreğim...basamak basamak HAKKA ulaşmak için....sevmekti yüreğim sadece onun için....

Hüzün mevsiminde dökülen yaprak gibiyiz....savrulduk her yere..kaybettik benliğimizi..unuttuk nerden geldiğimizi ve nereye gittiğimizi....ve şimdi yüreğim....hatırlama ve hatırlatma zamanı...gözler sahtelikleri gördü hep..eller sahteye uzandı hep...kaç el yetim başını okşuyor yüreğim...kaç el bir gözyaşı siliyor....oysaki bu eller bize yüreklere dokunmak için verilmişti...ve kaçımız şimdi gerçekleri görüyor..kaçımız işine geleni görüyor....oysa yüreğim bu gözler hakkı görmek için verilmemişmiydi.....
ve kaçımızın kulağında sevgi sözcükleri çınlıyor....kaçımız iyi şeyler duyuyoruz..oysa bunların hepsi bize bir duyguyu büsbütün yaşamak için verilmişti....aşk...
işte ozaman göz onu görürdü,kulak onu duyardı,ayak ona varırdı,el ona uzanırdı......

Hasret yükünü sırtlayarak çok yollar aldık...gözyaşlarımızı gönlümüze akıttık...ve yüreğim senle beraber kanadık,acıtıldık,incitildik,itildik......varsın yapsınlar yüreğim....biz burda kalıcı değiliz...varsın yapsınlar yüreğim biz lanet edici değiliz....her şeyi gören her şeyi görüyor yüreğim...sen üzülme...mahzun olma....

Umut hayalimiz olsun..sevdamız sermayemiz olsun...gözlerimiz ışığımız olsun...sözümüz özümüz olsun...halimiz aşkımız olsun...benliğimiz HAK ESİRİ olsun.....güneşimiz rüyamız olsun....ve bir gün öldüğümüzde adımız aşık konsun.....
hep diyorum ve hep diyeceğim yüreğim sanma aşk kolay değildir....aşıklar diyarınaavarmak kolay değildir...bedelde herşeyi ister....aşıklar kendilerini düşünmezlerdi kendileri yoktiki zaten onlar hiç buraya ait olmadılarki....onların yaşadığı acıları yaşamadan bu yolda sana yol yok yüreğim..yol yok.....

ve yüreğim yine gitme zamanı...


ALINTI

basak
03.08.2008, 23:27
http://img454.imageshack.us/img454/9567/auracn8.jpg

İçimde bir deniz var rengi siyah..
ruhum renk Ahenk

efruz
03.08.2008, 23:42
Şimdi bir köşede bükükse boynumuz...ağlıyorsak hala,incilmişsek yine toparlanma zamanı yüreğim....bu yolda acının adını GÜL koyduk biz....zehirin adını BAL koyduk biz....itselerde, herkesi DOST bildik biz....bilelim yüreğim hep böyle bilelim biz...


Harika bi paylaşım,emeğine sağlık.çok begendim

basak
04.08.2008, 23:27
Kalmak, kendimi terkimdir

Denklemler içindeyim. Hangi yaşanmışlığımı versem haklı çıkarmıyor beni aşk. Sonum tanımsızlıktan geçiyor. Sıfırların ardına saklanıyor eldelerim. Elleri boş bir aşktan medet umuyor hislerim. Düşlerimin harf kalabalıklığına isimler kazıyorum. Ve yarım kalmış yüzleri tamamlamak için kalemi bırakıp, fırçaya hapsediyorum parmaklarımı. Aşk! Bu kadar eksik mi yüzün bende?

Geceye gözlerimi astım. Uykuyu karanlığın bağrına zincirledim. Bilmem ki kaç yanılgı boyu durdum köşe başlarında? Kaç defa kendime tezat düşler biledim? Bana bir mutluluk borçlu yaşadım hep. Sayfalarca sustum, satırlarca düşledim. Aşk bile anlamadı haykırışımı. Yine kendim yaşayıp tek başıma büyütüyorum cümlelerimi. İki kişilik hayallerden aforoz ediliyorum. Düşlerimin üzerinde tepiniyor birileri. Adımı lime lime ediyorlar. Sesim katlediliyor.

Harflerden ibaretim artık…

Bir bavula sıkıştırıp tüm anıları, gitmeliyim diyorum. Kalmak, kendimi terkimdir çünkü.

Yâr, bu bir ihtilalden arta kalan zaman kırıntıları… Dönüşsüz gidişlerin demlenmiş vedaları… Şimdi sana yakılmış bir ağıt isteme benden; gözlerim bu denli söylenirken…

Sesimde katillerin kanlı elleri… Yankesicilerin, anılar dolu bavulumda gözleri. Nereye gitsem mahkûm, nereye gitsem zanlıyım. Haberim olmadan kendi içimde yarınlarımı asmışım.

Yalnızlığımın elinden tutup sürüklüyorum. Kendimi kendim bulamayacak kadar saklamak istiyorum. Yorgunum yâr… İçim ölümlere göz açıyor seher vakitlerinde. Ahh bir becerebilseydim kendimden uzaklaşmayı.

Büyük bir savaş var gözlerimde. Ölüp ölüp diriliyor harfler. Hani o arkasına saklandığım sevdanın sahibi? Hani, nerdesin yâr? Beklemekten adam olmadı düşlerim.
Nerdesin?
Ölüm cezasına çarptırılacak kalemim.
Sen de anlamadın yâr… Sen de anla(ya)madın…
Ey Aşk!
Sen bile anlamadın beni…
Ben daha kimden medet umayım ki?
alıntı

basak
05.08.2008, 23:14
http://img95.imageshack.us/img95/3554/gkyzjy6.jpg

Göğe merdiven dayadım, yıldız toplamak istersin diye

O yıldızları alıp bir fanusa yerleştirmek geçerse içinden bir de, gök mavisinde seçtim

Bak masanın üzerinde, tam da evin geceye nazır köşesinde; loş ve narin ve dilrüba...

Hani olur da yıldızlarla sohbet hoş gelir, oturursun bir köşeye; içine düşer nadide bir tını

Ve başlar geriden sadası kozmosun...

Kaybolursun,

Ben bulurum seni yıldızların arasında en parıldayan halinle,

en parıldayan halinle,

en parıldayan halinle...



Göğe merdiven dayadım, ‘sonu var mı şu evrenin’ merak eder de bakmaya çıkarsın diye

Uzayın içinde salınırsın da uçuşur eteklerin

Oraların da sokak kedileri vardır belki, ürkek bakarlar duvar diplerinde; okşarsın gıdığından birinin

Uzay okaliptüsleri kokusunu bırakır, dağ laleleri rengarenk açar belki; doyamazsın

Ve ırmaklar dökülür gezegenlerden,

Ve çöl fırtınası kumları tepelerden tepelere taşır,

Ve sen, ‘dünya da ne küçükmüş’ dersin

Ben seyrederim senin özgür gülüşünü kendi penceremden,

kendi penceremden,

kendi penceremden...



Göğe merdiven dayadım, bir de oradan bakmak istersin buralara diye

‘Nasıl görünüyoruz’ sorarım sana, olur da geri gelirsen yer’e

Hem belki özlemiş olursun beni, ben’li her şeyi; sevinirim, bir garip telaş kaplar içimi

Oralarda acı yoksa eğer, savaş yoksa eğer, zulüm yoksa eğer...

Beni de tutup elimden merdiven boyu sürüklersin belki, dolaşırız

Bana en sevdiğim tatlıdan yedirirsin, en sevdiğim renge boyarsın kaldırım taşlarını

Ve ben sana dilbeste,

Ve ben sana dildade,

Ve ben sana pervane...

Gezinirim peşinsıra o yıldız senin, bu yıldız benim;

o yıldız senin, bu yıldız benim;

o yıldız senin, bu yıldız benim...



Göğe merdiven dayadım, olur ya güneşe varmak istersin diye

Bir avuç sıcak alıp güneşten, üşüyen yüreklere dağıtırsın azar azar... azar azar...

