PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Nurcu Yazar M. A. Kaya'ya E-Mail Var!



hirahos
17-11-2009, 06:55
Biz, Allah Tealanın izniyle ciddi bir yanlışlığı buradan kardeşlerimize ilan ve izah edelim de bu yanlışlığa bilmeden düşen olmasın inşallah...

Aşağıdaki e-mail, tarafımdan Mehmet Ali Kaya beye gönderilmiş ve fakat şu ana kadar karşılığında her hangi bir cevap ve düzeltme vaki olmamıştır. Üstelik bahsi geçen yazar, aynı minvalde yeni bir yazı dizisine başlamıştır:


Muhterem Mehmet Ali Ağabeyim, sağlık ve afiyette olmanızı dileyerek ve selamlarımla; bir yazınızı naklettiler ve forumlarda bu yazınıza karşı şu yazımızı gönderdik. Sizin de haberdar olmanız için, takdirinize arz ediyorum:


İmam-ı Rabbani’ye göre Mehdi

Mehmet Ali KAYA
malikaya_111@hotmail.com

12 Kasım 2009

İmam-ı Rabbani ve Müceddid-i Elif-i Sani olan Ahmed-i Faruk-i Serhandi (ra) Tarikatta müceddid olduğu gibi şeriatta da müceddittir. Tarikatların şeriat dairesi içinde kalması ve hakikatten nemalanması gerektiğini ifade etmiştir. Peygamberin (sav) sünnetini muhafaza etmenin önemini izah etmiş ve şeriatın bir hakikatini ve bir adabını muhafaza etmeyenin ibadetinin önemsiz ve değersiz olduğunu açıklamıştır.

Manevi makamları ve bu makamlara ulaşmanın yollarını izah etmiştir. Tarikatta seyr-i sülûk ve makamlardan geçmek vardır. Ancak İmam-ı Rabbani Farzları yapıp haramlardan kaçan ve peygamberin sünnetini esas alanların tarikatın seyr-i sülukuna ihtiyaç duymadan tarikatın makamlarından daha yüce makamlara çıkabileceklerini söyler. “Öyle makamlar vardır ki, cezbe ve süluk onlara yanaşamaz. Bu son makamlar çok yüksek ve pek kıymetlidir” der. Bu yüce makamın sahabelerde göründüğünü belirten İmam-ı Rabbani “Bu makam sahabe-i kiramdan sonra ahir zamanda gelecek olan Mehdi’de görüneceğini” belirtmiş ve “Tasavvuf büyüklerinden pek az kimse bu makamdan haber vermiştir” buyurur.

Sahabe-i kiramın peygamberin (sav) sohbetinde bir an bulunmakla erebileceğini belirtir. Zira bu makamlar imanın inkişafına, farzların yapılmasına, haramlardan kaçmaya ve sünnet-i seniyyeye göre yaşamaya bağlıdır. İmam-ı Rabbani bu hususları şöyle ifade eder:

“Tasavvuf yolculuğunda, her makamın, ayrı bilgileri, marifetleri, hâlleri vardır. Her makam için ayrı vazîfe, zikir ve teveccüh lâzımdır. Bazı makamda zikir, başka makamda Kur'an-ı kerim okumak, namaz kılmak, bazısında cezbe, bazısında sülûk, bazısında ise bu nîmetim her ikisi vardır. Öyle makamlar da vardır ki, cezbe ve sülûk oraya yanaşamaz. Bu son makamlar çok yüksek, pek kıymetlidir. Peygamberimizin Eshâb-ı kirâmının hepsi, bu makamlara kavuşmuş, bu büyük nîmet ile şereflenmiştir. Bu makamların sahipleri, başka makamların sahiplerine benzemez. Başka makamların sahipleri ise, birbirlerine az çok benzer. Bu makam, Eshâb-ı kirâmdan sonra, Hz. Mehdîde görünecektir. Tasavvuf büyüklerinden pek az kimse, bu makamdan haber vermiştir. Bu makamın ilimlerinden, marifetlerinden söyleyen ise, yok gibidir. Bu makam, Allahü teâlânın, öyle büyük bir nîmetidir ki, dilediği, seçtiği bahtiyârlara nasip olur. Eshâb-ı kirâm bu pek yüksek mertebeye, daha ilk sohbette ayak basardı ve zamanla bu mertebelerde yükselirlerdi. Sonra gelen Evliyâdan birini, bu nîmet ile şereflendirmek ve Eshâb-ı kirâmın terbiyesi ile yetiştirmek isterlerse, cezbe ve sülûk mertebelerini geçirip ve bunların ilim ve marifetlerini atlattıktan sonra, bu devlete eriştirirler. Bu mertebelere yetişebilmek, insanların en üstününün sohbeti ile mümkün olabilir. Onun izinde gidenlerden pek az kimseye de, bu bereketi ihsân edebilirler. Bunun sohbetine kavuşan da, bu mertebelere ulaştıran nispet ile, yol ile şereflenir. Cezbe, sülûkten önce olduğu zamanlarda yaptıkları gibi, bu yolda da, nihâyetin hâlleri, başlangıçta gösterilir, tattırılır.”
(İmam-ı Rabbani, Mektubat, 1. Cilt, 32. Mektup)

İmam-ı Rabbani, ahir zamanda geleceği müjdelenen Mehdi’nin (ra) velayetin en yüksek derecesinde olacağını, bunun sebebinin de sıfatı olan ilimden kaynaklandığını özellikle belirtir. (Mektubat, 1. Cilt, 251. Mektup) Muhyiddin-i Arabî’de (ks) Mehdi’nin ilminin Hz. Ali’nin (ra) ilminden mülhem “Marifetullah” ilmi olduğu için bütün ilimlerden üstün olduğunu ve “ilimlerin şahı ve padişahı olan iman ilminin” üstünlüğünden kaynaklandığını belirtir.

Sonuç olarak ahir zamanda gelecek olan Mehdi (ra) ilimle ve bilhassa “Marifetullah” ilmi ile tanınıp bilinecektir. Bu ilim ilimlerin şahı olduğu ve bu ilim peygamberimizden (sav) Hz. Ali’ye intikal etmiştir. Hz. Ali (ra) peygamberimizin ilmine varis olduğu için ilim sıfatı ile tanınmıştır. Mehdi de Hz. Ali’nin manevi evladı olduğu ve ilmine varis olduğu için “ilim sıfatı” ile tanınacaktır. Zaten peygamberimiz (sav) “Ahir zamanda ilim kalkar. Neslimden Mehdi gelerek ilmi yeniden ihya eder” buyurmuşlardır.

RiSALE HABER [ Yazar : Mehmet Ali KAYA ] (http://www.risalehaber.com/author_article_detail.php?id=6752)

Kaya’nın esas aldığı Hüseyin Hilmi Işık’ın tercümesidir ve anlaşılması gayet zor bir tercümeyi esas almıştır. Biz ise 32. Mektub’a bir de Akçiçek, Yasin Yayınevi ve Merve Yayınevinin tercümelerinden baktık. Üçünde de farklılık yoktur. Ve konu yansıtıldığı gibi değildir:


İmam Rabbani’ye göre Mehdi

Mehmet Ali KAYA, 12 Kasım 2009

1- Tarikatta seyr-i sülûk ve makamlardan geçmek vardır. Ancak İmam-ı Rabbani Farzları yapıp haramlardan kaçan ve peygamberin sünnetini esas alanların tarikatın seyr-i sülukuna ihtiyaç duymadan tarikatın makamlarından daha yüce makamlara çıkabileceklerini söyler.

2- “Öyle makamlar vardır ki, cezbe ve süluk onlara yanaşamaz. Bu son makamlar çok yüksek ve pek kıymetlidir” der. Bu yüce makamın sahabelerde göründüğünü belirten İmam-ı Rabbani “Bu makam sahabe-i kiramdan sonra ahir zamanda gelecek olan Mehdi’de görüneceğini” belirtmiş ve “Tasavvuf büyüklerinden pek az kimse bu makamdan haber vermiştir” buyurur.

3- Sahabe-i kiramın peygamberin (sav) sohbetinde bir an bulunmakla erebileceğini belirtir. Zira bu makamlar imanın inkişafına, farzların yapılmasına, haramlardan kaçmaya ve sünnet-i seniyyeye göre yaşamaya bağlıdır. İmam-ı Rabbani bu hususları şöyle ifade eder:

4- Bu makam, Eshâb-ı kirâmdan sonra, Hz. Mehdîde görünecektir. ... Bu makam, Allahü teâlânın, öyle büyük bir nîmetidir ki, dilediği, seçtiği bahtiyârlara nasip olur. Eshâb-ı kirâm bu pek yüksek mertebeye, daha ilk sohbette ayak basardı ve zamanla bu mertebelerde yükselirlerdi. Sonra gelen Evliyâdan birini, bu nîmet ile şereflendirmek ve Eshâb-ı kirâmın terbiyesi ile yetiştirmek isterlerse, cezbe ve sülûk mertebelerini geçirip ve bunların ilim ve marifetlerini atlattıktan sonra, bu devlete eriştirirler. Bu mertebelere yetişebilmek, insanların en üstününün sohbeti ile mümkün olabilir. Onun izinde gidenlerden pek az kimseye de, bu bereketi ihsân edebilirler. Bunun sohbetine kavuşan da, bu mertebelere ulaştıran nispet ile, yol ile şereflenir. Cezbe, sülûkten önce olduğu zamanlarda yaptıkları gibi, bu yolda da, nihâyetin hâlleri, başlangıçta gösterilir, tattırılır.”

(İmam-ı Rabbani, Mektubat, 1. Cilt, 32. Mektup)



032. MEKTUP

(Mutercim: Abdulkadir Akçiçek)

MEVZUU : Ashab-ı kirama mahsus kemal derecesinin beyanına dairdir. Allah onlardan razı olsun. İşbu kemal derecesine evliyadan pek azı nail olmuştur. Bu münasebetle daha başka şeyler de yazılmıştır.

NOT : İMAMI RABBANİ Hz. bu mektubu, Mirza Hüsameddin Ahmed'e yazmıştır.

***

İltifat olarak, gönderilen mektubunuz ulaştı.

Sübhan Allah'a hamd ve şükürler olsun ki; uzağa atılan unutulmaya terk edilmemiş; söz arasında olsa dahi, hatırlananlarla hatıra gelip anılmıştır. Bu manada bir mısra:

Bırakınız bizi, tatlı hatıralarımızla teselli bulalım.

Mektubunuzda şu hususta şikâyet var: Hazreti Şeyhimize bağlılık hali bulunmadığı, bunu vicdanen bulmanın zorluğu.. Ayrıca, bunların sebebi sorulmaktadır. Üstün Şeyhimize, Yüce Allah'ın has rahmetini dileriz.

Ey Mahdum,

Bu misillu sözlerin yazı ile, hattâ sözle şerh edilmesi uygun değildir. Şunun için ki: İnsanın zihninde, ne gibi mana hâsıl edeceği bilinmez; hatta, onlardan ne anlaşılacağı da belli olmaz. Bu iş için lâzım olan, iyi zan besleyip huzurda olmaktır yahut ne yoldan olursa olsun sohbetin uzun sure devamıdır. Bunun dışında kalan, kopup uçan ağaç dikenleri gibidir. Bu manada bir şiir:

Bir gece arıyorum sal, hoş mehtabı var;
Sana anlatacağım tatlı masallar var..

Ancak, suale cevap kabilinden, aşağıdaki mikdarı açıklayacağım.. Şöyle ki:

Her makamın, kendi başına, ilimleri ve elde edilecek marifetleri vardır. Hattâ, birbirinden ayrı, halleri ve vecidleri vardır.

Bir makam vardır ki, orada: Zikir ve teveccüh uygun düşer.
Bir makam vardır ki, orada: Kur'an okumak ve namaz kılmak gerekir.
Bir başka makam vardır ki: Cezbeye mahsustur.
Bir başka makam dahi: Sülûke mahsustur.
Bir başka makam dahi: Hem cezbe, hem de sülûk içindir.

Bir başka makam dahi: Cezbeden ve sülûkten yana halidir. O kadar ki orada, cezbenin yeri olmadığı gibi, sülûkle bir ilgisi dahi yoktur. İşbu makam, cidden pek yücedir. Resulûllah Efendimizin Ashabı, bu makama çıkma imtiyazına nail olmuşlardır. Halk arasından seçilip bu muazzam devletle şerefyab olmuşlardır. Allah onlardan razı olsun. Bu makamın sahibi için; diğer makamların sahiplerine nazaran, tam bir imtiyaz (ayrıcalık) vardır. Bu makam sahipleri arasında bulunan birbirine benzerlik; diğer makamların sahipleri arasındaki benzerliğe nazaran pek azdır. Ama, diğer makamların sahipleri, bir yönde olmasa bile, diğer bir yönde birbirlerine benzerler. Bu makama bağlılık, Ashab-ı Kiramdan sonra, inşaallah tam bir şekilde Mehdî Aleyhisselâm'da zuhur edecektir. Bu makamdan haber veren tabakat meşayihi azaldı.. O makamın ilimlerinden ve maarifinden kelâm şöyle dursun.. İşbu makam, şu âyet-i kerimede manasını güzel bulur:

«Bu, Allah'ın fazlıdır; dilediğine verir. Allah, büyük fazlın sahibidir.» (62/4)

Bu babda esas anlatılacak mesele şudur: Bu, pek değerli olan makam nisbeti, ilk adımda, Sahabede zuhur edip zamanla, tam kemal mertebesine erişir. Ancak, Sahabenin gayrı için bu devletle şerefyab olmak, sahabenin izince oraya varmak arzu edilirse, bu: Cezbe menzillerinin, sülûk mertebelerinin kat edilmesine bağlıdır. Ve; bu iki makama dair ilimlere de sahib olmak gerekir.

Bu mübarek makama bağlanmanın, başlangıçta zuhuru, Seyyid'ül-Beşer efendimizin sohbeti bereketine mahsustu. Ona ve âline salât, tahiyyat, berekât ve teslimat.. Ama, Resulûllah Efendimize tebaiyet yolu ile bağlı bulunan bazı “Zatların”, bu bereketle şerefyab olmaları mümkündür. İşte, böyle bir “Zatın” sohbeti; başlangıçta, bu üstün makama bağlanmış olmanın zuhuruna bir sebeptir. Yani: İlk halde ve cezbe ve sülûk menzillerini kat etmeden evvel.. (Yani Peygamber Efendimize tebaiyet –uyup tabi olma- yolu ile bağlanan bazı Zatların da sohbeti, Peygamber Efendimizin sohbetinin tesiri gibidir)

Bu manada bir şiir:

Şayet bulursa kudsî ruhun feyiz yardımını;
İsa'dan başkası, dahi çıkarır aynısını..

Bu zamanda, bu üstün makama nisbet, nihayetin bidayette oluşu şeklinde (yani Nakşibendi yolunda) tahakkuk etmektedir. Nitekim bu mana, cezbenin sülûke takdim edilmesi sureti (önce gelmesi yolu) ile tahakkuk ediyor. (gerçekleşiyor)

Bu hususta daha fazla yazmaya durum müsait değildir. Bu manayı anlatan bir şiir şöyledir:

Bundan ötesinin beyanı ince;
Gizlemek pek hoş, pek de güzel bence..

***

Eğer bundan sonra, bir karşılaşma durumu olursa, dinleyenlerden de hüsn-ü zan hissedersem; zuhur meydanına bu makamdan bir nebze varidat gelir.. Haliyle, Allah Taâlâ dilerse.. Başarı ihsan eden, o Yüce Sübhan Allah'tır.

İlk iki alıntı KAYA'dan. Yazdığı yazı, ikinci mesajda özellikle 32. Mektupta şunlar geçiyor diyerek verdiği yerler numaralandırılarak özetlenmiştir. Görmek kolay olsun diye.

Üçüncü alıntı da İmam Rabbani Hz.lerinin ilgili Mektubu. (Mektubun devamı vardır ancak devamında konu değiştiği için kısa olması açısından kalanı alınmamıştır. Buraya alınan kısım Kaya'nın yazısında bahsettiği yerdir.)

İki alıntıyı, yani Kaya'nın yansıttığını ve Mektub'un kendisini okuyunca siz de fark edeceksiniz:

a- Kaya'nın renklendirdiğim 2 cümlesi 32. Mektupta yoktur. Kaya, bilerek ya da bilmeyerek, belki de sehven İmam Hz. adına o cümleleri araya sıkıştırmıştır. Üstelik bu sıkıştırdığı iki cümle baştan aşağıya Mektubun anlamını bozup değiştirmiş, adeta değirmeni tersine döndürmüştür. Yani öyle basit, ihmal edilecek bir araya sıkıştırma, cümle karıştırma değildir. Velev ki hata ile yapılsa da...

b- İmam Hz.lerinin Mektubunda "kırmızı" ile kalınlaştırdığım iki cümle ise Kaya'nın aktardıkları arasında kendine yer bulamamıştır. Bunlar öyle cümlelerdir ki ilgili konunun en can alıcı, ne anlatıldığını en açık biçimde verecek cümlelerdir. Bunları vermez ya da dikkate almaz iseniz Mektubu istediğiniz gibi sonuçlandırmanız kolay hale gelmektedir.

Kaya, cezbeye ve süluka gerek olmayan yani kendi anladığı ve/veya yansıttığı biçimde Tarikata ihtiyaç bırakmayacak bir "üstün yoldan" bahsederken İmam Hz.leri, aksine Sahabe Efendilerimizden sonra Sahabenin tarzına ancak cezbe ve sülukun yani Tarikatın ulaştırabileceğini bildiriyor: Ancak, Sahabenin gayrı için bu devletle şerefyab olmak, sahabenin izince oraya varmak arzu edilirse, bu: Cezbe menzillerinin, sülûk mertebelerinin kat edilmesine bağlıdır. Ve; bu iki makama dair ilimlere de sahib olmak gerekir.

Kaya, ilgili Mektuptan yola çıkarak Mehdi As'a ait ve Tarikat'ten başka bir üstün yoldan bahsederek konuyu günümüze ve maalesef kendi cemaatine dolaylı yoldan tatbik etmeye çalışıyor. Açıkça söylemese de yazısını bütün halinde okuduğunuzda ne söylemeye çalıştığı ortadadır. Yazının yayınlandığı linke tıklar iseniz, yapılan okuyucu yorumları yazının dolaylı mesajını almışlardır, göreceksinizdir.

Henüz bir yer ve zaman yokken Nursi merhumun Mehdi olduğunun ima edilmesini bir yana bırakıyorum. Bu hamur çok su götürür dediklerinden... Fakat Kaya, ima ettiği bu yargıya varırken İmam Hz.lerinin neticeyi kendi yolu olan Nakşibendi Tarikatına bağladığını görmüyor ve/veya göstermiyor ve ister istemez perdelemiş oluyor: Bu zamanda, bu üstün makama nisbet, nihayetin bidayette (sonun başlangıçta) oluşu şeklinde (yani Nakşibendi yolunda) tahakkuk etmektedir. Nitekim bu mana, cezbenin sülûke takdim edilmesi sureti (önce gelmesi yolu) ile tahakkuk ediyor. (gerçekleşiyor)

Parantez içi tarafımdan verilmiştir. "Bu zamanda, bu üstün makama nisbet, nihayetin bidayette oluşu şeklinde" denilen anlatımın Nakşi Tarikatı olduğunu başka Mektuplardan görmek mümkündür. Mektubat'ta defalarca defalarca geçen bir ifadedir.

Mesela 202. Mektupta geçmektedir:

"Bu yolun büyükleri, bu isimlerin sâhibinde yok olmağı aramakdadırlar. Onlar, dahâ ilk bakışta, sıfatların dışında olan varlığı istemektedirler. İsimlerden, sıfatlardan geçerek Zâtı taleb ederler. Bunun içindir ki başka yolların sonu, bunların başlangıcında yerleşmiştir."

Mesela daha 1. Mektub'un ilk satırlarında yazar:

"Kamil ve herkesi kemale kavuşturan, Velayet derecelerine ulaşmış, nihayeti başlangıca yerleştirmiş olan yolda gidenlerin önderi, Allah Teala’nın beğendiği dinin kuvvetlendiricisi, Şeyhimiz ve İmamımız Şeyh Muhammed Baki Nakşibendi ve Ahrari ..."

Mesela 21. Mektuptan:

"Bu büyükler, çabuk geçen, hemen gaybete dönen bir huzura kıymet vermezler. Bu büyüklerin yüksekliği, bütün yüksekliklerin üstündedir ve bunların nisbeti, bütün nisbetlerden daha üstündür. Bunlar, zatın devamlı olan huzuruna 'Nisbet' demişlerdir. 'Bizim nisbetimiz, bütün nisbetlerden üstündür' buyurmuşlardır. Bundan daha çok şaşılacak şey, bu büyüklerin yolunun sonu, başlangıçta yerleştirilmiştir. Burada Resulullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem Ashabının yolunu tutmuşlardır. Çünkü onlar Resulullah’ın ilk sohbetinde, sonda varılabilecek şeylere kavuşurlardı. Bu ise, nihayetin başlangıca yerleştirilmesidir. "

Ayrıca çeşitli Mektuplarda: "Büyüklerimizin, 'Sonda olan şeyler, başlangıca yerleştirilmiştir' sözü ..." "Bu fakir’in sülukü ile müşerref olduğu yol, cezbeyi ve sülukü cami (kendinde toplayıcı) bulunmaktadır", "Bu tarikat, elbette vuslata erdirir", "Bu yol, Enbiyanın yoludur", "Velayeti hasıl eden tarikat ve hakikata gelince, her ikisi de, şeriatın hakikatini ve Nübüvvet kemalatını tahsil için olan şartlar arasındadır", "Mukarrebun amelleri arasında sayılan müptedinin zikri, kamil ve mükemmel Şeyhten alınandır", "Peygamberlere uyarak ve varis olarak, onların kemalatına kavuşturan yol ancak Nakşibendi tarikidir", "Nakşi büyüklerinin yolu, Ashab-ı Kiramın yoludur" bu ve buna benzer ifadelere okuyanlar mutlaka rastlamışlardır.

Sonuçta İmam Rabbani, başka bir cemaat ya da cemiyetten değil, kendi yolundan Nakşibendi Tarikatından bahsetmektedir. Zaten Mehdi As.'ın Nakşi Tarikatı silsilesinden olacağını da açıkça işaret etmiştir. Bakınız:

"Geleceği vaad edilen Mehdî As., velayetin ekmeliyetini alacaktır. Bu Tarikat-ı Aliyye üzerine gelecek ve bu Silsile-i Aliyye'yi tamam ve tekmil edecektir. Zira bütün velayet nisbetleri, bu Nisbet-i Aliyye'nin altında bulunmaktadır. Sair velayetlerin, nübüvvet makamı kemalâtından nasibi azdır. Amma, bu velayetin ondan yana bol nasibi vardır. Bunu da: daha önce anlatıldığı gibi, Hazret-i Sıddık'a bağlanması dolayısı ile alır." (Akçiçek Tercümesinden 251. Mektup)

İkinci bir netice, sayın Kaya'nın bu ciddi hatalara, kasıt ve ard niyetle düşmediğine, Hüseyin Hilmi Işık'ın zor anlaşılır ve kapalı tercümesinin azizliğine uğradığına ve diğer tercümelere baktıktan sonra hatasından rücu edeceğine hüsn-i zan ediyorum.

Ves'selam.

talib
17-11-2009, 07:41
Yazıyı daha müsait bir zamanda dikkatli okuyup etraflıca değerlendirmek imkanım olur diye düşünüyorum. Şimdilik şunları kayda geçelim;

İmamı Rabbani hz.leri demiş ki:

"Geleceği vaad edilen Mehdî Aleyhis Selam, velayetin ekmeliyetini alacaktır. Bu Tarikat-ı Aliyye üzerine gelecek ve bu Silsile-i Aliyye'yi tamam ve tekmil edecektir. Zira bütün velayet nisbetleri, bu Nisbet-i Aliyye'nin altında bulunmaktadır. Sair velayetlerin, nübüvvet makamı kemalâtından nasibi azdır. Amma, bu velayetin ondan yana bol nasibi vardır. Bunu da, daha önce anlatıldığı gibi, Hazret-i Sıddık'a bağlanması dolayısı ile alır."

Hazretten anladıklarımız onun hakikat olarak düşündüğü tasavvuf yolundan ve tarikatlardan başkası değildir. Değerlendirmeleri de bu minval üzere olmuş. Nakşi meşayihi ittifakla haber etmişler ki, Efendimizin buyrukları olan, "Hazreti Sıddık'ın kapısından başka mescide açılan tüm kapılar kapansın" demek, bu yolun kıyamete kadar sağlıklı bir şekilde devam edeceğine işarettir. Hz. Sıddık'a gelen ilk günkü feyizler ile bugünkü arasında herhangi bir fark ve eksilme yoktur. Mehdi aleyhisselamın bu yol üzeri gelmesi de şaşılacak bir durum değildir.

Saidi Nursi hz.leri ise Karidi meşrep idi ve tasavvufta süluku da bu yol üzerine olmuştur. Başka nakşi şeyhlerinden de istifadesi olabilir. Fakat onun Mehdi'liğine kail hiç bir mürşidi kamil ve manevi vazife sahibi zat yoktur. Mürşidsiz hakikatin bulunamayacağını söyleyen ise pek çoktur. Bu sözler Saidi Nursi hz.lerinin kıymetini düşürmez. O'nun büyük velilerden olduğuna inanırız. Fakat onun vazifesi başka idi. Ve nurcuların halka dayatmak istediği gibi biz tanımıyoruz onu. Biz dediğimiz, evliyaullahın beyanlarından anladığımız kadarı ile bizlerdir. Ne hazretin şeyhi Es'ad Erbili hz.lerinden, ne kendisinin işarette bulundukları Sami Efendi hz.lerinden, ne yedilerden olan ve Hızır aleyhisselam ile her gün görüşüp, onun yardımcısı bulunan Ladikli Ahmet Ağa hz.lerinden ne de bir başka kıymetli meşayih efendimizden ve ricalullahtan bu yönde bir beyan vardır. Nurcuların kendi hüsnü kuruntularıdır. Bu kuruntuya cevap verilmez. Kendi aralarında bu geyikleri çevirip, tarikatlara ilişmeseler idi. Fakat hem tarikatlara ilişiyorlar hem Allah Dostlarına hem de kendi hüsnü kutuntularını halka dayatmaya çalışıyorlar. Bu sağlıklı bir kafanın eseri değildir. Bugün, Saidi Nursi hz.leri büyük bir veli idi, çok mübarek bir insandı deseniz karşınıza ilginç olarak nurcular çıkıyorlar. Çünkü onu en büyük bir müceddid ve Mehdi olarak görmeliymişiz. Hazretin kendisini böyle bilip bilmediğini bilmem ama hiç bir Allah Dostunun böyle bildiğine şahit değilim.

Zamanında Ladikli Ahmet Ağa, Medine'de bulunan bir zata selam göndermişler. Oradaki muhterem zevat şaşırmış. Acaba selam gönderdikleri zatı nereden tanıyor diye taaccub etmişler. Sordukları zaman, kendilerini manevi mecliste gördük tanıdık demişler. Büyükler böyle idi. Biz zamanın büyüklerine kulaklarımızı tıkamışız, kendimizi manen en yüksek yerde görebilmek adına, halka dayatmalarda bulunmaya başlamışız.

Rabbim hayır görünen şerlerden ve fitnelerden ümmeti koruya..

hirahos
17-11-2009, 20:25
Mektubat-ı Rabbani, maalesef hep yapıldığı gibi olduğundan farklı veriliyor! Cümleleri çıkarılıyor. Olmayan cümleler Mektubat imiş gibi yansıtılıyor! Ve o operasyonun üzerine koca koca davalar inşa ediliyor... Netice, biz demiyoruz, bakın kardeşim Tarik-i Nakşi'nin Güneşi öyle diyor diye piyasada satıyoruz.

Tahrib (hırpalama) ve tahrifatın (bozmanın) farkına varabildik mi inşallah? Yani yapılanın ciddiyetini kavrayabiliyoruz değil mi? ;):ıslık:

(Çünkü kimi forumlarda cemaat damarı tutanların, ne var bunda, ne olmuş yani şeklinde tepkileriyle karşılaştık :) )

saglıkcı
17-11-2009, 20:34
Hirahos'tan alıntı
Kaya’nın esas aldığı Hüseyin Hilmi Işık’ın tercümesidir ve anlaşılması gayet zor bir tercümeyi esas almıştır.
İkinci bir netice, sayın Kaya'nın bu ciddi hatalara, kasıt ve ard niyetle düşmediğine, Hüseyin Hilmi Işık'ın zor anlaşılır ve kapalı tercümesinin azizliğine uğradığına
Gardaş bu ne haldir hele bir izah ette bizde anlayalım.Bu garib ve karışık ifadelerini.İzahına göre elbet bizimde bir diyeceğimiz olur.

hirahos
17-11-2009, 20:39
Sağlıkçı kardeş, ilgili Mektubu hem Işık efendiden, hem de diğer bazı tercümelerinden okur isek ne demek istediğim anlaşılacaktır inşallah. Kapalı kalması, kimi ifadelerin açıkça anlaşılamaması bir hakaret değildir. Belki anlamak için okuyucunun daha fazla gayret etmesi gerek demektir.

saglıkcı
17-11-2009, 20:52
Sağlıkçı kardeş, ilgili Mektubu hem Işık efendiden, hem de diğer bazı tercümelerinden okur isek ne demek istediğim anlaşılacaktır inşallah. Kapalı kalması, kimi ifadelerin açıkça anlaşılamaması bir hakaret değildir. Belki anlamak için okuyucunun daha fazla gayret etmesi gerek demektir.
İkinci bir netice, sayın Kaya'nın bu ciddi hatalara, kasıt ve ard niyetle düşmediğine, Hüseyin Hilmi Işık'ın zor anlaşılır ve kapalı tercümesinin azizliğine uğradığına
Yani adam azizliğe uğramış niye; Hüseyin Hilmi Işık'ın zor anlaşılır ve kapalı tercümesini baz aldığı için.Yani suç bu tercümede.Ama diğer tercümeleri okusaymış bu hataya düşmeyeçekmiş.E şimdi bu tercümeyi okuyan binlerce kimseki biriside benim.Fakat bahse konu olan şahıs gibi bir netice çıkarmadım ve diğer okuyucularda böyle bir netice çıkarmıyor.Şimdi azizlik bu adamın anlayışındamı.Bahse konu ettiğiniz tercümedemi.?

saglıkcı
17-11-2009, 21:01
Hem bu bahse konu olan tercümeler arasında ki, bir adamın düşüncesini değiştireçek farklılıkları ortaya bir kaç maddeyle koyarsanız, memmun olurum.

hirahos
17-11-2009, 21:13
İkinci bir netice, sayın Kaya'nın bu ciddi hatalara, kasıt ve ard niyetle düşmediğine, Hüseyin Hilmi Işık'ın zor anlaşılır ve kapalı tercümesinin azizliğine uğradığına
Yani adam azizliğe uğramış niye; Hüseyin Hilmi Işık'ın zor anlaşılır ve kapalı tercümesini baz aldığı için.Yani suç bu tercümede.Ama diğer tercümeleri okusaymış bu hataya düşmeyeçekmiş.E şimdi bu tercümeyi okuyan binlerce kimseki biriside benim.Fakat bahse konu olan şahıs gibi bir netice çıkarmadım ve diğer okuyucularda böyle bir netice çıkarmıyor.Şimdi azizlik bu adamın anlayışındamı.Bahse konu ettiğiniz tercümedemi.?


Kardeş, meselenin merkezinden ayrılmayalım. Burada mevzu bahis olan Işık tercümesi değil, bir yazarın Mektubat-ı Rabbani'yi hırpalaması ve tahrif etmesidir. Suçlu elbetteki Yazardır. Ancak belki insafa gelir de başka tercümelere de bakar diye öyle ifade ettik. Bir kaç farklı tercümeye bakınca ne dediğimiz anlaşılacaktır.

Işık tercümesi, Türkçe ifadelerinden dolayı kapalı kalmış. Anlaşılması güçleşmiş. Bu bir kusur değildir. Bir suçlama değildir. Fikir sahibi olmayan, kimi kavramlara aşina olmayan başka okuyucuya uyarıdır. Yoksa Işık tercümesini bendeniz gayet net anlıyorum. Bendeniz için sorun yoktur. Belki sizce ve başkalarınca da sorun olmayabilir. Anlaşıldı mı efendim? :ppty

saglıkcı
17-11-2009, 21:20
Kardeş, meselenin merkezinden ayrılmayalım. Burada mevzu bahis olan Işık tercümesi değil, bir yazarın Mektubat-ı Rabbani'yi hırpalaması ve tahrif etmesidir. Suçlu elbetteki Yazardır. Ancak belki insafa gelir de başka tercümelere de bakar diye öyle ifade ettik. Bir kaç farklı tercümeye bakınca ne dediğimiz anlaşılacaktır.

Işık tercümesi, Türkçe ifadelerinden dolayı kapalı kalmış. Anlaşılması güçleşmiş. Bu bir kusur değildir. Bir suçlama değildir. Fikir sahibi olmayan, kimi kavramlara aşina olmayan başka okuyucuya uyarıdır. Yoksa Işık tercümesini bendeniz gayet net anlıyorum. Bendeniz için sorun yoktur. Belki sizce ve başkalarınca da sorun olmayabilir. Anlaşıldı mı efendim? :ppty
Meseleyi elbet uzatmanın bir mantığı yoktur.Sadece sizin bu husustaki samimiyetinize bir şartla inanırım.
Kaya’nın esas aldığı Hüseyin Hilmi Işık’ın tercümesidir ve anlaşılması gayet zor bir tercümeyi esas almıştır.
bu metin kalabilir.
İkinci bir netice, sayın Kaya'nın bu ciddi hatalara, kasıt ve ard niyetle düşmediğine, Hüseyin Hilmi Işık'ın zor anlaşılır ve kapalı tercümesinin azizliğine uğradığına.Ama bu metini yazınızdan çıkarırsanız o zaman sizin maksatlı değilde sadece dil sürçmesi kabilinden böyle bir ifadeyi kullandığınıza ve bu hatanızı da görünce bundan sarfı nazar ettiğinize inanırım.
Böyle yapmassanız size olan itimadım sarsılır.Hepsi bu kadar.

Sofuoglu
17-11-2009, 21:50
İkinci bir netice, sayın Kaya'nın bu ciddi hatalara, kasıt ve ard niyetle düşmediğine, Hüseyin Hilmi Işık'ın zor anlaşılır ve kapalı tercümesinin azizliğine uğradığına
Yani adam azizliğe uğramış niye; Hüseyin Hilmi Işık'ın zor anlaşılır ve kapalı tercümesini baz aldığı için.Yani suç bu tercümede.Ama diğer tercümeleri okusaymış bu hataya düşmeyeçekmiş.E şimdi bu tercümeyi okuyan binlerce kimseki biriside benim.Fakat bahse konu olan şahıs gibi bir netice çıkarmadım ve diğer okuyucularda böyle bir netice çıkarmıyor.Şimdi azizlik bu adamın anlayışındamı.Bahse konu ettiğiniz tercümedemi.?


o kisim sadece husnu zan olsa gerek,kanatim odurki insaAllah oyledir (tercumeyi anlayamamistir)demek istiyor hirahos agbey,
elbetteki kimi tercumeler agir olabilir herkes anlamayabilir bunda nasil bir beis olabilirki,
buda tercumeyi edenin zaafi degilde ,anlayamayanin zaafi olsa gerek(tabi kasit yoksa)

hirahos
17-11-2009, 22:04
o kisim sadece husnu zan olsa gerek,kanatim odurki insaAllah oyledir (tercumeyi anlayamamistir) demek istiyor hirahos agbey,

elbetteki kimi tercumeler agir olabilir herkes anlamayabilir bunda nasil bir beis olabilir ki,

buda tercumeyi edenin zaafi degil de, anlayamayanin zaafi olsa gerek (tabi kasit yoksa)

Allah razı olsun Sofuoğlu ağabeyim. Aynen ifade ettiğiniz gibidir. :ppty

Sağlıkçı kardeş, peki siz bahsi geçen 32. Mektubu Işık efendinin Mektubundan okuyarak, bir de Bulut'un yazısına öyle bakınız. Ve sizden de bir değerlendirme rica ediyorum:

Sizce yazar burada ne yapmıştır? Aktardıkları doğru mudur? Yanlış mıdır? Yani Mektubu olduğu gibi yansıtmış mıdır?