Park köşelerinde uyuyakalmışlara; evsiz tüm insanlara, bir de hayvanlara

Belki biraz da bana;

Sensizlikten titreyen düşlerime, düş bahçelerime...

İçimde donan her ne var ise, soğuktan kararan her ne var ise, kanayan her ne var ise...

‘Çık sıcağını kendin al güneşten’ dersen bir de, düşer bakışlarım yere

Yine.

Eteklerinde dolaşan yıldızlardan biri kopar da konar avucuma,

konar avucuma,

konar avucuma...



Göğe merdiven dayadım; mümkün olanda değil, olmayanda hep arandığın için belki

Yer’de bulamadığın kendini orada belki

Yer’de bulamadığın sevgini orada belki

Yer’de bulamadığın her ne ise orada belki...

Göğe merdiven dayadım, gel de götür sen’i.


Naz Ferniba

Bİ'takat
06.08.2008, 13:38
Kendi kaleminizle mürekkeplere yol göstermeniz beni bahtiyar kılmıştır.Bu paylaşımların artarak devam etmesi arzusu ve ümidi ile

BE'dualarınızda................

basak
06.08.2008, 23:00
Kendi kaleminizle mürekkeplere yol göstermeniz beni bahtiyar kılmıştır.Bu paylaşımların artarak devam etmesi arzusu ve ümidi ile

BE'dualarınızda................

çok teşekkür ederim ama çoğu benim yazım değildir alıntıdır yazdım zaten isimleri de altına bu kadar güzel yazamıyorum maalesef henüz, yazıyorum bişeyler ama...ilerleyen zamanlarda onları da ekliycem inş:çiçek:

basak
07.08.2008, 00:39
Her seyi bırak!
çık dısarı.. Biraz sus... Yaz bütün ihtisamıyla hatırlatsın sana unuttuklarını, göstersin sana görmediklerini ve canlandırsın seni

Bilmelisin ki alısmak, hissedememek Allah'ın(c.c) en büyük cezalarındandır.
Sevgili eslerimizin gözleri, Peygamberlerimizin sözleri, kusların uykuları, bebeklerin uyurken gülmeleri, geceleri çocukların üstünü örten babalar...
Gemileri yakan Tarık bin Ziyadlar...
Kızlarının saclarını tararken torunlarına gülümseyen anneler...

Uyuyarak korunmaya calısan O "Yedi Arkadas"
Dün Kudüs'te günesin altında vatanını, gelecegini isterken vurulan kolları yana sarkmıs aglayarak son nefesini veren o onyedi yasındaki çocuk... Vurulan cocukların anneleri.!

Günesin batısını izleyen insanlar gibi Allah'ın ayetlerindendir. Bunu gör artık !

Gazeteleri bırak televizyonu kapa bir ceket, bir kitap çık dısarı Hira dagına yürüyen O(s.a.v) en Sevgiliyi düsün O'nun(s.a.v) gibi asık, O'nun(s.a.v) gibi huzurlu, O'nun(s.a.v) gibi sadık, O'nun(s.a.v) gibi hicret et... O'nun(s.a.v) gibi dön yüzünü hayata! Hayatın kaynagına ALLAH'a... (c.c)

Daha cok özür dile ve daha cok yardım iste!
O'nun(c.c) gibi sırtını dön kısır hesaplara, sarlatanlıklara!

Alıskanlıklarından,ihmalkarlıklarından tembelliklerinden ve umutsuzluklarından hicret et!
Ask ile alınteri ile dua ile olsun her isin.. Peygamberler gibi!

Irmak boylarında yürü,hatırlayarak bütün Peygamberlerin bir ırmak gibi oldugunu...
Hiçbirseyin onları durdurmadıgını , bazen topragın üstünde gürül gürül, bazen topragın altında sessiz.. Ama hiç durmadan aktıklarını, hep berrak olduklarını unutma...

Bilmeden düsünmeden konusanları bırak.. kalsın.. senle kalsın vicdanın.. Bir kalbimiz oldugunu, gözü yaslı olmak gerektigini unutma... ve öyle konus konusacaksan! Sıkıntıların geri kalmamak için bir tesvik oldugunu unutma!
Yola düsmek için, ALLAH'a yakın olmak, daha az keske demek için, uyuya kalmamak için bir tesvik oldugunu unutma sıkıntılarının...
Bizim dinimizin yasama bir övgü oldugunu unutma!
Bir yandan sükretmeye, bir yandan alısmamaya ve reddetmeye devam et!

Korkularında sevinclerinde sahici olsun..

ÖLÜM KAPIYI CALMADAN...

Marmara Fm 'den alıntıdır..

basak
07.08.2008, 23:37
http://img256.imageshack.us/img256/5396/naturephotography040fs3my2.jpg


Hiç baba olmamışların da bir günü olmalı; senede değilse bile, ömürlerinde bir günü.

Hiç anne olmamışların, hiç sevgili olmamışların, hiç çocuk olmadan büyümüşlerin de bir günü olmalı hayatlarında.

Öyle hatırlatır gibi değil, imalardan, yanlış anlamalardan, başa kakmalardan uzak bir gün… Bir tür özlem giderme, bir tür “şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler” şeklinde…

Etrafı bayram ederken bayram edemeyenlerin, bayram nedir tatmamış olanların da bayramı olmalı. Bir gün değilse bile, ömürde bir saat…

Kolonya dökmeli, yorgun ellerine. şeker tutmalı, ağız tadıyla yiyecekleri. Sohbet etmeli havadan ve sudan. Hatrını sormalı içten ve “iyi değilim” cevabına dair bir şeyler yapmayı baştan kabullenerek.

Hiç başı okşanmamışların, hiç güzel söz duymamış olanların, bir tane kır çiçeği bile olsa hediye alınmamışların da bir günü olmalı; en azından bir günü.

Başlarını okşamak, güzel sözler etmek, çiçekler vermek; belki umuda, duaya, tevekküle dair sözler etmek ve nihayetinde görevini yapmış olmanın rahatlığıyla değil, gözü arkada kalarak ayrılmak…

Belki sadece selam verip, sokakta ayaküstü hayattan, sıradan konulardan, incir çekirdeğini doldurmayacağı sanılan mevzulardan konuşurken, araya bir parça umut, bir parça inanç, bir parça teselli bırakmak.

Hiç sevilmemişlerin, hiç özlenmemişlerin, hiç aranıp sorulmamışların, hiç uğruna gözyaşı dökülmemiş, telefon numarası kaydedilmemiş, evinin adresi hafızaya nakşedilmemişlerin de; seveni, özleyeni, arayıp soranı, gözyaşı dökeni, telefon ve adres defteri olma günleri olmalı.

O gün, hiçbir tv kanalında, hiçbir radyo istasyonunda, hiçbir gazete köşesinde, hiçbir bilboardda, hiçbir reklam kuşağında işlenmese de; biz bilmeli ve yaşamalıyız.

Eğer o gün bugünse ve siz de onlardan biriyseniz, “Hiç…” gününüz kutlu olsun.

alıntı.

Ah minel aşk...
07.08.2008, 23:42
Eyvallah kardeş.....yüreğine sağlık...

basak
09.08.2008, 00:01
http://img128.imageshack.us/img128/9616/thevoiceinsidebycowluvaec7.jpg
Bir yankı ol, ses kat sesime..

Yoksa yaklaşıyor yaklaşmakta olan…

..Leylâ vü Mecnûn..

basak
09.08.2008, 23:58
Afedersin küçük kız,sen tanıyor musun bu diyarın sakinlerini?Ben yabancısıyım nicedir kendimin...
Üstüne faili meçhul cinnetler giyinmiş siyahın renk zannedildiği gecede,epeydir düşlerimde satılıp hayaline vurulduğum bir kent düştü gölgeme...Mavinin binbir akisi yüreğimdeyken,´´sus´´orucundaki kelimelerimin bozuldu niyeti.Boyumda büyük isyanlar ceplerimde,kirli beyaz...Ben bilmezdim hiç bir gerçeğin böylesi kanatışını,beni hep masallarla uyuttular küçük kız!Oysa ben düşlerin gözaçılımını bilmek istememiştim ki!Şimdi dualarla mühürlesemde gözlerimin imdat perdelerini dipsiz bir boşluk ardı arkası... Kendime geldim,bu oyunun adı evcilik değil küçük kız,yanlızlıkla oynanan kalabalık kentçilik...Kimseler aldırmayı aldırmıyor kendine...Delme çatma intiharlarla derdine şifa arıyor herkes,oysa bu teknolojik çaresizliğin panzehiri yok!Ömrün yakası sıkboğaz ettikçe hayatı,bir an önce sırrakadem basmak istiyorum...Sen ölümden başka adres bilir misin küçük kız?
Baksana,hayırlı bir ayak izi yok caddelerde,önden gidenlerin...Gözlerini şimdi aç ne olur,bari sen büyüme!İnan bana,başucunda saçlarını okşayan ellerim temiz hiç bir kente değmedi.Kimse ellerimi senin kadar haketmedi ve yüreğime hiç bir an,böylesi şevkati bahşetmedi...Ben seni hep özlemişim küçük kız,yağmurlar düşerken geceye...Değerken yüreğime asla derine inme,kan kokuyor duvarları.Sen sadece kırmızının,sarı saçlı bebeğinin dudak rengi olduğunu ve mavi suların içine gömülen ihanetleri de öcü bil...Bastığın kente dikkat et, kayarsa ayağın gerçeklere yanılırsın...
Gönlünü avutan amalar konvoy halinde geçiyor kirpiklerimizden,onları göz çukurlarında boğman gerek ama önce sen yüzmeyi öğren küçük kız! Sokaklarda avaz avaz duyduğun senin ninnilerine benzemiyor değil mi?Onlar kentin sağırları korosu,repertuarlarında ki boşluk türküsünün nakaratı,aldırma sen!
Geçmişte çocukluğumun ellerinden tutup götürdüğüm parka gitmek isterdim seninle ama orası büyümenin ayıplandığı yamalı özgürlükler mahallesinde...Kentine dikkat et küçük kız,lütfen kendinden geçme ...
Boynuna asılsa da tüm bilgeliklerirn vebali,dik tut belini umutlarının!..Bu kentte alışmış martılar ürkek bakışlarla beslenmeye,bulutlar rengini kara göstermeye.Sen rengine sahip çık !Bak,kent şahitlerinden ay,idam asırlardır yıldızlar bahçesinde...
Tek dilsiz şahidi şehrin mavi sular,haya ediyor çirkefe bulanmış maskeli çehrelere değmekten,işte bu yüzden asırlardır topluyor eteklerini kıyılardan...Ayrılıklar kin kusmadan denize gerçekleştiremiyorlar emellerine...Ve kızıl ihanetleri değdirmiyor diline denizkızları,sırlar hala derinde...
Anlasana küçük kız,kaçtığı müddetçe beyaz kalacak güvercinler...Yürekten dudağa inince bitmeye meyilli tüm sevgiler...Gözlerin alt yazısını öğrenmedikçe sen,güvenini emecek pembe lensli vampirler...
Kendine dikkat et küçük kız,saçlarına dolansa da yarınlar arkana bakma,onlar seni bencilliğe sürükler...Geriden gelenlere hayırlı bir iz gerek,ayağını sağlam bas yapay hisler kentine.Mor bir çırpınışın işareti yüreklendirsin yüzünü geceye dönmüş günah tiryakilerine...Mecburi istikamet ölüm meleğiyle tek randevuden ibaret!Düşlerini hayata boyaman için sana bir tutam mavi gerek!Sahip çık rengine!
mutluluk kendi başına uydurduğun masalda saklı,kulak versene küçük kız!...
alıntı

basak
10.08.2008, 23:35
Hani bazen aklın-yüreğin yelken açar ya senden?..

Sende değilsen, O'nda hiç yoksundur ya hani?..

Farketmezsin ya hani çoğu kez, tâa uzaklara kaçtıklarını..

Ordasındır ama yoksundur. Varsındır ama yoksunsundur.

İşte o an sobele kendini!

Geri çağır uzaklardan seni.. Seni sana döndür.

Yoktan var edenin adıyla;

Lâilaheillâ ente subhânek innî kuntu minezzâlimîn

Geri çağır kendini!



Namazdasın şimdi de..

Vahy sağanağında söyleşmektesin O'nunla, O'ndasın..

Birden!..

Âniden bir sapma!..

Bak aklın-yüreğin kaçıverdi senden!

Ve düşüş..

......

......

......

Huzurdan.

-Ne yapayım..
-Ne söyleyeyim..
-Ne giyeyim..
-Ne olacak?..
-Ne..
-Ne..
-Ne..

Ne sendesin ne O'nda, başkalardasın..Başkalarlasın!..

Gurbetlerdesin..


İşte o an sobele kendini!

-Allâhuekber de geri çağır seni!

-Allâhuekber! Bak Seninleyim..

-Allâhuekber! Bak Sendeyim!

Çünkü namazdan sana kalan "O'nda olduğun" kadardır..

-Allâhuekber!

-Allâhuekber!

-Allâhuekber!

-Sendeyim, Seninleyim, Senliyim..

- Ben bendeyim şükür, Sana bendeyim.

alıntı

basak
11.08.2008, 23:04
http://img228.imageshack.us/img228/5666/denizzzxx5cw5.jpg

-Mavi bir şey içimde kaldı. Bu ne kadar uğraşsam anlatamayacağım bir şey. Uzaklara uzanan bir yol, ufkun köşesi, içimde dalında titreyen bir küçücük yaprak, rüzgârın nefesinde savrulup giden bir parça beyaz bulut, şırıltılı bir su, gücüm, kuvvetim, heyecanım, merakım, dimdik ayakta bir çınar, her şeyden bir parça yolda kaldı. İnanın bana, söyleyemiyorum, bir şeyler içimde kaldı.

Yuvarlanıp duran küçücük bir mavi bilye bir o yana gidiyor, bir bu yana. Yaklaştırıp gözünüze tutsanız bu bilyeyi görürsünüz:
içinde gökyüzü, içinde yeryüzü, çam ormanları, gürüldeyerek akan nehirler, yüksek yaylalar, doludizgin boşanan atlar, patlayan şimşekler, içinde sonu gelmeyen yollar, karmakarışık...
Sırça köşkün pencerelerinden sarkan sarmaşık gülleri, içinde yağmurlar yağan bir billur saray, çatısında parlayan gün ışığı, saçaklarından dökülen ışık huzmeleri, bir o yana yuvarlanıyor, bir bu yana.
Rüyalarımdan bir damla, küçücük bir mavi bilye içimde kaldı.

Anlatamayacağımdan değil telaşım, anlaşılmayacağından değil.
Ellerim titriyor, yüreğim tir tir titriyor. Treni kaçıracakmışım gibi, boşluğa yuvarlanacakmışım gibi, bardaktaki süt dökülüverecek gibi, içimde bir endişe, bir şeyler pırpır ediyor.

Göğsüm bir kafes, içinde bir kuş çırpınıyor. Her şey uçup gitti başımdan.
Uzaklar aklımı aldı. Neler vardı çıkınımda, hatırlayamıyorum. Parmaklarımı bile sayamıyorum. Başım dönüyor. Korkuyorum.
Sırtım boşluğa geldi, arkamda ne var bilmiyorum.
Anacığım kucağın nerede? Ayaklarım dolaşıyor, nefesim düğümlendi, yutkunamıyorum. İçimi bir yerlere dayamak istiyorum. Göğsümü parçalamak istiyorum. Göğsüme sımsıkı sarılmak istiyorum.
Kayboldum, yolda kaldım.