Buyrunuz. :ppty

dostluk
17-11-2009, 22:22
Kardeş, meselenin merkezinden ayrılmayalım. Burada mevzu bahis olan Işık tercümesi değil, bir yazarın Mektubat-ı Rabbani'yi hırpalaması ve tahrif etmesidir. Suçlu elbetteki Yazardır. Ancak belki insafa gelir de başka tercümelere de bakar diye öyle ifade ettik. Bir kaç farklı tercümeye bakınca ne dediğimiz anlaşılacaktır.

Işık tercümesi, Türkçe ifadelerinden dolayı kapalı kalmış. Anlaşılması güçleşmiş. Bu bir kusur değildir. Bir suçlama değildir. Fikir sahibi olmayan, kimi kavramlara aşina olmayan başka okuyucuya uyarıdır. Yoksa Işık tercümesini bendeniz gayet net anlıyorum. Bendeniz için sorun yoktur. Belki sizce ve başkalarınca da sorun olmayabilir. Anlaşıldı mı efendim? :ppty

çok özür dilerim bir mesajda biz ilave tmek isteriz..

burda sağlıkcı kardeşimizin hassasiyetini anlıyorum,yıllar önceydi bir foruma forum üye olmuştum,hatırlarsınız belki ,sizden rica etmiştim ..sonra hakkı yazdım diye ceza verdiler bize,ilk kısıtlandığım forum diyebilirim o foruma..başka yok hayatımda ksıtlamaya alındığım..

orda tutturmuşlardı mektubatta yanlışlar var,arabcası iyi değil tercüme edememiş ,neyymiş çok açıklama koymuş (sizin iddanızın tersi )vs gibi karalıyorlardı,hatta ayynı suçlamayı ibni aidin,redülmuhtar kitabı içinde yapıyorlardı,şimdi bir alimi cahil yerine koymak ve yıllarca herkezin okuduğu evlerinde olan mektubat tercümelerini zan altında bırakmak iki yönden zarardır biri mektubatın güvenirliği açısından diğeriyse çeviren alimin diğer kitaplarına sözlerine verilen değer,güven açısından..bu ikiside ehlisünnete zarar verecek zarardır..

bu konuya gelirsem zaten ilk mektuplar ağırdır,herkez anlayamaz,her ne kadar açıklamada yapılsa,köşeli parantezlerde açılsa insanlar yorumu benceyle yaparlarsa farklı şeyler çıkar ortaya,bizde mektubatların kıyaslamasını yapmıştık o dönemlerde,iddaları gibi tahribat vs varmı diye ,karşılaştırma yaparken diğer mektubatıda anlayışı,bilgisi olmayan anlayamaz,diğer mektubattada ayyn oranda açıklamalar vardı,bu uslup meselelsidir,bazı alimlerin ulubu baya ağır olur kimse anlayamaz(saidi nursi hazretlerini biz anlayamıyoruz misal,ilmimiz o kadar< değilki anlayamıyorum..)

bu rada emeğinize sağlık,yazıyı hazırlamış,hassasiyet göstermişsiniz ..

sağlıkcı ihvanıma katılıyorum ,bir tarafı yparken bir tarafı zedelemiş gibi olmuş yazının o bölümü..nette böyyle yazılar çabuk yayılır ayıklayacağız artık pirincin taşını : )

hirahos
18-11-2009, 12:54
Allah ahir ve akibetimizi hayır eylesin.

Müslümanların ahvaline acısın.

Ne kadar acıdır ki filan zatın şu tercümesi anlaşılması biraz zor olmuş, bazı yerleri Türkçe ifadelerden dolayı kapalı kalmış diyoruz; kardeşlerimizden kimileri ayaklanıp sitem ediyorlar...

İmam Rabbani Hz.leri istismar ediliyor, sözleri çarpıtılıyor, Mektubat'ı kullanılıyor diyoruz, aynı arkadaşlarda tık yok...

Asıl suçluyu bırakıp bize yükleniyorlar.

Kendi üstadının şerefi ve hakkı var, fakat bu arkadaşların nezdinde haşa İmam Rabbani Hz.'nin şerefi ve hakkı önemli değil... Şu vicdan ve insafa bakar mısınız?

Vah bize. :cray:

dostluk
18-11-2009, 13:05
Allah ahir ve akibetimizi hayır eylesin.

Müslümanların ahvaline acısın.

Ne kadar acıdır ki filan zatın şu tercümesi anlaşılması biraz zor olmuş, bazı yerleri Türkçe ifadelerden dolayı kapalı kalmış diyoruz; kardeşlerimizden kimileri ayaklanıp sitem ediyorlar...

İmam Rabbani Hz.leri istismar ediliyor, sözleri çarpıtılıyor, Mektubat'ı kullanılıyor diyoruz, aynı arkadaşlarda tık yok...

Asıl suçluyu bırakıp bize yükleniyorlar.

Kendi üstadının şerefi ve hakkı var, fakat bu arkadaşların nezdinde haşa İmam Rabbani Hz.'nin şerefi ve hakkı önemli değil... Şu vicdan ve insafa bakar mısınız?

Vah bize. :cray:

konuyu inceleme fırsatım olmadı,konuya vakıf olunca yazacağım,şimdi ne yazsam boş olur,yeri gelmişken vakıf olduğum konu hakkında yazdım..

ayrıyeten mektubatı rabbani için çok çaba verdim,uydurma rivayetler hadisler var diyenlere karşı kendimce karınca kararınca çok çatışmalara girdim..

ama tabiki nasıl anlamak isterseniz o şeklde anlayabilirsiniz,kalpleri bilen Allahtır..

ummuhan
18-11-2009, 13:14
hirahos Nickli Üyeden Alıntı http://www.ihvanforum.org/images/VA_Arwa/buttons/viewpost.gif (http://www.ihvanforum.org/risale-i-nur/65243-nurcu-yazar-m-kayaya-e-mail-var/#post648702)
Kardeş, meselenin merkezinden ayrılmayalım. Burada mevzu bahis olan Işık tercümesi değil, bir yazarın Mektubat-ı Rabbani'yi hırpalaması ve tahrif etmesidir. Suçlu elbetteki Yazardır. Ancak belki insafa gelir de başka tercümelere de bakar diye öyle ifade ettik. Bir kaç farklı tercümeye bakınca ne dediğimiz anlaşılacaktır.

Işık tercümesi, Türkçe ifadelerinden dolayı kapalı kalmış. Anlaşılması güçleşmiş. Bu bir kusur değildir. Bir suçlama değildir. Fikir sahibi olmayan, kimi kavramlara aşina olmayan başka okuyucuya uyarıdır. Yoksa Işık tercümesini bendeniz gayet net anlıyorum. Bendeniz için sorun yoktur. Belki sizce ve başkalarınca da sorun olmayabilir. Anlaşıldı mı efendim? :ppty


Hüseyin Hilmi Işık ın sadece bu tercemesi değil, seadet-i ebediyye adlı ilmihal kitabı da çok tartışmalı diyeceğim şimdi konu darmadağın olacak :)

Hikem
18-11-2009, 13:30
Kardeş, meselenin merkezinden ayrılmayalım. Burada mevzu bahis olan Işık tercümesi değil, bir yazarın Mektubat-ı Rabbani'yi hırpalaması ve tahrif etmesidir. Suçlu elbetteki Yazardır. Ancak belki insafa gelir de başka tercümelere de bakar diye öyle ifade ettik. Bir kaç farklı tercümeye bakınca ne dediğimiz anlaşılacaktır.

Işık tercümesi, Türkçe ifadelerinden dolayı kapalı kalmış. Anlaşılması güçleşmiş. Bu bir kusur değildir. Bir suçlama değildir. Fikir sahibi olmayan, kimi kavramlara aşina olmayan başka okuyucuya uyarıdır. Yoksa Işık tercümesini bendeniz gayet net anlıyorum. Bendeniz için sorun yoktur. Belki sizce ve başkalarınca da sorun olmayabilir. Anlaşıldı mı efendim? :ppty


Hirahos tercemeyi beğenmemek suçmu, kardeşim.Arkadaşların hatırı kırılmasın diye lafı çevirmeye gerek yok.Kapalı vb. ifadelerin bunu gösteriyor.Bu arkadaşlar merhum Akçiçek ve tahkikli terceme olan Taha Hakan Alp in tercemelerini okusalar , meşreb taassubuna girmezlerdi.

dostluk
18-11-2009, 13:39
hirahos Nickli Üyeden Alıntı http://www.ihvanforum.org/images/VA_Arwa/buttons/viewpost.gif (http://www.ihvanforum.org/risale-i-nur/65243-nurcu-yazar-m-kayaya-e-mail-var/#post648702)
:ppty


Hüseyin Hilmi Işık ın sadece bu tercemesi değil, seadet-i ebediyye adlı ilmihal kitabı da çok tartışmalı diyeceğim şimdi konu darmadağın olacak :)

demeniz suç değil..açarsınız konuyu,yazarsınız kurana sünnete ters ittikadi sapıklıklarını herkez okur anlar...



Hirahos tercemeyi beğenmemek suçmu, kardeşim.Arkadaşların hatırı kırılmasın diye lafı çevirmeye gerek yok.Kapalı vb. ifadelerin bunu gösteriyor.Bu arkadaşlar merhum Akçiçek ve tahkikli terceme olan Taha Hakan Alp in tercemelerini okusalar , meşreb taassubuna girmezlerdi.

okudum,evde her ikisde var,her ikisinide okuyorum,fark göremiyorum..

sizde ilmi şekilde farklarını gösterirsiniz başka konu açıp herkez daha iyi anlar..

bu şekilde meşrep tassubuna giriyorsunuz..

AynAlı
18-11-2009, 14:19
yazı çok uzun lakin konuyu hirahos emmi açtıysa bu konunun risaleinur bölününden serbest kürüsüye taşınması lazım gelir..

dostluk
18-11-2009, 14:36
[QUOTE=hirahos;648150]032. MEKTUP

(Mutercim: Abdulkadir Akçiçek)

MEVZUU : Ashab-ı kirama mahsus kemal derecesinin beyanına dairdir. Allah onlardan razı olsun. İşbu kemal derecesine evliyadan pek azı nail olmuştur. Bu münasebetle daha başka şeyler de yazılmıştır.

NOT : İMAMI RABBANİ Hz. bu mektubu, Mirza Hüsameddin Ahmed'e yazmıştır.

***

İltifat olarak, gönderilen mektubunuz ulaştı.

Sübhan Allah'a hamd ve şükürler olsun ki; uzağa atılan unutulmaya terk edilmemiş; söz arasında olsa dahi, hatırlananlarla hatıra gelip anılmıştır. Bu manada bir mısra:

Bırakınız bizi, tatlı hatıralarımızla teselli bulalım.

Mektubunuzda şu hususta şikâyet var: Hazreti Şeyhimize bağlılık hali bulunmadığı, bunu vicdanen bulmanın zorluğu.. Ayrıca, bunların sebebi sorulmaktadır. Üstün Şeyhimize, Yüce Allah'ın has rahmetini dileriz.

Ey Mahdum,

Bu misillu sözlerin yazı ile, hattâ sözle şerh edilmesi uygun değildir. Şunun için ki: İnsanın zihninde, ne gibi mana hâsıl edeceği bilinmez; hatta, onlardan ne anlaşılacağı da belli olmaz. Bu iş için lâzım olan, iyi zan besleyip huzurda olmaktır yahut ne yoldan olursa olsun sohbetin uzun sure devamıdır. Bunun dışında kalan, kopup uçan ağaç dikenleri gibidir. Bu manada bir şiir:

Bir gece arıyorum sal, hoş mehtabı var;
Sana anlatacağım tatlı masallar var..

Ancak, suale cevap kabilinden, aşağıdaki mikdarı açıklayacağım.. Şöyle ki:

Her makamın, kendi başına, ilimleri ve elde edilecek marifetleri vardır. Hattâ, birbirinden ayrı, halleri ve vecidleri vardır.

Bir makam vardır ki, orada: Zikir ve teveccüh uygun düşer.
Bir makam vardır ki, orada: Kur'an okumak ve namaz kılmak gerekir.
Bir başka makam vardır ki: Cezbeye mahsustur.
Bir başka makam dahi: Sülûke mahsustur.
Bir başka makam dahi: Hem cezbe, hem de sülûk içindir.

Bir başka makam dahi: Cezbeden ve sülûkten yana halidir. O kadar ki orada, cezbenin yeri olmadığı gibi, sülûkle bir ilgisi dahi yoktur. İşbu makam, cidden pek yücedir. Resulûllah Efendimizin Ashabı, bu makama çıkma imtiyazına nail olmuşlardır. Halk arasından seçilip bu muazzam devletle şerefyab olmuşlardır. Allah onlardan razı olsun. Bu makamın sahibi için; diğer makamların sahiplerine nazaran, tam bir imtiyaz (ayrıcalık) vardır. Bu makam sahipleri arasında bulunan birbirine benzerlik; diğer makamların sahipleri arasındaki benzerliğe nazaran pek azdır. Ama, diğer makamların sahipleri, bir yönde olmasa bile, diğer bir yönde birbirlerine benzerler. Bu makama bağlılık, Ashab-ı Kiramdan sonra, inşaallah tam bir şekilde Mehdî Aleyhisselâm'da zuhur edecektir. Bu makamdan haber veren tabakat meşayihi azaldı.. O makamın ilimlerinden ve maarifinden kelâm şöyle dursun.. İşbu makam, şu âyet-i kerimede manasını güzel bulur:

«Bu, Allah'ın fazlıdır; dilediğine verir. Allah, büyük fazlın sahibidir.» (62/4)

Bu babda esas anlatılacak mesele şudur: Bu, pek değerli olan makam nisbeti, ilk adımda, Sahabede zuhur edip zamanla, tam kemal mertebesine erişir. Ancak, Sahabenin gayrı için bu devletle şerefyab olmak, sahabenin izince oraya varmak arzu edilirse, bu: Cezbe menzillerinin, sülûk mertebelerinin kat edilmesine bağlıdır. Ve; bu iki makama dair ilimlere de sahib olmak gerekir.

Bu mübarek makama bağlanmanın, başlangıçta zuhuru, Seyyid'ül-Beşer efendimizin sohbeti bereketine mahsustu. Ona ve âline salât, tahiyyat, berekât ve teslimat.. Ama, Resulûllah Efendimize tebaiyet yolu ile bağlı bulunan bazı “Zatların”, bu bereketle şerefyab olmaları mümkündür. İşte, böyle bir “Zatın” sohbeti; başlangıçta, bu üstün makama bağlanmış olmanın zuhuruna bir sebeptir. Yani: İlk halde ve cezbe ve sülûk menzillerini kat etmeden evvel.. (Yani Peygamber Efendimize tebaiyet –uyup tabi olma- yolu ile bağlanan bazı Zatların da sohbeti, Peygamber Efendimizin sohbetinin tesiri gibidir)

Bu manada bir şiir:

Şayet bulursa kudsî ruhun feyiz yardımını;
İsa'dan başkası, dahi çıkarır aynısını..

Bu zamanda, bu üstün makama nisbet, nihayetin bidayette oluşu şeklinde (yani Nakşibendi yolunda) tahakkuk etmektedir. Nitekim bu mana, cezbenin sülûke takdim edilmesi sureti (önce gelmesi yolu) ile tahakkuk ediyor. (gerçekleşiyor)

Bu hususta daha fazla yazmaya durum müsait değildir. Bu manayı anlatan bir şiir şöyledir:

Bundan ötesinin beyanı ince;
Gizlemek pek hoş, pek de güzel bence..

***

Eğer bundan sonra, bir karşılaşma durumu olursa, dinleyenlerden de hüsn-ü zan hissedersem; zuhur meydanına bu makamdan bir nebze varidat gelir.. Haliyle, Allah Taâlâ dilerse.. Başarı ihsan eden, o Yüce Sübhan Allah'tır. [QUOTE]

___________________

buda sayın Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın Mektubatı Rabbani çevirisi..

OTUZİKİNCİ MEKTÛB

Bu mektûb, mirzâ Hüsâmeddîn Ahmede yazılmışdır. Eshâb-ı kirâmın “aleyhimürrıdvân” kemâlâtını ve hazret-i Mehdîyi bildirmekdedir:


Lutf ederek gönderdiğiniz mektûb geldi. Bu garîbleri hâtırladığınıza şükr eyledim. Büyük hocamızın senelerle hizmetinde hiç istifâde etmemiş gibiyim diyor ve sebebini soruyorsunuz.


Efendim! Böyle şeylerin cevâbını yazmak, hattâ anlatmak uygun değildir. Çünki, okumakla, dinlemekle anlaşılmaz. Sevgi ve i’timâd olmak şartı ile, uzun zemân berâber bulunmak lâzımdır. Başka yol ile ele geçemez.

Fârisî beyt tercemesi:

Râhat gece, tatlı mehtâb bul bana,
Her şeyden anlatayım, o zemân sana.


Her süâle cevâb vermek lâzımdır buyurmuşlar. Onun için kısaca bildireyim ki, tesavvuf yolculuğunda, her makâmın, ayrı bilgileri, ma’rifetleri, hâlleri vardır. Her makâm için ayrı vazîfe, zikr ve teveccüh lâzımdır.



Ba’zı makâmda zikr, başka makâmda Kur’ân-ı kerîm okumak, nemâz kılmak, ba’zısında cezbe, ba’zısında sülûk, ba’zısında ise bu ni’metin her ikisi vardır.

Öyle makâmlar da vardır ki, cezbe ve sülûk oraya yanaşamaz. Bu son makâmlar çok yüksek, pek kıymetlidir.


Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” eshâb-ı kirâmının “aleyhimürrıdvân” hepsi, bu makâmlara kavuşmuş, bu büyük ni’met ile şereflenmişdir.

Bu makâmların sâhibleri, başka makâmların sâhiblerine benzemez. Başka makâmların sâhibleri ise, birbirlerine az çok benzer.


Bu makâm, Eshâb-ı kirâmdan sonra, hazret-i Mehdîde görünecekdir.

Tesavvuf büyüklerinden pek az kimse, bu makâmdan haber vermişdir. Bu makâmın ilmlerinden, ma’rifetlerinden söyliyen ise, yok gibidir. Bu makâm, Allahü teâlânın, öyle büyük bir ni’metidir ki, dilediği, seçdiği bahtiyârlara nasîb olur.


Eshâb-ı kirâm “aleyhimürrıdvân” bu pek yüksek mertebeye, dahâ ilk sohbetde ayak basardı ve zemânla bu mertebelerde yükselirlerdi.


Sonra gelen Evliyâdan birini, bu ni’met ile şereflendirmek ve Eshâb-ı kirâmın terbiyesi ile yetişdirmek isterlerse, cezbe ve sülûk mertebelerini geçirip ve bunların ilm ve ma’rifetlerini atlatdıkdan sonra, bu devlete erişdirirler.


Bu mertebelere yetişebilmek, insanların en üstününün “aleyhi ve alâ âlihissalevât” sohbeti ile mümkin olabilir.


Onun izinde gidenlerden pekaz kimseye de, bu bereketi ihsân edebilirler. Bunun sohbetine kavuşan da, bu mertebelere ulaşdıran nisbet ile, yol ile şereflenir.


Fârisî beyt tercemesi:

Rûhul-kudsün feyzine kavuşursan eğer;
Mesîhin yapdıkları, senden de hâsıl olur.


Cezbe, sülûkden önce olduğu zemânlarda yapdıkları gibi, bu yolda da, nihâyetin hâlleri, başlangıçda gösterilir, tatdırılır. Bundan fazla yazmağa imkân bulamıyorum. Eğer buluşursak ve dinliyenlerin arzû ve hevesleri anlaşılırsa, inşâallahü teâlâ bu makâmlardan biraz bildirmek nasîb olur.

İnsanları herşeye kavuşduran Allahü teâlâdır.

______________


şimdi mektup daha uzun lakin siz buraya kadar almışsını bizde buraya kadar yazdık..mektubu netten kopyaladım,kopyalarken evdeki ile karşılaştırma yapıp koyladım..

sayın Hirahos demişsinizki

b- İmam Hz.lerinin Mektubunda "kırmızı" ile kalınlaştırdığım iki cümle ise Kaya'nın aktardıkları arasında kendine yer bulamamıştır. Bunlar öyle cümlelerdir ki ilgili konunun en can alıcı, ne anlatıldığını en açık biçimde verecek cümlelerdir. Bunları vermez ya da dikkate almaz iseniz Mektubu istediğiniz gibi sonuçlandırmanız kolay hale gelmektedir.

biz göremedik kırmızı ile renklendirilmiş yazı ,sizmi unuttunuz bizmi göremedik anlayamadım ,bu iki cümle hangisi bordo ile renklendirdiğiniz paragraflarmıdır.. buna göe devam edeceğim ..

birde bu mektubun arabcası varsa kaynaklı ekleme yapsak çok daha hoş olacak..

sonra yazara geçelim : )

reddulevham
18-11-2009, 15:33
bu mevzunun risalie nur bölümünde açılmasının sebebi nedir? Anlaşılan Hirahosun asıl maksadı bağcıyı dövmek, üzümü kim yerse yesin..

Sofuoglu
18-11-2009, 15:45
bu mevzunun risalie nur bölümünde açılmasının sebebi nedir? Anlaşılan Hirahosun asıl maksadı bağcıyı dövmek, üzümü kim yerse yesin..



yapilan yanlisin icerigine bakarsaniz amacin bagci dovmekmi uzum yemekmi oldugunu gorebilirsiniz....

e tabi sadece basligi okuyup icerige bakmazssaniz "niye burda actiniz" demekte gayet normal olsa gerek...!!!

reddulevham
18-11-2009, 15:51
efendim bölümün adı risale-i nur. Nurcu yazar olarak sıfatlanan birinin yazılarının degerlendirilmesi yerine risalei nur ile ilgili olması lazım değilmi açılan konuların? Sonra M. Ali Kaya risalei nur adına söz söylemeye yetkinmidir? Veya onun sözü cemaatleri bağlarmı? Üzerinde söz söylemeye gerek varmıdır? Mesele mehdiyetten çıkıp tercümelerin sıhhatine dönmüş, lafı güzaf olmuş. Burda asıl amaç nedir?
Nurcular hep böyledir mi demek isteniyor? Yoksa Said nursi mehdi değildir, o nurcuların uydurmasıdır, mehdi olsa bizim tarafımızdan verilen envai çeşit ünvanlara sahip şeyhlerimiz bunu nasıl oldu da bilemedi? mi demek isteniyor?

Hilmi ışık tercümesi sakattır uzak durun mu demek isteniyor?

Konunun risalei nurla ne alakası var? Lutfen izah edermisiniz?

Sonra anlamadığım bir diger husus: Hilmi Işık tercümesi neden doğru değildir? Bunun isbatı nasıl mümkün olabilir? Bence arapçasını buraya yazarsınız, sonra tek tek kelime kelime tahlil edersiniz, sonra tercümelerin sıhhhatini sorgularsınız, sonra iş hakiki tercüme ile mehdi meselesine kayar. Işıkçılar kendi ellerindekini, ötekiler başkasını vs herkes bir tercümeyi doğru kabul eder. Bu işte bir konsensüs oluşmamış ki zaten, millet ne bilsin kim doğru kim yanlış? Hirahos adlı üye bu işte uzmanmıdır? Kim adına kime mail atmış ki adam kaale alsın cevap versin?

hirahos
18-11-2009, 16:44
Dostluk ... Allah razı olsun. "Vah bize" derken haşa sizi kastetmemiştim, ama teşekkür ederim ki her zamanki gibi hürmet ve takdire şayan vefa ve hassasiyetinizi tekrar göstermiş oluyorsunuz.

Biz biraz yaşlandık. Bordo rengi kırmızı görüyoruz zannedersem. Evet, bordo ile işaretlediğim cümleler Kaya'nın yazısında yok.

Bordo ile gösterdiğim cümleler Işık tercümesinde de belirgin ve açık değil.

Lütfen bir de Akçiçek'e ve diğer başkalarına da bakınız. Göreceksiniz ki hepsinde bu bordo ile işaretlediğim cümleler vardır. Biz Akçiçek, Yasin ve Merve'ye baktık. Hepsinde var. Baktığım üç tercüme de birbirinden farklı değil.

reddulevham kardeşim, siz meseleye vakıf olmak ister ve çalışırsanız, maksadın ne olduğu da kendiliğinden ortaya çıkacaktır inşallah.

Az sonra ilgili mektubun Arapça tercümesini de verelim.

dostluk
18-11-2009, 17:14
Bu zamanda, bu üstün makama nisbet, nihayetin bidayette oluşu şeklinde(yani Nakşibendi yolunda) tahakkuk etmektedir. Nitekim bu mana, cezbenin sülûke takdim edilmesi sureti (önce gelmesi yolu) ile tahakkuk ediyor. (gerçekleşiyor)



Hüseyin Hilmi Işık tercümesi..

Cezbe, sülûkden önce olduğu zemânlarda yapdıkları gibi, bu yolda da, nihâyetin hâlleri, başlangıçda gösterilir, tatdırılır.



dostluk :

burda sanırım bu yolda da kısmını akçiçek parantez içinde (yani Nakşibendi yolunda) diye ekleme açıklama yamış..

tek farklılık o diye gördüm,yazar bunu yinede tercümecinin açıklaması olduğu için inanmak istedii buysa anlamak istemeyecektir bunu yorum olarak görecektir..bizim fikrimize göre..

ki sanıyorum bunuda parantez içine siz eklemişsiniz..

sade hali akçiçek tercemesinin:

Bu zamanda, bu üstün makama nisbet, nihayetin bidayette oluşu şeklinde tahakkuk etmektedir. Nitekim bu mana, cezbenin sülûke takdim edilmesi sureti ile tahakkuk ediyor.


Hüseyin Hilmi Işık tercümesi..

Cezbe, sülûkden önce olduğu zemânlarda yapdıkları gibi, bu yolda da, nihâyetin hâlleri, başlangıçda gösterilir, tatdırılır.


________






Ancak, Sahabenin gayrı için bu devletle şerefyab olmak, sahabenin izince oraya varmak arzu edilirse, bu: Cezbe menzillerinin, sülûk mertebelerinin kat edilmesine bağlıdır. Ve; bu iki makama dair ilimlere de sahib olmak gerekir.




Hüseyin Hilmi Işık tercümesi..


Sonra gelen Evliyâdan birini, bu ni’met ile şereflendirmek ve Eshâb-ı kirâmın terbiyesi ile yetişdirmek isterlerse, cezbe ve sülûk mertebelerini geçirip ve bunların ilm ve ma’rifetlerini atlatdıkdan sonra, bu devlete erişdirirler.



dostluk :

bu terceme arasında ayrılık göremedim,ikiside ayynı şeyi kast etmiş ve yazmış..

inşallah bu mesajdan sonra yazarınkini karşılaştıralım,siz yazmışsanız karşılaştırmışsanız muhakkak mektubat aşığı olarak doğruyu görerek yazmışsınızdır,lakin bizde öğrenelim,üzerinden tek tek geçerek inşallah..

hirahos
18-11-2009, 17:50
32. Mektub'un Arapçasıdır:


المكتوب الثاني والثلاثون ارسل الى المرزا حسام الدين احمد في بيان الكمال
المخصوص بالاصحاب الكرام رضوان الله تعالى عليهم اجمعين وانه قد تشرف
به قليل من الاولياء وما يناسب ذلك

قد ورد مكتوبكم المرسول على وجه الالتفات لله سبحانه الحمد والمنة على مالم
يصر المهجورون منسيين بل ذكروا مع المذكورين ولو اس تطر اد ياً ( ع ):
دعونا نسلي بالاماني قلوبنا
قد اندرج في كتابكم الشكاية من فقدان نسبة حضرة شيخنا عليه الرحمة
الخاصة به وعدم وجدانها والاستفسار عن سببه ( ايها المخدوم ) ان شرح امثال هذه
الكلمات بطريق التحرير بل بالتقرير غير مناسب فانه لا يدري ماذا يحصل في فهم
انسان وماذا يأخذ منه بل اللازم الحضور بشرط حسن الظن او طول الصحبة على اي
نهج كان وبدونه خرط القتاد ( شعر ):
اريد صفو ليال مع ضيا قمر * حتى احدث انواع الحكايات
ولكن بحكم لكل سؤآل جواب أظهر هذا القدر إن لكل مقام علوما ومعارف
على حدة و احو الاً ومواجيد متمايزة ففي مقام يناسب الذكر والتوجه وفي مقام
يناسب تلاوة القرآن والصلوة ومقام مخصوص بالجذبة ومقام بالسلوك ومقام ممتزج
بهاتين الدولتين ومقام خال عن جهتي الجذبة والسلوك بحيث لا مساس له بالجذبة ولا
تعلق له بالسلوك وهذا المقام عال جد واصحاب النبي عليه و على آله وعليهم من اً
الصلوات افضلها ومن التسليمات اكملها ممتازون بهذا المقام ومشرفون بهذه الدولة
العظمى من بين الانام ولصاحب هذا المقام امتياز تام عن ارباب المقامات الآخر


والمشابهة بين أرباب هذا المقام قليلة بخلاف ارباب مقامات اخر فان لهم مشابهة بعضهم
ببعض ولو بوجه دون وجه وهذه النسبة تظهر بعد الصحابة رضوان الله عليهم اجمعين
في المهدي عليه السلام على الوجه الاتم انشاء الله تعالى وقل من اخبر عن هذا المقام من
مشائخ الطبقات فكيف التكلم من علومه ومعارفه ذلك فضل الله يؤتيه من يشاء والله
ذو الفضل العظيم غاية ما في الباب ان هذه النسبة العزيزة الوجود كانت تظهر في
الصحابة في اول القدم ثم تبلغ مرتبة الكمال بمرور الزمان واما غير الصحابة فان اريد
تشريفه بهذه الدولة وترتبه على قدم نسبة الصحابة انما يستسعد بها بعد قطع منازل
الجذبة ومراتب السلوك وطي علوم هذين المقامين ومعارفهما وظهور هذه النسبة
الشريفة في الابتداء كان مخصوصاً ببركة صحبة سيد البشر عليه و على آله الصلوات
والتحيات والبركات و التسليمات ولكن يمكن ان يتشرف بهذه البركة بعض متابعيه
صلّى الله عليه و سلّم فتكون صحبته يضاً س باً لظهور هذه النسبة العلية في الابتداء أ ب
يعني في ابتداء الحال قبل قطع منازل الجذبة والسلوك ( شعر ):
لو كان من فيض روح القدس من مدد * لغير عيسى ليصنع مثل ما صنعا
وفي هذا الوقت يتحقق في هذه النسبة اندراج النهاية في البداية ً ايضا كما هو
متحقق في صورة تقدم الجذبة على السلوك ولا مساعدة للزيادة على هذا ( شعر ):
ومن بعد هذا ما يدق بيانه * وما كتمه احظى لدي واجمل
( فان وقعت ) الملاقاة بعد ذلك واحست مظنة حسن الاستماع من جانب
المستمعين ترد نبذة من هذا المقام في معرض الظهور انشاء الله تعالى وهو سبحانه الموفق

(Alınan kısmın Arapçası buraya kadardır)

hirahos
18-11-2009, 18:09
Gücüm yettiğince 32. Mektuptan ilgili 2 cümleyi kırmızı (bu sefer tam kırmızı :) ) ile gösterdim. :ppty

hirahos
18-11-2009, 18:18
Mesele, şunun bunun tercümesi değildir. Konunun merkezinden ayrılmayalım artık. Lütfen. Yukarıda Mektubun Arapçası var. Gücüm yettiğince anladığım manalar orada Arapça yazılıdır. Tamam. Mesele yoktur: Önceden kastettiğimiz gibidir.

Mehmet Ali Kaya'nın 32. Mektup şunları yazıyor dediği yazısında yukardaki iki kırmızı Arapça cümle yoktur. Yoktur. Eksik bırakılmıştır. Ve olmayınca Mektubun anlamı baştan aşağı değişmiştir.

Öte yandan Kaya, kendi iki cümlesini de araya sıkıştırmış, yazmayanı yazılmış gibi göstermiştir:

2 önemli cümle çıkarılmış, iki tane alakasız cümle eklenmiştir. Daha nasıl izah edelim bilemiyorum.

Kaya, İmam Rabbani Hz.lerine iftira ediyor. Sözlerini vermediği gibi, demediğini de yazmış gibi gösteriyor.

dostluk
18-11-2009, 19:09
Mesele, şunun bunun tercümesi değildir. Konunun merkezinden ayrılmayalım artık. Lütfen. Yukarıda Mektubun Arapçası var. Gücüm yettiğince anladığım manalar orada Arapça yazılıdır. Tamam. Mesele yoktur: Önceden kastettiğimiz gibidir.

Mehmet Ali Kaya'nın 32. Mektup şunları yazıyor dediği yazısında yukardaki iki kırmızı Arapça cümle yoktur. Yoktur. Eksik bırakılmıştır. Ve olmayınca Mektubun anlamı baştan aşağı değişmiştir.

Öte yandan Kaya, kendi iki cümlesini de araya sıkıştırmış, yazmayanı yazılmış gibi göstermiştir:

2 önemli cümle çıkarılmış, iki tane alakasız cümle eklenmiştir. Daha nasıl izah edelim bilemiyorum.

Kaya, İmam Rabbani Hz.lerine iftira ediyor. Sözlerini vermediği gibi, demediğini de yazmış gibi gösteriyor.

en baştada anlamıştık zati : ) aslında herşeyde bir hayr var,daha çok anlamışlardır bize göre konuyu,sürekli güncellendi,merak konusu olmuş olabilir..

peki devamındaki yazı dizilerinde ne yazıyor -yazacak,kim dur diyecek..

tüm forumlara bu bilgileri en açıklayıcı şekilde arşivleyip duyuru yapmaktan başka elimizden gelen yoktur sanırım..

çalışmalarınız için Rahman razı olsun..Rabbim yanlışından dönmeyi nasip eyylesin inşallah..

ne olacak bu dünyanın sonu bir tarafta birileri benim mehdi demeye getiriyor,diğer tarafta mehdi bizden çıkacak diyorlar,Allah sonumuzu hayr eyyleye..

takip edelim inşallah..

hirahos
18-11-2009, 19:17
الصحابة في اول القدم ثم تبلغ مرتبة الكمال بمرور الزمان واما غير الصحابة فان اريد
تشريفه بهذه الدولة وترتبه على قدم نسبة الصحابة انما يستسعد بها بعد قطع منازل
الجذبة ومراتب السلوك وطي علوم هذين المقامين ومعارفهما وظهور هذه النسبة
الشريفة في الابتداء كان مخصوصاً ببركة صحبة سيد البشر عليه و على آله الصلوات

وفي هذا الوقت يتحقق في هذه النسبة اندراج النهاية في البداية ً ايضا كما هو
متحقق في صورة تقدم الجذبة على السلوك ولا مساعدة للزيادة على هذا ( شعر ):
ومن بعد هذا ما يدق بيانه * وما كتمه احظى لدي واجمل


Akçiçek Tercümesi:

Ancak, Sahabenin gayrı için bu devletle şerefyab olmak, sahabenin izince oraya varmak arzu edilirse, bu: Cezbe menzillerinin, sülûk mertebelerinin kat edilmesine bağlıdır. Ve; bu iki makama dair ilimlere de sahib olmak gerekir.

Bu zamanda, bu üstün makama nisbet, nihayetin bidayette oluşu şeklinde (yani Nakşibendi yolunda) tahakkuk etmektedir. Nitekim bu mana, cezbenin sülûke takdim edilmesi sureti (önce gelmesi yolu) ile tahakkuk ediyor. (gerçekleşiyor)

Işık Tercümesi:

Sonra gelen Evliyâdan birini, bu ni’met ile şereflendirmek ve Eshâb-ı kirâmın terbiyesi ile yetişdirmek isterlerse, cezbe ve sülûk mertebelerini geçirip ve bunların ilm ve ma’rifetlerini atlatdıkdan sonra, bu devlete erişdirirler.

Cezbe, sülûkden önce olduğu zemânlarda yapdıkları gibi, bu yolda da, nihâyetin hâlleri, başlangıçda gösterilir, tatdırılır.