Kendi kuyruğunun avcısı bir zavallı kedi, ne kadar sıçrasa tutamaz, ne kadar yorulsa...
Her yeri dolaşsam bulamam, elimi uzatsam tutamam. İçimde titreyen bir boşluk, neyi kaybettiğimi unuttum, bir hatırlasam bir daha unutamam. Yollarda sürüyorum bedenimi, nerelerden geldim, nereye gidiyordum, bilmiyorum, ama hiç olmazsa bir damla mavi şey bari içimde kaldı.

yusuf nusret

basak
12.08.2008, 23:41
Hicaz pirlerinin Cüneyd i Bağdadi' ye gönderdiği mektup:

‘’Ruh kalpte, kalp bedende hapis…
Madem ruh zindanını hissetti ve sende kalbinle, kalbinden, kalbin sırlarına doğru yola çıktın;
Bilesin ki
Yol erine durmak yoktur.
Ehil olanlar aldanmışlığa inanır
Onlar;

Aşka kalp olan maşuklardır.
Aşk ile can eşiğinden geçmeyi
Ruhu üns nazarıyla, kalbi hayretle görmeyi;
Ölümü muhabbetle benimseyip
Dirilişi lütf ile gerçekleştirmeyi bilenlerdir.

Ey yolcu!
Ölmeden önce öl
Mezarını kaz.
Sur’unu duy.
Mahşerine uyan…

Gözlerindeki perde kalktı mı?
Terazini kurdun mu?
Sırat’ını adımladın mı?
Kitabını gördün mü?
Can fanusunda bu rüyayı tekrar etmeye bak

Bedenini dalgalara bırak. Bırak, adı aşk olan umman seni öldürsün ve kıyısına taşısın.
Ölümden sakınma kendini.
Belkıs gibi adım atmaya korkma, boğulurum sanma.
Orası billur bir zemindir; su değil gerçekte hilafetin tahtıdır. Aradığın asli makamın o kıyıdadır.

-sen bundan gaflette idin! Biz senden perdeyi kaldırdık. Bugün artık gözün keskindir’ ayetince, benlikten kurtulmaya, ölmeye bak.

İlahi varlığına kavuşmak için, beşeri varlığından kurtulmalısın.
Bunun için yapman gereken yok olup doğmaktır.
Yok ol ve doğ, yok ol ve doğ, yok ol ve doğ…
Ancak bunu tekrarladıkça yol alabilir ve kıyıya erişirsin.

İşte sana verilmiş sağ tarafındaki nur; onunla gözüne ufuk çiz…
İşte hizmetine verilmiş melekler; onlarla ebediliğe yoldaş ol…
İşte kalbin senin için seçilmiş ayna; orada hakikatini gör…

Öyleyse niyet et
Ve sebat ile ümit var ol.

Kalbin perdesiz,
Gayretin mübarek ola’’

basak
13.08.2008, 22:25
Ayrılıklar geceye benzer. Bütün yarınlar da sabaha can!

Geceye az kaldı. Ayrılık, gelini götürmeye gelen düğün alayı gibi kapımızda. Kimler ayrılmadı ki canından.

Ayrılığı, cennetten ayrılan Hz. Adem'e sor. Tufan'da oğlunu dalgaların pençesinde bırakan Hz. Nuha, Yusuf'u için inleyen Hz. Yakuba, içindeki ejderle boğuşan Züleyha'ya, yüreğinin sesini susturmak için bileğiyle dağları oyan Ferhad'a, Şems için kavrulan Mevlâna'ya, binlerce evlâdını gurbete gönderen Anadolu'ya, en çok da Resulü'nü Medine'ye gönderen o kutsal diyâra, hasılı gidenin ardından bakıp kalanlara, ocak gibi yananlara sor.

Geride kalan, hep inleyendir ana misali, can! Giden hep yârdır, candan candır. Her şeyi alıp götüren de odur, götürdüklerinin iki mislini geride bırakan da...

Giderken arkada bıraktıklarına son bir kere bakıp da öyle gitmeli insan. Yaşadıklarını, paylaştıklarını gönül heybesine yerleştirmeli. Paylaşılan andır, zamandır, dönüşü olmayandır. Paylaşılan hayattır can!

Vefâlı olmalı insan. Vefânın dersini Kur'andan; âlemlerin muallimi, Gönüllerin Sultanı'ndan, O'nun nurlu ashâbından almalı.

Dostlarını daima vefâ ile hatırla can! Arayan sen ol, bulan sen; tanıyan sen ol, kucaklayan yine sen. Kula vefâsı olmayanın Hakk'a vefâsı olmaz. Git ki, vefanın ter ü tâze hüküm sürdüğü yeni bir hayata başla... Haydi daha fazla durma karşımda. Kurşun gibi bir anda al, ellerini benden. Su gibi aksın ellerin ellerimden.

Yüreğini yüreğimde, gözlerini gözlerimde bırak da git. Beklemeden, bir kelime bile etmeden git. Canımı canımdan kopar da git.

Giderken son bir defa Hakk'ın selâmını esirgeme benden. Arkada kalanın gözü yaşlı olur, yüreği yufka, gönlü ince. Ben, içimdeki korla, bağrımdaki volkanla, öylece dağ gibi arkanda kalayım. Yapayalnız hecelerde kaybolan ben olayım. Sen sağlam adımlarla yarınlara yürürken, yıkılan ben olayım.

Gülen sen ol, ağlayan ben. Yeşeren sen ol, sulayan ben. Bana saplansın paslı mızrakların ucu, sana dokunmasın. En çılgın isyanlarını, savaşlarını, sırlarını gittiğin diyarlara götürme. Kötüye dair ne varsa benim yanımda kalsın. Benim avuçlarıma bırak. Ben onları dua dua ak kanatlı kuş gibi göklere uçurayım. Benim payıma; ilâhî dergahtan, ayrılık sahillerinde anıların gönüllü bekçisi olmak düştü. Hak'tan gelene razıyım.

Sen geçmişi bana bırak can!

Vefa nedir, bilir misin? Vefâ arkanda bıraktığını, giderken yaktığını yabana atmamandır. Vefâ; dostluğun asaletine, bir dua sonrası verilen sözlere, hayallere ihanet katmamandır. Vefâ; ötelerin sonsuz mükafatı karşısında, cehennemi hafife almaman, ulvi güzellikleri dünyaya satmamandır.

Şimdi ayrılık vakti can! Gecenin en karanlık vakti. Vaktin Yaratıcısı, az sonra geceden gündüzü doğuracak. Vakit gitme vakti, bizden aldıklarını gitmesi gereken yerlere iletme vakti...

Al can! Bu heybe senin. Sol yanımdan bir parça kopardım senin için; tâ özümden, tâ közümden...

Uğurlar olsun can!


Beni kışta bırakıp yeni bir diyara gittiğinde baharı bekleyeceksin. Baharı beklemek ne güzeldir, baharda toprağı parçalayan kır çiçeklerini gözlemek...

Sen benim kır çiçeğimsin can, sen benim aşk çiçeğim. Sen benim yüreğimsin.
Vasiyetim olsun sana. Bir gün öldüğümde, kabrimi mutlaka ziyarete gel. Ama yalvarırım yalnız gelme. Baharda derlediğin yüzlerce kır çiçeğiyle gel. Ve başucumda onlara sevgiyi anlat, dostluğu, vefâyı, hakîki Dosta vefâlı olmayı anlat.

En büyük vefâ, Hakk'a götürecek fırsatları yakalamaktır. Bulduğun her fırsatı zamanında değerlendirmektir. Sakın ha! Fırsatları kaçırıp da, Kâlû Belâ'ya vefâsız olma! Fırsatlar bulutlar gibidir, gelir ve geçer. Sakın ha! Fırsatları kaçırıp da, kaybetme bedbahtlığıyla yok olma.

Vasiyetim olsun:

Vefayla kal can!

Vefayla Kal.....

alıntı

basak
17.08.2008, 22:29
İNSANSIN VE İNSANLARLA beraber yaşıyorsun…
Kırık kırıktır için… Özün eziliyordur çok zaman…
İçini açamazsın kimseye, iç çekip durursun kendi içinde…
Kimi anladın ki, kim seni anlasın… Neyi istediğini, neyi sevdiğini biliyor musun ki…

Yüreğini yırtıyor sevgini verdiklerin…
Hissiz mi yürümeli ıssız yerlerde?
Sensizlik senden daha mı sevimli sevgili sevgi? Yakınlık yakıyor, yalnızlık üzüyor…

Dostta denir mi her dert? Dedin de ne dinledin? Kime dayanacaksın yüreğinde yürüyen dertler için?

“ Ne tesellisi var, ne şarkının, ne sazın” Sözler silik, sazlar kırık… Hayat bestesi hüzünlü…

Gülmek mi mutlu eden, ağlamak mı? Huzur hiçbiri mi? Hiç mi her şey?
Hiçlik dereleri nerede duracak, varlık dağlarına ne zaman çıkılacak?

Uçar gibi gidiyor zaman, uyur gibi geçiyor ömür…
Harcanan hayat… Hayıflanması gereken hayallerle oyalanıyor…
Yuvasız kuşların şaşkınlığıyla çırpınıyor…
Çaresiz dallara konuyor kırık kanatlarla… Acı kanıyor içi… Dertle dönüyor dışı…

Umutla doğuyor her sabah, ölümle yatıyor her akşam…
Dert döşeğinde gözleri açık uyuyor, deva prensesi gelir de ellerinden tutar diye…
Acı şerbeti şifa şevkiyle içiyor… Deva diye dayanıyor dertlere…

Sevgiyi saflaştırır sıkıntılar, dostlukları derinleştirir dertler… Sürüklendikçe yüreğin, özüne yol alırsın… Savrulması gereken sevgi değil, her şeyi yutan senin “ben”in… “Ben” de boğulmazsan içindeki “ben”le buluşursun…

Dert dalgalarıyla çalkalanırken “ben” in, duru ve derindir özbenliğin… Sevgi saf, hikmet diri, varlık dağları yücedir bu benlikte…

İçtiğin acılara, dayandığı dertlere değmiştir, “Ben” den geçmiş “Birben”e erişmişsindir…

Özün özüne erişen kabuk ağlamalara güler geçer…
Günlerin üstündedir gönlü, gönlünden damlayan günleri de güldürür…

Dertler gülmekle geçmez, acıları dindirmez şarkılar…
İçini açıyorsa çektiklerin derin bir iç çek ve yürü yüreğinin yolunda…

Hüseyin EREN

SaKlI yÜz
17.08.2008, 22:32
harikalar yaa yüreğinize emeğinize sağlık...

basak
17.08.2008, 22:40
harikalar yaa yüreğinize emeğinize sağlık...
teşekkür ederim:çiçek:

basak
18.08.2008, 22:25
http://img220.imageshack.us/img220/8830/f4rq5.jpg

Aşka adanan mevsimleri kalbinde sûr eyleyen zemheri bir çığlıktı senin adın.

Yağmurlar taşırdın gök mavisi umutların terk ettiği şehirlere. Her şehir adına adanan bir destanın ayak sesiydi. Geceleri bu yüzden sen kokardı her şehir. Ve ben tüm şehirlere inat şehirsizliği seçtim seni sevmenin şehrinde.

Ey menekşe kurusu hayallerini suya vuran aksinde yitiren sevdam!
Ey aşk iklimini kalbindeki hüzün mevsimine kurban eyleyen kavgam!

Gökyüzü bilmişken ben seni. Toprağa düşen ne kadar yağmur tanesi varsa hepsini sana râm eylemenin niyazıdır bu ağıt.

Her ağıt kendi sesleminde taşır sürûrunu. Ve ben sükûnete muteber kıldım sana mecz eylediğim ne kadar harfim saklıysa gecenin rahlesinde. Bu ağıt, ellerimde büyüttüğüm yıldızlarla ismine şerhettiğim bir parantez ol diyedir sevda şerhime. Bir sözdür bu sana, ilelebet göğsümde muskalanan. Söz ki Nûn'a değer Elif olmaya meylederken kalbim. Anlasana sevdegâhım. Sende cüzlensin istiyorum yüzünün ayetlerinde huzur sûrelerine mâtuf olan aşk.

Veyl ve aşk adına
Zeyl ve kan adına
Gece ve düş adına
Ateş ve kül adına

Huruf makamının esrârına mahkum kalıyor işte dil-i efgânım. Oysa sana seslenmek isterdim zemheri aylarında. Sen ol diye haykırmak isterdim; güneşin ellerime değen parıltısının üstündeki hülya.

Sen ki; mesrûr gecelerin mahremiyetine musâddık eylediğim rüyaların menekşelerce yorumlanan nağmesisin içimde.

Bir kelebek kanadında sakladığım hayatın; yusufçuk kuşlarının rehberliği eşliğinde kalbime vehmettiğim tercümesisin.

Ayaz ve kar adına
Duman ve is adına
Hazan ve yas adına
Allah ve ins adına

Kör gecelerin esaretiydi beni sana kalbeyleyen. Yusuf'un düştüğü kuyuydu belki de lâmekan gönlümün sende bulduğu. Her Züleyha yırttığı gömlekte taşır aşkının değerini bilirim. Ben bu yüzden yağmurdan bir libas giyindim üzerime. Ki gözyaşlarınla yırtasın diye haya perdemi.

Ferhat ve Şirin adına
Kerem ve Aslı adına
Leyla ve Mecnun adına
Muhammed ve Hatice adına

Ey çöl yalımı saçlarında hüznün şarkısını mırıldanan kulbe-i âhzân'ım!
Ey karanfil yanığı gözlerinde aşkın cilbâbını kuşanan sûret-i efkârım!

Aşk Sadece Sende Mecnun Eyledi Beni!

alıntıdır..

basak
19.08.2008, 23:05
DÜŞ/ERKENDİ...SEN YOKTUN...

İfadesi alınıyor;

gayr-ı meşru konuşmalarıma ,gayr-ı ihtiyari tanıklık eden dilimin.

ve aynı sebepten gözaltında tutuluyor aşka dair sözlerim...

alfabemden sökülüp alınalı beri sesli harflerim...sessizlikteyim... esaret kokulu diyarımda her şafak bir yaprak geri alınıyor takvimler.güneşin kimliği gizli tutulduğundan,ince hastalık olan saatlerin yaraları kanıyor duvarlarda...

uygun adımlarla tökezlediğim kısık bir "sol" sesi şimdi,katı bir "es"le duralayan şarkımın tınısı..

hazan rüzgarlarının muzdarip darbeleriyle savrulan bir ağır yüreğin bana ait olduğu geçiyor kayıtlara..uzaklara sürgün edilmiş bedenimin mahkeme tutanaklarında ...

nedense susacakları bitmek bilmiyor ,kağıtları zehirlemekten hüküm giyen sabıkalı kalemimin..

işte o sabıkalı kalemim şu an elimde...



Nuh tan kalma tufan kırıntıları..Eyyüp ten kalma sabır damlaları..Yusuf tan kalma zından hatıraları..İsmail den kalma tevekkül artıkları..ve İbrahimden kalma buz gibi yangınlarla sesleniyorum sana....



İnancımın özünden başlıyorum senli cümleler kurmaya...

sevdiğin gülleri alıp koynuma ,kalbimin azap yüklü kutuplarına fırtınalar taşıyorum..

kaderime bulaşan peygamber sancısıyla ,sabrımı sınıyorum uygun adım voltalarda...

gözlerime yüklemişim ırmakları..yıkanırım yıkanırım arınamam mücrimliğimi ...asi sularda...



koşarken yırtıldım işte..düş/erkendi... sen yoktun...şimdi sen varsın..düşüp gitme gözlerimden...şizofren mezarlığında bulup onarana kadar tel örgülerin yırttığı olanca sevinçlerimi..epey kırıp döktüm..