Sonra gelen Evliyâdan birini: Işık efendi böyle tercüme etmiş. Allah rızası için bilen birisi bize anlatsın. Ya da sağlıkçı söylesin:

Mektubun aslında yazan "Sahabe" "Sahabeden gayrısı" ifadesi neden Işık'ta yoktur! Ve Işık "Sonra gelen Evliya" ifadesini nasıl kullanabilmiştir! O ifade öyle mi çevrilir?

Yine Mektubun aslında yazan ve çizdiğim "bu zamanda (vakitte)" ifadesi neden Işık'ta kendine neden yer bulamıyor?

Halbuki bunlar manaları tam anlayabilmemiz için tam verilmeli değil mi?

dostluk
18-11-2009, 19:39
الصحابة في اول القدم ثم تبلغ مرتبة الكمال بمرور الزمان واما غير الصحابة فان اريد
تشريفه بهذه الدولة وترتبه على قدم نسبة الصحابة انما يستسعد بها بعد قطع منازل
الجذبة ومراتب السلوك وطي علوم هذين المقامين ومعارفهما وظهور هذه النسبة
الشريفة في الابتداء كان مخصوصاً ببركة صحبة سيد البشر عليه و على آله الصلوات

وفي هذا الوقت يتحقق في هذه النسبة اندراج النهاية في البداية ً ايضا كما هو
متحقق في صورة تقدم الجذبة على السلوك ولا مساعدة للزيادة على هذا ( شعر ):
ومن بعد هذا ما يدق بيانه * وما كتمه احظى لدي واجمل


Akçiçek Tercümesi:

Ancak, Sahabenin gayrı için bu devletle şerefyab olmak, sahabenin izince oraya varmak arzu edilirse, bu: Cezbe menzillerinin, sülûk mertebelerinin kat edilmesine bağlıdır. Ve; bu iki makama dair ilimlere de sahib olmak gerekir.

Bu zamanda, bu üstün makama nisbet, nihayetin bidayette oluşu şeklinde (yani Nakşibendi yolunda) tahakkuk etmektedir. Nitekim bu mana, cezbenin sülûke takdim edilmesi sureti (önce gelmesi yolu) ile tahakkuk ediyor. (gerçekleşiyor)

Işık Tercümesi:

Sonra gelen Evliyâdan birini, bu ni’met ile şereflendirmek ve Eshâb-ı kirâmın terbiyesi ile yetişdirmek isterlerse, cezbe ve sülûk mertebelerini geçirip ve bunların ilm ve ma’rifetlerini atlatdıkdan sonra, bu devlete erişdirirler.

Cezbe, sülûkden önce olduğu zemânlarda yapdıkları gibi, bu yolda da, nihâyetin hâlleri, başlangıçda gösterilir, tatdırılır.



Sonra gelen Evliyâdan birini: Işık efendi böyle tercüme etmiş. Allah rızası için bilen birisi bize anlatsın. Ya da sağlıkçı söylesin:

Mektubun aslında yazan "Sahabe" "Sahabeden gayrısı" ifadesi neden Işık'ta yoktur! Ve Işık "Sonra gelen Evliya" ifadesini nasıl kullanabilmiştir! O ifade öyle mi çevrilir?

Yine Mektubun aslında yazan ve çizdiğim "bu zamanda (vakitte)" ifadesi neden Işık'ta kendine neden yer bulamıyor?

Halbuki bunlar manaları tam anlayabilmemiz için tam verilmeli değil mi?


bakınız demekki yine iş tercüede bitiyor..konuya gelelim dedik lakin..

sahabeden gayrısı ne olabilir bu makama herkez nail olamadığına göre,çok yüksek bir makam olduğuna göre evliyalar gelebiliyor ..sahabeden gayrısı yani evliya..

bize göre sorun yoktur..

şimdi diyeceğim mektubatı çeviren cahildir,lakin abdulhakim arvasi hazretleri tercüme ilmini meth etmiştir sayın h.hilmı ışık hocamızın..


kısacası yeni çevrilen kitao-plara biz itibar etmiyoruz,tüm kitaplarımı en eski basım alıyorum,yenilerinde sürekli ıslahatlar oluyor bu misal imamı gazali hazretlerinin ihyasında özellikle çok yapıldı,çağa göre değiştirildi yeni baskısı..

bundan dolayı şimdi yeni mektubat yazılsa ve denseki bu doğrudur biz yine en eski mektubata itibar ederiz,şimdi nerde yok gibi alimin dizi dibinde yetişen Mutercim (gibidir dedik,yok demekdik,seçmesi zor olacağından biz sağlamam alalım işimizi )

hirahos
18-11-2009, 19:51
Evliya, cezbe ve süluk (yani Tarikat) ile yetiştirilmez. Evliya zaten cezbe ve süluğu tamamlayıp yetişmiş olduğu için Evliyadır.

Avam insanlar, siz biz, cemaat ehli şu bu o, cezbe ve süluk ile yetiştirilir. Tamamlar mezun olur ise o da Evliya olur. Yani avamın Tarikate ihtiyacı vardır.

Öbür türlü cezbe ve süluk Evliyanın işiymiş, biz kendi mesleğimize bakalım, demek kolaylaşıyor.

Aradaki fark büyük ve önemli.

Evliyadan birini diye okursanız, bu ifadeyi istediğiniz yöne çekersiniz. Nitekim istenilen yöne çekilmiştir. Başka misalleri de vardır. Sürekli yapılan budur.

Hikem
18-11-2009, 20:06
Evliya, cezbe ve süluk (yani Tarikat) ile yetiştirilmez. Evliya zaten cezbe ve süluğu tamamlayıp yetişmiş olduğu için Evliyadır.

Avam insanlar, siz biz, cemaat ehli şu bu o, cezbe ve süluk ile yetiştirilir. Tamamlar mezun olur ise o da Evliya olur. Yani avamın Tarikate ihtiyacı vardır.

Öbür türlü cezbe ve süluk Evliyanın işiymiş, biz kendi mesleğimize bakalım, demek kolaylaşıyor.

Aradaki fark büyük ve önemli.

Evliyadan birini diye okursanız, bu ifadeyi istediğiniz yöne çekersiniz. Nitekim istenilen yöne çekilmiştir. Başka misalleri de vardır. Sürekli yapılan budur.



Hirahos tebrik ederim.Müthiş bir cevab.Tercümelerin farkını fark edemeyenlere ,ne diyelim.Biraz daha gayret etsinler.;)

elcevaz13
18-11-2009, 20:07
Ve nurcuların halka dayatmak istediği gibi biz tanımıyoruz onu. ... Nurcuların kendi hüsnü kuruntularıdır. Bu kuruntuya cevap verilmez. Kendi aralarında bu geyikleri çevirip, tarikatlara ilişmeseler idi. Fakat hem tarikatlara ilişiyorlar hem Allah Dostlarına hem de kendi hüsnü kutuntularını halka dayatmaya çalışıyorlar. Bu sağlıklı bir kafanın eseri değildir. Bugün, Saidi Nursi hz.leri büyük bir veli idi, çok mübarek bir insandı deseniz karşınıza ilginç olarak nurcular çıkıyorlar. Çünkü onu en büyük bir müceddid ve Mehdi olarak görmeliymişiz.
Yine Talib ağabeyimiz nurcular diyerek genel ifadeler kullanıp yanlış anlaşılabilecek bir yorum yapmış.Abi ben sizi uyaracak kadar mübarek değilim ama üzülüyorum çünkü sizin gibi ehl-i tarik ve tahkik abilerimiz böyle ifadeleri kullanmaz kullansada yakışmaz zira Üstadımız diyor ki:
Üçüncü Vecih
Adalet-i mahzâyı ifade eden http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b599.gif -1- sırrına göre, bir mü'minde bulunan câni bir sıfat yüzünden, sair mâsum sıfatlarını mahkûm etmek hükmünde olan adâvet ve kin bağlamak, ne derece hadsiz bir zulüm olduğunu; ve bahusus bir mü'minin fena bir sıfatından darılıp, küsüp, o mü'minin akrabasına adâvetini teşmil etmek,
http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b600.gif -2- sîga-i mübalâğa ile gayet azîm bir zulüm ettiğini, hakikat ve şeriat ve hikmet-i İslâmiye sana ihtar ettiği hâlde, nasıl kendini haklı bulursun, "Benim hakkım var" dersin?
Hakikat nazarında sebeb-i adâvet ve şer olan fenalıklar, şer ve toprak gibi kesiftir; başkasına sirayet ve in'ikâs etmemek gerektir. Başkası ondan ders alıp şer işlese, o başka meseledir. Muhabbetin esbabı olan iyilikler, muhabbet gibi nurdur; sirayet ve in'ikâs etmek, şe'nidir. Ve ondandır ki, "Dostun dostu dosttur" sözü durub-u emsal sırasına geçmiştir. Hem onun içindir ki, "Bir göz hatırı için çok gözler sevilir" sözü umumun lisanında gezer.
İşte ey insafsız adam! Hakikat böyle gördüğü hâlde, sevmediğin bir adamın sevimli, mâsum bir kardeşine ve taallûkatına adâvet etmek ne kadar hilâf-ı hakikat olduğunu, hakikatbîn isen anlarsın.
1- "Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez." En'âm Sûresi: 6:164.
2- "Muhakkak ki insan çok zalimdir." İbrahim Sûresi: 14:34.
Hem yine sizin çok güzel bir tesbitiniz vardı:
Genelleme yapmak asla akıl kârı değildir.
İnşallah yanlış anlamazsınız.Ayrıca
Bu sözler Saidi Nursi hz.lerinin kıymetini düşürmez. O'nun büyük velilerden olduğuna inanırız. Fakat onun vazifesi başka idi. gibi ifadelerinizden dolayı size müteşekkirim.

Hikem
18-11-2009, 20:14
Yine Talib ağabeyimiz nurcular diyerek genel ifadeler kullanıp yanlış anlaşılabilecek bir yorum yapmış.Abi ben sizi uyaracak kadar mübarek değilim ama üzülüyorum çünkü sizin gibi ehl-i tarik ve tahkik abilerimiz böyle ifadeleri kullanmaz kullansada yakışmaz zira Üstadımız diyor ki:
Üçüncü Vecih
Adalet-i mahzâyı ifade eden http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b599.gif -1- sırrına göre, bir mü'minde bulunan câni bir sıfat yüzünden, sair mâsum sıfatlarını mahkûm etmek hükmünde olan adâvet ve kin bağlamak, ne derece hadsiz bir zulüm olduğunu; ve bahusus bir mü'minin fena bir sıfatından darılıp, küsüp, o mü'minin akrabasına adâvetini teşmil etmek,
http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b600.gif -2- sîga-i mübalâğa ile gayet azîm bir zulüm ettiğini, hakikat ve şeriat ve hikmet-i İslâmiye sana ihtar ettiği hâlde, nasıl kendini haklı bulursun, "Benim hakkım var" dersin?
Hakikat nazarında sebeb-i adâvet ve şer olan fenalıklar, şer ve toprak gibi kesiftir; başkasına sirayet ve in'ikâs etmemek gerektir. Başkası ondan ders alıp şer işlese, o başka meseledir. Muhabbetin esbabı olan iyilikler, muhabbet gibi nurdur; sirayet ve in'ikâs etmek, şe'nidir. Ve ondandır ki, "Dostun dostu dosttur" sözü durub-u emsal sırasına geçmiştir. Hem onun içindir ki, "Bir göz hatırı için çok gözler sevilir" sözü umumun lisanında gezer.
İşte ey insafsız adam! Hakikat böyle gördüğü hâlde, sevmediğin bir adamın sevimli, mâsum bir kardeşine ve taallûkatına adâvet etmek ne kadar hilâf-ı hakikat olduğunu, hakikatbîn isen anlarsın.
1- "Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez." En'âm Sûresi: 6:164.
2- "Muhakkak ki insan çok zalimdir." İbrahim Sûresi: 14:34.
Hem yine sizin çok güzel bir tesbitiniz vardı:
İnşallah yanlış anlamazsınız.Ayrıca gibi ifadelerinizden dolayı size müteşekkirim.


Talib kardeşte üstadı öyle görsün.Bunda bir beis yok.Üstad hem müceddid hem mehdi diyenleride tenkid etmeyelim.Mehdi demek illa büyük mehdi anlamına gelmez.Mehdi aleyhisselamdan öncede mehdiyyunlar gelmiştir.Bunlardan biri üstad demek niçin yanlış olsun.Lakin üstad , büyük mehdi diyenler büyük yanılgı içindeler..

sufi7007
18-11-2009, 20:20
Konu yine mecraından çıkarılmış ; başka alanlara gidilmiş...

( O alanlar için de soylenecek çok söz var.. O ayrı konu...)

Şİmdi burada konu nedir ?

"Yeni Asya gazetesi" yazarı rutbesinde bir Risaleci yazar ( Mehmet Ali Kaya) nedendir bilinmez bir güdü ile ( o konuda da "güncel bir mehdi"yyet kanaati vardır) oturup bir seri yazı yazmağa karar vermiş:

Yazı dizisinin başlığı nedir?


İmam-ı Rabbani’ye göre Mehdi (http://www.risalehaber.com/author_article_detail.php?id=6752)
İmam-ı Rabbani Mehdiyi anlatıyor-1 (http://www.risalehaber.com/author_article_detail.php?id=6773)
İmam-ı Rabbani Mehdiyi anlatıyor-2


Aslında yazılar okununca anlaşılıyor ki yazar aslında
İmam-ı Rabbani’ye göre USTAD (http://www.risalehaber.com/author_article_detail.php?id=6752)

İmam-ı Rabbani USTAD'ı anlatıyor-1 (http://www.risalehaber.com/author_article_detail.php?id=6773) demek istiyor.

Bunun için almış monitörü önüne açmış Mektubat-ı Rabbani sayfalarını internetten başlamış döktürmeğe...

"Mekr-i İLAHİ bu ya... (internetteki Rabbani Mektuplardan 22-313 arasında olanlar yakın zaman kadar hep HHISIK tercumesi idi...) HHISIK'ın karışık ve keyfe keder budanmış ; ıstılahları degiştirilmiş tercumesi ile konusunu yazmağa baslamış...

Hatta o kadar ki (mekr-i ilahi yine) Mektubât-ı Rabbani'de bir düzine mektup Mehdi A.s. dan bahsederken ulaşabildiği birkaçından kendi eksik nazarına göre işine yarayacak cümleleri istifleyip budayıp ekleyerek döşenmiş yazıları...

İyi ki de döşenmiş; böylece anlıyoruz işte yıllardır Risale-i Nur okumak ile elde edilen KEM-aleti veya edinilemeyen KEMÂLÂTı...

Allah razı olsun kendisinden...

İnşaallah bu vesile ile bazı Risale-i Nur şakirdi olmağa hevesli genç ve zeki müslüman merak edip Mektubat-ı Rabbani okumağa başlarlar da iki şerden bir hayr zuhura gelir..

elcevaz13
18-11-2009, 20:23
İyi ki de döşenmiş; böylece anlıyoruz işte yıllardır Risale-i Nur okumak ile elde edilen KEM-aleti veya edinilemeyen KEMÂLÂTı...

Burda ne demek istediniz ?

sufi7007
18-11-2009, 20:30
Mesele, şunun bunun tercümesi değildir. Konunun merkezinden ayrılmayalım artık. Lütfen. Yukarıda Mektubun Arapçası var. Gücüm yettiğince anladığım manalar orada Arapça yazılıdır. Tamam. Mesele yoktur: Önceden kastettiğimiz gibidir.

Mehmet Ali Kaya'nın 32. Mektup şunları yazıyor dediği yazısında yukardaki iki kırmızı Arapça cümle yoktur. Yoktur. Eksik bırakılmıştır. Ve olmayınca Mektubun anlamı baştan aşağı değişmiştir.

Öte yandan Kaya, kendi iki cümlesini de araya sıkıştırmış, yazmayanı yazılmış gibi göstermiştir:

2 önemli cümle çıkarılmış, iki tane alakasız cümle eklenmiştir. Daha nasıl izah edelim bilemiyorum.

Kaya, İmam Rabbani Hz.lerine iftira ediyor. Sözlerini vermediği gibi, demediğini de yazmış gibi gösteriyor.

Maksad iftira olmamalı; "kendi fikr-i sabitine uydurma gayreti" diyelim... İnşaallah...

"Kemâlât-ı Nübüvvet"ten nasib bunu iktiza eder...

sufi7007
18-11-2009, 20:35
Mektubat-ı Rabbani, maalesef hep yapıldığı gibi olduğundan farklı veriliyor!

Cümleleri çıkarılıyor.

Olmayan cümleler Mektubat imiş gibi yansıtılıyor!

Ve o operasyonun üzerine koca koca davalar inşa ediliyor...

Netice, "biz demiyoruz, bakın kardeşim Tarik-i Nakşi'nin Güneşi öyle diyor " diye piyasada satıyoruz.

Tahrib (hırpalama) ve tahrifatın (bozmanın) farkına varabildik mi inşallah? Yani yapılanın ciddiyetini kavrayabiliyoruz değil mi?



Bu daha iyi uyar...


Ehl-i tasavvufa insaf yakışır...

sufi7007
18-11-2009, 20:38
Kemâlât Makamları nedir ?

Nasıl tahsil edilir ?

Bir mürşid-i kamilin elinden biat alıp tarikat-ı aliyyede sulûk yapılmadan kemâlât edinilip insan-ı kâmil olmak mümkün müdür ?

Bahislerini anlamak için bakınız:

Mektubât-ı Rabbani

Şerhli Tercemesi;

YASİN Yayınevi.

Terceme: Talha Hakan Alp ve ark.

sufi7007
18-11-2009, 20:43
şimdi diyeceğim mektubatı çeviren cahildir,

lakin abdulhakim arvasi hazretleri tercüme ilmini meth etmiştir sayın h.hilmı ışık hocamızın..



Seyyidina veminel meşayihina Abdulhakim Arvasî kuddise sırruh 1940'lı yıllarda alem-i bekaya irtihal etmişlerdir.

HHISIK'ın Mektubat-ı Rabbani Tercemesi'ni görme ihtimali zaif.

Dolayısı ile terceme kabiliyetini övme ihtimali daha da zaif...

(Belki İngilizce-Fransızca gibi gavur dillerinden bazı tercemelere "aferin" demişlerdir.)

hirahos
18-11-2009, 21:05
Maksad iftira olmamalı; "kendi fikr-i sabitine uydurma gayreti" diyelim... İnşaallah...

"Kemâlât-ı Nübüvvet"ten nasib bunu iktiza eder...

Ağabeyim, Kaya'ya e-maille düştüğü hatayı bildirdim. Cevap vermedi. Üstelik 2 gün sonra aynı tarzda (aynı minvalde) bir seri yazıya başlayarak, hatasını düzeltmiyor, hata üstüne hata etmeye devam ediyor.

İnsaf ve hak ehli bu yazdığımız mail üzerine, başka bir tercüme edinir ya da Arapçası varsa internetten Arapça aslına ulaşır; eğer gerçekten hata etmişse bendenize teşekkürle birlikte vahim hatasını düzeltir idi. Olması gerektiği gibi.

Bu olanlar, Allah en doğrusunu bilir ki biraz da kasıt olduğunu gösteriyor.

Hata ayrıdır, kasıt ayrıdır! Takdir edersiniz... :ppty

dostluk
18-11-2009, 21:20
Seyyidina veminel meşayihina Abdulhakim Arvasî kuddise sırruh 1940'lı yıllarda alem-i bekaya irtihal etmişlerdir.


(Belki İngilizce-Fransızca gibi gavur dillerinden bazı tercemelere "aferin" demişlerdir.)

Hüseyin Hilmi Işık efendi Arapça, Farsça, Fransızca ve Almanca bilirdi


ilmi münazaralarda edebini muhafaza etmek önemlidir..!

bu tarz mesajları okuyunca ve teşekkür edenleri görünce insanın aklına ''altını çamura bulamayla kıymet kaybetmez ''sözü geliyor..

onlar Allahın izni ile kendilerini kurtarmışlar ardında kalıp dil uzatanlar düşünsün akibetini,şunu hiç unutmayın .

İbni Asakir hazretleri, Din âlimlerinin etleri zehir gibidir. Koklayan tenkide yönelen hastalanır, tadan kötüleyen ölür.. buyuruyor.

neyyse siz buyrun alimaleniğinizi yapınız ,burda artık bir alimin değerini bu kadar aşağıladıktan sonra durmanın anlamı yok,bu konu herhangi bir konudan farksızdır bizim için..


Hüseyin Hilmi Işık efendinin gönlünden bir kesit ..

Zi-hicr-i dositân, hûn şüd derûn-i sîne cân-ı men,
Firâk-ı hem-nişînân suht magz-ı istehân-ı men!

(Sevdiklerimden ayrı kaldığım için, göğsümde, rûhum kan ağlıyor,
Birlikte oturduklarımın ayrılığı, kemiklerimin iliğini yakıyor!




Hüseyin Hilmi Işık, her sohbetinde İslâm âlimlerinin kitâblarından okur, İmâm-ı Rabbânî'nin ve Abdülhakîm-i Arvâsî'nin sözlerini aktarırken, gözleri yaşarırdı. "Kelâm-ı kibâr, kibâr-ı kelâmest" derdi. "Büyüklerin sözü, sözlerin büyüğüdür" demektir.



Seyyid Abdülhakîm Efendinin Hüseyin Hilmi Efendiye ilk verdiği vazîfe, İmâm-ı Begavî'nin "Kazâ-kader" hakkındaki, birkaç satırının Arabî'den Türkçeye tercümesi oldu.

Tercümeyi, yaparak, ertesi gün hocasına götürünce, "Çok iyi, doğru tercüme etmişsin. Hoşuma gitti" buyurdu. (Bu tercüme, Seadet-i Ebediyye kitabının 412. sayfasındadır)

Hüseyin Hilmi Işık "rahmetullahi aleyh", her fırsatta İstanbul'a giderdi. Bu ziyâretleri güçleşince mektup yazarak gönlünü ferahlatırdı.

Abdülhakîm Efendi, cevaben bir mektupta şöyle yazmıştır:

"Pekçok sevilen Hilmi ve Sedâd! Sevimli mektûbunuzu aldık. Senâ ve şükre bâis oldu. Avâmil'in tercümesini güzel yapmış. Demek ki, anlamış. Hilmi istifâde eder. Sedâd istifâde eder. Avâmil'in bir şerhi, bir de mu'rebi vardır. Bunları bir vâsıta ile gönderirim. Zâten nahiv itibâriyle kâfî olur.

Sonra kimyâ mühendisi olduğunuz gibi, bir de sarf ve nahiv mühendisi olursunuz. Diğer mühendisler çoğaldıkça, kıymetten düşerler. Bu mühendislik haddi zâtında makbûl olduğu gibi, nâdir olmuş, azalmış ve bitmiş olduğundan çok makbûl olur. Demek orada bulunmanız, böyle devlet-i azîmeye nâil olmak için olmuş. Selâmlar ve düâlar ederiz."


Başka bir mektupta, "Hilmi, mektûbunuza müteşekkir oldum. Sıhhatinize şükrettim. Din ve dünyânıza en ziyâde yarayan ve dîn-i islâmda misli telîf edilmiş olmayan Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî kitâbını okuyup bâzısını anlamanın çok ziyâde bir fadl ve ihsân olduğunu bilmelisin!..."


Hüseyin Hilmi Işık, Mamak'ta iken, İmâm-ı Rabbânî'nin ve oğlu Muhammed Masûm'un üçer cild Mektûbât'larının Müstekımzâde tarafından yapılan Türkçe tercümelerini birkaç kere okuyarak, bu altı cild kitâptan, harf sırası ile özet çıkardı. Üç bin sekiz yüz kırk altı madde hâlinde meydâna gelen bu özeti, İstanbul'a gelince Seyyid Abdülhakîm Efendiye okudu. Hepsini, dikkatle dinledi, çok beğendi. Bu bir kitâp olmuş. İsmini "Kıymetsiz Yazılar" koy, buyurdu. Hüseyin Hilmi Işık'ın şaşırdığını görünce, "Anlamadın mı? Bu yazılara kıymet biçilebilir mi?" dedi. (Bu kitap, Hakikat kitabevi tarafından bastırılmıştır)

saglıkcı
18-11-2009, 22:18
Sonuç olarak;
Eğer tercümelerden bahis olursa bize hoş gelen (Okurken daha çok sevk aldığımız)Hüseyin Hilmi Işık Efendi Rahmetullahialey'in tercümeleridir.Bunun bir kaç nedeni vardır.Birincisi kendileri İmamı Rabbani Hazretlerinin aşıklarındandır.Bu aşk ve iştiyakla O'na hocaları vasıtasıyla bağlıdır.
ikincisi hocamızın lisanı bize göre çok sevimli ve hoştur.Aynı zamanda kelamı kibar lisanıyla yazar.(az sözle çok mana)
Mevzu bahis olan aslen bu hususda değildir.Kaldıki başkalarının bu bahse bizim gibi bakmalarını da beklemiyoruz.Başkalarından beklediğimiz.Başkasının sucunu başkasına yüklememektir.

hirahos
18-11-2009, 22:35
Allah razı olsun sağlıkçı kardeşim, insaflı yazınıza binaen ve doğrudan Işık efendiyi suçlamak kastımız olmadığını bir kez daha beyanla şahsınıza teşekkür ederim. Anlaştık. Allah razı olsun. :shake2::ppty

(Binaenaleyh Kaya'nın yazısına neden değinmediğinizi ve değerlendirmediğinizi size sormak istiyorum. Cevaplarsanız minnettar olurum. Bahsettiğiniz ve aldığınız zevk ve feyizle Kaya gibilerin tahrifatını önleyebileceğinize itimadım tamdır)

saglıkcı
18-11-2009, 22:58
Allah razı olsun sağlıkçı kardeşim, insaflı yazınıza binaen ve doğrudan Işık efendiyi suçlamak kastımız olmadığını bir kez daha beyanla şahsınıza teşekkür ederim. Anlaştık. Allah razı olsun. :shake2::ppty

(Binaenaleyh Kaya'nın yazısına neden değinmediğinizi ve değerlendirmediğinizi size sormak istiyorum. Cevaplarsanız minnettar olurum. Bahsettiğiniz ve aldığınız zevk ve feyizle Kaya gibilerin tahrifatını önleyebileceğinize itimadım tamdır)Bak güzel kardeşim yazınızda bahse konu ettğimiz kısım dikkatimi çektiği için bununla meşgul oldum.Diğer kısımlar hakkında anlayarak okumadım.Ama bahse konu olan şahıs gibilerin yazdıklarını ciddiye almadığım (Yazdıklarını işte şu mehdidir şu şudur gibi)içindir olsa gerektir.

hirahos
18-11-2009, 23:08
Tabii ki irade ve takdir şahsınıza aittir. Allah'a emanet.

hirahos
18-11-2009, 23:30
Bakmayınız. Üzgünüm ki ateş olsak aha bu minnacık olan cürmümüz kadar yeri yakabiliyoruz ancak. Şu forumda ya da forumlarda 5-10 kişiye sesimizi duyurabilirsek mutlu olup seviniyoruz. Allah'a şükrediyoruz.

Ama bu tashih ve nasihat işini asıl ilim ehli olup medya ve yayın yolu imkanlarıyla geniş çevrelere ulaşabilen Müslümanlar yapmalıdır. Yapabilmelidir. Kendilerine verilen fırsatı mümkün olduğunca kullanabilmelidirler.

Bendeniz e-mail yoluyla kimi meşhurlara ulaşmaya çalıştım, çalışacağım da inşallah. (Maalesef henüz hiç bir karşılık alamadım) Sizler de lütfen eğer konunun önemine vakıf oldu iseniz, tanıdığınız yerlere bunları ulaştırınız. Onlara rica ve istirhamlar ediniz, onların da geniş araçlar vasıtasıyla tashih ve reddiyesine sebep olunuz. Allah rızası için. :ppty

reddulevham
19-11-2009, 09:33
"Mekr-i İLAHİ bu ya... (internetteki Rabbani Mektuplardan 22-313 arasında olanlar yakın zaman kadar hep HHISIK tercumesi idi...) HHISIK'ın karışık ve keyfe keder budanmış ; ıstılahları degiştirilmiş tercumesi ile konusunu yazmağa baslamış...

Hatta o kadar ki (mekr-i ilahi yine) Mektubât-ı Rabbani'de bir düzine mektup Mehdi A.s. dan bahsederken ulaşabildiği birkaçından kendi eksik nazarına göre işine yarayacak cümleleri istifleyip budayıp ekleyerek döşenmiş yazıları...

İyi ki de döşenmiş; böylece anlıyoruz işte yıllardır Risale-i Nur okumak ile elde edilen KEM-aleti veya edinilemeyen KEMÂLÂTı...

Allah razı olsun kendisinden...

İnşaallah bu vesile ile bazı Risale-i Nur şakirdi olmağa hevesli genç ve zeki müslüman merak edip Mektubat-ı Rabbani okumağa başlarlar da iki şerden bir hayr zuhura gelir..

Size yukardaki cümleleri özetleyeyim de bu minarifan-hirahos ikilisinin derdini anlayın..

Demek Allah bu nurcu(!) yazara tuzak kurup size oyuncak etmiş burda :clap2:
Bu nurcu yazar da tuzağa düşüp kafasına göre yani keyfe keder bir tercüme olan HHışık tercümesini almış eline, İmam Rabbaniyi şahid tutup Ustadı mehdi ilan etmiş. Hatta öyle bir tuzak kurmuş ki Allah, zavallıcık sadece birkaç mehdi mektubuna ulaşabilmiş...

Veee can alıcı hüküm: risalei nur kem bir alettir, okuyana kemalat yerine kem(kötü) alet olur, siz iyisimi risalei nur yerinde mektubatı Rabbaniyi okuyun taki bu şerre alet olacağınıza bari bi hayra vesile olun... Tabi bunu anlamamıza sebeb olan nurcu(!) yazarımıza teşekkürü borç biliriz...

yazıyı yazan: minarifan
teşekkür eden: hirahos

dertleri: Ustad Bediüzzamandan uzak durun, risalei nurlar kemalata değil kötülüğe ulaştırır.

konunun açıldığı yer: risalei nur bölümü
çıkarılması gereken ders: burada yazan tarikatçıların Ustad bediüzzamana ait düşmanlıkları her nekadar sözlerini allayıp pullasalarda bellidir. Arif olana işaret yeter. Ustad hakkında ileri geri konuşabilecek babayigit varsa çamur at izi kalsın babından değil, ilmen yapmalıdırlar, risalei nur eserleri ortadadır, kendine güvenen alır tek tek yanlışlığını, ehli sünnete uymayan yerlerini isbat eder, edemeyen varsa boşa konuşmasın...

--------------
Not: yanlız bi sorun var, mektubatı rabbani arapça olduğu için ve daha kendiniz tercümelerin sıhhatinde anlaşamadığınız ve bir nurcu yazarın bir mektubat tercümesine dayanarak yaptığı çıkarımlara dayanamadığınız için bir tercüme meşayıhın efendisi unvanlı Arvasi hz lerinden onaylıda olmadığı için tü kaka digerleri ise uygun olmuş. Bu mektubatı okuyacak genç kardeşimiz hangisini okusa kemalara erer ve hayr olur bendeniz pek anlayamadım malesef, lutfen yardımcı olunuz...

sufi7007
19-11-2009, 12:27
meşayıhın efendisi unvanlı Arvasi hz leri

...



"meşayıhın efendisi" unvanını Seyyidina Abdulhakim Arvasi kuddise sırruh için bir "risalesever"den okumak ne mutluluk...

Aynı insanın "Istanbul'daki ihtiyar" kod ismi ile RNK'da defalarca yerde zemmedildiğinden habersiz olunması ise...

İşte orası düşündürücü !

Hem de çok düşündürücü !!!

MEKR-i İLAHİ şudur ki:


Said-i Nursi Hz.nin MEHDİYETİne dayanak yapılmağa kalkılan Mektubât-ı Rabbani; aslında Said-i Nursi Hz. nin niçin Mehdi OLAMAYACAĞININ kesin kanıtlarını ortaya serer.

Bunu bir "risale-i nur takipçisi yazar"ın gündeme taşımasına başka ne denir?

"Ya Hayrul-Mâkirîn..."


Bakmayınız. Üzgünüm ki ateş olsak aha bu minnacık olan cürmümüz kadar yeri yakabiliyoruz ancak. Şu forumda ya da forumlarda 5-10 kişiye sesimizi duyurabilirsek mutlu olup seviniyoruz. Allah'a şükrediyoruz.



Hakikatın tek bir ağızdan seslendirilmesi hakikate nâkısa değildir; yanlışın da binlerce ağızda dolanması...

Tarih şahiddir...




İmamı Rabbani hz.leri demiş ki:

"Geleceği vaad edilen Mehdî Aleyhis Selam, velayetin ekmeliyetini alacaktır. Bu Tarikat-ı Aliyye üzerine gelecek ve bu Silsile-i Aliyye'yi tamam ve tekmil edecektir.

(...)

Saidi Nursi hz.leri ise Kadiri meşrep idi ve tasavvufta süluku da bu yol üzerine olmuştur.

Başka nakşi şeyhlerinden de istifadesi olabilir.

Fakat onun Mehdi'liğine kail hiç bir mürşidi kamil ve manevi vazife sahibi zat yoktur.

Mürşidsiz hakikatin bulunamayacağını söyleyen ise pek çoktur. Bu sözler Saidi Nursi hz.lerinin kıymetini düşürmez. O'nun büyük velilerden olduğuna inanırız.

(...)
Bugün, Saidi Nursi hz.leri büyük bir veli idi, çok mübarek bir insandı deseniz karşınıza ilginç olarak nurcular çıkıyorlar. Çünkü onu "en büyük bir müceddid" ve "Mehdi" olarak görmeliymişiz.

Hazretin kendisini böyle bilip bilmediğini bilmem ama hiç bir Allah Dostunun böyle bildiğine şahit değilim.

Rabbim hayır görünen şerlerden ve fitnelerden ümmeti koruya..

Amin...

sufi7007
19-11-2009, 12:44
Allah ahir ve akibetimizi hayır eylesin.

Müslümanların ahvaline acısın.

Ne kadar acıdır ki filan zatın şu tercümesi anlaşılması biraz zor olmuş, bazı yerleri Türkçe ifadelerden dolayı kapalı kalmış diyoruz; kardeşlerimizden kimileri ayaklanıp sitem ediyorlar...

İmam Rabbani Hz.leri istismar ediliyor, sözleri çarpıtılıyor, Mektubat'ı kullanılıyor diyoruz, aynı arkadaşlarda tık yok...

Asıl suçluyu bırakıp bize yükleniyorlar.

Kendi üstadının şerefi ve hakkı var, fakat bu arkadaşların nezdinde haşa İmam Rabbani Hz.'nin şerefi ve hakkı önemli değil...

Şu vicdan ve insafa bakar mısınız?

Vah bize. ...

Allah ahir ve akibetimizi hayır eylesin.

Müslümanların ahvaline acısın.

Amin...

(Üzülme hirahos; İmam-ı Rabbani'nin ünvanı İKİNCİ BİNYILIN MÜCEDDİDİdir ve o bin yılın henüz 430 yılı geçti... Tasarrufatı kaimdir... Ve dahi caridir. )

efruz
19-11-2009, 12:47
Sayın minarifan arka arkaya (flood) mesaj yasaktır.Az önce mesajlarınız birleştirildi.

sufi7007
19-11-2009, 12:47
Sayın minarifan arka arkaya (flood) mesaj yasaktır.Az önce mesajlarınız birleştirildi.

Aynı mesaj değildir...

Herbiri baska bir mesajın cevabıdır...

efruz
19-11-2009, 12:49
Bir mesajda alıntı yaparak cevaplayabilirsiniz.

reddulevham
19-11-2009, 14:03
"meşayıhın efendisi" unvanını Seyyidina Abdulhakim Arvasi kuddise sırruh için bir "risalesever"den okumak ne mutluluk...

Aynı insanın "Istanbul'daki ihtiyar" kod ismi ile RNK'da defalarca yerde zemmedildiğinden habersiz olunması ise...

İşte orası düşündürücü !

Hem de çok düşündürücü !!!

MEKR-i İLAHİ şudur ki:

Said-i Nursi Hz.nin MEHDİYETİne dayanak yapılmağa kalkılan Mektubât-ı Rabbani; aslında Said-i Nursi Hz. nin niçin Mehdi OLAMAYACAĞININ kesin kanıtlarını ortaya serer.

Bunu bir "risale-i nur takipçisi yazar"ın gündeme taşımasına başka ne denir?

"Ya Hayrul-Mâkirîn..."

Hakikatın tek bir ağızdan seslendirilmesi hakikate nâkısa değildir; yanlışın da binlerce ağızda dolanması...

Tarih şahiddir...

Amin...

Seyyidul Meşayıh sözü size aittir, ordan kullandım. Bence seyyidul meşayıh Arvasi Hz olamaz zira ona gelene kadar turuk-u aliyenin başında olan mübarekler vardır, Şah-ı Nakşibend varken Gavs-ı Geylani varken meşayıhın efendisi sözü havada kalır. boş bir sözdür. Heleki Ustada müceddit denmesi bu seyyidul meşayıhın yanında hafif bile kalır, zira müceddit bir asra bakar, seyyidul meşayıh dedinmi tüm meşayıh içine girer, sizin ki de ele verir taklını kendi yutar salkımı olmuş resmen.

Arvasi ile Ustad arasındaki meseleye ben karışmam, karışamam. Senin hiç haddin değil. Sana ne Ustad Arvasiye ne dedi o ona ne dedi? İkiside öldü gitti, hesabını vereceklerdir elbet. Önce meşayıha dil uzatılır diye hopluyorsun, sonra edebe muhalif sözler kullanıyorsun. Evvela haddini bilmen lazım ki saygı göstermen lazım ki saygı göresin. Sen bu edepsizliğin hesabını nasıl vereceksin?

Risalei nur takipçisi yazarın sözü Ustadımı bağlamaz, heleki o yazar üzerinden lafı Üstada getirip ona dolaylo dolaysız hakaret ettiren Hirahos bunun hesabını veremez. Hiç boşuna ben Ustadı severim, yok ben ona bişey demedim demesin, ayinesi iştir lafa bakılmaz. Bak senin risalei nura kem alet demene sebep oldu, işte günah olarak bu ona yeter. okuyucularını Kur'an ve sünnete davet eden, imanı takviye eden, Kur'an ve hadisten sonra en büyük hücceti imaniye olan Risalei nura kem alet demek kadar cahilce, edepsizce bir söz olamaz, buna teşekkür edende söyleyende aynıdır.

Gidin tasavvuf bölümüne, kendi aranızda şeyhlerinizi yarıştırın, enva-i çeşit unvanlar verip menkıbelerini anlatın, birbirinizi yüceltin, Ustadımı piyasadaki kişiler üzerinden hedef tahtası yapmayın, ayıptır günahtır, utanın!

Evet Hirahos, hala bekliyorum kime müntesibsin? Söyle ki bizde senin şeyhini bi anlayalım kimmiş, neymiş, ne yer ne içermiş, ne söylemiş ne söylememiş...

sufi7007
19-11-2009, 14:23
Seyyidul Meşayıh sözü size aittir, ordan kullandım. Bence seyyidul meşayıh Arvasi Hz olamaz zira ona gelene kadar turuk-u aliyenin başında olan mübarekler vardır, Şah-ı Nakşibend varken Gavs-ı Geylani varken meşayıhın efendisi sözü havada kalır. boş bir sözdür. Heleki Ustada müceddit denmesi bu seyyidul meşayıhın yanında hafif bile kalır, zira müceddit bir asra bakar, seyyidul meşayıh dedinmi tüm meşayıh içine girer,

sizin ki de ele verir taklını kendi yutar salkımı olmuş resmen.



Kullanılanılan ibare: SEYYİDİNA ve min-el-meşayıhina Abdulhakim Arvasi kudddise sırruhtur.

"Seyyidimiz ve şeyhlerimizden Abdulhakim Arvasi kuddise sırruh" demektir.

Tam da öyledir.


Arvasi ile Ustad arasındaki meseleye ben karışmam, karışamam.

İyi edersin.


Risalei nur takipçisi yazarın sözü Ustadımı bağlamaz

Ustad'ı bağlamaz ama risalehaber.com ile Yeni Asya gazetesini baglar herhalde...


Bak senin risalei nura kem alet demene sebep oldu, işte günah olarak bu ona yeter. okuyucularını Kur'an ve sünnete davet eden, imanı takviye eden, Kur'an ve hadisten sonra en büyük hücceti imaniye olan Risalei nura kem alet demek kadar cahilce, edepsizce bir söz olamaz, buna teşekkür edende söyleyende aynıdır.

Risale-i Nur Külliyatı'na "kem-alet" diyen mi oldu ? Hiç bir kitap için kem sözünü kullanmaz bu satırları yazan...

Kaldı ki içinde her harfine kurban olunası yüzlerle "ayet-i kerime" barındıran bir Risale-i NUr Külliyatı için desin...

Yıllarca "Risale-i Nur okumakla" kemâlât elde edilemiyormuş; anlamadan yıllarca Risale okuduktan sonra evliyaullaha ilişenler ise olsa olsa "kem-alet" olurlar.

O kem-alet kimin tasarrufundadır? Bilen bilir.

Arife tarif gerekmez...

hirahos
19-11-2009, 14:50
Bu tarz çok tanıdık geliyor ya neyse... Reddulevham sanki daha önce başka nickle bu forumdaydı.

minarifanın mesajına teşekkür ettim evet. Ama bunu Nursi merhuma hakaret olsun diye yapmadım. Niyet okuyuculuğunda uzman mısınız nedir? Orada anladığım başka sizin anladığınız başka demek ki...

Anladığım: Risale'yi nurcular 1000 yıl dahi okusa ancak Ayne'l yakinin sınırına gelirler. Hakke'l yakin olamazlar. Olamıyorlar da. Bırakın o makamları elde etmeyi, Makamların kitabi bilgilerini dahi doğru dürüst elde edemiyorlar. Yazılarına bakıyorsunuz, bir kaç günlük bir kaynak taramasıyla elde edilebilecek temel bilgilerden, ıstılahtan dahi yoksun yazılar neşrediyorlar. Hayretten ağzınız açık kalıyor. Ne hikmetse. Hem bir takım makamların ismini anmak başka, o makamlara çıkmak başkadır. Bu iş sözle fikirle olsaydı, uuuuu ne makamlar elde etmişti elalem. Bakınız bendeniz dese Cumhurbaşkanıyım. :) Demem başka olmam başka değil mi?

Neyse, ister kabul edin ister kabul etmeyin. Niyetimiz ahvalimiz ortadadır. Gizli saklı bir husus yok. Size kapalıysa dostlarımıza aşikar. Aleme kapalıysa Rabbına aşikar...

Bendeniz hedefe Said Nursi merhumu koymak isteseydim, Gazete köşelerine bakmaz doğrudan Risale'nin kendisini ortaya getirir idim.

Maksadım burada nurcu bir yazarın Mektubat çarpıtmasını insanlara bildirmektir. Müslümanları uyarmaktır.

Bu çarpıtmayı daha önce de yapanlar olmuştu. Yeni değildir. O zaman da karşı çıkmıştık, şimdi de karşı çıkarız. İnşallah hep karşı çıkacağız. Reddulevham Hak bildiğimizi söylememize engel değildir.

Mektubat okuyun tabii ki... Alimlerden bunu şiddetle tavsiye edenler vardır. İmam Rabbani gibi bir alimi cihana gönderdiği için Allah'a şükretmelidir, diyen alimlerimiz olmuştur.

Fakat burada Risaleyi bırakın Mektubat'a gelin daveti yoktur. Risaleyi okuyun, ama Mektubat'ı çarpıtmayın. Davalarınıza alet etmeyin, diyoruz. Büyülteyim ki daha iyi görülsün. Misal, şu anda yazmış olduğumuz bu konu. Kaya ve azim davası... Kaya ve tahrifatı...

Biz her meşayıha gönülden bağlıyız kardeşim. İsim verelim de istediğiniz gibi sayıp söyleyip tahkir edin değil mi?

Sayacak dökecekseniz biz varız. Ne söyleyecekseniz nefsimize söyleyiniz. Anlaştık mı? (Forum kuralları el vermiyor derseniz, içinizden yapabilirsiniz. Hakkım şimdiden helal olsun. :) ) :ppty

reddulevham
19-11-2009, 15:17
Hadi ordan diyorum sadece, durumunuz kabak gibi ortada, ses etmeyeydik devam edecektiniz, öyle yağma yok kusura bakmayın.

Hem niye saklıyorsunuz ki? Hangi hakiki mürşide hakaret edilmiş? Hangi gerçek şeyhe bir nurcu edepsizlik etmiş?

Asıl sizin tarikatin hakikatından haberiniz bile yok, haberiniz olmadığından da haberiniz yok, kendi aranızda top çeviriyorsunuz, e piyasada gerçek bir rakip olaydı, sizi turnusol kağıdı gibi ortaya çıkarırdı ya yok işte..

Risalei nurun bahsettiği hakikati ehli olan anlar. Bir bahçeye giren boyunun yettiği yerden meyva toplar, siz riyazete girmeden, çile çekmeden, az yemeden az uyumadan az konuşmadan, günahtan haramdan uzak kaçarak insanlardan uzaklaşarak sürekli ibadetle meşgul olmadan gerçekten tarikat yoluna girmeden bilgisayar karşısında ona buna cevap yetiştirmekle ikide arada Allah Allah demekle ehl-i tarikat oldunuz, bide nurculara laf ediyorsunuz, gülerim ağlanacak halinize. Asıl bu tarikat yollarının balarında olan zevat-ı mübareke bu zamanda olaydı hepinizi sopadan geçirirdi bu ne edepsizliktir, tarikat size mi kaldı diye? Ama gel görki koyun olmayan yerde keçiye Abdurrahman çelebi derlermiş..

bakın minarifan ne demiş:



Hatta o kadar ki (mekr-i ilahi yine) Mektubât-ı Rabbani'de bir düzine mektup Mehdi A.s. dan bahsederken ulaşabildiği birkaçından kendi eksik nazarına göre işine yarayacak cümleleri istifleyip budayıp ekleyerek döşenmiş yazıları...

İyi ki de döşenmiş; böylece anlıyoruz işte yıllardır Risale-i Nur okumak ile elde edilen KEM-aleti veya edinilemeyen KEMÂLÂTı...

Allah razı olsun kendisinden...

İnşaallah bu vesile ile bazı Risale-i Nur şakirdi olmağa hevesli genç ve zeki müslüman merak edip Mektubat-ı Rabbani okumağa başlarlar da iki şerden bir hayr zuhura gelir..

işte sizin gerçek yüzünüz, hiç boşuna yok öyleydi yok böyleydi demeyin, bu sözde verilen mesaj açıktır: risale-i nur okuyan kem alet sahibi olur, kemalat isteyen bize gelsin...

yazar: minarifan
teşekkür: hirahos

hirahos
19-11-2009, 15:21
Yok. Ses etseniz de devam edeceğiz inşallah. :)

Not: Minarifan'ın yazılarını anlamayanın Mektubat'ı anlayacağını hiç sanmıyorum. Kardeş, aman ha, Mektubat esaslı bir yazı yazmaya kalkmayınız, bir de sizinle uğraşmayalım. :blink:

reddulevham
19-11-2009, 15:26
sizden de başkası beklenmezdi herhalde

saglıkcı
19-11-2009, 18:06
Evliya, insanları hem İslamiyet’in açık emirlerine, hem de ince, gizli bilgilerine çağırırlar. Evliyanın bir kısmı, sebepler âlemine inmemiştir. Bunların Peygamberlik üstünlüklerinden haberleri yoktur. İnsanlara faydalı olmazlar. Feyz veremezler. Evliyanın çoğunda, vilayetin üstünlükleri vardır. Kutblar, evtad ve ebdal böyledir. Bunların gençleri yetiştirebilmeleri, Ali “radıyallahü teâlâ anh”ın yardımı ile olur.

Velilerin yükseklikleri arasındaki farklar, Allahü teâlânın bunları sevmesinin derecesine göredir. Evliyalık, zıllere, gölgelere kavuşmak demektir. Sevgileri ve zevkleri hep zılleredir. Evliyalık, Peygamberliğin zıllidir, gölgesidir. Evliyalığı abdest gibi, nübüvveti namaz gibi bilmelidir. Evliyalık, kötü huylardan kurtulmak demektir. Evliyanın, kendinin Veli olduğunu bilmesi lazım değildir. Evliyalık verilip de, Veli olduğu bildirilmezse, hiç kusur olmaz. Veli olmak için, dünya ve ahiret sevgisini gönülden çıkarmak lazımdır. Peygamberlik üstünlüklerinde, ahirete düşkün olmak iyidir. İnsanda, ruh âleminden gelmiş olan on latife, on kuvvet vardır. Evliyalık ve Peygamberlik üstünlükleri, bu on latifede olur. Evliyalık, fena ve beka demektir. Yani, kalbi dünyaya düşkün olmaktan kurtarıp, Allahü teâlâya düşkün olmaktır. Evliyalık, akıl ile ve düşünmekle anlaşılamaz. Evliyalık, Allahü teâlâya yakınlık demektir. Mahlukları düşünmeyi gönülden çıkaranlara ihsan edilir. Mahlukların düşüncesini gönülden çıkarmaya (Fena) denir.

Evliyalığın bütün üstünlükleri, İslamiyet’e uymakla hasıl olur. Peygamberliğin üstünlükleri ise, İslamiyet’in görünmeyen, herkesin bilemediği inceliklerine de uyanlara verilir. Peygamberliğin üstünlükleri demek, Peygamberlik demek değildir. Evliyalık derecelerinin hepsini geçip, sonuna varanların keşfleri ve ilham olunan bilgilerin hepsi, Ehl-i sünnet âlimlerinin Nasslardan, yani Kitap ve sünnetten anlayıp bildirdikleri bilgilere tam uygun olur. Evliyalıkta ilerlemenin yarısı yükselmek, yarısı da inmektir. Çok kimse, yalnız yükselmeyi evliyalık sanmış, inişe de, Peygamberlik üstünlükleri demişlerdir. Halbuki, bu iniş de, yükseliş gibi, evliyalıktır. Evliyalıkta cezbe ve süluk vardır. Bu ikisi, evliyalığın iki temel direğidir. Peygamberlik üstünlükleri için, bu ikisi lazım değildir. Evliyalık derecelerinin sonu, kulluk makamıdır. Kulluk makamının üstünde, hiçbir makam yoktur. Veliler Hakka doğrudurlar. Peygamberlikte, hem Hakka, hem de halka doğru olup, birbirine engel olmaz. Evliyanın nefsleri mutmainne olmuş ise de, bedendeki maddelerin ihtiyaç ve istekleri vardır.

Evliyalık, beş derecedir. Herbiri, beş latifeden birinin yükselmesidir. Herbiri, Ulül’azm Peygamberlerden birinin yoludur. Birinci derecesi Âdem aleyhisselamın yoludur. Evliyalığı birinci derecede olan bir Peygamberin evliyalığı, beşinci derecede olan bir Velinin evliyalığından daha kıymetlidir. Evliyalığın (Vilayet-i hassa) denilen en yüksek derecesine kavuşabilmek için, nefsin fani olması lazımdır. (Ölmeden önce ölünüz!) emri, bu faniliği göstermektedir.

Evliyalık, ya hassa [hususi] olur veya umumi olur. Vilayet-i hassa, Muhammed aleyhisselamın evliyalığıdır. Onun ümmetinden, ona tam tâbi olan evliya da bu vilayete kavuşabilir. Bu vilayet, tam fena ve olgun bekadır. Burada nefs fani olmuş, Allahü teâlâdan razı olmuştur. Allahü teâlâ da, ondan razıdır. Evliyalığın yüksekliği, beş latifenin derecesine, sırasına göre değildir. En yüksek derecedeki (Ahfa) latifesinin evliyalığına kavuşmak, öteki derecelerde bulunan Evliyadan daha yüksek olmayı göstermez. Evliyalığın üstünlüğü, asla yakınlık ve uzaklıkla ölçülür. Kalb denilen aşağı derecedeki latifenin evliyalığına kavuşmuş bir Veli, asla daha karib [yakın] olunca, ahfa latifesinde bulunan, fakat o kadar yakın olmayan Veliden daha üstün olur.

Muhammed aleyhisselamın evliyalığına kavuşan Veli, geri dönmekten korunmuştur. Yani bulunduğu dereceyi kaybetmez. Öteki Veliler, korunmuş değildirler, tehlikededirler. Evliyalık, yalnız kalbin ve ruhun fani olması ile hasıl olabilir. Fakat, bunların fani olmaları için, öteki üç latifenin de fani olmaları lazımdır. Evliyanın evliyalığına (Vilayet-i sugra) denir. Peygamberlerin evliyalığına (Vilayet-i kübra) denir. Vilayet-i sugranın sonu, enfüsdeki ve afaktaki ilerlemenin sonuna kadardır. Vilayet-i sugrada, vehmden ve hayalden kurtuluş yoktur. Vilayet-i kübrada vehmden ve hayalden kurtuluş vardır. Vilayet-i sugra, beş latifenin, arşın dışındaki asıllarını geçtikten sonra başlayıp, bu asılların da asılları olan, Allahü teâlânın sıfatlarının zıllerini, görünüşlerini geçince, biter. Vilayet-i sugra afakta ve enfüsde, yani insanın dışındaki ve içindeki mahluklarda olur. Yani zıllerde, görünüşlerde olur. Bunda sona erenler, (Tecelli-yi berki)ye, yani şimşek gibi çakıp geçen tecellilere kavuşurlar. Vilayet-i kübra, bu tecellilerin [görünüşlerin] aslında olur. Allahü teâlâya yakın olan ilerlemedir. Peygamberlerin evliyalığı böyledir. Burada, tecelliler, daimidir. Vilayet-i sugra, (cezbe) ile (süluk)dür.

Evliyalık kemalatına kavuşmak, süluk, yani çalışarak ilerlemek, kalbin zikir etmesi ve murakaba ve rabıta ile olur. Peygamberlik kemalatında ilerlemek ise, Kur’an-ı kerim okumakla ve namaz kılmakla olur. Bundan sonra ilerlemek için hiçbir sebebin tesiri yoktur. Ancak, Allahü teâlânın lütfu ve ihsanı ile olur. Ne kadar ilerlerse ilerlesin, İslamiyet’ten dışarı çıkamaz. İslamiyet’e uymakta sarsıntı olursa, bütün vilayet dereceleri yıkılır. Bundan da yukarı yükselmek, muhabbet ile, sevmek ile olur. Lütuf ve ihsan başkadır. Aşk ve muhabbet başkadır. Peygamberlerin evliyalığı bile Peygamberlik üstünlükleri yanında aşağıdadır. Vilayet-i Muhammediyye, bütün Peygamberlerin vilayetlerini kendisinde toplamıştır. Peygamberlerden birinin vilayetine kavuşmak, bu (Vilayet-i hassa)nın bir parçasına kavuşmaktır. Velinin inişi çok olunca, üstünlüğü de çok olur. Velinin bâtını, yani kalbi ve ruhu ve öteki latifeleri zahirinden, yani duygu organlarından ve aklından ayrılmıştır. Zahirinin gafil olması, bâtınına ulaşamaz. Hiçbir Veli, hiçbir Peygamberin derecesine ulaşamaz. Bir Veli, bir bakımdan, bir Peygamberin üstünde olabilir. Fakat, her bakımdan, bu Peygamber, bu Veliden daha üstündür. Veli, küçük günah işleyebilir. Fakat, hemen tevbe eder ve velilik derecesinden atılmaz. Tasavvuf yolunda aranılan şey, fenanın ve bekanın, tecellilerin ve zuhurların, şühud ve müşahedenin, söz ve mananın, ilim ve cehlin, isim ve sıfatın, vehm ve aklın ötesindedir.

Mürşid yani Rehber, insanı Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşturan vasıtadır. Talebe rehberini ne kadar çok severse, Onun kalbinden feyz alması da, o kadar çok olur. Mürşid vesiledir, Resulullahın mübarek kalbinden çıkıp, mürşidlerinin kalbleri vasıtası ile, kendi kalbine gelen feyzleri neşr eden bir vasıtadır. Maksat, Allahü teâlâdır. Mürşid-i kamil, emme basma tulumba gibidir. Kalb makamına inmiş olup, kendi mürşidinden aldığı feyzleri, marifetleri, talebesine ulaştırır. Rehberini inciten veya inanmayan, hidayete kavuşamaz. [Bunun için vehhabiler, Allahü teâlânın feyzlerinden, marifetlerinden mahrumdurlar.] Rehberini incitenden kalbin kırılmazsa, köpek senden daha iyidir, buyurmuşlardır. Rehberine inanmakta, güvenmekte sarsıntı olursa, feyz alamaz. Bu sarsıntının ilacı yoktur. Rehberden feyz almak için teveccüh olmaksızın, yalnız onu sevmek yetişir. Rehber ile bulunanların, imanları kuvvetlenir. İslamiyet’e uymak isteği hasıl olur. Rehberin sözleri, halleri, hareketleri, ibadetleri hep İslamiyet’e uygundur. Ona uyan, onu dinleyen, Resulullaha uymuş olur. Böyle olmayan kimse, rehber olamaz.

Tasavvuf, Resulullahın izinde bulunmaktır. İnsanların yaratılışlarına göre, ayrı yollar hasıl olmuştur. Tasavvuf, ihlası arttırmak içindir. Tasavvuf yolunda Rehber lazımdır.

Allahü teâlâya kavuşturan yol ikidir: Nübüvvet yolu, Vilayet yolu. Nübüvvet yolunda rehber lazım değildir. Bu yol asla kavuşturur. Vilayet yolunda rehber lazımdır. Nübüvvet yolunda, fena, beka, cezbe ve süluk gibi şeyler yoktur. Vilayet yolunda ilerlemek için her şeyi [dünyayı ve ahireti] unutmak lazımdır. Gönlün bunlara bağlı olmaması lazımdır. Nübüvvet yolunda ahireti unutmak lazım değildir. Tasavvuf, imanı kuvvetlendirmek ve İslamiyet’e uymakta kolaylık duymak içindir. Tarikat ve hakikat, İslamiyet’in hizmetçileridir. Tarikat, mahlukları yok bilmektir. Hakikat, Allahü teâlâyı var bilmektir. Birincisi, herkesten kaçıp, bir yere kapanmak demek değildir. Emr-i maruf, nehy-i münker, cihad ve sünnetlere uymaktır. (Mektubat-ı Rabbani)
Eshab-ı kiram, mahlukların en iyisinin “aleyhi ve aleyhimüssalevâtü vetteslimât” sohbetinde bir kere bulunmakla, bütün ümmetin Evliyasından daha üstün oldular. Acaba bütün bu Seyr ve Süluk ve Fenâ ve Bekâ, bunlarda bir sohbette mi hasıl oldu? Yoksa, bu bir sohbet, seyr ve sülukun ve fenâ ve bekanın hepsinden daha mı üstün idi?
CEVAP: Bu güç sorularınızı cevaplandırmak, yazmakla olmaz. Bir arada bulunmak, uzun zaman hizmet etmek lazımdır. Bu kadar zaman içinde kimsenin söylemediği şeyleri bir defada söylemek ve bir kalemde yazmak kolay olur mu? Fakat, sorduğunuz için, cevapsız bırakmak da olamaz. Fenâ ve Bekâ ve Süluk ve Cezbe ile olan yaklaşmaya Kurb-i vilâyet denir. Bu ümmetin evliyası, bu yaklaşmak ile şereflenmişlerdir. Eshab-ı kiramın, Hayr-ül-enâmın = [insanların en hayırlısının] sohbetinde “aleyhi ve aleyhimüssalâtü vesselam” kavuştukları yakınlık ise, Kurb-i nübüvvet’tir. Resulullaha uyarak ve Ona vâris olarak kavuşmuşlardır. (m.313)

hirahos
20-11-2009, 05:38
Mektubat-ı Rabbani'yi fiilen, halen ve sohbet olarak bütün Mürşid-i Kamiller şerh etmekte ve anlatmakta; ondan da öte bizzat yaşamaktadırlar. Şu konu edilen bir çok meselede ayrı ayrı yüzlerce sohbet, yazı nakledebilecek durumdayız. Fakat uzun yazılar, çoğunlukça okunmuyor. O nedenle kısa tutalım:

"Ne zaman iman ederse nefs, o zaman dinler Allah’ı. O da nefs-i mutmainne mertebesine gelmeden olmuyor. Nasıl olacak, mürşid-i kamilin tedavi yöntemleriyle.. Bunu kitapla yapacağını söyleyenler var. Bizim dersli kardeşlere, bazen telefonda, bazen de yüz yüze görüştüklerinde diyorlar ki 'siz öyle uğraşmayın, okuyun Risale-i Nuru. Fenafillah mı olmak istiyorsunuz, olursunuz. Allah’a mı varmak istiyorsunuz varırsınız. İhlasa mı vasıl olmak istiyorsunuz, varırsınız.' Vallahi varamazlar, yemin ediyorum. Onlar okuyor 40 senedir, neden varamadılar?

Efendimiz buyuruyor ki; 'Ebubekir Sıddık çok Kur’an okumakla, çok namaz kılmakla sizi geçmedi. Biz ona (sadrına), kalbine akıttık..'

Bakın ‘öğrettik’ demiyor ki ‘akıttık (aktardık)’ diyor. Arapça değil, hafızlık değil, Risale-i Nur hiç değil, zaten yoktu o zamanda."

Nusrertullah Hocaefendi. Mahmud Efendi Hz.lerinin Avrupa Vekili..

(Mahmud efendi Hz.'nin ve ihvanlarının ulum-i diniyye'de ve Sünnet-i Seniyye'nin yaşanmasında en önde gelen yerlerden biri olduğunu hatırlatırım.)

Fazla söze nakil olarak hacet yoktur. Bu yeter.

Nurcular kendi zanlarını hakikat zannediyorlar. Ve Mehdilik bataklığında bocalayıp duruyorlar. Tevil tevil tevil... Sabahtan akşama kadar tevillerle uğraşıp zihinlerini ve kalblerini rahatlatmaya çalışıyorlar. Öyle mi oldu? Böyle mi? Şurdaki mana acaba şu mu yoksa bu mu? Şu mu olmalı, bu mu olmalı... Boşuna uğraşıyorlar. Ne zihinleri durulur, ne de kalbleri tatmin olur!

Tevil ede ede 40 parçaya ayrıldılar. Paramparça oldular. Birbirlerine düşmüşler.

Risale kesmedi şimdi de Kaya'nın yaptığı gibi Mektubat-ı Rabbani'ye el attılar. :)

Mektubat hakkında yorum yapmak, İmam Rabbani Hz.lerinin yoluna burun bükenlerin, o nurlu yoldan uzak kalmışların değil; İmam Rabbani Hz.lerinin izinde gidenlerin hakkıdır. İmam Rabbani Hz.lerinin peşini takip edenlerin sözü değerlidir ve hakikattir. En başta izinden ayrılmayanların sözü alınır, diğerleri, en baştakine uymayana itibar edilmez.

Nurcu ağabeyi Hacı Hulusi Bey'den bir söz nakletmişti bir nurcu gardaş:

“Bu nurçiler (yani nurcular), alevilerden bile sonra Mehdi’ye tabi olur.”

Burada kastettiği merhum Said Nursi'ye ve kitabına Mehdi diye inananlar. Keşke en netice tabi olsalar. Ondan da kuşkuluyum.

İşte Mektubat'ı çarpıtanların sonu... ;)

talib
20-11-2009, 06:53
Nurcu ağabeyi Hacı Hulusi Bey'den bir söz nakletmişti bir nurcu gardaş:

“Bu nurçiler (yani nurcular), alevilerden bile sonra Mehdi’ye tabi olur.”

Maşaallah. En azından bu görülebilmiş.

dostluk
20-11-2009, 08:28
Allaha and olsunki paylaşımların doğruluk payı varsa bileki artık okumuyorum ,bu uslup nurculuk vs gibi alayvari sözlerden,cümlelerden dolayı bu dediklerinize karşı sempatim,denilenlere ve diyenlere karşıda antipatim oluşuyor..

ilmi reddiyeler bu şekilde olmamalı..tesirini görülmez bu şekilde,nur cemaatini seven bir kişi bu tür ifadeleri yazılrı okuduğunda haa diyecek nurcu düşmanı sallamış,bakmayacaktır bile..

bakın bir cümleden biz bile konudan çekildik,tecrübelerle sabittir..ayynı keza sizde sayın İsmail Çetin Hocamızı iğneleyen ilmine leke ,kusur getiren bir yazı okusanız adımdan emin olduğum kadar katti söylüyorum ayynı duygularla yani yazdığım duygularla yaklaşırsınız konuya -yoruma ..

az empati,çok değil,azıda yeter..!

Erdem
20-11-2009, 08:55
Tenkit terbiyesi
Tenkit-eleştiri terbiyesi, yanlış olan sözleri, hatalı olan hareketleri, meşru olmayan beyanları düzeltmeye kalkışırken, hislerden ve heveslerden uzak durmaktır.
Tenkit edilecek kimseye yapılacak müdahalede, nasihat ve öğütlerde, karşımızdaki insanı aşağılamadan, kimsenin göremeyeceği tenha yerlerde olmasına dikkat edilmelidir. Halk arasında yapılan tenkit ise, şahsı teşhir ve rezil etmektir. Tenhada yapılacak tenkit ise, şefkat ve nasihattir.
Görülen bir kusur bir nevi kötülüktür. Fakat kusurlu olan şahsa eziyet ise haramdır.
Şu önemli hususa dikkat etmeliyiz ki bugün Müslüman kardeşlerimiz arasındaki kavga ve kargaşaların birçoğunun temelinde tenkit terbiyesizliğinin etkileri vardır. Tenkit terbiyesinden mahrum-yoksun olan tenkitler, eleştiriler Müslümanları birleştirmez, aksine parçalar.
Kısaca tenkit terbiyesi, hakkı ve sabrı tavsiye etme müsaadesinin bir meyvesidir. Bu meyveyi devşirmek isteyenler, tenkitlerinde terbiyeli olsunlar.

Abdullah Büyük


Abdullah Büyük / TENKİT (eleştiri) terbiyesi - En Doğru ve Güncel Haber (http://www.habervaktim.com/yazar/19340/tenkit_elestiri_terbiyesi.html)

Duha
20-11-2009, 08:57
Bu forumda da birileri Nurculara saldırmayı meslek edinmiş. Kendilerine yazık ederler.

Evvela Mehdilik meselesi itikadidir. İmani değildir. Her asırda hak fırka içinde hak tarikatler ve cemaatler kendi mürşidini Mehdi gibi görmüş. Kimse kimseyi suçlamamış.

Nakşilerin mehdiyi kendi tarikatlerine münhasır görmesi hak oluyorda, başkası görünce mi batıl oluyor?

Tarikatler ve Nurcular kardeştir. Bazı kendini tarikatçi görenlerin inadına kardeştir.

talib
20-11-2009, 09:05
Konuya çok yanlış bir şekilde yaklaşmışsınız. Bu kadar yazdık ama anlaşılan bu ise elbet kusur fakirde olmalı. Ama ben hirahos ağabeyi okuyunca dediğini tam olarak anlayabiliyor isem, sizlerin daha güzel anlayacağınızı umardım. Taaccub ettim bak :)

Abdullah Büyük Hoca demiş ki:

"Şu önemli hususa dikkat etmeliyiz ki bugün Müslüman kardeşlerimiz arasındaki kavga ve kargaşaların birçoğunun temelinde tenkit terbiyesizliğinin etkileri vardır."

Evet, bizim de dikkatleri çekmeye çalıştığımız kısım burasıdır. "Müslüman kardeşlerimiz arasındaki kavga ve kargaşa" meselesi.

Siz tarikatları tahkir eder, zamanı geçti der iseniz, yapmayın böyle Ya Hu, demek bizlerin hakkı olur.

Makamcı değiliz deyip makamlardan makam beğenir iseniz ve bunu yaparken de Allah Dostlarına ilişir, onları küçümser ve bağlılarını üzerseniz, hani nerede İttihadı İslam demek bizim hakkımız olur.

Biz herşeyi yaparız, herkese dokunuruz siz ise ehli tasavvufsunuz mülayim olmanız gerekir, bize dokunmayın derseniz, biz de herkes Ebubekir değil Ömer'ler de vardır bu alemde demek bizim hakkımız olur.

Nasıl anlarsanız!

dostluk
20-11-2009, 09:14
taktir sizin sizlerde bizleri nasıl anlarsanız öyyle anlayın..

lakin unutmayın niyet hayrsa niyet bunları insanlara duyurup uyarmaksa kendi anladığınızdan ziyade anlayamayanlara yada yanlış anlayanlara anlatmaklada yükümlüsünüz,anlayacak olana dahi yanlış tavırlarla metodlarla uzaklaştırsanız bununda bir vebali olmalı..

selam ile kalınız ..

talib
20-11-2009, 09:14
Bu forumda da birileri Nurculara saldırmayı meslek edinmiş. Kendilerine yazık ederler.

Evvela Mehdilik meselesi itikadidir. İmani değildir. Her asırda hak fırka içinde hak tarikatler ve cemaatler kendi mürşidini Mehdi gibi görmüş. Kimse kimseyi suçlamamış.

Nakşilerin mehdiyi kendi tarikatlerine münhasır görmesi hak oluyorda, başkası görünce mi batıl oluyor?

Tarikatler ve Nurcular kardeştir. Bazı kendini tarikatçi görenlerin inadına kardeştir.

Öyle mi? Bak Saidi Nursi hz.lerinden sonra ikinci isim olarak lanse edilen Zübeyir Gündüzalp ağabeyin, paşan ne anlatmış:

"Camide bulunan âlimler,şeyhler,ahali öyle müessir ve emsalsiz tefsiri,kütüb-ü İslâmiyede ve Kur'an tefsirlerinde göremiyorlar.Çok hayran olup Üstadımıza minnettar oluyorlar.Fakat kıskanç bir şeyh,iki mürîdine emrediyor."Bediüzzaman'ı sık sık gelip geçtiği şu tenha geçitte akşam namazından sonra mavzerle vurun!"diyor.Şeyhin müridleri aynı günde akşam namazından sonra,mezkûr geçitte Üstadımız Bediüzzaman Hazretlerinin oradan geçmesini bekliyorlar."

Yani bu basit bir örnek olur sadece. Bu alıntının ilk kısmına cevap verdik. İkinci kısımdaki kıskanç şeyhi de merak ettik, cevap yok.

Ha bir de risalelerde geçen ihtiyar zat diye tanıtılan Hüseyin Hilmi Işık Hocaefendi'nin şeyhi Seyyid Abdülhakim Arvası hz.leri hakkında yazanlar var. Herhalde buna da dostluk değinir. Bu sizi rahatsız etmiyor ise bile biz orada yazılı olmasa idi daha iyi olurdu diyenlerdeniz.

Tenkit ilmi olmalı ve kardeşçe olmalı ya. Ya risalede geçmesi nasıl karşılanır? Arvasi hz.leri ilmen risaleleri eleştirmiş olabilir. Ya risaleler buna nasıl cevap vermiş. İlmen mi yoksa başka şekilde mi?

Bu demek değil ki risaleler kötüdür. Çok çok iyidir belki ama içerik olarak her biri harfi noksansız demek de değil.

Noksansız olan Kur'an-ı Kerimdir. Eleştirilemez olan odur. Siz şimdi müzik bahsinde risaleler haksız diyebilirsiniz ilmen ve size kimse de bir şey diyemez. Örnek olarak.

Mesele risale değil tabi. Konu konuyu açınca buralara geldik. Herkes alacağını alır umudu ile..

dostluk
20-11-2009, 09:18
büyüklerin birbirlerine eleştirisi ile avamınki bir değildir..bir imamı Rabbani hazretleri ibni arbi hazretleri için eleştirmiş ve akabinde ne demiştir ? alimliğe soyunduk sanıyorum artık çok mübareğiz ya tıpkı abdulhakim arvasiler gibi tenkit edelim hemde çağımızdakileride bırakalımda görmediklerimizi tenkit edelim..

sapla samanı karıştırmayalım,büyükleri kapıştırmayalım..!

talib
20-11-2009, 09:30
Buna değindim bende. İlmi eleştiri başkadır, ilmen eleştirildim diye başka şekilde konuşmak başka. Şu ifade ilmi olarak değerlendirilemez herhalde:

"Bu günlerde sabah namazı tesbihatında, İstanbul'daki ihtiyarın garazkarane ve şahsıma karşı galîz gıybeti üzerine..."