ölümün beyaz işareti gelmiş saçlarıma...ben hala dağılan parçalarımı toplamakla meşgulüm...

Ey gözleri hazan!

tedirginliğin şivesiyle konuşan,hüzün büyüğü gözlerindeyim...yüzündeki hüzün ne kadarda benziyor yaralarıma...

düşlerimden düş tüm ben!..

ne vakit bir gerçeği kaçırdıysam beş dakikayla..gömlek değiştirir gibi hayalleri değiştirdim..

kimin teninde bulduysam ateşi..suçun yangını körükledi tenimi...

koordinat yanlışı sevgisiz coğrafyalarda...buz duymadı fısıldadığımı...susuzluğum yangındandı...



farketmese yüreğim duvarımda biten çiçeği...su istemezdim eksilen düşlerime...

su arıyorum dedim,içime o derece dol ki..boğulurken gerek kalmasın son dileğe...



Ey gözleri hazan;

Kaç okyanus arındırır beni sende?...hangi acı soyunur beni giyindiğimden?…

AN da yaşadım ..zamana yenildim…her akşam öldüğüm kuytularda…neşter kesiği kollarımın kabuk bağlamış yaraları kanıyor,yakıcı geçmişim her aklıma düşende…

İçimde (s)aklıyorum suçlarımı…diş ağrısı gibi zonklayan sancılardayım…

Karanlığa alıştırmışken kendimi ürkek bir aydınlık sarmalıyor korku nedir bilmeyen gözlerimi…

Üşüten ayazlardayım…

Isıt sende şarkılarımı..susarak geçelim italik zamanlardan…

Gömülmesin hüznümüz sabrın yastıklarına…hüznüm hüznüne yoldaş,

Ey gözleri hazan….
alıntı

basak
22.08.2008, 22:49
Rabbini bilen Züleyha ilk dua olarak hemen oracıkta, Rabbim, gözlerimden bu acıyı kim silecek benim?

Kim yıkayacak gözlerimin içini? Kim yıkayacak acılarla dolan kalbimi

Hemen arkasından da, olsun,dedi.

Rabbim, her şeye razıyım.

Hepsine razıyım.


Yeter ki aşktan azad etme kalbimi.

Yeter ki göz yaşlarımın serininde yıka içimi.

Göz yaşlarımı ve aşkımı alma, onlar bende kalsın.Bedel olsun.

Ödül olsun.

Bağış olsun.

Yoksulluğum zenginliğim olsun.

Aşkım yeter, muhabbet denizinin kıyıları ne denli sınırsızmış göreyim.

Aşkım yeter varlığımın anlamı neymiş, çözeyim.

Yeter aşkım,

yeter ki aşkımın kalbime düştüğü yere kadar yükseleyim.

Aşkım yeter, tenimin kafesiyle düştüğüm kuyudan aşkımın tüyleriyle yükseleyim.

Aşkım yeter,tenimin beni hapsettiği zindandan aşkımın kanatlarıyla geçip gideyim.

Aşkla var olduğum yerde yine aşkla yok olayım.

Rabbim,acıya razıyım ama gözyaşım bende kalsın.Razıyım yoklukta var olayım.

Yitirdikçe bulayım. Öldükçe doğayım.

Canım çekildikçe aradan saf aşktan ibaret kalayım.

Rabbim, çıkar aradan takılıp kaldığım tenimi,kaldır aradan saf aşkla aramdaki perdeleri.

-nazan bekiroğlu-

basak
23.08.2008, 23:39
“Sus” hükümleri giydirildi sevdanın sen taraflarına…
Acımadılar! Kurak bıraktılar dudaklarının isyan kızıllığına.
Ve şimdi tüm mavilerimi soyunuyorum gökyüzünden,kalsın uçukluğumun yasaklı dili kararmış sayfalarda. Söylenmemiş cümlelerimi de koyup zulama gidiyorum bu şehirden. Bilesin bu son demdi! Bir daha söylemem; bitti gözlerimde yağmur mevsimi…

Bir düş bozumu daha ekledim ömür denilen yap-boza…Ah Esvâra! Bilir misin kaç ölüm yeter “ikimiz” olmaya? Bu kaçıncı bozgun sevdam,kuramadığım kaçıncı hayatsın avuçlarımda…

Payıma hep imkansızları biriktirmek mi düşecek gözlerini sakladığım yastık altlarında? De hele hazan yüzlüm,susma! Ölüme kaç kala “mahrem” diye yazacaklar seni toprağıma…

“Gaybana geceler”in esaretini yaşıyorum kaldırım soğuğu yokluğunda,parmaklarına yoksul kalıyorum. Yalnızlık yakamoz yakamoz çarpıyor ayaza kesmiş soluğuma. Kalmadı gücüm bilesin;sensizlik vebali ağır düşüyor boynuma ve kendi kendime yeniliyorum usulca!. Gündoğumlarımı bıraktım yanı başımdaki suya ve günbatımlarına çevirdim yüzümü..Hüznünü benimle yıka sevdiğim! Senin için ağlıyorum..Sen sakın ağlama!

Geceyi yaftaladım biraz önce, penceremde bekleyen karanlığa. Uykular yasak gözlerime ve tenin İstanbul kadar haram kılındı tenime. “Yastığındaki uçurumdan düşsem bir gece; karanfil kokan ellerine” diye düşlerken; parmak uçlarımla kefenimi göndermek düştü hisseme. Hadi sevdiğim benim kadar tutkunsan ayaklarımın altına düşürdüğün hüzünlü karanlığa, durma! Göm gölgemi saçlarının damla damla yağmur kokan hazan karasına. Belki o vakit aklanır zifiriliğim ve belki af çıkar o zaman yasaklarıma…

Ah sevdam!
Çıkarsan sandukandan günahkar sözcüklerini,savursan sağırlığıma harf harf! Çözülür belki dudaklarımın “sus” mührü. Gör o zaman avaz avaz ayazlığımı; duy! nasıl yağarım sesine türkü türkü ve nasıl yanar yeryüzü o zaman gör…

Uslanmaz yaram!
Sen böylesi namahrem yazılmışken kirpiğimde salınan düşlere; ben böylesi düşerken yastığına gömdüğün düşlerden, bu şehirde durmamı isteme benden.

Gidiyorum!
Biliyorsan susma:
“Bir hayat, kırılan kaç düşe denk gelir Esvâra…?
alıntı

basak
31.08.2008, 00:40
http://img248.imageshack.us/img248/4772/mevsimbw8.jpg

"Şimdilerde ben;
Geceleri yıldızları seyrettiğim penceremden, her gördüğüm buluta yeni bir nisan ısmarlıyorum kurumuş kalbime yağmurlar yağsın diye.
Her doğan güne yeni bir bahar ısmarlıyorum günbegün solan hayatıma renk katsın diye.
Her batan güne(şe) yeni bir sonbahar ısmarlıyorum ölümü hep hatırlatsın diye.
Her karamsarlığıma yeni bir ümit ısmarlıyorum çaresiz kalmasın diye.
Her dostuma, yeni bir vefa ısmarlıyorum sevdamız büyüsün diye.
Her geçen dakikaya yeni bir saniye, her saniyeye yeni bir saat, her saate yeni bir anlam ısmarlıyorum beyhude geçmesin diye.
Her baktığım aynaya yeni bir benlik ısmarlıyorum yab(l)ancı maskeler takmasın diye.
Her kapandığım secdeye yeni bir dua ısmarlıyorum beni �O� hiç yalnız bırakmasın diye.
Her yazdığım cümleye yeni bir harf ısmarlıyorum cümlelerim eksik kalmasın diye!