Bu meseleyi es geçelim. Buna değinelim diye demedim bunu zaten. Siz tenkit nasıl olmalı deyince, biz de bizi yanlış gördüğünüzü ifade etmek adına dedik bunu. Yoksa tenkit sınırlarını aşıp, tahfif ve tahkir rüzgarları karşı taraftan bize doğru esmektedir. Biz dediğimiz savunduğumuz inançlarımızdır. Tarikatlardır, Allah Dostlarıdır.

Nurcuların bu nevi sataşmalarına, tahfif ve tahkirlerine cevap vermek bırak da bizim hakkımız olsun. Yoksa tasavvuf bölümüne bakın. Hangi konumuzda risaleler şöyledir de tarikat böyledir, nurcular nasıldır da Allah Dostları nasıldır diye bir konu açılmış.

fehmen cidden.. -bazılarını bunu böyle yazıyor hoşuma gidiyor, yer geldi biz de yazalım dedik :) -

dostluk
20-11-2009, 09:45
e peki bir soru size..

sayın ismail çetin hocamız bilmiyormuydu bu lahikalarda yazılanları ? sayidi nursi büyüğümüzü niçin kendisini methü sena eyyledi ? eleştirenlere iyi sözler etmemiştir kendisi..

sayın Hüseyin Hilmi ışık hocamızda hiç değinmemiştir,hatta Abdulhakim Arvasi hazretleri ,oğlu vs.. bunu dert etmedi,karşılık vermedide şimdi bunları kim neden kurcalıyor ? sebebi ne..

ister nakşiden çıksın mehdi aleyhiselam ister nur kolundan biri ebubekr efendimizdir biriside hazreti Ali efendimiz ,kimi kimden üstün yada aşağı göreceğiz ..

büyükler dil,ni tutrken bizler çok cesuruz çok..maşallah mektubatı bile terceme edecek ilimlere sahip olmuşuz ..maşallah..maşallah..

Erdem
20-11-2009, 09:49
Konuya çok yanlış bir şekilde yaklaşmışsınız. Bu kadar yazdık ama anlaşılan bu ise elbet kusur fakirde olmalı. Ama ben hirahos ağabeyi okuyunca dediğini tam olarak anlayabiliyor isem, sizlerin daha güzel anlayacağınızı umardım. Taaccub ettim bak :)

Abdullah Büyük Hoca demiş ki:

"Şu önemli hususa dikkat etmeliyiz ki bugün Müslüman kardeşlerimiz arasındaki kavga ve kargaşaların birçoğunun temelinde tenkit terbiyesizliğinin etkileri vardır."

Evet, bizim de dikkatleri çekmeye çalıştığımız kısım burasıdır. "Müslüman kardeşlerimiz arasındaki kavga ve kargaşa" meselesi.

Siz tarikatları tahkir eder, zamanı geçti der iseniz, yapmayın böyle Ya Hu, demek bizlerin hakkı olur.

Makamcı değiliz deyip makamlardan makam beğenir iseniz ve bunu yaparken de Allah Dostlarına ilişir, onları küçümser ve bağlılarını üzerseniz, hani nerede İttihadı İslam demek bizim hakkımız olur.

Biz herşeyi yaparız, herkese dokunuruz siz ise ehli tasavvufsunuz mülayim olmanız gerekir, bize dokunmayın derseniz, biz de herkes Ebubekir değil Ömer'ler de vardır bu alemde demek bizim hakkımız olur.

Nasıl anlarsanız!

Çok konuşan veya herşeye cevap veren her zaman haklı değildir.

Talip bu yazı sana değildi.Bu yazı geneledir. Bir uyarıdır,Eleştirinin nasıl yapılması gerektiğini yazar yazısında tek tek anlatmış..

Tenkit terbiyesine uymayan

nurcuysa
tarikatçıysa değişen birşey olmaz,yazının muhatabıdır. Başkasının yaptığı terbiyeye uymayan harekete cevap yine öyle olmamalı.Bu kişinin kalitesini gösterir.

Cevap verme zahmetinde bulunmasaydın keşke, birşeyleri ispat etmene gerek yok. Yazıyı oku , kendine alacak olduklarını al yeter. Bu hepimiz için faydalı olur.


Tenkit-eleştiri terbiyesi, yanlış olan sözleri, hatalı olan hareketleri, meşru olmayan beyanları düzeltmeye kalkışırken, hislerden ve heveslerden uzak durmaktır.

Önemli olan da bu zaten. Bence en önemli yeri. Herkes kendini bir yoklamalı...

Mesela nurcu diye yazar neden vurgulanmış , bir tarikatçı yanlış beyanat verse , biri de kalksa tarikatçı yazar şöyle yaptı dese ne kadar hoş olur...

Özellikle herkes aşağıdaki linkte verilen yazıyı okumalı ve kendine pay çıkarmalıdır. Önemli olan yanlışı düzeltmekse bunu ortaya çıkaran kahraman vari edalarla hareket etmemelidir.

Abdullah Büyük / TENKİT (eleştiri) terbiyesi - En Doğru ve Güncel Haber (http://www.habervaktim.com/yazar/19340/tenkit_elestiri_terbiyesi.html)

Allah'a emanet olun...

reddulevham
20-11-2009, 13:40
e peki bir soru size..

sayın ismail çetin hocamız bilmiyormuydu bu lahikalarda yazılanları ? sayidi nursi büyüğümüzü niçin kendisini methü sena eyyledi ? eleştirenlere iyi sözler etmemiştir kendisi..

sayın Hüseyin Hilmi ışık hocamızda hiç değinmemiştir,hatta Abdulhakim Arvasi hazretleri ,oğlu vs.. bunu dert etmedi,karşılık vermedide şimdi bunları kim neden kurcalıyor ? sebebi ne..

ister nakşiden çıksın mehdi aleyhiselam ister nur kolundan biri ebubekr efendimizdir biriside hazreti Ali efendimiz ,kimi kimden üstün yada aşağı göreceğiz ..

büyükler dilini tutrken bizler çok cesuruz çok..maşallah mektubatı bile terceme edecek ilimlere sahip olmuşuz ..maşallah..maşallah..

Tarikati kurtarmak ve risaleinurla çarpıştırmak heleki bunu piyasadaki zıpırlarla yapmak bunların görevidir kardeşim. Biri eder, öteki tüy diker... Kendi bildikleri inandıkları evladır, digerleri kem dir. Amaç üzüm yemek değildir, direk bağcıya saldırmaktır ama saldırırken amaç belli olmasın diye üzümün sapından armudun çöpünden bahsedecek tabi...

alanyali07
20-11-2009, 13:58
e peki bir soru size..

sayın ismail çetin hocamız bilmiyormuydu bu lahikalarda yazılanları ? sayidi nursi büyüğümüzü niçin kendisini methü sena eyyledi ? eleştirenlere iyi sözler etmemiştir kendisi..

sayın Hüseyin Hilmi ışık hocamızda hiç değinmemiştir,hatta Abdulhakim Arvasi hazretleri ,oğlu vs.. bunu dert etmedi,karşılık vermedide şimdi bunları kim neden kurcalıyor ? sebebi ne..

ister nakşiden çıksın mehdi aleyhiselam ister nur kolundan biri ebubekr efendimizdir biriside hazreti Ali efendimiz ,kimi kimden üstün yada aşağı göreceğiz ..

büyükler dil,ni tutrken bizler çok cesuruz çok....

cevahir kadrini cevherfüruşan olmayan bilmez

talib
20-11-2009, 14:30
Konuyu nereden nereye getirmişler :)

Arvasi hz.lerinin yolunca gidenler bu konuda suskun kalmışlar ise bu onlarun büyüklüğüdür. Demek ki hakikat olarak ittihadı islam bayrağını ellerinde tutanlar ve uhuvveti tesise gayret edenler onlardır. Diğerleri saza, söze devam ededursunlar. Meydan boş demek ki bu konuda. Kendileri Amerika'ya giderken bize Mekke, Medine yollarını tarif edenlere ihtiyaç yoktur, böylelerinin her yerde arzı endam etmeleri can sıkıntısı yapıyor bizde. Ve Mekke, Medine eşrafına ilişmeleri de onca tariflerine rağmen iğrençlik örneğidir. Böyleleri örnek olsun istemiyoruz.

Konuyu tarikat-risale çarpışmasına getirmek isteyenlerde tam gaz devam etsinler. Biz ortada iki eşit görmediğimiz gibi, niyetimizin bu olmadığını, aksine bu terazide altta kalanların yukarıdakilere tükürmeye çalışmalarını çirkin gördüğümüzü söyledik.

Varın siz de anlamayın. Hakikati herkesin anlamasına gerek yok demiş büyükler. Anladım diyemem, hakikat ehlini buldum derim. Ve binlerce takrardan sonra yine diyeyim, davamız bunun isbatı değil, tarikatlara ve Allah Dostlarına ilişenlere cevap vermektir.

Sofuoglu
20-11-2009, 14:37
ortada bir yanlis var,kimse yanlisdan bahsetmiyor,ozu birakip detayla ugrasiyor,

bu konu ne icin acilmis?"yaw hakaten burda bir yanlislik var" demek cokmu zor..?

herhalde "maksat-i uzum yemek degil ,bagci dovmek" dedikleri bu olsa gerek...!!

ayrica "din nasihattir" bunuda unutmayalim insaAllah

ummuhan
20-11-2009, 14:43
ortada bir yanlis var,kimse yanlisdan bahsetmiyor,ozu birakip detayla ugrasiyor,

bu konu ne icin acilmis?"yaw hakaten burda bir yanlislik var" demek cokmu zor..?

herhalde "maksat-i uzum yemek degil ,bagci dovmek" dedikleri bu olsa gerek...!!

ayrica "din nasihattir" bunuda unutmayalim insaAllah


Aynı sözleri ben söylemek istedim... ama arkam sıra beni takip edip iki laf giydirelim derdinde olanlar sebebi ile konu kapatılmasın kaygısı ile sustum du sofu kardeş :)

hirahos
20-11-2009, 14:47
Hayret, Şeyh efendileri "suikast" masallarıyla töhmet altına almaya çalışan başkaları, suçlu olan "yapmayın böyle, ayıptır" diyenler.

Risale adına Mektubat'ı çarpıtanlar başkaları, suçlu olan ise "yapmayın böyle, cinayettir" diyenler.

Üstelik "suçlular" Risale adına yazan bu adama (Kaya'ya) "Nurcu" diye garaip bir sıfat vermişler. Suç üstüne suç. :)

Ne için uğraştığımızı hissedemiyorsanız, lütfen rica ediyorum, bari yazdıklarımızı dikkat ile okuyunuz. Mektubat diyorsak ona bakınız. Veya başka bir şeye. Başka kaynaklara. Tedkik ediniz, inceleyiniz, danışınız, değerlendiriniz. Anlatılanları bir de büyüklere danışınız. E-mailler yazınız, ziyaretler ediniz. İstişare sünnettir. Bunlardan sonra yine bizi haksız bulur ifade ederseniz, baş göz üstüne. Eyvallah...

İşte kakül eyvallahı da içinde... :ppty

(Bu mesajım Dostluk 'a,

İsmail Çetin efendinin Risaleyi bütünüyle okuduğunu sanmıyorum. Zira geçen Ağustos ayında bir mülakat verdi Furkan dergisine. Orada Risalenin bir çok temel iddiasına uymayan tavsiyeleri vardı. Ve bu tavsiyeleri söylerken, "gerçi Ekmel-i ulema öyle demiyor ama..." diye bir ifade dahi kullanmadı. Mülakatı okuyunca İsmail efendinin Risaleyi tamam okumadığı kanaatine vardım. Tabii Allah bilir. Yanılıyor da olabilirim. Mümkündür.

Fakat emin olduğum bir şey var: Şeyh Seyda Cezeri, Muhammed Emin Er, İsmail Çetin efendi ve bir kaç zevat daha evet hem Risale'yi hem de Nursi merhumu çok övmüşlerdir. Onu Müceddit olarak görmüşler ve göstermişlerdir. Fakat hiç birisi, kendi Tarikat ve hizmetlerini bırakıp Mücedditin tecdidine tabi olmamışlardır. Öyle ya, Dini her anlamda yenileyen bir büyük Dünyaya teşrif edecek, müthiş nimet ve feyizlere kapı açacak, asra en uygun yeni bir yol ve hizmet tesis edecek, üstelik diğer mesleklerin de kendi dairesine girmesini ısrarla emredecek; ama siz o Zatın Müceddit olduğunu bile bile hizmetinden ve dairesinden uzak kalacaksınız. Başka hizmetlere talib ve tabi olacaksınız. Olacak iş midir? Bendeniz olsam, Müceddit gördüğüm birine herkesten önce koşardım. Siz de... Mücedditlik öyle sıradan bir iş değildir.

İşte emin olduğum, her büyük insan, başkalarını, hizmet edenleri övmüş, teşvik etmişlerdir. Bu büyüklere mahsus bir edep. Her büyükte görülmektedir. Yani övenin en başta kendi büyüklüğüdür.

Yapılan övgülerin de bundan daha fazla bir manası yok.

Bir zatın Risale'yi övmesi ya da merhum Nursi'yi methetmesi, Nurcuların hatalarına karşı perde olarak kullanılmamalıdır. -Misal Zübeyir abinin suikastçi şeyh masalı, Kaya ve Şahin Hoca gibilerin Mektubat çarpıtmaları, başkalarının on gavslık kıssaları vs..- Hak ve doğru neredeyse oradan tarafa olalım. Takım tutar gibi yapmayalım. Şöyle bitirelim: Risale ifadesiyle, Hakkın hatırını hiç bir hatıra feda etmeyelim.)

sufi7007
20-11-2009, 15:05
e peki bir soru size..

,hatta Abdulhakim Arvasi hazretleri ,oğlu vs.. bunu dert etmedi,

karşılık vermedide şimdi bunları kim neden kurcalıyor ? sebebi ne..
...
büyükler dil,ni tutrken bizler çok cesuruz çok.. ..maşallah..maşallah..

Seyyidina Abdulhakim Arvasî'ye intisabı ve muhabbeti ile tanınmış büyük Türk şairi; mütefekkir

NECİP FAZIL KISAKÜREK rh.a.'in

"Son Devrin Din Mazlumları"

kitabının okunmadığı anlaşılıyor...

Okunması tavsiye olunur.

sufi7007
20-11-2009, 15:12
nakşi evliyası,ihtiyar hoca

Soru http://www.sorularlarisaleinur.com/images/buton-12px.gif http://www.sorularlarisaleinur.com/images/buton-14px.gif http://www.sorularlarisaleinur.com/images/buton-16px.gif http://www.sorularlarisaleinur.com/images/buton-18px.gif http://www.sorularlarisaleinur.com/images/buton-yazdir.gif (http://www.sorularlarisaleinur.com/print_qna.php?id=12534)http://www.sorularlarisaleinur.com/images/buton-tavsiye.gif (http://www.sorularlarisaleinur.com/page_advice.php?title=nakşi evliyası,ihtiyar hoca&url=http://www.sorularlarisaleinur.com/subpage.php?s=show_qna+and+id=12534)http://www.sorularlarisaleinur.com/images/buton-favori.gif (http://www.sorularlarisaleinur.com/page_addbookmark.php?title=nakşi evliyası,ihtiyar hoca&url=http://www.sorularlarisaleinur.com/subpage.php?s=show_qna+and+id=12534)http://www.sorularlarisaleinur.com/images/uyegirisi.gif mehmet-19http://www.sorularlarisaleinur.com/images/soru-gelis.gif 28-Haziran-2007 - 15:44:12Soru
kastamonuda geçen eskişehir hapishanesinde nur talebeleri içinde celpkarane sohbet eden nakşi evliyası kim? üstadı gıybet eden istambuldaki ihtiyar kimdir?allah razı olsun. http://www.sorularlarisaleinur.com/images/editor.gifhttp://www.sorularlarisaleinur.com/images/soru-gidis.gif 19-Temmuz-2007 - 16:35:21Cevabımız

Değerli Kardeşimiz;

Evvela; muazzez üstadımız bazı meselelerde ve hadisatta şahıs ismi vermekten azami derecede çekinmiş ve imtina etmiştir.

Ancak yıllar evvel olmuş hadisatla ilgili mevzuların, şartları, şahısları ve zamanları değişmiş olduğundan malumat kabilinden isimlerin verilmesinden inşallah bir mahsur olmaz.

Bir de cevaplar şahıslara bizzat gönderildiğinden ve umuma tamim edilmediğinden isimler tasrih edilebilir.

Osmanlıca Lemalarda geçen Eskişehir hapishanesinde nur talebelerini kendi tarikatına çekmek için cazibeli bir şekilde faaliyet gösteren ve telkinatta bulunan zat; o zamanın Nakşi velilerinden şeyh Şerafettin efendidir.

Muazzez üstadımızı telif ettiği birinci şua risalesinden dolayı tenkit eden ve gıybetini yapan İstanbul’daki zat ise; sadattan, meşayihtan, ulemadan ve üstadın ahbabından olan Abdülhakim Arvasi efendidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale-i Nur Editör


***

http://www.sorularlarisaleinur.com/images/uyegirisi.gif

k.toprakhttp://www.sorularlarisaleinur.com/images/soru-gelis.gif 19-Temmuz-2007 - 19:22:25Yorum
Abdülhakim Arvasi efendinin gıybeti Risalei- i nurlarda işlenmektemi Allah razı olsun http://www.sorularlarisaleinur.com/images/editor.gifhttp://www.sorularlarisaleinur.com/images/soru-gidis.gif 25-Temmuz-2007 - 08:49:54Cevabımız

Değerli Kardeşimiz;

Bu mektub hakkında (http://www.sorularlarisaleinur.com/subpage.php?s=kulliyat-lugatli&risale=755&sayfa=235&keyword=sekiz%20senede%20seksen)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale-i Nur Editör
http://www.sorularlarisaleinur.com/subpage.php?s=show_qna&id=12534 (http://www.sorularlarisaleinur.com/subpage.php?s=show_qna&id=12534)





Kim kime ilişmiş?

Neden ilişmiş? Ne zaman ilişmiş? Nerede ilişmiş?
...

Şu yukarıdaki alıntıda ismi geçen "iki mübarek mürşid-i kamil"in HUKUKUNU KORUMAK kimin üzerine vazife ?

dostluk
20-11-2009, 15:15
Seyyidina Abdulhakim Arvasî'ye intisabı ve muhabbeti ile tanınmış büyük Türk şairi; mütefekkir

NECİP FAZIL KISAKÜREK rh.a.'in

"Son Devrin Din Mazlumları"

kitabının okunmadığı anlaşılıyor...

Okunması tavsiye olunur.

okudum..

evde var..

iddalaşacak değilim bakın bunca insan demekki yanlış anladıysa siz bizce kendi uslubunuzu değerlendirin..


yineliyorum alimlerin eleştirmesine varım,seviyeli eleştirmeye varım bunun haricinde yokum..

bu arada sayın hirahos,daha geçen gün güncellediğim sayın ismail çetin hocamızın başlığında ders aldığı hocaları bölümünde saidi nursi hazretlerinin ismide var..bırakın eleştirecekse ismail efendi eleştirsin,kendisi hayatta henüz..

ayrıyeten ismail efendi gibi alim birine hepsini okumamıştır diye zan etmenizde ilmi değildir..okuduğu eselerde vardır bahsi geçen kitabın..okudum diyorsa okumuştur..

konuya gelelim deyip önce mektubat tercemeleri karşılaştırmıyoruz deyip 2-3- mesaj sonra karşılaştırmayı yapanda sizdiniz..şimdide haklı çıkmak için başlıkta büyükler kapıştırılıyor..

bir bu konuda kaç kişinin ilmine eksiklik isnat edildi saymak gerek(bize göre böyyledir)

alim olun eleştirin amenna..

sufi7007
20-11-2009, 15:23
cevahir kadrini cevherfüruşan olmayan bilmez

Şeyh Şerafeddin Dağıstanî Hz. ve Seyyidina Abdulhakim Arvasî kadrini bilenler var hâlâ bu memlekette...

İnşaallah MEHDİ a.s. zuhuruna kadar da hep var olacaklar...

hirahos
20-11-2009, 15:28
Bu günlerde sabah namazı tesbihatında, İstanbul'daki ihtiyarın garazkarane ve şahsıma karşı galîz gıybeti üzerine" Eski Said damarıyla nefs-i emmarem heyecana geldi, "Mazlumum, bu nevî zulüm çekilmez" dedi, intikamını almak istedi. ...

Said Nursi

Tarihçe-i Hayat | Dördüncü Kısım : Kastamonu Hayatı | 268

Kaynak: Risale-i Nur Külliyatı Arama Motoru (http://www.risaleara.com/oku.asp?id=4350&a=galiz)

Evet ne acı ki Risale bu ifadeleri basın yayın yoluyla yaklaşık elli senedir yayıp durmaktadır. Buradaki garazkarane (kin besleyerek) ve galiz (çirkin, terbiye dışı) "gıybet eden" ihtiyar da Abdulhakim Arvasi Hz.leridir ki kendileri Seyyiddir, Resul-i Ekrem Efendimiz Hazretlerinin maddi ve manevi evladıdır.

Bu ifadeleri defalarca okuyan pekçok nurcuya düşen de "Alemde Şeyh dedikleriniz bizim ayağımıza su dahi dökemezler" deyip gezmek piyasada... Nitekim, Zübeyir abileri de bu tarz ifadelerden ilham alarak "suikastçi şeyh" kıssasını ifade buyurmuşlar.

"Gıybet"in ne olduğuna ve İslam'daki hükmüne ise hiç değinmiyorum. Ayıp olur böyle bir forumda. Herkes bilmesi lazımdır.

Böyle yazar ve yayarsanız, okuyanların dediklerine ve anlattıklarına şaşırmayacaksınız. Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan..

sufi7007
20-11-2009, 15:28
okudum..

evde var..

..

NECİP FAZIL KISAKÜREK rh.a.'in

"Son Devrin Din Mazlumları"

kitabının Said-i Nursi Hz.den bahsedilen bölümünün tekrar tekrar okunmasını tavsiye ederim.

Bakalım Sultanu'ş-Şuarâ Necip Fazıl rh. a. nasıl değerlendirmiş Risale-i Nur Külliyatı'nı ve müellifini...

Hatta mümkünse ilgili yerleri şuraya da kopyalayın da okumayanlar da görsün.

( NFK'nın bu değerlendirmesini beğenmeyen şakirtlerin "ilginç" tavrını da ittihad.com.tr - Anasayfa (http://www.ittihad.com.tr) de arayıp okuyabilirsiniz...)

Duha
20-11-2009, 15:36
Risale adına Mektubat'ı çarpıtanlar başkaları, suçlu olan ise "yapmayın böyle, cinayettir" diyenler.

Üstelik "suçlular" Risale adına yazan bu adama (Kaya'ya) "Nurcu" diye garaip bir sıfat vermişler. Suç üstüne suç. :)

Ne için uğraştığımızı hissedemiyorsanız, lütfen rica ediyorum, bari yazdıklarımızı dikkat ile okuyunuz. Mektubat diyorsak ona bakınız. Veya başka bir şeye. Başka kaynaklara. Tedkik ediniz, inceleyiniz, danışınız, değerlendiriniz. Anlatılanları bir de büyüklere danışınız. E-mailler yazınız, ziyaretler ediniz. İstişare sünnettir. Bunlardan sonra yine bizi haksız bulur ifade ederseniz, baş göz üstüne. Eyvallah...



Seni Münazaraya davet ediyorum. Var mısın İmam-ı Rabbani Hazretlerinin Mektubatından Mehdi Meselesini teati edelim. Şimdi itirazın olan meseleyi yaz, ben cevap vereceğim. Hangi kitab evinden baktığımıda yazacağım.

Hem laf attığın zatı tanımıyorsun, gıybetini edip duruyorsun. Ben tanıyorum, ucunda ölüm olsa yalana tenezzül etmez. Hem yazdıkları kendi itikadıdır. Dememiş ki "bu böyledir" Demiş "bu bence-bizce böyledir" .

Hakkın yokki "benim itikadım budur" diyene itiraz edesin. Eğer dese "bu İslam'da böyledir" İslam namına ilmin varsa itiraz eder, delil sunarsın. Daha münakaşaya gerek yok. Gıybet lüzümsuz.

Yahu, itikadi ve nisbeten önemsiz bir mesele olan Mehdi için yaptığın şu şeye bak. İncir çekirdeğini doldurmayan bir mesele için gıybet gibi azim bir günaha giriyorsun. Kendine yazık ediyorsun. Hem sözün dahi dinlenmiyor. Haklı olsan da gümleyip gidiyorsun. Acıyorum haline.
Silkelen Müslümana yakışır bir uslubla-halim ve selim- olarak yazılarını yaz.

Yahu merak etme Mehdi gelse herkez karıştırsa o kendini karıştırmaz. İcraatları ile tanınır. Neye bu telaş. Alın Mehdi sizden olsun. Bize kardeşlik lazım. Kardeşliği çok gören mağraya inzivaya çekilsin. İslami hizmetin ona ihtiyacı yok.
vesselam

hirahos
20-11-2009, 15:37
Yani anlatmaya çalıştığım, talib abinin de söylediğidir: Kardeşim, durduk yere size ya da birilerine karşı çıkmıyoruz. Bir takım ifadeler, masallar, çarpıtmalar üzerine gayret ediyoruz ki bu yanlışlıklar "yanlış" olarak algılansın da tekrar tekrar orada burada söylenmesin. Yazılıp çizilmesin. Hatasını görmekten büyük bir irfan yoktur. Her ademoğluna da nasip edilmiş bir haslet değildir.

sufi7007
20-11-2009, 15:40
Konu yine mecraından çıkarılmış ; başka alanlara gidilmiş...

( O alanlar için de soylenecek çok söz var.. O ayrı konu...)

Şİmdi burada konu nedir ?

"Yeni Asya gazetesi" yazarı rutbesinde bir Risaleci yazar ( Mehmet Ali Kaya) nedendir bilinmez bir güdü ile ( o konuda da "güncel bir mehdi"yyet kanaati vardır) oturup bir seri yazı yazmağa karar vermiş:

Yazı dizisinin başlığı nedir?


İmam-ı Rabbani’ye göre Mehdi (http://www.risalehaber.com/author_article_detail.php?id=6752)
İmam-ı Rabbani Mehdiyi anlatıyor-1 (http://www.risalehaber.com/author_article_detail.php?id=6773)
İmam-ı Rabbani Mehdiyi anlatıyor-2


Aslında yazılar okununca anlaşılıyor ki yazar aslında
İmam-ı Rabbani’ye göre USTAD (http://www.risalehaber.com/author_article_detail.php?id=6752)

İmam-ı Rabbani USTAD'ı anlatıyor-1 (http://www.risalehaber.com/author_article_detail.php?id=6773) demek istiyor.

Bunun için almış monitörü önüne açmış Mektubat-ı Rabbani sayfalarını internetten başlamış döktürmeğe...

... Mektubât-ı Rabbani'de bir düzine mektup Mehdi A.s. dan bahsederken ulaşabildiği birkaçından kendi eksik nazarına göre işine yarayacak cümleleri istifleyip budayıp ekleyerek döşenmiş yazıları...

Allah razı olsun kendisinden...

İnşaallah bu vesile ile bazı Risale-i Nur şakirdi olmağa hevesli genç ve zeki müslüman merak edip Mektubat-ı Rabbani okumağa başlarlar da iki şerden bir hayr zuhura gelir..

"Konu yine mecraından çıkarılmış ; başka alanlara gidilmiş... "

Konunun açılmasına yol açan yazar bugün yayınlanan 4. yazısında MEHDİ a.s.'ın NAKŞIBENDİ TARİKATInın altın zincirinin son halkası olacağını İMAM-I RABBANİnin yazmış oldugu gerçeğini saptırmağa çalışması ile iyice batmış...


İmam-ı Rabbani Mehdiyi anlatıyor-3
20 Kasım 2009 Cuma 07:06
RiSALE HABER [ Yazar : Mehmet Ali KAYA ] (http://www.risalehaber.com/author_article_detail.php?id=6815)

Hani MEHDİ Nakşıbendi olacaksa KADİRİ "tarikat dersimi uveysi olarak Gavs-ı Azam Abdulkadir Geylani" den almışım" cumlesi havada kalacak ya "muhayyel Mehdi'si"nin...

Havada kalmasın istiyor... aklınca...

hirahos
20-11-2009, 15:45
Seha2 kardeşim, buyrun, beraber Mehdi As. meselesini mütaala edelim. Varız inşallah.

Fakat, "Mehdi sizden olsun istemiyoruz" demenizi gerektirecek nerede ne yazdım şimdiye kadar lütfen bildiriniz.

Kaya'yı tanıyormuşsunuz. Yazısını da okumuşsunuzdur. Mütalaadan önce şunu talep ediyorum:

Kaya: "İmam-ı Rabbani Farzları yapıp haramlardan kaçan ve peygamberin sünnetini esas alanların tarikatın seyr-i sülukuna ihtiyaç duymadan tarikatın makamlarından daha yüce makamlara çıkabileceklerini söyler. "

Şu ifadeyi 32. Mektup'tan bulup getirin lütfen öyleyse... İmam Rabbani Hz., "söyler" deniliyor dikkat ettiyseniz.

Duha
20-11-2009, 15:47
Nitekim İmam-ı Rabbani (ra) da 381. Mektubunda peygamberimizin (sav) “Küfür her tarafı istila edip hükmü her yana yayılmadıkça Mehdi zuhur etmez” hadisini nakleder.Yine 258. Mektubunda da Mehdinin fitnelerin zuhur ettiği zaman geleceğini söyler. Dinde fitne ise küfür ve inkâra dayanan sapıklıktır. Çünkü bütün kötülüklerin kaynağı şirk ve küfürdür.

İmam-ı Rabbani’nin naklettiğine göre hadis-i şerifte “Mehdi çıkacaktır. Başının üstünde bir parça bulut olacaktır. Orada bir melek bulunacak ve “Bu şahıs Mehdi’dir, kendisine tabi olun” diyecektir. (Rabbani, Mektubat, 2:380. Mektup)

İmam-ı Rabbani daha sonra “Yeryüzüne iki mü’min iki kâfir hâkim olacaktır. Mü’min olanlar Zülkarneyn ve Süleyman (as) kâfirler ise Nemrut ve Buhtunnasr’dır. Beşinci olarak ehl-i beytimden biri, yani Mehdi sahip olacaktır” hadisini nakleder.

Kaya Abimiz verilen linkte İmam-ı Rabbaniden alıntı olarak bunları yazmış. En sonunda demiş

Mehdi’yi Nakşîlerin, “Nakşî Tarikatı” silsilesinin son halkası olarak, Kadirî’lerin “Kadirî Tarikatı” silsilesinden gelmesini beklemeleri ve böyle bir beklenti içinde olmaları da doğrudur. Gerçeğe aykırı da değildir. Zira ahir zamanda gelecek olan Mehdi peygamberimizin tam bir temsilcisi, Kur’ân-ı Azimüşşan’ın mübelliği ve müfessiri, Şeriat-ı Ahmediye’nin ve Hakaık-ı İmaniyenin hâkimiyeti için çalışan kumadanı, müceddidi ve müçtehidi olacağından, Şeriat dairesi içinde olan, Nakşîlerin, Kadirilerin, Şazelîlerin ve Mevlevîlerin, yani bütün hak tarikatların da muhafızıdır. Şeriat-ı Ahmediye’nin temsilcisi olma noktasında Hz. İsa’nın (as) da kendisine tabi olacağını da varsayarsak ki hakikati budur. O zaman Şeriat dairesi içinde olan olan ehl-i tarikin Şeriatın ve Hakaik-ı İmaniyenin temsilcisi olan Mehdi’ye uymaları ve kendilerinden bilmeleri elbette doğrudur. Bu da İmam-ı Rabbani hazretlerinin bu konudaki izahları ile birebir örtüşen bir durumdur.

Allah aşkına itirazınız nedir? Bilelim.

Duha
20-11-2009, 15:48
Seha2 kardeşim, buyrun, beraber Mehdi As. meselesini mütaala edelim. Varız inşallah.

Fakat, "Mehdi sizden olsun istemiyoruz" demenizi gerektirecek nerede ne yazdım şimdiye kadar lütfen bildiriniz.

Kaya'yı tanıyormuşsunuz. Yazısını da okumuşsunuzdur. Mütalaadan önce şunu talep ediyorum:

Kaya: "İmam-ı Rabbani Farzları yapıp haramlardan kaçan ve peygamberin sünnetini esas alanların tarikatın seyr-i sülukuna ihtiyaç duymadan tarikatın makamlarından daha yüce makamlara çıkabileceklerini söyler. "

Şu ifadeyi 32. Mektup'tan bulup getirin lütfen öyleyse... İmam Rabbani Hz., "söyler" deniliyor dikkat ettiyseniz.

Tamam yarın bakacağım ve cevabı buraya yazacağım. İnşaallah. Yanlız Kaya Abinin bu ifadesinin geçtiği linki bana vermeniz icab ediyor.

hirahos
20-11-2009, 15:48
Sırayla gidelim mi? seha2 kardeşim.

Sizden rica ediyorum, bu başlıkta yazılanları tamamen okumadan lütfen ilerlemeyelim. İlk yazılarımız dahil. Ne yazdığımızı biliniz ki ortak bir zemin üzerinde görüşebilelim.

Duha
20-11-2009, 15:50
Sırayla gidelim mi? seha2 kardeşim.

Sizden rica ediyorum, bu başlıkta yazılanları tamamen okumadan lütfen ilerlemeyelim. İlk yazılarımız dahil. Ne yazdığımızı biliniz ki ortak bir zemin üzerinde görüşebilelim.
Kardeşim o kadar şeyi okumak saatler alır. İşin özüne girelim.

hirahos
20-11-2009, 15:51
Tamam yarın bakacağım ve cevabı buraya yazacağım. İnşaallah. Yanlız Kaya Abinin bu ifadesinin geçtiği linki bana vermeniz icab ediyor.


Kardeşim o kadar şeyi okumak saatler alır. İşin özüne girelim.

Yani, çok özür dilerim de, peki siz bizim bu başlığı niye açtığımızı bilmeden, ilk yazılarımızı okumadan, afaki olarak bize neden taarruz ediyorsunuz? Birçok ithamlarda bulunuyorsunuz? Yakıştı mı şimdi? :(

Duha
20-11-2009, 15:54
Yani, çok özür dilerim de, peki siz bizim bu başlığı niye açtığımızı bilmeden, ilk yazılarımızı okumadan, afaki olarak bize neden taarruz ediyorsunuz? Birçok ithamlarda bulunuyorsunuz? Yakıştı mı şimdi? :(

Kardeşim demogoji luzumsuz. Ben okumadım demedim. Hepsini okumadım dedim.
Kafi miktar okudum. Meseleyi yüzeysel anladım. Çok karışmış. Ben istiyorum ki mesele netleşsin. İtiraz anlaşılsın. İlk yazımı okursan daha iyi anlarsın.

Aslında sana iyilik yapıyorum. Sana kendini ifade fırsatı veriyorum.

hirahos
20-11-2009, 15:58
İstediğiniz link ilk mesajda vardı. Onu dahi görmeden üstün körü ve ezbere mütalaa teklif etmeniz, takdire şayan değil.

Allah ömür verir ise buralardayız. Tamamını okuyunuz. İsterse 1 ay sürsün. Önemli değil. Yine mütalaa etmek istediğinizde yapalım inşallah.

hirahos
20-11-2009, 16:01
Aslında sana iyilik yapıyorum. Sana kendini ifade fırsatı veriyorum.

:confused1:

What it these? :)


Kardeşim demogoji luzumsuz. ... Meseleyi yüzeysel anladım. ....




İstediğiniz link ilk mesajda vardı. Onu dahi görmeden üstün körü ve ezbere mütalaa teklif etmeniz, takdire şayan değil.

Yorumsuz.

Hasan
20-11-2009, 16:05
İMDAAT

YOKMU BİZİ BU KONUDAN KURTARACAK BİRİ :crying::cray:


Bence şöle yapalım;Elimin üstünde kimin eli var oynayalım kim kazanırsa o galip sayılsın.;):glm

hirahos
20-11-2009, 16:17
Nice bu hasret-i dildar ile giryan olayım
Yanayım ateş-i aşkın ile büryan olayım
Görmedim gül yüzünü âh u figan etmedeyim
Akıdıp göz yaşımı dert ile nalan olayım

Kapladı bu nâr-ı firkat cismi ğem âludemi
Korkarım haşre kadar böylece suzan olayım
Sevdiğim rahmet, yeter incitme artık kalbim
Gel dilersen Yusufu asa bend-i zindan olayım

Lütfü'yüm bülbül gibi gülşende feryat eylerim
Vuslat-ı yâr ile ancak şâdi handan olayım

--------------------------------------------------------

dildar : kalbi hükmü altında tutan. sevgili, mâşuk.
giryan : gözyaşı döken. ağlayan.
büryan : bir çeşit kebap. yanmak anlamında kullanılmış.
âh u figan : ah ederek ağlayıp sızlama
nalan : inleyen, sızlayan.
firkat : (fürkat) iftirak. ayrılık. sevgiliden ayrılış. firak. müfarakat.
nâr-ı firkat : ayrılık ateşi
haşr : bütün canlıların yeniden diriltilerek mahşerde, hesap vermek üzere toplanması.
suzan : yakan, yakıcı. ateşli.
"Yusufu asa" : Yusuf As. gibi.
bend-i zindan : zindanda esir
gülşen : gül bahçesi
Vuslat-ı yâr : Yare kavuşmak. Sevgiliyle bir olmak.
şadi : f. sevinçlilik, memnunluk, mesruriyet, gönül ferahlığı.
handan : gülen, gülücü, mesrur




__________________


Araya bir şiir (gazel) alalım da konudan sıkılanlar için bir nefeslik teneffüs olsun. :)

talib
20-11-2009, 16:21
Seni Münazaraya davet ediyorum. Var mısın İmam-ı Rabbani Hazretlerinin Mektubatından Mehdi Meselesini teati edelim. Şimdi itirazın olan meseleyi yaz, ben cevap vereceğim. Hangi kitab evinden baktığımıda yazacağım.

Hem laf attığın zatı tanımıyorsun, gıybetini edip duruyorsun. Ben tanıyorum, ucunda ölüm olsa yalana tenezzül etmez. Hem yazdıkları kendi itikadıdır. Dememiş ki "bu böyledir" Demiş "bu bence-bizce böyledir" .

Hakkın yokki "benim itikadım budur" diyene itiraz edesin. Eğer dese "bu İslam'da böyledir" İslam namına ilmin varsa itiraz eder, delil sunarsın. Daha münakaşaya gerek yok. Gıybet lüzümsuz.

Yahu, itikadi ve nisbeten önemsiz bir mesele olan Mehdi için yaptığın şu şeye bak. İncir çekirdeğini doldurmayan bir mesele için gıybet gibi azim bir günaha giriyorsun. Kendine yazık ediyorsun. Hem sözün dahi dinlenmiyor. Haklı olsan da gümleyip gidiyorsun. Acıyorum haline.
Silkelen Müslümana yakışır bir uslubla-halim ve selim- olarak yazılarını yaz.

Yahu merak etme Mehdi gelse herkez karıştırsa o kendini karıştırmaz. İcraatları ile tanınır. Neye bu telaş. Alın Mehdi sizden olsun. Bize kardeşlik lazım. Kardeşliği çok gören mağraya inzivaya çekilsin. İslami hizmetin ona ihtiyacı yok.
vesselam

Kardeşliği her fırsatta baltalayın sonra elinizden baltanızı almak isteyenlerle kavgaya tutuşmaya çalışıp, bizle kavga etmeyin deyin. Sen dert edinme, herkes alacağını alıyor. Alemi kendin gibi bilme.

Halim salim olup evliyaya sataşacağına bırak sözü odun gibi olsun da hakikat olsun. Nurcu ağabeylerinin masalları sana tatlı gelebilir ama sizden gayri müslüman kesimi demek ki rahatsız ediyor. Dilinizle müslümana rahatsızlık vermeyi bırakın, bak kimse kimseye ilişmediğini göreceksin. Yani ABD gibi herkese özgürlük getirmek gayretini bırakıp, sadece kendi menfaatleriniz için çabalamayın.


Nitekim İmam-ı Rabbani (ra) da 381. Mektubunda peygamberimizin (sav) “Küfür her tarafı istila edip hükmü her yana yayılmadıkça Mehdi zuhur etmez” hadisini nakleder.Yine 258. Mektubunda da Mehdinin fitnelerin zuhur ettiği zaman geleceğini söyler. Dinde fitne ise küfür ve inkâra dayanan sapıklıktır. Çünkü bütün kötülüklerin kaynağı şirk ve küfürdür.

İmam-ı Rabbani’nin naklettiğine göre hadis-i şerifte “Mehdi çıkacaktır. Başının üstünde bir parça bulut olacaktır. Orada bir melek bulunacak ve “Bu şahıs Mehdi’dir, kendisine tabi olun” diyecektir. (Rabbani, Mektubat, 2:380. Mektup)

İmam-ı Rabbani daha sonra “Yeryüzüne iki mü’min iki kâfir hâkim olacaktır. Mü’min olanlar Zülkarneyn ve Süleyman (as) kâfirler ise Nemrut ve Buhtunnasr’dır. Beşinci olarak ehl-i beytimden biri, yani Mehdi sahip olacaktır” hadisini nakleder.

Kaya Abimiz verilen linkte İmam-ı Rabbaniden alıntı olarak bunları yazmış. En sonunda demiş

Mehdi’yi Nakşîlerin, “Nakşî Tarikatı” silsilesinin son halkası olarak, Kadirî’lerin “Kadirî Tarikatı” silsilesinden gelmesini beklemeleri ve böyle bir beklenti içinde olmaları da doğrudur. Gerçeğe aykırı da değildir. Zira ahir zamanda gelecek olan Mehdi peygamberimizin tam bir temsilcisi, Kur’ân-ı Azimüşşan’ın mübelliği ve müfessiri, Şeriat-ı Ahmediye’nin ve Hakaık-ı İmaniyenin hâkimiyeti için çalışan kumadanı, müceddidi ve müçtehidi olacağından, Şeriat dairesi içinde olan, Nakşîlerin, Kadirilerin, Şazelîlerin ve Mevlevîlerin, yani bütün hak tarikatların da muhafızıdır. Şeriat-ı Ahmediye’nin temsilcisi olma noktasında Hz. İsa’nın (as) da kendisine tabi olacağını da varsayarsak ki hakikati budur. O zaman Şeriat dairesi içinde olan olan ehl-i tarikin Şeriatın ve Hakaik-ı İmaniyenin temsilcisi olan Mehdi’ye uymaları ve kendilerinden bilmeleri elbette doğrudur. Bu da İmam-ı Rabbani hazretlerinin bu konudaki izahları ile birebir örtüşen bir durumdur.

Allah aşkına itirazınız nedir? Bilelim.


Açık açık Mehdi'nin Saidi Nursi Efendi olduğunu söylemiş. Sen bunu anlamadı isen bırak münazara etmeyi de işe baştan başla. Böyle inanmak başkadır. kendi keyfine kalmış. İsterse kendini de Mesih bilsin. Fakat bunu böyle yapacağım diye evliyaya, tarikatlara ilişmesinler. Bu yazı böyledir demiyorum. Yazı için söylenebilecek tevilerden tevil beğenmiş, tüm sözleri kendi inancına getirmeye çalışmış. Hak sözlerle de sapıtmak mümkün olabiliyor demek ki. E o konuda da uyarılmışız ya. Tarikatlara ilişilmesi, evliyaya dokunulması genel bir şey olmuş artık sizde. Yoksa bu yazı böyledir değil. bu yazıya itiraz noktaları başkadır.


İMDAAT

YOKMU BİZİ BU KONUDAN KURTARACAK BİRİ :crying::cray:


Bence şöle yapalım;Elimin üstünde kimin eli var oynayalım kim kazanırsa o galip sayılsın.;):glm

Var tabi ki. Nurcu ağabeyleriniz biraz sussunlar. Makam peşinde değil hizmet peşinde koşsunlar, bize de cevaba lüzum bırakmasınlar. Ne adamlar var ya Hu. Tutturmuşlar bir Mehdi, müceddit işi, nasıl da at koşturuyorlar peşinde. Elimde olsa, uhuvvet adına hepsini Mehdi, Mesih ilan edeceğim de, böyle bir yetkim yok :)

dostluk
20-11-2009, 16:35
............

yanlış konuya yzmışım..

özür dilerim..

hirahos
20-11-2009, 16:42
..........

Ben de sildim o zaman :O

(Sedece neden yazdınız diye sormuştum.)

148. Putperestler (Allah'a ortak koşanlar, müşrikler) diyecekler ki: “Allah dileseydi ne biz ortak koşardık ne de atalarımız. Hiç bir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de aynı şekilde (Peygamberleri) yalanladılar ve sonunda azabımızı tattılar. De ki: “Yanınızda bize açıklayacağınız bir bilgi var mı? Siz zandan başka bir şeye uymuyorsunuz ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.”

MaKBeR
20-11-2009, 17:41
Hakk; görmek isteyene aşikârdır... kendi istediklerini görmek isteyenlere değil

hirahos
20-11-2009, 18:18
Kaya'nın Mehdi serisinden 3. Yazısı da çıkmış. Yeni okuyabildim:


Kaya:

İmam-ı Rabbani’nin naklettiğine göre hadis-i şerifte “Mehdi çıkacaktır. Başının üstünde bir parça bulut olacaktır. Orada bir melek bulunacak ve “Bu şahıs Mehdi’dir, kendisine tabi olun” diyecektir. (Rabbani, Mektubat, 2:380. Mektup) Bu hadis-i şerif hadisin müteşabihat kısmındandır. Anlaşılması için te’vil ve tefsir gerekmektedir.

Madem hakikat budur “Mehdi’nin üzerinde bulutun olması ve ondan bu Mehdi’dir diye bir meleğin nida etmesi”nin anlamı Mehdi’nin “İlâhî ilhama mazhar olması ve ispat ettiği hakaık-ı Kur’âniyenin Kur’ân-ı Kerimin bir tefsiri olarak manevi bir desteğe sahip olması” anlamında olması gerekir. İlham eseri yazdığı eserlerini okuyanlar, eserlerini okuyarak imanı kazananlar ve şüphelerinin giderildiğini görenler, “İşte bu Mehdi’dir” kanaatine ulaşacaklardır.

Oktar da böyle TEVİL ediyordu. Ben Mehdi değilim ama, Mehdi Mehdi'den o kadar çok bahsedecektir ki herkes Onun Mehdi olduğu kanaatine ulaşacaklardır, diyordu. Tevil uzmanlarından bir tutam ilim dersi dinlediniz. :clap2:

Bakınız TEVİL ede ede ne hale geldiler, gözünüzle görünüz:


Kaya:

"Mehdi de ona yardım eden Hz. İsa da (as) Şeriat-ı Ahmediye’ye uyacaklar ve onun hâkimiyetine çalışacaklardır. Bu hadisin tevili ve tefsiri de budur.

... Şeriat-ı Ahmediye’nin temsilcisi olma noktasında Hz. İsa’nın (as) da kendisine tabi olacağını da varsayarsak ki hakikati budur. O zaman Şeriat dairesi içinde olan olan ehl-i tarikin Şeriatın ve Hakaik-ı İmaniyenin temsilcisi olan Mehdi’ye uymaları ve kendilerinden bilmeleri elbette doğrudur. "



Özetlersek, Ahir Zaman Mehdisi, Said Nursi'dir. İsa As. semadan nüzul edip o da Mehdi'ye uyacak yani "Nurcu" olacaktır. Peki Nurcuların 20 ayrı fırkasından hangisine uyacaklardır. Bari onu da deseydin Kaya abi. Pardon, Yeni Asya'da yazıyordunuz değil mi? Öyleyse, İsa As. her halde yeni asyacı olacaktır ki hakikatı budur. :)

Gülmeyiniz canım, tevil ediyoruz işte.

En son çağrıyı duydunuz, ey ehli Tarik. Altı çizili olan. Hadi Yeni Asya'ya abone olalım seferberliğine...

Bakalım, ezberden hirahos'a çatanlar buna ne diyecek?

sufi7007
20-11-2009, 18:20
Nice bu hasret-i dildar ile giryan olayım
Yanayım ateş-i aşkın ile büryan olayım
Görmedim gül yüzünü âh u figan etmedeyim
Akıdıp göz yaşımı dert ile nalan olayım

Kapladı bu nâr-ı firkat cism-i ğem-âludemi
Korkarım haşre kadar böylece suzan olayım
Sevdiğim rahmet, yeter incitme artık kalbim
Gel dilersen Yusufu-asa bend-i zindan olayım

Lütfi'yim bülbül gibi gülşende feryat eylerim
Vuslat-ı yâr ile ancak şâdi handan olayım




Alvarlı Efe Hz. ne rahmet...

( Yazar Mehmet Ali Kaya yazı dizisine devam ediyor. Bitirsin bakalım yazacaklarını... Belki kendisine iletilen eleştirilere yazacağı karşılıklar olur. Belki yazdıklarının bir kısmından da pişman olmuştur. Belki bu vesile ile İmam-ı Rabbani'nin Mektubat'ını okumak zorunda kalmıştır. vs...vs... Yazı dizisi sona erene kadar mola ! İyi gider...)


Mehmet Ali KAYA'nın MEHDİ konulu yazıları:

1. RiSALE HABER [ Yazar : Mehmet Ali KAYA ] (http://www.risalehaber.com/author_article_detail.php?id=6752)
2. RiSALE HABER [ Yazar : Mehmet Ali KAYA ] (http://www.risalehaber.com/author_article_detail.php?id=6773)
3. RiSALE HABER [ Yazar : Mehmet Ali KAYA ] (http://www.risalehaber.com/author_article_detail.php?id=6800)
4. RiSALE HABER [ Yazar : Mehmet Ali KAYA ] (http://www.risalehaber.com/author_article_detail.php?id=6815)

Duha
20-11-2009, 19:08
Seha2 kardeşim, buyrun, beraber Mehdi As. meselesini mütaala edelim. Varız inşallah.

Fakat, "Mehdi sizden olsun istemiyoruz" demenizi gerektirecek nerede ne yazdım şimdiye kadar lütfen bildiriniz.

Kaya'yı tanıyormuşsunuz. Yazısını da okumuşsunuzdur. Mütalaadan önce şunu talep ediyorum:

Kaya: "İmam-ı Rabbani Farzları yapıp haramlardan kaçan ve peygamberin sünnetini esas alanların tarikatın seyr-i sülukuna ihtiyaç duymadan tarikatın makamlarından daha yüce makamlara çıkabileceklerini söyler. "

Şu ifadeyi 32. Mektup'tan bulup getirin lütfen öyleyse... İmam Rabbani Hz., "söyler" deniliyor dikkat ettiyseniz.

Mektubat-ı Rabbani 32. Mektub Hikmet Neşriyat
Buyur kardeşim.
Mektubat-ı Rabbani 32.Mektup - Eğitim Forumu (http://www.muhteva.com/mektubat-i-rabbani-32-mektup-t90837.html)
Her süâle cevâb vermek lâzımdır buyurmuşlar. Onun için kısaca bildireyim ki, tesavvuf yolculuğunda, her makâmın, ayrı bilgileri, ma’rifetleri, hâlleri vardır. Her makâm için ayrı vazîfe, zikr ve teveccüh lâzımdır.
Ba’zı makâmda zikr,
başka makâmda Kur’ân-ı kerîm okumak, nemâz kılmak,
ba’zısında cezbe,
ba’zısında sülûk,
ba’zısında ise bu ni’metin her ikisi vardır.
Öyle makâmlar da vardır ki, cezbe ve sülûk oraya yanaşamaz. Bu son makâmlar çok yüksek, pek kıymetlidir. Peygamberimizin “sallhttp://www.muhteva.com/images/smilies/allah.gifü aleyhi ve sellem” eshâb-ı kirâmının “aleyhimürrıdvân ” hepsi, bu makâmlara kavuşmuş, bu büyük ni’met ile şereflenmişdir. Bu makâmların sâhibleri, başka makâmların sâhiblerine benzemez. Başka makâmların sâhibleri ise, birbirlerine az çok benzer. Bu makâm, Eshâb-ı kirâmdan sonra, hazret-i Mehdîde görünecekdir. Tesavvuf büyüklerinden pek az kimse, bu makâmdan haber vermişdir. Bu makâmın ilmlerinden, ma’rifetlerinden söyliyen ise, yok gibidir. Bu makâm, Allahü teâlânın, öyle büyük bir ni’metidir ki, dilediği, seçdiği bahtiyârlara nasîb olur. Eshâb-ı kirâm “aleyhimürrıdvân ” bu pek yüksek mertebeye, dahâ ilk sohbetde ayak basardı ve zemânla bu mertebelerde yükselirlerdi. Sonra gelen Evliyâdan birini, bu ni’met ile şereflendirmek ve Eshâb-ı kirâmın terbiyesi ile yetişdirmek isterlerse, cezbe ve sülûk mertebelerini geçirip ve bunların ilm ve ma’rifetlerini atlatdıkdan sonra, bu devlete erişdirirler. Bu mertebelere yetişebilmek, insanların en üstününün “aleyhi ve alâ âlihissalevât” sohbeti ile mümkin olabilir. Onun izinde gidenlerden pekaz kimseye de, bu bereketi ihsân edebilirler. Bunun sohbetine kavuşan da, bu mertebelere ulaşdıran nisbet ile, yol ile şereflenir.

Duha
20-11-2009, 19:19
Ayırca İmam-ı Rabbani Mektubatında Ulemenın makamının Velayetten büyük ve üstün olduğunu söylemektedir. Tercihin ulema olmak lazım olduğunu beyan etmiştir. Kısmetse onu da yarın derc edeceğim

Duha
20-11-2009, 19:22
Bu makâm, Eshâb-ı kirâmdan sonra, hazret-i Mehdîde görünecekdir.

İşte Mehdinin Ehl-i Tarik olmayacağına delil olduğunu gösteren bu ifadeler İmam-ı Rabbaniye aittir. Birileri bu mektubun bu ifadelerini saklayarak halktan gerçeği gizlemek istiyorlar. Amaç ne? Bu ne panik?

Duha
20-11-2009, 19:25
Kaya'nın Mehdi serisinden 3. Yazısı da çıkmış. Yeni okuyabildim:



Oktar da böyle TEVİL ediyordu. Ben Mehdi değilim ama, Mehdi Mehdi'den o kadar çok bahsedecektir ki herkes Onun Mehdi olduğu kanaatine ulaşacaklardır, diyordu. Tevil uzmanlarından bir tutam ilim dersi dinlediniz. :clap2:

Bakınız TEVİL ede ede ne hale geldiler, gözünüzle görünüz:



Özetlersek, Ahir Zaman Mehdisi, Said Nursi'dir. İsa As. semadan nüzul edip o da Mehdi'ye uyacak yani "Nurcu" olacaktır. Peki Nurcuların 20 ayrı fırkasından hangisine uyacaklardır. Bari onu da deseydin Kaya abi. Pardon, Yeni Asya'da yazıyordunuz değil mi? Öyleyse, İsa As. her halde yeni asyacı olacaktır ki hakikatı budur. :)

Gülmeyiniz canım, tevil ediyoruz işte.

En son çağrıyı duydunuz, ey ehli Tarik. Altı çizili olan. Hadi Yeni Asya'ya abone olalım seferberliğine...

Bakalım, ezberden hirahos'a çatanlar buna ne diyecek?

Mehdi Nurcu mu olur orasını Allah bilir. Ama hakikat şu ki sen gibiler mehdinin kim olduğunu asla bilemiyecek.

Ayrıca Nurcular bölünmemiştir. 20 parçaya ayrılmamıştır.

Farzedelim Nurcular bölünmüş olsun. Yahu Nurcular 20 parça ise tarikatçiler bin parça. Buna ne diyeceksin?


Bak bakalım ezber konuşan kimmiş. Sabredersen görürsün.

Duha
20-11-2009, 19:28
Ayırca İmam-ı Rabbani Mektubatında Ulemenın makamının Velayetten büyük ve üstün olduğunu söylemektedir. Tercihin ulema olmak lazım olduğunu beyan etmiştir. Kısmetse onu da yarın derc edeceğim

Ayrıca feyz ve hakikate ulaşmak için tavassut şart olmadığını. Vasıtasız hakikate ulaşmanın büyük devlet olduğunu bizzat yazan İmam-ı Rabbani hazretleridir.
O da yarın. Tüm mektubları bir anda vermiyorum. Şimdilik 32. Mektubu araştırın.

saglıkcı
20-11-2009, 22:01
İşte Mehdinin Ehl-i Tarik olmayacağına delil olduğunu gösteren bu ifadeler İmam-ı Rabbaniye aittir. Birileri bu mektubun bu ifadelerini saklayarak halktan gerçeği gizlemek istiyorlar. Amaç ne? Bu ne panik?
Ya kardeşim kendi kafana veya kafanıza göre İmamı Rabbani Hazretlerinin sözlerini çarpıtmayın.Eshabı Kiram efendilerimiz Reslü Ekrem sallallahüaleyhivessellem efendimizin mübarek sohbetinde bir kere bulunmakla evliyalık kemalatında da Nübüvvet kemalatında da en yüksek (Peygamberler müstesna) seviyeye ulaştılar.Bu yüksek hale sonra gelenlerden çok az kimsenin nail olacağından bahs ediyorki bir isi kendi mübarek zatlarıdır.(İmamı Rabbani Hazretleri hem cezbe ve sülük yolundan hem nübüvvet yolundayetişmiştir.Yani kendisi tarikat ehlidir hocası olduğu talebesi de vardır.Binlerce talebeyide bu yolla irşad etmiştir)Bunlardan sonuncusu ise Hazreti Mehdi aleyhümürrıdvan olaçaktır.Fakat Mektubatta Hazreti Mehdinin kendisinden bin sene sonra geleceğini haber vermiştir.Burayıda okudunuzmu.İmamı Rabbani Hazretlerinden bu güne 400 sene sene geçmiştir.Daha Mehdi Hazretlerinin gelmesine takriben (bundan az aşşağıki 40-50 sene veya birazdaha fazla önçe veya bundan 5-10 sene sonrada olabilir.yani bin sene ifadesi yuvarlak bir ifadedir.)600 sene var daha
Bo şuna gelin güvey olmayın.

elcevaz13
20-11-2009, 22:25
Değerli abilerim bu yazılanların hepsini okumaya çalıştım.Hirahos Abi bir yanlışın olduğunu söyleyip delillerle isbat etmeye çalışmak istediğini düşünüyorum.Ancak Talib Abi ilk cevabında :Ve nurcuların halka dayatmak istediği gibi biz tanımıyoruz onu. Kendi aralarında bu geyikleri çevirip, tarikatlara ilişmeseler idi. Fakat hem tarikatlara ilişiyorlar hem Allah Dostlarına hem de kendi hüsnü kutuntularını halka dayatmaya çalışıyorlar. Bu sağlıklı bir kafanın eseri değildir. gibi ifadelerle yanlış anlaşılmalara sebep oluyor.Ben Risale-i Nurları elimden geldiği kadar okumaya ve anlamaya çalışıyorum.Üstadımızın Risale-i Nurlarda tarikatlere karşı olmadığını bilakis savunduğunu anlıyorum zira diyor ki:
Bir şey daha var ki: Daire-i takvâdan hariç, belki daire-i İslâmiyetten hariç bir suret almış bazı meşreplerin ve tarikat namını haksız olarak kendine takanların seyyiâtıyla tarikat mahkûm olmaz. Tarikatin dinî ve uhrevî ve ruhanî çok mühim ve ulvî neticelerinden sarf-ı nazar, yalnız Âlem-i İslâm içindeki kudsî bir rabıta olan uhuvvetin inkişafına ve inbisatına en birinci, tesirli ve hararetli vasıta tarikatler olduğu gibi, Âlem-i küfrün ve siyaset-i Hıristiyaniyenin, nur-u İslâmiyeti söndürmek için müthiş hücumlarına karşı dahi, üç mühim ve sarsılmaz kale-i İslâmiyeden bir kalesidir. Merkez-i hilâfet olan İstanbul'u beş yüz elli sene bütün Âlem-i Hıristiyaniyenin karşısında muhafaza ettiren, İstanbul'da beş yüz yerde fışkıran envâr-ı tevhid ve o merkez-i İslâmiyedeki ehl-i imanın mühim bir nokta-i istinadı, o büyük camilerin arkalarındaki tekkelerde Allah Allah diyenlerin kuvvet-i imaniyeleri ve marifet-i İlâhiyeden gelen bir muhabbet-i ruhaniye ile cûş u huruşlarıdır.
İşte, ey akılsız hamiyetfuruşlar ve sahtekâr milliyetperverler! Tarikatin, hayat-ı içtimaiyenizde bu hasenesini çürütecek hangi seyyiatlardır, söyleyiniz.
Yazılan cevabların ilerleyen kısımlarında mevzu yanlışı düzeltmekten sapıp Nurcu ve Tarikatçıların arasında bir husumet varmış gibi anlaşılabilecek vaziyete geliyor halbuki böyle bir şey yoktur ve olamaz. Ehli Tarik olan abilerimizden Allah razı olsun ,onların duasını almak bizim için şereftir.Şahsen nerde bir ehli tarik görsem sarıklı sakallı ve cübbeli sevinirim ve severim.Allah onlardan razı olsun.
İnşallah bir hata varsa Hirahos abimiz düzeltmeye vesile olur amma birbirimizi kırıcı olamadan.
Son olarak eğer yanlışım varsa özür dileyip Üstadımız Hazretlerinin şu harika beyanlarınıda önce kendi nefsime sonrada isteyenlere istifade etmeleri temennisiyle ilave ediyorum:
Cây-ı teessüf bir hâlet-i içtimaiye ve kalb-i İslâmı ağlatacak müthiş bir maraz-ı hayat-ı içtimaî:
"Haricî düşmanların zuhur ve tehacümünde dahilî adâvetleri unutmak ve bırakmak" olan bir maslahat-ı içtimaiyeyi en bedevî kavimler dahi takdir edip yaptıkları hâlde, şu cemaat-i İslâmiyeye hizmet dâvâ edenlere ne olmuş ki, birbiri arkasında tehacüm vaziyetini alan hadsiz düşmanlar varken, cüz'î adâvetleri unutmayıp düşmanların hücumuna zemin hazır ediyorlar? Şu hâl bir sukuttur, bir vahşettir, hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyeye bir hıyanettir.
Medar-i ibret bir hikâye:
Bedevî aşiretlerinden Hasenan aşiretinin birbirine düşman iki kabilesi varmış. Birbirinden, belki elli adamdan fazla öldürdükleri hâlde, Sipkan veya Hayderan aşireti gibi bir kabile karşılarına çıktığı vakit, o iki düşman taife, eski adâveti unutup, omuz omuza verip, o haricî aşireti def edinceye kadar dahilî adâveti hatırlarına getirmezlerdi.
İşte, ey mü'minler! Ehl-i İmân aşiretine karşı tecavüz vaziyetini almış ne kadar aşiret hükmünde düşmanlar olduğunu bilir misiniz? Birbiri içindeki daireler gibi yüz daireden fazla vardır. Herbirisine karşı tesanüd ederek, el ele verip müdafaa vaziyeti almaya mecburken, onların hücumunu teshil etmek, onların harîm-i İslâma girmeleri için kapıları açmak hükmünde olan garazkârâne tarafgirlik ve adâvetkârâne inat, hiçbir cihetle ehl-i imana yakışır mı? O düşman daireler, ehl-i dalâlet ve ilhaddan tut, tâ ehl-i küfrün âlemine, tâ dünyanın ehvâl ve mesâibine kadar, birbiri içinde size karşı zararlı bir vaziyet alan, birbiri arkasında size hiddet ve hırsla bakan, belki yetmiş nevi düşmanlar var. Bütün bunlara karşı kuvvetli silâhın ve siperin ve kalen, uhuvvet-i İslâmiyedir. Bu kale-i İslâmiyeyi küçük adâvetlerle ve bahanelerle sarsmak, ne kadar hilâf-ı vicdan ve ne kadar hilâf-ı maslahat-ı İslâmiye olduğunu bil, ayıl.

hirahos
21-11-2009, 02:21
Mektubat-ı Rabbani 32. Mektub Hikmet Neşriyat
Buyur kardeşim.
Mektubat-ı Rabbani 32.Mektup - Eğitim Forumu (http://www.muhteva.com/mektubat-i-rabbani-32-mektup-t90837.html)
Her süâle cevâb vermek lâzımdır buyurmuşlar. Onun için kısaca bildireyim ki, tesavvuf yolculuğunda, her makâmın, ayrı bilgileri, ma’rifetleri, hâlleri vardır. Her makâm için ayrı vazîfe, zikr ve teveccüh lâzımdır.
Ba’zı makâmda zikr,
başka makâmda Kur’ân-ı kerîm okumak, nemâz kılmak,
ba’zısında cezbe,
ba’zısında sülûk,
ba’zısında ise bu ni’metin her ikisi vardır.
Öyle makâmlar da vardır ki, cezbe ve sülûk oraya yanaşamaz. Bu son makâmlar çok yüksek, pek kıymetlidir. Peygamberimizin “sallhttp://www.muhteva.com/images/smilies/allah.gifü aleyhi ve sellem” eshâb-ı kirâmının “aleyhimürrıdvân ” hepsi, bu makâmlara kavuşmuş, bu büyük ni’met ile şereflenmişdir. Bu makâmların sâhibleri, başka makâmların sâhiblerine benzemez. Başka makâmların sâhibleri ise, birbirlerine az çok benzer. Bu makâm, Eshâb-ı kirâmdan sonra, hazret-i Mehdîde görünecekdir. Tesavvuf büyüklerinden pek az kimse, bu makâmdan haber vermişdir. Bu makâmın ilmlerinden, ma’rifetlerinden söyliyen ise, yok gibidir. Bu makâm, Allahü teâlânın, öyle büyük bir ni’metidir ki, dilediği, seçdiği bahtiyârlara nasîb olur. Eshâb-ı kirâm “aleyhimürrıdvân ” bu pek yüksek mertebeye, dahâ ilk sohbetde ayak basardı ve zemânla bu mertebelerde yükselirlerdi. Sonra gelen Evliyâdan birini, bu ni’met ile şereflendirmek ve Eshâb-ı kirâmın terbiyesi ile yetişdirmek isterlerse, cezbe ve sülûk mertebelerini geçirip ve bunların ilm ve ma’rifetlerini atlatdıkdan sonra, bu devlete erişdirirler. Bu mertebelere yetişebilmek, insanların en üstününün “aleyhi ve alâ âlihissalevât” sohbeti ile mümkin olabilir. Onun izinde gidenlerden pekaz kimseye de, bu bereketi ihsân edebilirler. Bunun sohbetine kavuşan da, bu mertebelere ulaşdıran nisbet ile, yol ile şereflenir.

Burada şu cümle yok gördüğünüz gibi:

Kaya: "İmam-ı Rabbani Farzları yapıp haramlardan kaçan ve peygamberin sünnetini esas alanların tarikatın seyr-i sülukuna ihtiyaç duymadan tarikatın makamlarından daha yüce makamlara çıkabileceklerini söyler. "

Kaya kendi cümlesini Mektubat diye pazarlıyor.

Kırmızı ile büyülttüğüm yer de Arapça metinde "Ashabtan gayrısı" diye başlıyor:

Ancak, Sahabenin gayrı için bu devletle şerefyab olmak, sahabenin izince oraya varmak arzu edilirse, bu: Cezbe menzillerinin, sülûk mertebelerinin kat edilmesine bağlıdır. Ve; bu iki makama dair ilimlere de sahib olmak gerekir.

Yani kayanın cümlesinin tam tersine bir anlamı var...

Bu yapılanın ismini buyrunuz seha kardeşim siz koyunuz. :ppty

(Kısaca gösteremediniz gördünüz mü...)

hirahos
21-11-2009, 02:29
İşte Mehdinin Ehl-i Tarik olmayacağına delil olduğunu gösteren bu ifadeler İmam-ı Rabbaniye aittir. Birileri bu mektubun bu ifadelerini saklayarak halktan gerçeği gizlemek istiyorlar. Amaç ne? Bu ne panik?

"Geleceği vaad edilen Mehdî As., velayetin ekmeliyetini alacaktır. Bu Tarikat-ı Aliyye üzerine gelecek ve bu Silsile-i Aliyye'yi tamam ve tekmil edecektir. Zira bütün velayet nisbetleri, bu Nisbet-i Aliyye'nin altında bulunmaktadır. Sair velayetlerin, nübüvvet makamı kemalâtından nasibi azdır. Amma, bu velayetin ondan yana bol nasibi vardır. Bunu da: daha önce anlatıldığı gibi, Hazret-i Sıddık'a bağlanması dolayısı ile alır." (251. Mektup)

:)

Olmadı seha kardeşim, orada öyle bir delil, ifade yoktur. Kendi anladığımızı İmam Hz.lerinin fikriymiş diye göstermeye çalışmayalım inşallah. :ppty

Halbuki hepsini daha ilk mesajda nakil etmiştik. Netice demek ki iyice okumadan, tedkik etmeden, bakıp incelemeden kimseyi suçlamayalım. Alınacak dersimiz de bu olsun.

hirahos
21-11-2009, 02:34
Mehdi Nurcu mu olur orasını Allah bilir. Ama hakikat şu ki sen gibiler mehdinin kim olduğunu asla bilemiyecek.

Ayrıca Nurcular bölünmemiştir. 20 parçaya ayrılmamıştır.

Farzedelim Nurcular bölünmüş olsun. Yahu Nurcular 20 parça ise tarikatçiler bin parça. Buna ne diyeceksin?


Bak bakalım ezber konuşan kimmiş. Sabredersen görürsün.

Bin parça da değil belki 12 000 parçadır. :)

Hadi bakalım, Silsile ne demektir buyrun onu da bir araştırınız.

diyarbekri
21-11-2009, 07:44
Konuya müdahil olmak istemiyorum ama hirahoş abinin şu cevabına cevab vermemiz icab etti :)




İsmail Çetin efendinin Risaleyi bütünüyle okuduğunu sanmıyorum. Zira geçen Ağustos ayında bir mülakat verdi Furkan dergisine. Orada Risalenin bir çok temel iddiasına uymayan tavsiyeleri vardı. Ve bu tavsiyeleri söylerken, "gerçi Ekmel-i ulema öyle demiyor ama..." diye bir ifade dahi kullanmadı. Mülakatı okuyunca İsmail efendinin Risaleyi tamam okumadığı kanaatine vardım. Tabii Allah bilir. Yanılıyor da olabilirim. Mümkündür.



Abiciğim Üstad İsmail Çetinin Risale-i Nur'a vukufiyetini anlama babında antioxidan abinin aktardığı şu hatıranın kafi olduğunu düşünüyorum :

bediüzzaman rahimehullah'a hususi bir muhabbeti vardır üstaz'ın. ondan istifazesini daima belirtir.

aynı sohbette şaban hoca ile, şimdilerde bazı risale okuyanlar ile bazı tarik ehli olduğunu söyleyenler arasında hoş olmayan atışma derecesinde bir takım mevzulara dair kalbi rahatsızlığımızla deva ve usul nazarından konuşuyorduk ki 25 sene evveline dair bir hatıra nakletti.

üstaz: şaban! gel mesnevi-i nuriye okuyalım der. üstaz okuduktan sonra der ki:

-zihnimde yanlış kalmadıysa (antioxidan)- mesnevi i nuriye'yi 50 defa okudum. her defasında farklı farklı manalar kalbime doğdu. işte şimdi bu okuyuşumuzda hakiki manasını farkettim!

bunu nakletti şaban hoca ve dedi ki:

'üç beş kere okuyup, risale i nur okuduklarını söylüyorlar...'

hakikaten de alimin kıymetini alim anlıyor!

yukarda bulunti hoca ile ilgili hatırayı şimdi yeniden okumak lazım ve düşünmek lazım:

üstaz ki zahir batın ilimlerde kemal bulmuş ve çok üst düzey tedrisat almış, icaze almış, yetmemiş aldığı icaze, daha üstünü talep etmiş, dahasını dahasını ve

50 kere okuyor!...

her okuduğunda -o ilmi ile- farklı manalar çıkarıyor ve

50. okuyuşunda asıl denileni tespit ediyor...

bazımız da hiç okumadan o şudur, o budur diyoruz değil mi?

geçmiş olsun bize...