II

Bir de açan çiçekleri olmasa bahçelerimizin,
Uçan kelebekleri olmasa baharlarımızın...Sesleri uykularımızda yankılanan bülbülleri olmasa seherlerimizin,
Beş vakitte, beş sefer ferahlatan ezanları olmasa semalarımızın...
Daha çok kirleneceğiz.
Daha çok çirkinleşeceğiz.
Daha çok sağırlaşacağız.
Daha çok yalnızlaşacağız..."

basak
08.09.2008, 23:31
Gül için dikenine katlanabileceklerini söyleyenlerdir, kir çiçeklerini göremeyecek kadar güle baglanmis olanlar 'Gül' derler, baska bir sey demezler üstüne...

Ömürleri güllere ulasmak için tükenirken, ehemmiyet vermezler, ayak altinda kalan, gül kadar narin, gül kadar güzel ama güzelligi fark edilmeyen kir çiçeklerine. Mutlu olma sevdasina düsmüslerdir kendilerince.

Mutlu olmak için zorluklara katlandiklarini bile söyleyebilirler. Onlar için güzel bellidir artik. Takvim yapraklari birer birer düserken, kimi zaman yol katedemediklerine üzülürler. Oysa güzellikler yanibaslarindadir her zaman, ama onlar her zaman güzellikleri uzakta aramak sevdasindadirlar. Uzaktaki kiymetlidir; zorluklarla elde edilen degerlidir; aradiginda elinin altinda olmayan güzeldir, derler.

Yanildiklari tek nokta var: Onlar hep uzaklara bakarken, birileri katlanmistir, onun güzel bulmadiklarina, birileri kiymet vermistir kir çiçeklerine...

Mutlu olmak için, gelecek bir yarini beklemezler. Ayaklar altinda ezilenlere ehemmiyet verip, onlardaki güzelligi fark edip, yarini beklemeden, bugünden mutlu olmaya baslayanlardir onlar. Bir kir çiçeginin güzelligi onlar için yeterlidir. Gülde gönülleri varsa bile, onlara ulasmak için ömür tüketmekten korkarlar ve kir çiçegindeki gül güzelligini fark ederler.

Insan her zaman güzeli ister, güzel hastasidir. Güzele ulasmak için ömrünü feda eder. Oysa bir baksa etrafindakilere, mutlak bir güzeli fark edecektir. Ama tek bir düsüncenin kavanozunda kapali kalmistir. Güzeli ararken, ezerek geçtigi bir baska güzeli fark edemeyecek kadar kördür artik. Oysa bir çevirse uzakta takili kalan gözlerini; gönül rahatligi ile bir taksa farkli güzellikleri de görme gözlügünü...

Hayatina renk verse, kir çiçeklerinden demetlenmis bir demetle... Hayatini güzellikler yönüne degil de, güzellikleri hayatin yönüne çevirmeye çalissa...

Bir görebilse kir çiçeginin gül tarafini... Bir görebilse, hayal pinarinin çesmesinin degil de suyunun önemli oldugunu... Yetinse elindeki ile, güzelligini bulmaya çalissa elindekinin. Sevdiklerini gül demetleriyle mutlu edebilme fikrini atsa kafasindan. Bir gün de kir çiçegi toplasa, sunsa sevdiklerine... Hayatini gül arama yolunda feda edecegine, görse kir çiçeginin gül yanini... Bir fark etse ayaklarinin altindakileri,bir ehemmiyet verse kir çiçeklerine. "Sonuçta ikisi de çiçektir. Gül herkesçe güzeldir, kir çiçegi de bence güzeldir." dese. Uzaklara bakmaktan, güle ulasmaktan dermansiz kalacagina, bu enerjiyle kir çiçegini sevmeye ve sevdirmeye çalissa; bu güzelligi sevdikleriyle paylassa. Güle ulasma
arzusuyla kosturanlara gösterebilse kir çiçeginin gül yanini. Anlatabilse gül için ömür tüketmenin bos oldugunu...

Gül güzeldir; ama sevgi mevsimi geçtikten sonra, gül için kosmanin bir anlami kalmayacaktir. Öyleyse hiç vakit kaybetmeden al eline bir demet kir çiçegini, onun sana sundugu mutlulugu görmeye çalis. Çünkü hayat, mükemmeli aramaya yetecek kadar uzun degil!


alıntı

basak
11.09.2008, 00:27
Susarız…



Konuşulan konuyu boş, basit ve anlamsız buluyoruzdur, konuşmayı da gereksiz ve anlamsız buluruz…



Susarız…



Konuşulanlar öyle abes ve mantık dışıdır ki sadece hayretle dinler ve sessiz bir tepkiyle belli ederiz duruşumuzu…



Susarız…



Sessiz bir onaydır susuşumuz…Biraz utangaçlık belki ama içten bir katılıştır söylenenlere…



Susarız…



Sessiz bir bekleyiş olur susmak…Ya kendimizin yada karşımızdakinin ortak değerleri yeniden gözden geçirmesine tanınmış bir fırsattır sessizliğimiz…Yada birinin bizi fark etmesi, doğru algılayabilmesi için tanınmış bir süre… Susan için endişe ve olasılık hesapları arasındaki gel git lerle biraz da huzursuz bir bekleyiştir susmak…



Susarız…



Dile getirilmeyen bir öfkedir bazen suskunluğumuz… Öylesine yaralanmışızdır ki yaralamak isteriz, yüreğini acıtmak ve kanatmak…Ve biliriz ki hiçbir söz acıtamaz, yaralayamaz ve kanatamaz kimseyi bir suskunluk kadar…Ve susmak en acımasız, öldürücü silahtır bazen…



Susarız…


Hassas ve kırılgan bir tepkidir…Küçücük bir hatırlatmadır belki…Fark edilmesi ve onarılması incelik ister…Ya yeniden bir kazanıştır yada aleyhte bir delil olarak kalır karşımızdaki için…



Susarız…



Bir ilişkide negatiflerin gözümüze batmaya başladığı, karşımızdakine ait aleyhte deliller dosyasının kabarmaya başladığı ve hatta dosyayı masanızdan kaldırmaya gerek duymaz olduğunuz bir noktadasınızdır…Bir duruş, bir soluklanmadır susmak…Ortak geçmişin değerlendirilmesi ve geleceğin muhasebesidir…Durup yeniden, şimdi bulunduğunuz noktadan bir daha bakmak istersiniz yaşananlara ve eldekilerle geleceğe gitmenin ne kadar mümkün olduğuna…Bir içe kaçış ve söylenemeyenlerin biriktirilmeye başladığı yerdir susmak…




Susarız…



İletişimin tıkandığı yerdeyizdir , hiçbir iletinin bize yeterli gelmediği ve hiçbir iletimizin doğru algılanmadığı…Yanlışlıklar, yanılgılar ve kim bilir belki de gerçeklerdir bir fırtınaya tutulmuşçasına savrulup duran…Sözler yerini sessizliğe bırakmaya başlar ve siyah, tek nokta konur cümlelerin sonuna…Zamanla cümlelerimizin sonuna konan o tek ve siyah nokta büyüyerek bir kara deliğe dönüşmeye başlar…Güven ve sevginin içten içe çürümeye başladığı yerdir ve gitmek zamanının ertelenmiş halidir susmak…



Susarız…



Kabul edilmiş bir hata yada suçtur susuşumuz ve söylenecek her söz kaybetme riskidir…Korku eşlik eder suskunluğumuza…



Susarız…



Bir gidişi kabullenmektir susmak, yerinde ve zamanında olduğunun ayırdımında olduğumuz bir gidişin…



Susarız…



Hayata karşı bir susuştur bu kez yaşanan…Bizi can evimizden vuran bir kayıp, yaşanan büyük bir acı, ölesiye bir çaresizliktir yaşadığımız…Söylenecek hiçbir sözümüzün adrese teslim olmayacağından emin olduğumuz, bütün sözcüklerin anlamını yitirdiği bir yerdeyizdir…Hayatın bize bir şey katamadığı ve bizim de hayata bir şey katmak için anlamımızı kaybettiğimiz bir yer…Belki de boş gözlerle, algılamadan bir seyirdir hayat o noktada ve belki de amacı ve beklentisi olmayan, bir mesaj kaygısı taşımayan ve hedefi olmayan tek susuştur yaşadığımız…



Susmak; eylemsiz ve durağan bir edim gibi görünse de her susku bir şey anlatır yine de ve her suskunun bir nedeni vardır ve her susku içinde pek çok sesi hapseden sessiz bir eylemdir…

(ALINTI)

basak
11.09.2008, 23:34
http://i146.photobucket.com/albums/r280/mai_siyah/102266520.jpg
"Hüzünler...
Düşüncelerimin en ağır yolculuğu onlar..