Bir zatın Risale'yi övmesi ya da merhum Nursi'yi methetmesi, Nurcuların hatalarına karşı perde olarak kullanılmamalıdır.doğru bir tesbit ..

hirahos
21-11-2009, 09:08
Allah razı olsun diyarbekri üstadım. antioxidan yani İsmail abimizi çok özlediğimi de belirteyim. Fakat ne hikmetse, sizin yazdıklarınızı okuduğumda sanki İsmail abi bu foruma yeniden dönmüş gibi hissediyorum. Size, İsmail abiye ve cümlemize Allah Teala selamet ihsan eylesin.

Naklettiğiniz hatıra dahi başımız üzeredir. İtirazımız yoktur. Ancak, bendenizi mazur görmenizi istirham ederek, bu hatıra dahi kanaatimizi değiştirmemiştir. Zira mesnevi-i nuriyye külliyatın tamamı değildir. Ancak 100 küsur eserden bir tanesidir.

Şunu belirtmek isterim:

Bu başlığı açıp bir yazarın mühim yanlışını kamuoyuna ve belki bir şekilde kendisine ulaştırmak ve tashih ettirmek istedim. Bu konuya müdahil olan ve bendenize taarruz eden kardeşlerim de yazdıklarımızı dahi okumadan, niye böyle bir başlık açtık anlamaya çalışmadan gözü kapalı ve ezbere bizi türlü suçlarla itham ve tehdit ettiler. Kendilerini rencide etmek istemiyorum ama bu böyledir.

Bizim çabamız işte Risale'yi bırakın değildir. Mektubat'a gelin değildir. Tarikat'e yönelin de değildir. Biz yazarız söyleriz; isteyen istediği gibi davranır. İsteyen Mektubat okur, isteyen Risale... Gerisi bizim işimiz değildir.

Fakat, göz göre göre, bir yazarın ister Risale olsun, ister Mektubat olsun, isterse başka bir eser; alimlerimizi ve eserlerini kendi istedikleri gibi yansıtmalarına ve çarpıtmalarına hepimiz karşı çıkmalıyız. Çıkabilmeliyiz. Hak olan budur. Doğrusudur. Bu bir vefa ve namustur.

Burada tarikat-nurcu çatışması çıkarmak istenmiş değildir.

Burada Mehdi o değil, budur diye bir dava da yoktur.

Lütfen, birbirimize hitap ederken, düşüncelerimizi bildiklerimizi yazarken nezaket ve insaf sınırlarından ayrılmayalım. Yanlış da olsa birbirimizi anlayarak yazışalım. :) Hiç anlamamaktansa, yanlış "anlamak" evladır...

Allah Teala cümlemize; Ümmet-i Muhammed'in tamamına saadet ve selamet ihsan eylesin. :sav::ppty

talib
21-11-2009, 09:45
seha'nın yazdıklarına cevap vereyim dedim ama cevapları beni tahrik edemedi. Yani elle tutulur bir şey yok ortada. Yanlış, eksik ve bir kısmı da tam olarak anlayamamaktan ileri gelen cümleler.

elcevaz efendi'nin cevabına gelir isek; Saidi Nursi hz.leri tarikata karşıdır demedim. Onun tarikata yönlendirdiği isimler vardır ve halen hayatta olup, pek çoğu velayet ile şereflenmişlerdir. Velayet deyince nurcularda bir küçümseme havası görüyorum. Okudukları eserlerde sahabe mesleği ve velayet yolu diye okuyunca, kendilerini okumuş oldukları bu en yüksek makamlarda görüyor olmalılar ki velayeti küçümsüyorlar. Allah onlara akıl fikir vere. Velayet bizlere çok uzak görünürken bizler okuduğumuz en yüksek makamlara bakarak, kendimizi orada zannederek başkasının velayetini küçümsüyoruz. Yani onun Allah'a yakınlığını hafife alıyoruz. Bunu yapanlar doğru düzgün taharetten aciz insanlar. Saidi Nursi efendi'nin tarikata yönlendirdiği isimler var dedik. Anladığım kadarı ile kendisi tarikatta ilerlemenin mümkün olduğuna inanıyor ve bunu yapabilecekleri tarikata yönlendiriyordu ama kendi yolunu kendi görüşleri ile daha üstün tutmak gayreti de taşıyordu. Allahu alem. Şahsi yorumlardan ziyade yetişenlere ve dünya genelindeki hizmetlere bakınca bu konuda sağlıklı bir hükme varmak da mümkündür diyorum.

Hazretin düşüncelerini bir kenara bırakıp, nurculara gelir isek, onlar çok daha başkadırlar. elcevaz'ın ya da şunun bunun fikirlerine bakılmaz. Biz genele bakıp yazıyoruz. Bu genellemede görülecek olan tarikatlara karşı bir duruş olduğudur. Buyrun bakın risale forumlarına ve bazı ağabeylerinizin cümlelerine. Nurcu sohbetlerinde bulunmadın değil. 10 sayfa risale okunmuş ise, yabancılar da var ise, 15 sayfa Saidi Nursi hz.leri övülür. Şimdi sohbetleri aştı bu konu, gazetelerinde, dergilerinde çokca yazıyorlar. 100 tane kitap vardır piyasada hazreti anlatan ve hemen hepsi benzer şeylerdir. Yani şahıs zamanı değildir diyenlerin yaptıkları en iyi şey şu anda hazrete nasıl göklere çıkarırızdır. Bir de bunun Mehdi'liği çıktı. Adnan Oktar kimini tahrik etmiş olacak ki, bir Mehdi yarışı başladı. Bu ne makam sevdasıdır. Bize deseler ki, kenar bir mahallede, eşinin dahi kendisini veli olarak bilmeyen bir zat zamanımızın kutbudur, biz ona inanırız. Burada taassuba gerek yoktur. Elhamdülillah ehli tarik bu konuda çok daha biliçlidir ama nurcular langır lungur hareket ediyorlar. Bunu bir eleştiri olarak alabilirsiniz yoksa bir kötüleme olarak değil. Maksat uhuvveti tesis etmeye gayret etmektir. Adam yarıştırmanın ne manası vardır? Bence siz akıllı olunda ağabeylerinize siz nasihat edin. Laf anlamayanı da bırakın gidin, alemde tek değil ya. Belki milyonlarca ölesi..

Birisi hakkında kötü söz söylenince aman darılmayın ben kendi nefsim hesabıma o sözü üstüme alırım diyen Üstaz'ı sevdik biz. Ama İstanbuldaki ihtiyar zat diye Arvasi hz.lerini eserinde yazması ve kendisine karşı ilmi bir tenkidi bu şekilde cevaplaması bizleri üzmüştür. Şu zamanda artık bu sözler daha bir sırıtırken ve madem tehlikeli görmüş böyle bir tehlike de şu anda yok iken o satırların oradan çıkarılması daha güzel olur diye düşünüyorum. Yoksa laf söylemek kolay da gereğini yerine getirmek mesele. Üstaz'ın harika dediğin beyanlarını okuyunca akla gelenler..

Eğer risaleye zarar gelecek diye bu sözler bu kadar rahat söylenebiliyor ise, tarikatlara zarar gelecek diye meşayih efendilerimiz neler söylemeliydi? Ama işte ittihadı İslam böyle sağlanır, bir şey dememişler. Ama bazı nurcular dur durak bilmiyorlar ki korkulur ki bu akılsızlar yüzünden iş daha büyür.

talib
21-11-2009, 09:51
İsmail Çetin Efendi risaleleri okumuştur muhtemelen. Çokca istifade etmiş olacak ki, diğer meşayih efendilerimize göre Saidi Nursi hz.lerine muhabbeti daha çoktur. Anladığım kadar ile o, onu, ulema arasında bu zamanda zirve olarak görür. Yoksa meşayih efendiler ile bir kıyası yoktur. Malum kendisi, zamanın kutbu dediği bir zata intisablı idi. Ulemanın meşayihten üstün olduğu konusunda ise seha ne diyor kendisi bilir mi şüpheliyim. En nihayetinde İsmail Çetin Efendi'nin kendi görüşüdür. Yoksa Saidi Nursi hz.lerinin dersli olduğu dergahtan biz kendisi hakkında böyle şeyler işitmedik. O dergah onu daha iyi bilecektir diye düşünüyorum. Daha gençken aleme onun hizmetini söyleyen de onlardır.

Erdem
21-11-2009, 10:23
Allah razı olsun diyarbekri üstadım. antioxidan yani İsmail abimizi çok özlediğimi de belirteyim. Fakat ne hikmetse, sizin yazdıklarınızı okuduğumda sanki İsmail abi bu foruma yeniden dönmüş gibi hissediyorum. Size, İsmail abiye ve cümlemize Allah Teala selamet ihsan eylesin.

Naklettiğiniz hatıra dahi başımız üzeredir. İtirazımız yoktur. Ancak, bendenizi mazur görmenizi istirham ederek, bu hatıra dahi kanaatimizi değiştirmemiştir. Zira mesnevi-i nuriyye külliyatın tamamı değildir. Ancak 100 küsur eserden bir tanesidir.

Şunu belirtmek isterim:

Bu başlığı açıp bir yazarın mühim yanlışını kamuoyuna ve belki bir şekilde kendisine ulaştırmak ve tashih ettirmek istedim. Bu konuya müdahil olan ve bendenize taarruz eden kardeşlerim de yazdıklarımızı dahi okumadan, niye böyle bir başlık açtık anlamaya çalışmadan gözü kapalı ve ezbere bizi türlü suçlarla itham ve tehdit ettiler. Kendilerini rencide etmek istemiyorum ama bu böyledir.

Bizim çabamız işte Risale'yi bırakın değildir. Mektubat'a gelin değildir. Tarikat'e yönelin de değildir. Biz yazarız söyleriz; isteyen istediği gibi davranır. İsteyen Mektubat okur, isteyen Risale... Gerisi bizim işimiz değildir.

Fakat, göz göre göre, bir yazarın ister Risale olsun, ister Mektubat olsun, isterse başka bir eser; alimlerimizi ve eserlerini kendi istedikleri gibi yansıtmalarına ve çarpıtmalarına hepimiz karşı çıkmalıyız. Çıkabilmeliyiz. Hak olan budur. Doğrusudur. Bu bir vefa ve namustur.

Burada tarikat-nurcu çatışması çıkarmak istenmiş değildir.

Burada Mehdi o değil, budur diye bir dava da yoktur.

Lütfen, birbirimize hitap ederken, düşüncelerimizi bildiklerimizi yazarken nezaket ve insaf sınırlarından ayrılmayalım. Yanlış da olsa birbirimizi anlayarak yazışalım. :) Hiç anlamamaktansa, yanlış "anlamak" evladır...

Allah Teala cümlemize; Ümmet-i Muhammed'in tamamına saadet ve selamet ihsan eylesin. :sav::ppty

Üstü kapalı yazmışsınız, eğer yazdıklarımdan rahatsız olduysanız hirahos abi bunu direk söylemeliydiniz.

Çünkü ben başlıkta "nurcu" kelimesinden rahatsızlık duyduğumu bu konuda direk olarak söyledim.

Üstelik başlığa da tek eklentim tenkit terbiyesi konusunda olmuştur. Bu mesajlarla olayın örtbas edilmeye çalışıldığı söyleniyor. Bu olayın örtbas edilecek tarafı yoktur. Bu konu hakkında bence kelimesi bile kullanılamaz yorum da yapılamaz. Çünkü kesinlik ifade eden bir konu bu. Yazar ya bazı cümleleri çıkarıp kendisi yenileri eklemiştir ya da yapmamıştır.

Dolayısıyla yapılan yorumların konu dışına çıkması kadar muhtemel birşey yoktur. Ve ayrıca konu dışına çıkılmasını da bu kadar önemsemeyin, yapmak istediğiniz tartışmaları siz zaten yapıyorsunuz gördüğüm kadarıyla. Eğer kastınız konu kilitlenmesin ise yöneticilerden rica edilir konunun devam etmesi sağlanır,müsterih olun.Ve ayrıca olaya sürekli nurcular diye yaklaşan talip kardeşin de konu dışına çıktığı zaman da aynı hassasiyeti ben sizden beklerdim.

Son olarak, vakti zamanında da sözüm ona Erbakan için Mehdi diye bahsediyordu bir yazar. Bunu fırsat bilip Erbakancı yazar,Erbakanı Mehdi olarak nitelendirdi diye başlık atmak ne kadar doğru olur veya Tarikatçı falan kişi şöyle yaptı dersek ne kadar doğru olur? Tüm camiayı töhmet altında bırakmış olmaz mıyız?

Neden takıldın diye sorabilirsiniz bana , bu tür ince ayrıntılar ayrılıklara sebep olabilir, kırgınlık kızgınlık bölünüp parçalanmayı kim ister? Ben bu sebepten dolayı tenkit terbiyesi mesajımı ekledim.

Ve konunun doğruluğuna ve yapılan tahribata diyecek lafımız yoktur. Söyledikleriniz doğru ise yanınızdayız. Yazarın cevabını da dört gözle bekliyorum.

Umarım meramımı anlatabildim.
Allah'a emanet..

hirahos
21-11-2009, 10:41
Allah razı olsun erdem abi. Sizi kastetmemiştim. Kastettiğim arkadaşlar kendilerini biliyorlar.

Sizin ise konuyu okuduğunuz son mesajınızdan rahatça anlaşılıyor.

"Nurcu" derken tabii ki tüm camiayı kastetmiyoruz. İçlerinde istisnalar vardır. Her konuda. Hepsi bir değildir.

Fakat, bu "Mektubat-ı Rabbani" okumalarında 2-3 senedir yanlış anlamayan ve farklı yansıtmayan tek bir Nurcuya dahi rastlamadım. Bu konunun istisnası yoktur. Ne hikmetse. O nedenle "Bütün Nurcular" desek yeridir.

Ayrıca M. A. Kaya diye kısaltmıştım yazarın ismini. "Nurcu Yazar" sıfatını eklerken hem kısaltmayı biraz daha açmak, hem dikkatleri çekmek ve hem de arama motorlarında bu başlığın çıkmasını sağlamak için bilinçli olarak bu başlığı seçtim. Maksadım, bir yanlışlığın öğrenilmesi ve doğrusunun yayılmasıdır.

Selam ve hürmetlerimle.

diyarbekri
21-11-2009, 10:56
Allah razı olsun diyarbekri üstadım. antioxidan yani İsmail abimizi çok özlediğimi de belirteyim. Fakat ne hikmetse, sizin yazdıklarınızı okuduğumda sanki İsmail abi bu foruma yeniden dönmüş gibi hissediyorum. Size, İsmail abiye ve cümlemize Allah Teala selamet ihsan eylesin.

Naklettiğiniz hatıra dahi başımız üzeredir. İtirazımız yoktur. Ancak, bendenizi mazur görmenizi istirham ederek, bu hatıra dahi kanaatimizi değiştirmemiştir. Zira mesnevi-i nuriyye külliyatın tamamı değildir. Ancak 100 küsur eserden bir tanesidir.



amin ecmain olsun,teşekkür ederim.

Bu mesele üzerinde konuşmamız,bizi, konuyu açma sebebinden uzaklaştıracağı için özel mesajla şu kısmı biraz daha mufassal aktarabilrsen çok memnun ve müteşekkir olurum.


Orada Risalenin bir çok temel iddiasına uymayan tavsiyeleri vardı. Ve bu tavsiyeleri söylerken, "gerçi Ekmel-i ulema öyle demiyor ama..." diye bir ifade dahi kullanmadı. Mülakatı okuyunca İsmail efendinin Risaleyi tamam okumadığı kanaatine vardım.şunuda söylemeden edemiyeceğim;

her kafadan bir ses çıkan,"cesur ulema"yla dolu şu net ortamında,ilmi münazaralar dönüp dolaşıp "benim hocam seninkini döver" gibi çocuksu,basit ve tahkir edeci bir hal alıyor.

bu bizim mutassıplığımzdan mıdır nedendir anlamadım

Enbiya'lar dışında kimse hatadan beri değildir.

İmam Eş'ari Mutezile meşrepli Ebu Ali el-Cubbai'den aldığı kelam ilminin hatalı olduğunu bilip,rücu etti.Sonrada Ehli Sünnet'in iki büyük imamından biri oldu.

biz ise,ilmi birikintimiz olmadığı halde kendimize yahut hocamıza hata payı vermeksizin,at gözlüklerini takmış ilerliyoruz.

sözüm ortayadır,gocunan kendini kontrol etsin.

ve Hazreti Ali'nin dediği gibi hak ve hakikati kişilerde aramayalım,hak ve hakikati bilip ona tabi olursak, kişileri de çok iyi bilmiş oluruz.

Allah Teala cümlemizi hak ve hakikati bilip ona tabi olanlardan eylesin

vesselam

Duha
21-11-2009, 16:19
Burada şu cümle yok gördüğünüz gibi:

Kaya: "İmam-ı Rabbani Farzları yapıp haramlardan kaçan ve peygamberin sünnetini esas alanların tarikatın seyr-i sülukuna ihtiyaç duymadan tarikatın makamlarından daha yüce makamlara çıkabileceklerini söyler. "

Kaya kendi cümlesini Mektubat diye pazarlıyor.

Kırmızı ile büyülttüğüm yer de Arapça metinde "Ashabtan gayrısı" diye başlıyor:

Ancak, Sahabenin gayrı için bu devletle şerefyab olmak, sahabenin izince oraya varmak arzu edilirse, bu: Cezbe menzillerinin, sülûk mertebelerinin kat edilmesine bağlıdır. Ve; bu iki makama dair ilimlere de sahib olmak gerekir.

Yani kayanın cümlesinin tam tersine bir anlamı var...

Bu yapılanın ismini buyrunuz seha kardeşim siz koyunuz. :ppty

(Kısaca gösteremediniz gördünüz mü...)
Evvela adını ben koyacaksam "sıkışınca çarpıtmaya başladın" derim. Zira itirazın başka idi. Şimdi başka. Dedik ya Kaya Abim kendi idrakince yazmış. Yani, "tam olarak bu cümleyi kullandı" demiyor. Bu manada bir cümle kullandı diyor. Kendince anlaşılan manayı yazıyor. Yani, yalan yok. İdrak farkı var. İtiraz edilmez. Yalan denilmez. Eğer hatalı olduğunu düşünüyorsan sen de kendi idrakini yazarsın. Sonra hakikati Allah'a havale edilir.
Saniyen, evet doğru; sözünü kabul ettim. Sahabiden gayrısı ve elbette metinden anlaşılacağı üzere sahabi mesleğinde olan Mehdiden başkası eğer o makama ulaşmak isterse sülük ve cezbe makamından geçmek lazımdır.

Burda sorun yok. Ama mesele Mehdi meseledir.

Neyse cevap hazırlamıştım, İyice okursun.

Duha
21-11-2009, 16:20
Mektubat-ı Rabbani'nin 32. Mektubunda şöyle bir ifade göze çarpar.
...tesavvuf yolculuğunda, her makâmın, ayrı bilgileri, ma’rifetleri, hâlleri vardır. Her makâm için ayrı vazîfe, zikr ve teveccüh lâzımdır.
Ba’zı makâmda zikr,
başka makâmda Kur’ân-ı kerîm okumak, nemâz kılmak,
ba’zısında cezbe,
ba’zısında sülûk,
ba’zısında ise bu ni’metin her ikisi vardır.
Öyle makâmlar da vardır ki, cezbe ve sülûk oraya yanaşamaz. Bu son makâmlar çok yüksek, pek kıymetlidir. Peygamberimizin “sallü aleyhi ve sellem” eshâb-ı kirâmının “aleyhimürrıdvân ” hepsi, bu makâmlara kavuşmuş, bu büyük ni’met ile şereflenmişdir. Bu makâmların sâhibleri, başka makâmların sâhiblerine benzemez. Başka makâmların sâhibleri ise, birbirlerine az çok benzer. Bu makâm, Eshâb-ı kirâmdan sonra, hazret-i Mehdîde görünecekdir. Tesavvuf büyüklerinden pek az kimse, bu makâmdan haber vermişdir. Bu makâmın ilmlerinden, ma’rifetlerinden söyliyen ise, yok gibidir. Bu makâm, Allahü teâlânın, öyle büyük bir ni’metidir ki, dilediği, seçdiği bahtiyârlara nasîb olur. Eshâb-ı kirâm “aleyhimürrıdvân ” bu pek yüksek mertebeye, dahâ ilk sohbetde ayak basardı ve zemânla bu mertebelerde yükselirlerdi. Sonra gelen Evliyâdan birini, bu ni’met ile şereflendirmek ve Eshâb-ı kirâmın terbiyesi ile yetişdirmek isterlerse, cezbe ve sülûk mertebelerini geçirip ve bunların ilm ve ma’rifetlerini atlatdıkdan sonra, bu devlete erişdirirler. Bu mertebelere yetişebilmek, insanların en üstününün “aleyhi ve alâ âlihissalevât” sohbeti ile mümkin olabilir. Onun izinde gidenlerden pekaz kimseye de, bu bereketi ihsân edebilirler. Bunun sohbetine kavuşan da, bu mertebelere ulaşdıran nisbet ile, yol ile şereflenir.

Mektubun bu kısımından anlaşılan şudur:

Birincisi, iddia edilenin aksine Sahabi Süluk ve Cezbe makamında değildir. Bu demektir ki Tarikat Mesleğinde sülukleri yoktur.

İkincisi, Mehdi-i Azam Ehl-i Tarik değildir. Sahabi Mesleğinde olacaktır. Demek Sülük ve Cezbe makamının fevkinde makamı vardır.
üçüncüsü...

Ehl-i Tarike göre tavassut olmadan Muhabbet erişilmez. Kamil bir zata bağlanıp irşad olmak lazımdır derler. Oysa İmam-ı Rabbani Hazretleri 391. Mektub'ta şöyle der:Hulasa, bir kimsenin tavassutu olmadan, başka hakiki mahbubub muhabbeti müyesser olur ise bu büyük bir devlettir; fenayı bakayı husule getirir. Bu devlet olmayınca mutlaka kamil ve mükemmel bir zatın tavassutu gerekir.

32. Mektuba baktığımızda Sülük ve Cezbesiz Hak Meslek üzere olmak sahabiden sonra sadece Mehdi-i Azama ait olacağına göre, elbette tavassutsuz muhabbet Mehdinin Talebelerine ait olacaktır. Mehdinin talebelerinin irşad için kamil bir Zata rabtı mecbur olmaz. Demek Mehdinin talebeleri de sofi olmayacaktır.

Dördüncüsü:

166. Mektub'ta şöyle bir ifade vardır: Meselelerden bir meselede; ulema ile ile sofiye ihtilaf halinde olduğu vakit, tam bir şekilde mülahaza edilince görülecektir ki: Hak, ulema tarafındandır.
Bu mananın sırrı şundandır: Ulemanın nazarı, nebilere bağlılık ve uygunluk vasıtası ile, nübüvvet kemalatına ve ilimlerine geçerlidir. Sofiye nazarı ise, velayet kemalatına ve maarifine inhisar edilmiştir
Bu duruma göre hiç şüphe edilmeye ki: Nübüvvet kandilinden alınan ilim, velayet mertebesinden alınan ilimden daha doğru ve daha sağlamdır.

32 Mektub'ta Mehdi'nin ilimini Nübüvvet kandilinden aldığı anlaşılır. Bu duruma göre Mehdi evvela alimdir. Elbette talebeleri de alimdir sofi olmaz. Demek ki, sözleri sofilerin sözlerine kıyasla daha geçerlidir. Söz onlardadır.

O zaman denilebilir: Mehdi-i Azam geldiği vakit "devir tarikat devri değildir, imanı kurtarma devridir" derse sükut lazımdır.

Duha
21-11-2009, 16:31
O zaman denilebilir: Mehdi-i Azam geldiği vakit "devir tarikat devri değildir, imanı kurtarma devridir" derse sükut lazımdır.

Mana olarak murad edilen şudur. Madem Mehd-i Azam süluk ve cezbe makamından üstündür. Madem tavassuta muhtaç olmadığı gibi ulema olması sebebi ile sözü sofiyeden ve onların kamil mürşidlerinden evladır, Mehdi geldiği zaman sofiyenin ve kamil mürşidlerinin kendinden üstün ve sözü kendinden muteber bir zatın karşısında olması abestir.
Madem mehdi süfyanın küfrüne karşı bir seddir. Bir hidayet rehberidir. O zaman Mehdinin asrında küfre karşı mücadelede söz mehdinindir. O devir tarikat devri değidir. Baba varken oğula söz düşmez.

hirahos
21-11-2009, 16:36
Allah razı olsun.

Uzatmadan ve kestirmeden söyleyeyim. Yine yanlış değerlendiriyorsunuz. Bir takım ıstılahları tam bilmeden bu konulara tam vakıf olmak mümkün değildir. Mesela velayet nedir, kemalat nedir, nübüvvet kemalatı nedir, sahabe tarzı nedir, ulema ile sufi arasındaki gerilim dediği nedir ve hangi hallerden ve kelamlardan dolayıdır, tasavvufçular kimdir vs.. vs..

İspatı, ilk mesaja bir daha bakınız. 251. Mektuptan bir nakil var idi. Aynı mesajda bir kaç nakil daha olacaktı. İşte onlar neden yanlış değerlendirdiğinizi göstermektedir.

Takdir edersiniz ki bir yerde söylenenin zıddı başka yerde söylenmez. Ancak bir yanlışlığı tashih etmek için iki zıd mana ifade edilir. O da tashih edildiği açıkça ifade edilerek yapılır.

İlk mesaja baktıktan sonra, eğer kalbiniz mutmain olmadıysa devam edebilir ve size yukarıdaki çıkarımlarınızla ilgili ayrı ayrı nakillerde bulunabilirim. Söz uzamasın istedim.

Ves'selam

Duha
21-11-2009, 16:36
Zübeyir Abinin "sizin şeyh dedikleriniz bizim ayağımıza su dökemez sözüne veZübeyir Abinin bahsettiği kıskanç şeyh meselesine gelirsek.

Evet, madem Risale-i Nur has talebeleri Ulema sınıfındandır. Sözleri ve makamları madem sofiyeden evladır. O zaman "evet, sizin şeyhleriniz bizim has abilerimizin ayağına su dökemez.

Kıskanç şeyh meselesine gelirsek. İmam-ı Rabbani Mektubatında kötü şeyhlerden bahsetmektedir. Demek burda kastedilen hakiki ehl-i hak şeyhler değil İmam-ı rabbaninin kavlince şerir sahte şeyhlerdir.

hirahos
21-11-2009, 16:38
evet, sizin şeyhleriniz bizim has abilerimizin ayağına su dökemez.

Neyse bendeniz devam etmekten vazgeçtim. Uslubu'l beyan ayniyle insan.

Duha
21-11-2009, 16:42
Allah razı olsun.

Uzatmadan ve kestirmeden söyleyeyim. Yine yanlış değerlendiriyorsunuz. Bir takım ıstılahları tam bilmeden bu konulara tam vakıf olmak mümkün değildir. Mesela velayet nedir, kemalat nedir, nübüvvet kemalatı nedir, sahabe tarzı nedir, ulema ile sufi arasındaki gerilim dediği nedir ve hangi hallerden ve kelamlardan dolayıdır, tasavvufçular kimdir vs.. vs..

İspatı, ilk mesaja bir daha bakınız. 251. Mektuptan bir nakil var idi. Aynı mesajda bir kaç nakil daha olacaktı. İşte onlar neden yanlış değerlendirdiğinizi göstermektedir.

Takdir edersiniz ki bir yerde söylenenin zıddı başka yerde söylenmez. Ancak bir yanlışlığı tashih etmek için iki zıd mana ifade edilir. O da tashih edildiği açıkça ifade edilerek yapılır.

İlk mesaja baktıktan sonra, eğer kalbiniz mutmain olmadıysa devam edebilir ve size yukarıdaki çıkarımlarınızla ilgili ayrı ayrı nakillerde bulunabilirim. Söz uzamasın istedim.

Ves'selam

İstikbalin evladıyız ehl-i haliz. "Bu yanlıştır" dendiği vakit itibar etmiyoruz. Delil isteriz.

Ayrıca, kimin ne bildiğini bir kaç yazısı ile anlamak zordur. Elbette ıstılahi manalar mühimdir. Ama ortada orijinal metin yok, çeviri var. Sende de bende de.

İlginç olan şudur. 13 sayfadır Kaya Abinin yalan yazdığını iddia ediyorsunuz. Şimdi ise ıstılahi manalara dem vuruyorsunuz.

Yani, yalan söylemediğini kabul ettiniz. En fazla ıstılahi manalarda hata yapmıştır.

Ama şu var ki: Kaya Abi Alimlerden büyük bir alimdir. Sözü sofiyeden evladır. Söz onundur.

Ha şu var: Risale-i nur talebesi bir çeşit ilm-i kelam talebesidir velayet, kemalat, nübüvvet kemalat, sahabi mesleği gibi kavramları çok iyi bilirler.

Duha
21-11-2009, 16:42
Neyse bendeniz devam etmekten vazgeçtim. Uslubu'l beyan ayniyle insan.
Uslubta mukabele vardır, azizim. Azı var, çoğu yok.

Duha
21-11-2009, 16:47
Elhasıl, Mehdi gibi nisbeten önemsiz bir mesele için pek çok Mü'mine gıybet ettiniz. Hakikatlerin ortaya çıkması için günaha girmek luzumsudur. Eğer Nurcular hata yapıyorsa ayet hakikati Allah'ın ortaya çıkaracağını taahhüd etmiş. Ayete güvenmeyip, gıybet ile mücadele etmek de nesi?

Sadece küçük hatırlatma idi.
Elhasıl, Üstad'ımız Ehl-i Tarik ile münakaşayı yasak etmiştir. O yasağı mecburen çiğnedim. Kafidir. Allah sizi gıybetinizden dolayı affetsin.

talib
21-11-2009, 17:10
O zaman "evet, sizin şeyhleriniz bizim has abilerimizin ayağına su dökemez.


Bu söze ne denebilir ki? Nurcuların abilerinden aldıkları ders ile söyledikleri işte yine ortaya çıktı. Bu nasıl biz sözdür! Ne dense bu söze azdır. Alimden kastı iki kitap okumak olarak anlayabilen birisi, bir de abilerinden tarikatlar ve Allah Dostları hakkında olumsuz şeyler dinler ise ortaya böyle bir söz çıkacaktır.

Buyrun nurcuların hali pür melalini. Kimse bana demesin ki ben böyle düşünmüyorum. Sen ve sen gibi üç beş kişinin düşüncesi mühim değildir. Ama artık umum nurcular bu bataklığın içine düşmüş gibi.

Bunu yazan şaşkın bilsin ki, bizim şeyhlerimiz diye bir şey yoktur. Bizim olan bir şey yoktur. Bu vazifeli zatlar, Allah'ın dostlarıdır ve onun izni ile irşad için ortaya çıkmışlardır.

Artık nurcuları tanıdı iseniz, buyrun devam edin.

Öyle olmayan istisnaları tenzih ederiz.

talib
21-11-2009, 17:19
İstikbalin evladıyız ehl-i haliz. "Bu yanlıştır" dendiği vakit itibar etmiyoruz. Delil isteriz.

Ayrıca, kimin ne bildiğini bir kaç yazısı ile anlamak zordur. Elbette ıstılahi manalar mühimdir. Ama ortada orijinal metin yok, çeviri var. Sende de bende de.

İlginç olan şudur. 13 sayfadır Kaya Abinin yalan yazdığını iddia ediyorsunuz. Şimdi ise ıstılahi manalara dem vuruyorsunuz.

Yani, yalan söylemediğini kabul ettiniz. En fazla ıstılahi manalarda hata yapmıştır.

Ama şu var ki: Kaya Abi Alimlerden büyük bir alimdir. Sözü sofiyeden evladır. Söz onundur.

Ha şu var: Risale-i nur talebesi bir çeşit ilm-i kelam talebesidir velayet, kemalat, nübüvvet kemalat, sahabi mesleği gibi kavramları çok iyi bilirler.

Be hey şaşkın, alimler, alimliğinin zirvesinde iken bir şeyhe müracaat etmişler. Mevlana Halidi Bağdadi, Aziz Mahmud Hüdayi gibi zatlar bunlardan bir kaçıdır.

Emin Saraç Hocaefendi gibi dünyaca meşhur alimler tarikat terbiyesi ile yetişmişlerdir. Kaya abini senden başka kim tanır? Azıcık bilgi sahibi olsan keşke, belki söylenenleri anlayabilirdin. Zahiri ilimler, batıni ilimlerin yanında deryada katre gibidir. Üç beş kitap okuyan abilerin nasıl olursa batın sultanlarına erişebilir? Hangi hakiki ulema bunu böyle bildirmiştir? Belki bu mezhep sahibi müctehidler için söylenebilir ki onlar da tasavvuftan nasipsiz değillerdir. Alim denilince o zaman, Efendimiz'in hem zahir hem de batın ilmine varis zatlar anlaşılıyordu.

Yazık vallahi!

elcevaz13
21-11-2009, 17:19
Öyle olmayan istisnaları tenzih ederiz.
işte sizden bunu bekliyordum.

hirahos
21-11-2009, 17:20
İki sayıp tahkir etti, yıkadı yağladı ve meseleyi kökünden hallederek bizim "gıybetimizi" ortaya çıkardı ve "mecburen" yaptığı münakaşasını bitirip nasihatle gidiyor seha'cım. :)

Maşallah... Ne diyeyim. Yolunuz açık olsun. Biz buradayız ve devam ediyoruz inşallah. Ne demişler eskilerimiz: Göz var. Nizam var.

talib
21-11-2009, 17:31
işte sizden bunu bekliyordum.

Benden, bizden! bir şey beklemeyin. Yakıp yıkanlar sizdendir!, onlara mani olun. Bu ne makam sevdasıdır sizdeki!?

Yakıp, yıkanlar es geçiliyor, evini korumak isteyenlere de, evinizi korurken aman yıkmak isteyenleri incitmeyin diye akıl veriliyor. Bıraksınlar bu mülayimlik edalarını.

Bu ne çirkin bir anlayıştır, bunlar ne çirkin insanlardır. Allah Dostları hakkında böyle konuşabilmek gücünü kimlerden alıyorlar acaba?

Manevi terbiye görmeyince insan haddini bilemiyor demek ki!

hirahos
21-11-2009, 17:38
Talib abi, neyse, boş veriniz. Kendinizi üzmeyiniz. Kendi düşen ağlamaz demişlerdir.

talib
21-11-2009, 17:45
Çukurdakiler, yukarıdakilere tüküreyim derken kendi tükürükleri içinde boğulacaklardır da boğulana kadar haberleri olmayacaktır. Kendi tükürüklerini, manevi ferahlık zanneden şaşkınlar..

Neyse, laf anlamazlara laf anlatabilmek değil zaten derdimiz. Ortada abi diyen gezenlerin çarpıtmalarına değinsek yeter. Okuyanlardan herkes nasibini alacaktır. Kiminin çukurluğu artacaktır kimi zemini bulacaktır inşaallah.

elcevaz13
21-11-2009, 18:02
Benden, bizden! bir şey beklemeyin.
Sizden ve tüm müslümanlardan her zaman İslamiyetin iktiza ettiği muhabbet ve mülayemeti bekliyecem.

talib
21-11-2009, 20:25
Nurculardan bir beklentin yok mu? Yoksa onlar böyle iyiler; herkesi, herşeyi küçümsemeye devam mı etsinler diyorsun?

elcevaz13
21-11-2009, 21:01
Nurculardan bir beklentin yok mu? Yoksa onlar böyle iyiler; herkesi, herşeyi küçümsemeye devam mı etsinler diyorsun?
Hayır değerli abim dikkat edersen Müslümanlar dedim yani Müslüman olan herkes hangi Hak meşreb,meslek ve tarikattan olursa olsun .Kimse kimseyi küçümseyemez küçümsese bile hakikati tağyir edemez.

talib
21-11-2009, 21:28
O zaman işe nurcu ağabeylerden, büyüklerinden başlaman lazımdır. Madem böyle düşünüyorsun. Bize burada tavsiyeye lüzum yoktur. Gidin risale forumlarına. Siz bataklığı kurutun, biz de bataklık sineklerinden rahatsızlık duyup, sağa sola koşturmayalım.

Bak büyüklerden bir zat ne buyurmuşlar:

"... Nurcular da böyle. Biziz diyorlar. Kitap, sünnet, tefrikayı yasaklamıştır. Kim ki tefrika yapıyorsa, vebali yükleniyor. Benim inancım kanaatim bu. Sizde ister inanın. İster inanmayın."

Adam iki risale okumakla, Allah Dostlarını geçtiğini düşünüyor. Neyin, kimin dostluğuna talip ise artık. Batın ve zahir sultanları, yalnız zahirde kalanların belki zahirin dahi kabuğunda kalanların ayaklarına su dökemezmiş!

Sen ise bunları görmezden gelip, bize nasihat peşindesin. Bir de adetiniz olmuş, biz herkese diyoruz diye, gıybet, hased gibi konularla ilgili yalnızca risale kaynaklı olmak üzere alıntılar ile geliyorsunuz. Bundan da vazgeçerseniz daha samimi olursunuz. İnsanın özü sözü bir olacak!

sufi7007
22-11-2009, 09:40
Sayın "nurcu" yazar Mehmet Ali Kaya, İmam-ı Rabbani'nin haber verdiği MEHDİ a.s.'ın "aziz ustadı"na ne kadar zorlarsa zorlasın uydurulamayacağını geç te olsa fark edince ilk sapakta şerit değiştirip Kadirilik yoluna atlamış.

Bugünkü yazısında Sayın "nurcu" yazar Mehmet Ali Kaya; aslında "aziz üstad"ını Gavs-ı Âzam Abdulkadir Geylani'nin müjdelediğini yazmış...

Buyurun okuyun:

"... Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin Risale-i Nur eserleri Abdulkadir Geylâni hazretlerinin bu tarifine tamamen uymaktadır. Bunu okuyanlar bilirler. Hal böyle olunca Abdulkâdir Geylâni hazretlerinin Bediüzzaman’dan haber vermesi normaldir."

TAMAMI: (malikaya_111@hotmail.com)

Abdulkadir Geylani ve Bediüzzaman

Mehmet Ali KAYA

malikaya_111@hotmail.com (malikaya_111@hotmail.com)


22 Kasım 2009 Pazar 07:03

RiSALE HABER [ Yazar : Mehmet Ali KAYA ] (http://www.risalehaber.com/author_article_detail.php?id=6833)

Şimdi iş Abdulkadir Geylani yolundaki kadiri dervişlere düşüyor.

Nakşi dervişler; İmam-ı Rabbani'yi Mehmet Ali Kaya gibi "gayûr risaleciler"in elinden-dilinden kurtarabildi...

Bakalım Kadiri dervişler Gavs-ı azam'ı Mehmet Ali Kaya gibi "gayûr risaleciler"in elinden-dilinden kurtabilecekler mi ?

Allah kolaylık versin...

( İmam-ı Rabbani'yi Mehmet Ali Kaya gibi "gayûr risaleciler"in elinden-dilinden kurtarmakta büyük emeği geçen hirahos kardeşimden Allah razı olsun ; Hz. müceddid-i elf-i sani himmetinde olsun ebeden daimen...)

talib
22-11-2009, 11:20
Mehmet Ali Kaya bir şeyler uydurmak gayretinde olacağına şunları okusun:

Peygamberimizin manevi emanetini devir almasını Üveysi veli Ladikli Hacı Ahmet Ağa (k.s.) anlatıyor:

"Veraseti Nebeviyye makamına ait emaneti devir almak için Mahmud Sami Efendimiz Medine-i Münevvere'ye davet edilmişti. Haberi kendilerine tebliğ etmiştim. Birlikte Adana'dan Ravza'yı Mudahhara'ya dört dakikada yetişmiştik. Bütün ricaller, kutublar orada toplanmışlardı... Hocamda orada idi.

Makam'ı Rasulullah’dan...

'Evladımız Mahmut Sami Efendi'yi varisimiz olarak makamımıza tayin ettik!' emri peygamberiyyesi mühürlü olarak, icazetnamesi kendisine verilir. Toplanan ricaller ve kutuplar kendilerine hemen orada biat ederler...

Hac dönüşü, Gavs-el Azam Abdülkadir Geylani (k.s.) Hazretleri ile görüşmüş ve kendilerine:

- Sami Efendi; evlatlarına benim Kadiri dersimi de tarif et ve yolumu ihya et!' diye tavsiye etmiş ve mübarek Sultanım memleketlerine dönünce ihvana Kadiri dersini tarif etmişlerdir.

---

Dikkatle okunursa görülecek ki, bir şeyler uydurmak yok, bana göresi, sana göresi yok. Olmuş ve olanı da Üveysi Veli Ladikli Ahmet Ağa hz.leri anlatmış. M. Ali Kaya gibiler konuşadursunlar... Halen bana göre, sana göre demeye devam etsin.

hirahos
22-11-2009, 12:11
Allah razı olsun. Katkıda bulunan bütün kardeşlerimden.

Sabit oldu ve ortaya çıktı ki yazar Mehmet Ali Kaya, Mektubat-ı Rabbani'yi hem metin hem de mana olarak tahrif etmeye kalkmış, bu yolla güya Said Nursi merhumun Mehdiliğini ispat etmeye çalışmıştır. Ancak becerememiştir.

Bu tür bir tahrifatı daha önce yapanlar da olmuştu. Mesela rahmetli Erzurumlu Şahin Hoca. O da Mektubat-ı Rabbani'yi kullanarak aynı davayı ispata kalkmıştı.

2 sene önceki tartışmalarımızda olduğu gibi, kimi kardeşlerim, konuya hiç eğilmeden şahsımızı tahkire ve tahfife yönelmişlerdir. Kimileri de şahsımızı da bırakıp Mürşid-i Kamillere kadar uzanmışlardır. Hatırlatırım ki dil uzattıkları o Mürşid-i Kamillerin pek çoğu, kullanmaya çalıştıkları ve keyiflerince çarpıttıkları İmam Rabbani Hz.lerinin silsilesinden manevi varisleridirler. Hani eğer bir manevi tokat yiyeceklerse en başta İmam Rabbani Hz.lerinden tokadı yerler. Korkarım.

Kimi kardeşlerim de işin içinden çıkamayınca, yapmaya bayıldıkları şekliyle, alıntılarını tevil ederek uydurmaya çalışmışlardır.

Böylece bu tarz bir taarruzun bir "ahlak" halini aldığını da hep beraber tecrübe etmiş olduk.

Bütün bu çabaları da boşunadır:

Mektubat-ı Rabbani'den ne "Nurculuk" çıkar ne "Said Nursi" merhumun "Mehdiliği"... Ne yaparsanız yapınız. Sadece kendinize güldürürsünüz, o kadar.

Tıpkı Risaleden, Tarikat-ı Muhammediyye çıkaramayacağınız gibi...

Zira ne Mektubat-ı Rabbani'de ne de bu zamana kadar olan ulema ve arifanda açık bir şekilde Said Nursi merhum Mehdidir ifadesi sadır olmuştur. Yoktur böyle açık bir beyan..

Herhangi bir beyan olmadığı gibi, Nursi'nin Mehdi olmadığını söyleyen ilim ehli insanlar ve arifan vardır. Bu konuda müstakil bir yazıyı inşallah müsait bir zamanımda forumda yazacağım.

Herhangi bir beyan olmadığı gibi, Mehdi As'ın yakın bir zamanda teşrif edeceğini söyleyen de pek çok Mürşid-i Kamil vardır. Alametleri ortaya çıkmaya başlamıştır.

Seyda Muhammed Konevi efendi der ki, bugün o Mehdi bu Mehdi diye piyasada dolaşanların Mehdi As'a tabi olmamalarından korkulur!

Allah Teala, Mehdi As'a kavuşmayı nasip etsin. Ahir ve akibetimizi de hayır getirsin.

saglıkcı
22-11-2009, 13:16
Allah razı olsun. Katkıda bulunan bütün kardeşlerimden.

Sabit oldu ve ortaya çıktı ki yazar Mehmet Ali Kaya, Mektubat-ı Rabbani'yi hem metin hem de mana olarak tahrif etmeye kalkmış, bu yolla güya Said Nursi merhumun Mehdiliğini ispat etmeye çalışmıştır. Ancak becerememiştir.

Bu tür bir tahrifatı daha önce yapanlar da olmuştu. Mesela rahmetli Erzurumlu Şahin Hoca. O da Mektubat-ı Rabbani'yi kullanarak aynı davayı ispata kalkmıştı.

2 sene önceki tartışmalarımızda olduğu gibi, kimi kardeşlerim, konuya hiç eğilmeden şahsımızı tahkire ve tahfife yönelmişlerdir. Kimileri de şahsımızı da bırakıp Mürşid-i Kamillere kadar uzanmışlardır. Hatırlatırım ki dil uzattıkları o Mürşid-i Kamillerin pek çoğu, kullanmaya çalıştıkları ve keyiflerince çarpıttıkları İmam Rabbani Hz.lerinin silsilesinden manevi varisleridirler. Hani eğer bir manevi tokat yiyeceklerse en başta İmam Rabbani Hz.lerinden tokadı yerler. Korkarım.

Kimi kardeşlerim de işin içinden çıkamayınca, yapmaya bayıldıkları şekliyle, alıntılarını tevil ederek uydurmaya çalışmışlardır.

Böylece bu tarz bir taarruzun bir "ahlak" halini aldığını da hep beraber tecrübe etmiş olduk.

Bütün bu çabaları da boşunadır:

Mektubat-ı Rabbani'den ne "Nurculuk" çıkar ne "Said Nursi" merhumun "Mehdiliği"... Ne yaparsanız yapınız. Sadece kendinize güldürürsünüz, o kadar.

Tıpkı Risaleden, Tarikat-ı Muhammediyye çıkaramayacağınız gibi...

Zira ne Mektubat-ı Rabbani'de ne de bu zamana kadar olan ulema ve arifanda açık bir şekilde Said Nursi merhum Mehdidir ifadesi sadır olmuştur. Yoktur böyle açık bir beyan..

Herhangi bir beyan olmadığı gibi, Nursi'nin Mehdi olmadığını söyleyen ilim ehli insanlar ve arifan vardır. Bu konuda müstakil bir yazıyı inşallah müsait bir zamanımda forumda yazacağım.

Herhangi bir beyan olmadığı gibi, Mehdi As'ın yakın bir zamanda teşrif edeceğini söyleyen de pek çok Mürşid-i Kamil vardır. Alametleri ortaya çıkmaya başlamıştır.

Seyda Muhammed Konevi efendi der ki, bugün o Mehdi bu Mehdi diye piyasada dolaşanların Mehdi As'a tabi olmamalarından korkulur!

Allah Teala, Mehdi As'a kavuşmayı nasip etsin. Ahir ve akibetimizi de hayır getirsin.
kimi kardeşlerim, konuya hiç eğilmeden şahsımızı tahkire ve tahfife yönelmişlerdir.
Eğer bu sözünüzle bizleri kast etmiş iseniz ki öyle anlaşılıyor.Sizin tahkire ve tahfifeniz bir hayli yüksek bir boyutta iken buna karşı verdiğimiz cevabı hala gündemde tutmanıza elbette şaşılır.Şaşmamak mümkün değil.
Herhangi bir beyan olmadığı gibi, Mehdi As'ın yakın bir zamanda teşrif edeceğini söyleyen de pek çok Mürşid-i Kamil vardır. Alametleri ortaya çıkmaya başlamıştır.
Bu yakın zaman için yuvarlakta olsa bir zaman bildirebilirmisiniz yani yakın zamandan kastınız ne.?

sufi7007
22-11-2009, 14:42
"Geleceği vaad edilen Mehdî, velayetin ekmeliyetini alacaktır.

Geleceği vaad edilen Mehdî; bu Tarikat-ı Aliyye-yi Nakşibendiyye üzerine gelecek ve bu Silsile-i Aliyye-yi Nakşibendiyye 'yi tamam ve tekmil edecektir.

Zira bütün velayet nisbetleri, bu Nisbet-i Aliyye-i Nakşibendiyye 'nin altında bulunmaktadır. Sair velayetlerin, nübüvvet makamı kemalâtından nasibi azdır. Amma, bu velayetin ondan yana bol nasibi vardır. Bunu da: daha önce anlatıldığı gibi, Hazret-i Ebubekr-i Sıddık-ı Ekber 'e bağlanması dolayısı ile alır.

Mektubât-ı Rabbanî , 251. Mektup...

Tercume eden: Abdulkadir Akçiçek

Merve Yayınevi yayınıdır.




"Mehdi" olduğu iddia edilen her kim ile ; her ne ile karşılaşılsa İmam-ı Rabbani Hz. nin bu sözlerini hatırlayalım.

"Mehdi"lik iddiasındaki kişiye veya iddia sahiplerine soralım:

Başlangıcı Hz. Ebubekir Sıddık r.a.'e varan bir Nakşıbendi silsilesine mensup musunuz; hangi mürşid-i kamilin elinden biat alarak bu mubarek silsileye tutunmuştunuz "sayın Mehdi hazretleri" ?


SON SÖZ: "Sözlerin büyüğü; büyüklerin sözüdür..."

hirahos
22-11-2009, 15:14
Yok sağlıkçı kardeşim, sizi de kastetmedim.

talib
22-11-2009, 17:25
Geçen yüzyılın müceddidini, Nakşi silsilenin kol sahibi büyük pirini, yani Mevlana Halidi Bağdadi hz.lerini nurcular da kabul ederler. Hatta onun göndermiş olduğu cübbeye çok farlı anlamlar yüklerler. Bunu bir yerde demiştim. Bu cübbe manevi bir selahiyetin maddi bir göstergesi olarak gönderilmemiştir. Saidi Nursi hz.leri pek çok defa zehirlenmiştir. Tekrar zehirlenir ve bu sefer zehiri vücudundan atamaz. Mevlana Halidi Bağdadi hz.leri bu cübbeyi, Saidi Nursi hz.leri şifa bulsun, zehiri vücudundan atabilsin, teberrüken giysin diye göndermiştir. O cübbe gelene kadar ölü gibi yatan ve sadece soğuk soğuk terlemesinden yaşadığı anlaşılan hazret cübbeyi giydikten sonra ayağa kalkabilmiştir. Mevlana Halidi Bağdadi hz.lerini de böyle bilmek lazımdır. Bu müceddid zat, bu yüzyılımız için yeni bir kol başı olmuştur. Onun ile Nakşilik, Halidilik olmuştur. Eğer tarikata lüzum kalmayacak olsa idi, yeni bir kola ne ihtiyaç olacak idi? Ve bu kadar tarikatını yaymasına ne gerek vardı? Halbuki tam tersidir durum. Cübbeye çok manalar verenler, bakalım şu sözlere ne diyecekler:

Mevlana Halidi Bağdadi Hz.leri buyuruyor:

Bir kimse kitaplardan bütün ilimleri ezberlese, yine de onun, nefsin hilelerinden kurtulması mümkün değildir. Bu hîleler, ancak bir mürşid-i kâmilin terbiye ve tasarrufuyla bertarâf olur. Yoksa kul, gönlü mâmûr edecek olan manevî tecellîlere mazhar olamaz ve dîn-i mübîn yolunda samimiyet ve ihlas ile ilerleyemez.


Osman Nûri Topbaş, Sır ve Hikmet

hirahos
22-11-2009, 17:33
Cübbeye çok manalar verenler, bakalım şu sözlere ne diyecekler:

Mevlana Halidi Bağdadi Hz.leri buyuruyor:

Bir kimse kitaplardan bütün ilimleri ezberlese, yine de onun, nefsin hilelerinden kurtulması mümkün değildir. Bu hîleler, ancak bir mürşid-i kâmilin terbiye ve tasarrufuyla bertarâf olur. Yoksa kul, gönlü mâmûr edecek olan manevî tecellîlere mazhar olamaz ve dîn-i mübîn yolunda samimiyet ve ihlas ile ilerleyemez.


Osman Nûri Topbaş, Sır ve Hikmet



Mevlana Halid Bağdadi Hz.lerini inkar etseler, "Mücedditlik" gidecek...

Kabul etseler kelamı orada: "Kitapla nefis terbiyesi olmaz" :)

Ne yapacağız şimdi?

(bakalım şu sözlere ne diyecekler, sordunuz ya: Bir ip ucu vereyim, muhtemelen kelamı inkar edip, onu siz uydurdunuz filan diyecekledir. Ya da Mevlana Halid efendinin zamanı ayrı Said efendinin zamanı ayrı diyeceklerdir. Yani ne şiş yanacaktır. Ne kebab. Başımıza bir kaç kez geldi de Allahu alem öyle zannediyorum, talib abi.)

talib
22-11-2009, 17:50
Kelam kayıtlıdır bir yerlerde. Hiç olmazsa bizim şifahi bir kültürümüz vardır. Pir hz.lerinden çıkan sözler hem satırlarda hem sadırlarda yerini bulmuştur inşaallah. Derdi olan, bir yolunu bulup inkar edebiliyor ise edebilsin.

Cübbe meselesini de izah etmiş olduk. Umarım anlarlar. Halidi Bağdadi hz.leri yakın zamanımızda yaşamış bir zattır. Tavrı net olarak bilinmektedir. O tarikatını dünyanın her yerine yayabilmiş bir zattır. Daha etkin bir ikinci isme rastlamak olanağı da yoktur.

Zamanlar ayrıdır denemez. Geçen yüzyılın müceddidi eğer pek çok halife bırakıp her yere gönderdi ise bu yüzyılımızda tarikatı yaymak içindir. Yoksa bu kadar halife bırakmasına ne gerek vardı? Bu kadar icazete ne gerek vardı? Zaman her zaman tarikat zamanıdır. Bunu inkar edenlerin ne kadar etkin olabilecekleri ortadadır. Hiç.

İpucuna gerek var mı ağabey bunlara? Söze, tavra bakmazlar ki, "bana göre..., bana öyle geliyor ki..." dedin mi, iş bitmiştir zaten.

Bunların hepsinden Saidi Nursi hz.lerini tenzih ediyoruz. O mübarek bir veli idi.

reddulevham
22-11-2009, 22:04
Evet ne acı ki Risale bu ifadeleri basın yayın yoluyla yaklaşık elli senedir yayıp durmaktadır. Buradaki garazkarane (kin besleyerek) ve galiz (çirkin, terbiye dışı) "gıybet eden" ihtiyar da Abdulhakim Arvasi Hz.leridir ki kendileri Seyyiddir, Resul-i Ekrem Efendimiz Hazretlerinin maddi ve manevi evladıdır.

Bu ifadeleri defalarca okuyan pekçok nurcuya düşen de "Alemde Şeyh dedikleriniz bizim ayağımıza su dahi dökemezler" deyip gezmek piyasada... Nitekim, Zübeyir abileri de bu tarz ifadelerden ilham alarak "suikastçi şeyh" kıssasını ifade buyurmuşlar.

"Gıybet"in ne olduğuna ve İslam'daki hükmüne ise hiç değinmiyorum. Ayıp olur böyle bir forumda. Herkes bilmesi lazımdır.

Böyle yazar ve yayarsanız, okuyanların dediklerine ve anlattıklarına şaşırmayacaksınız. Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan..


Hah şöyle belli et kendini, devam et bakalım sözde ittihadçı ve Ustadı seven Hirahos, belli et niyetini be kardeşim. bakalım nereye varacaksın?

reddulevham
22-11-2009, 23:01
Benden, bizden! bir şey beklemeyin. Yakıp yıkanlar sizdendir!, onlara mani olun. Bu ne makam sevdasıdır sizdeki!?

Yakıp, yıkanlar es geçiliyor, evini korumak isteyenlere de, evinizi korurken aman yıkmak isteyenleri incitmeyin diye akıl veriliyor. Bıraksınlar bu mülayimlik edalarını.

Bu ne çirkin bir anlayıştır, bunlar ne çirkin insanlardır. Allah Dostları hakkında böyle konuşabilmek gücünü kimlerden alıyorlar acaba?

Manevi terbiye görmeyince insan haddini bilemiyor demek ki!

Hangi Allah dostu hakkında nasıl konuşmuşlar? Ustadım zaman tarikat zamanı değildir hakikat zamanıdır dedi meşayıh dediklerinizin çoğunun postu gidecekti altlarından, hepsi birden hopladı, demek sen tasavvufu reddediyorsun, tarikati istemiyorsun vs. Arvasi de bu yüzden Ustadın kendi tesbiti olan gaybi işaratı kabul etmedi, birde arkasından konuştu ve Ustad bu gıybete karşı Hirahosun alıntıladığı ifadeleri yazdı. Sonrasında hakkımı helal ediyorum dedi, geçti. Arvasi Hz seyyid olunca hatadan halimi oluyor pardon?

Yahu makam sevdası derseniz en büyük sevda odur ki kendi yerini ya oğluna ya da damadına bırakır, oğul veya oğul yoksa damattan başka tasavvufta postu bırakabileceğiniz adam yetişmiyormu nedir?

Şimdi bu cüppe meselesi nedir? Niye zorunuza gidiyor kardeşim? Öyle veya böyle cübbe gelmişmi gelmemişmi? Gelmemişse cübbe kimdedir? Gelmişse yanlış kişiye mi gönderttiler acaba?

Bak yazmışsın ladikli ağa dan rivayetle. Delil varmı? yok. Söz kimindir? Ladikli ağanın. bunu faraza doğru kabul edersek başka varmı delil? Hani herkes orda toplanmış ya, başka kimler varmış mevcut meşayıhtan hani hepsi allah dostu ve süper velidir ya sana göre, biz birinden duymadık bu anlatılan meseleyi.. Ya bu piyasadaki meşayıh meşayıh değil, ya senin naklin doğru değil.. bu işin ortası olmaz. Eger senin şeyhine bu meclis toplanıp Ladiklinin anlattığı yapılmış ise o zaman piyasadaki meşayıh neden gelip biat etmediler? Yok yapılmamış ise bu ne menem bi yalandır? Eger yalan değilse bu möeşayıh dediklerinin alayı yalandır, yalancıdır zira halkı aldatıyorlar demektir. Eger piyasadakiler yalan ve yalancı değillerse bu davayı burda anlattığın için sen yalancısın demektir. Hadi buyrun izah edin kim kimdir nedir?

hirahos
22-11-2009, 23:37
Ramazanoğlu Sami Efendi buyururlar ki bir Zat hakkında Müslümanlar o salihtir ve velidir diye şahidlik ediyorsa, bu da tevaturdandır. İnanmak vaciptir. Aksi halde ahirette mesuliyeti olur.

Sizin dilinize doladığınız Şeyh Efendiler, salih zatlar ve mesela Abdulhakim Arvasi Hz.leri, Mahmud Sami efendi, Musa efendi, Osman efendi, Ladikli ağa, hepsi hakkında Müslümanlar lehlerinde şahidlik etmişlerdir ve etmektedirler de... Sayısız. Kesira.

Ola ki düşünürsünüz.

hirahos
23-11-2009, 04:14
"Konu yine mecraından çıkarılmış ; başka alanlara gidilmiş... "

Konunun açılmasına yol açan yazar bugün yayınlanan 4. yazısında MEHDİ a.s.'ın NAKŞIBENDİ TARİKATInın altın zincirinin son halkası olacağını İMAM-I RABBANİnin yazmış oldugu gerçeğini saptırmağa çalışması ile iyice batmış...


İmam-ı Rabbani Mehdiyi anlatıyor-3
20 Kasım 2009 Cuma 07:06
RiSALE HABER [ Yazar : Mehmet Ali KAYA ] (http://www.risalehaber.com/author_article_detail.php?id=6815)

Hani MEHDİ Nakşıbendi olacaksa KADİRİ "tarikat dersimi uveysi olarak Gavs-ı Azam Abdulkadir Geylani" den almışım" cumlesi havada kalacak ya "muhayyel Mehdi'si"nin...

Havada kalmasın istiyor... aklınca...

Verdiğiniz linkte yani 3. yazıdaki okur yorumlarına bir bakayım dedim. Bir de ne göreyim, Mustafa Kaplan oraya not düşmemiş mi?

Gülsek mi, ağlasak mı... Mustafa Kaplan

Birisi, ilmî çerçeveyi param parça eden bir yazı yazıyor; o amele uygun da tenkıdler sıralanıyor. "Sarih" cümleyi anlamayan veyâ bile bile yanlış yorumlayanlar ne zamandan beri "fikir adamı" oldular?.. 20 Kasım 2009 Cuma 23:39

İlmi çerçeveyi paramparça eden yazar "Mehmet Ali Kaya'dır"...

Ne yapmış bu adam, açık cümleleri dahi anlamamış ve bile bile yanlış yorumlamış...

Mustafa Kaplan kim midir? Eğer isim benzerliği yok ise reddulevham'ın bir tanıdığı... :)

sufi7007
23-11-2009, 11:56
Ha bu arada eger o cübbe Ustadıma değilde herhangi bir meşayıha geleydi de siz göreydiniz yaygarayı... Adamın ne müçtehidliği, ne mücedditliği, ne kutupluğu ne gavslığı kalırdı, ne ekmel mükemmel mürşidi hakikiliği...
ama gelin görün ki iradei ilahiye Ustadımı seçmiş...

Bu konu çoookk önceleri açıklığa kavuşturulmuştu...

http://www.ihvanforum.org/yslami-onderler/43007-mehmed-feyzy-pamukcu-rha/

Bu konuda...



http://www.yusufiye.net/ramazan/feyzi

"Asiye Hanım (Mülazımoğlu), dedesi Küçük Aşık'ın Mevlânâ Halid Hazretlerinden aldığı cübbeyi getirmişti. Cübbeyi yıkadım, suyunu kabristana döktüm. Hayatta iftihar ettiğim bir husus da budur."

Mehmed Feyzi Pamukçu Rh.A.

--------------------------------------------------
Bir efsane haline getirilen "Mevlana Halid'in Cübbesi" konusunun da asli tanığı Mehmed Feyzi Pamukçu Rh.A. dir. Komşularından birisi olan ve "Küçük Aşık" diye bilinen dedesine teberrüken verilen Halid-i Bağdadi'nin cübbesini saklayan torunu Asiye Mülazımoğlu adlı hanımefendi "zayi olup gitmesin diye" Mehmed Feyzi Pamukçu Rh.A. 'e vermiştir. O da zahiri kirlerinden arındırmak için yıkadığı cübbeyi Said Nursi Rh.a. 'e getirmiştir.

Neredeyse Halidiyye 'nin manevi mirasının işareti haline getirilen "Mevlana Halid-i Bağdadi Cübbesi" konusu da budur işte...

Sadece bu...




"Müceddid"lik alameti olarak lanse edilen "cübbe" terfi etmiş; "mehdilik" kanıtı olmuş.

O bir hanımın merhametinin neticesi bakın ki meğer MEHDİ'lik nişanı imiş... de ne onu armağan eden hanımın ne de bu armağan edilişe vasıta olan mustakim ve mübarek derviş RNK şakirdi Mehmed Fevzi Efendi rh.a.in haber olmamış.

(Bu onemli "sır"rı faş eden reddulevham'a teşekkür ederiz)

İster gül; ister ağla...


(http://www.sorularlarisaleinur.com/subpage.php?s=kulliyat&risale=1207&sayfa=60)
Yine birgün, Mevlânâ Hâlid (k.s.) Hazretlerinin Küçük Âşık namında bir talebesinin neslinden mübarek bir hanım, (*) yanında çok senelerden beri muhafaza ettiği Mevlânâ Hazretlerinin cübbesini, Ramazan-ı Şerifte teberrüken Üstadımızın yanında kalsın diye Feyzi ile gönderir. Üstadımız hemen Emin kardeşimize yıkamak için emrederek Cenâb-ı Hakka şükretmeye başlar.

Feyzi’nin hatırına: “Bu hanım, benim ile yirmi gün için gönderdi, Üstadım neden sahip çıkıyor?” diye hayretler içinde kalır.

Sonra o hanımı görür, o hanım Feyzi’ye der ki: “Üstad hediyeleri kabul etmediğinden, bu suretle belki kabul eder diye öyle söylemiştim. Fakat emanet onundur, canımız dahi feda olsun” der, o kardeşimizi hayretten kurtarır.

Evet, mübarek Üstadımızın o cübbeyi kabulü, Mevlânâ Halid’den sonra vazife-i teceddüd-ü din in kendilerine intikaline bir alâmet telâkki etmesindendir, derler.

Hem de öyle olmak lâzım.
Çünkü Hadis-i sahihte:

اِنَّ اللهَ يَبْعَثُ لِهٰذِهِ اْلاُمَّةِ عَلَى رَاْسِ كُلِّ مِاَةِ سَنَةٍ مَنْ يُجَدِّدُ لَهَا دِينَهَا
(*)

buyurulmuş. Mevlânâ Hazretlerinin velâdeti 1193, Üstadımız Hazretlerinin ise 1293’tür. Bu hadisin tam izahı Risale-i Gavsiye’de vardır.

http://www.sorularlarisaleinur.com/subpage.php?s=kulliyat&risale=1207&sayfa=60 (http://www.sorularlarisaleinur.com/subpage.php?s=kulliyat&risale=1207&sayfa=60)


*vazife-i teceddüd-ü din : Dinin Yenilenmesi Vazifesi: Müceddidlik.

sufi7007
23-11-2009, 12:07
Mevlânâ (Halid-i Bağdadi) Hazretlerinin velâdeti (doğumu) 1193, Üstadımız (Said-i Nursi) Hazretlerinin (doğumu) ise 1293’tür.

Aradan koskoca 100 (yüz) yıl daha geçti. Hicri 1393 de gecti. Yıl bugün Hicri 1430.

1393. hicri yılda doğanlar şimdilerde 36 yaşlarında...

RNK'dan yola çıkarak "MEHDİ" -uyduramazsak "Müceddit"- arayanlara duyurulur...

( Ben treni kaçırmışam... vah bana vahlar bana...)

reddulevham
23-11-2009, 13:00
sen ayrı bir komedisin minarifan, sebepmi istersin:

Eger bu cüppe sırf zayi olmasın diye Ustada verildi diyorsanız bu trajikomik ve vahim bir iddiadır zira size göre böyle cübbenin halifesine bırakılması, manevi veraset için icazet vs durumlar manevi meclislerde Hz Peygamberin başında olduğu ricaller ve sadatlar ve kutuplar ve gavslar eşliğinde törenle olur. Siz hem Mevlana Halidi önceki asrın mücedditi kabul edeceksiniz hemde onun cübbesinin şu veya bu sebeple bir zata verilmesini tesadüfe veya sırf zayi olmasın diye veya başka bir sebebe bağlayacaksınız. Demekki ya sizin bu manevi meclisleriniz yalandır yada o meclislerde bulunduklarını iddia edenler yalancıdır. Çünkü bu kainatta tesadüfe yer yoktur. Her şey izn-i ilahi ve iradei ilahi ile olur. Allah bir önceki asrın müceddidi olan zatın cübbesini getirip Ustadımagiydiriyor ve siz buna sırf zayi olmasın diyeydi diyorsanız bu rezil iddianın yani irade ve ilm-i ilahiyi hiçe saymanın cezasını elbet çekeceksiniz. Cübbe kimdedir? Ustadımda. Varmı daha ötesi? Kendinizi parçalasanız değişecekmi bu? Değişmeyecek. O halde ya susun ya itaat edin...




Cübbe meselesi izah edildi. Biz yaşanılana, yazılana değil kendi inanmak istediğimize inanırız diyor iseniz, size diyecek laf yoktur. Bizim boş laf getirmeyeceğimize inananlar vardır belki onlara yazmış olalım. Hem siz cübbeniz ile mutlu mesut olmaya devam edin, bize Halidi Bağdadi hz.lerinin yetiştirmiş olduğu ve duaları ile her tarafa göndermiş olduğu mübarek halifeleri yeterli.

Yanlış, eksik bildiklerimiz olabilir, Affola. Ama makam sevdalıları için yanlışımız bile bir kazanç olur belki.

Hadi şimdi siz her yerde, her mekanda, Saidi Nursi hz.lerini herkese Mehdi diye tanıtmaya devam edin. Durmak yok, hizmete devam. Bu konuda herkesle atışın, takışın, "biz, biz..." demeye devam edin. O Mehdi olacak ki sizlerde ve özellikle abileriniz yüce makam sahipleri olsunlar kısa yoldan.


Biz de yaşanılana inanıyoruz kardeşim, senin sözün doğruda millet yalanmı söylüyor? Hem veraseti nübüvvet sahibi olacak hem kimse bilmeyecek? Yok öyle yağma. Nübüvvetin sahibi gizlenmemişken varisi niye gizlensin? Bu işler öyle kolaymı birader? Sen benim ağzımdan Said nursi mehdi-i azamdır diye bir şey duydunmu? Ama ben senin Sami efendiye varis-i nebevi dediğini duydum, ama bu sözün havada kaldı zira tek bir teyid eden yazamadın. O falancayı severmişte kitapçıya selam söylemişte vs vs. Şeyh uçmaz mürid uçurur diye boşa dememişler.. Hele gelin dinde delillerine bakın, kitapçıya selam söylemiş, e söylesin ne olacak? Çok mu mühim? Aklınızı kerametle bozmuşsunuz, tarikatın amacını da keramet sanıyorsunuz, sahabede keramet yoktu, hakikat vardı.. Siz hayal dünyanızda yaşayın, mehdi gelir kafanızı kırar bigün sizi gidi sözde tarikatçılar diye..

Ha bu arada bazı sazanlık yapacaklara baştan söyleyim, benim Sami efendi ile, Ladikli ağa ile bir alıp veremediğim yoktur, ulema-i islam başımın tacıdır, salih insanlar da öyle. Bütün konuşmam bu tebası olduğunu iddia eden ve boş konuşan bu Talib gibi, hirahos gibi minarifan gibi tarikatten habersiz hakikatten zaten bi haber guruha karşıdır... Boş konuşmalara karnımız toktur, siz Ustada düşmanlık etmeye devam edin, bakalım daha ne zırvalar duyacağız... Bunlar ahirette tek tek karşınıza çıkar, siz devam edin...

İmâm-ı Rabbânî “kuddise sirruh” hazretleri 266. mektubun sonunda diyor ki:

Tesavvuf, ehl-i sünnet i’tikâdından ve islâmiyyetin emrlerinden başka şeylere kavuşmak için değildir. Ehl-i sünnet i’tikâdının yakînî ve vicdânî olması, ya’nî sağlamlaşması, şübhe getiren te’sîrlerle sarsılmaması içindir. Akl ile, delîl ile kuvvetlendirilen îmân, böyle sağlam olamaz. Ra’d sûresi otuzuncu âyetinde meâlen, (Kalblere îmânın sinmesi, yerleşmesi ancak ve yalnız zikr ile olur) buyuruldu. Tesavvufun ikinci gâyesi, ibâdetlerde kolaylık, lezzet hâsıl olması, nefs-i emmâreden doğan tenbelliklerin, sıkıntıların giderilmesidir. Şunu da iyi anlamalı ki, tesavvufa sarılmak, herkesin bilmediklerini görmek, gaybden haber vermek, nûrları, rûhları ve kıymetli rü’yâlar görmek için değildir. Bunların hepsi, boş ve fâidesiz şeylerdir. Her zemân görülen zıyânın, çeşidli renklerin ve tabî’atdeki güzelliklerin ne kusûrları vardır ki, insan bunları bırakıp da, başka şeyler görmek için, birçok sıkıntılara katlansın. Çünki bu zıyâ da, o nûrlar da, bu güzel şekiller de, o şeyler de hepsi, Allahü teâlânın yaratdığı şeylerdir ve hepsi Onun varlığını ve kudretinin sonsuzluğunu gösteren şâhidlerdir.

Tesavvuf yolu çokdur. Bunların içinde en lüzûmlusu ve en uygunu sünnete yapışan ve bid’atlerden kaçan büyüklerimizin yoludur. Bu büyükler, her sözlerinde ve her hareketlerinde, sünnete uyup da, kendilerinde hiçbir keşf, kerâmet, hâl, görüş ve bilişler hâsıl olmaz ise, hiç üzülmezler. Fekat bunların hepsi hâsıl olup da, sünnete uymakda gevşek davranırlarsa, bunları hiç beğenmezler. İşte bunun içindir ki, bunların yolunda simâ’ ve raks