"Hep hakim olurlar bedenime,yüreğimin en can alıcı noktasına yerleşirler..Zarar verirler düşlerime,umularında bile olmaz..Sadece sıcak nefesini solurlar yüzüme bencilce.."

Hüzünler...
Linç ediyor yüreğimi konuştukça..
Konuştukça,düşlerim karanlıkta yüzer usulca...

Susacaksın...
Yutkunacaksın...
Ama konuşmayacaksın…

"Seni ve beni düşlerin ipine asıyorum..Düş’üp kırılacaksa eğer,bu uğurda kırılıp parçalansın her şey …Şunu bil artık..Konuşamıyorum hüznümün karşısında..Gözlerimde maziye çalan yaşlar birikti..Bu nem yavaş yavaş çürütüyor seni ve beni.."

Sana bir kelime daha sunamıyorum..
Boğazıma ilmek ilmek dokunan hep aynı his,aynı hüznün siması ve aynı hüznün bitik yüzü..
Bırak artık..
Bırak ki!
Hüznün girdabında esir kalsın yüreğim ..


Suskunluğumu kusmak istiyorum ..
Haykırırcasına bir suskunluk içimdeki..
Bağırdıkça ses çıkmıyor,ses çıkmadıkça bağırıyorum..
Gözlerimden birkaç damla daha düşüyor..
Düşüyor...
Düştükçe ölüyor..
Cesetleri ise hala sıcak koynumda..
Baksana..
Dokunsana..
Yeter artık,yeter...!
Konuşsana...!"

basak
15.09.2008, 00:25
http://img482.imageshack.us/img482/1834/sonbaharmyd6dn9.jpg


Eylül... Fersude sonbaharların giriş kapısı... İlk yaz rüzgârından alınmış bir hızla savrulan düşüncelerin, hoyrat hayallerin ve avare zamanların yorgunluğu, kırgınlığı, pejmürdeliği içinde yeniden derlenip toparlanması gereken hayatın rengi... Ve yeniden başlamanın yorgun ritmini hatırlatan yağmurlar... Bölük pörçük hatıralar, kırık dökük sevinçler... Şiir kılığında gelen acı...
Eylül işte; nâm–ı diğer, hüzün...
Eylül... Her şair için ayrı bir Leyla; kurşunî gelinlikler giyinip de gelen... Dilemmaların çıldırtıcı sükunu bir yanda; ve bir yanda sislerin ve buğuların ardından sökün edip yürümüş sancıların ilhamı... Katar katar uzaklaşan kuşların kanatlarına yüklenen son arzular kadar umutsuz ve beklenesi...
Eylül işte; nâm–ı diğer, pişmanlık...
Bilmiyorum, siz bu yazıyı okurken yağmur yağıyor olacak mı?.. Belki yapraklar savruluyordur şimdi bulunduğunuz şehirde; belki sular kararıyordur yavaş yavaş... Altın kızılı bir gurubun soyunmuş dalında çifte kumruları seyrediyorsunuz belki de... Bir sanatoryum bahçesinde gezinen uzun saçlı, zayıf ve genç iki kaderdaştır belki ikindiler ve yağmurlar... Belki sizin kentin huzurludur akşamları, belki de alaca düşmüş gecenin bir yüzünde siyah tırnaklarını ruhunuza geçirmeye çalışan ifritler dolaşır...
Eylül işte; nâm–ı diğer melal...
Tenha yollar, aşınmış günler, hayata dar gelen arzular ve kanadı kırık kuşlar... Tabiatın birden uyanıp gerçeği gören yüzü... Kıymeti bilinmeyen lezzetin çamurlara bulaşmış sarı bir acılık tarafından istilasına karşı şaşkınlık... Acıların beyhude, sevinçlerin zavallı, mutlulukların fanî olduğunu anlamanın dehşeti...
Eylül işte; nâm–ı diğer, ölümün rengi...
Eylül... Yaşanmamış mevsimlerin en gerçeği... Uçuk benizli koşuşturmacalar, yeniden kurulan defter–kitap pazarı... Eski okul çantasına kalem yerine ancak gözyaşını koyarak okula giden minik adımlar... Yoksul mahallelerde gitgide çamurlanacak karanlık sokaklar... Camlara mıhlanıp 70 yıllık muhteşem bir sükût ile yolları seyreden kırçıl hatıralar... Ciğer paresini okula eksik kitapla gönderen annenin yüreğindeki çizik... Para etse canını da verir ama...
Eylül işte; nâm–ı diğer, acının mührü...


İskender PALA

incitanem
22.09.2008, 15:05
çok güzeller..yüreğine sağlık..: )

Hayme
22.09.2008, 15:10
http://img256.imageshack.us/img256/5396/naturephotography040fs3my2.jpg


Hiç baba olmamışların da bir günü olmalı; senede değilse bile, ömürlerinde bir günü.

Hiç anne olmamışların, hiç sevgili olmamışların, hiç çocuk olmadan büyümüşlerin de bir günü olmalı hayatlarında.

Öyle hatırlatır gibi değil, imalardan, yanlış anlamalardan, başa kakmalardan uzak bir gün… Bir tür özlem giderme, bir tür “şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler” şeklinde…

Etrafı bayram ederken bayram edemeyenlerin, bayram nedir tatmamış olanların da bayramı olmalı. Bir gün değilse bile, ömürde bir saat…

Kolonya dökmeli, yorgun ellerine. şeker tutmalı, ağız tadıyla yiyecekleri. Sohbet etmeli havadan ve sudan. Hatrını sormalı içten ve “iyi değilim” cevabına dair bir şeyler yapmayı baştan kabullenerek.

Hiç başı okşanmamışların, hiç güzel söz duymamış olanların, bir tane kır çiçeği bile olsa hediye alınmamışların da bir günü olmalı; en azından bir günü.

Başlarını okşamak, güzel sözler etmek, çiçekler vermek; belki umuda, duaya, tevekküle dair sözler etmek ve nihayetinde görevini yapmış olmanın rahatlığıyla değil, gözü arkada kalarak ayrılmak…

Belki sadece selam verip, sokakta ayaküstü hayattan, sıradan konulardan, incir çekirdeğini doldurmayacağı sanılan mevzulardan konuşurken, araya bir parça umut, bir parça inanç, bir parça teselli bırakmak.

Hiç sevilmemişlerin, hiç özlenmemişlerin, hiç aranıp sorulmamışların, hiç uğruna gözyaşı dökülmemiş, telefon numarası kaydedilmemiş, evinin adresi hafızaya nakşedilmemişlerin de; seveni, özleyeni, arayıp soranı, gözyaşı dökeni, telefon ve adres defteri olma günleri olmalı.

O gün, hiçbir tv kanalında, hiçbir radyo istasyonunda, hiçbir gazete köşesinde, hiçbir bilboardda, hiçbir reklam kuşağında işlenmese de; biz bilmeli ve yaşamalıyız.

Eğer o gün bugünse ve siz de onlardan biriyseniz, “Hiç…” gününüz kutlu olsun.

alıntı.

Murat cetinin harika bir yazısı.. www.sessizharfler.net ten de yazıların aulaşabilirsiniz..:çiçek:

Ayrıca paylaşımlarınız oldukça güzel.:shake2: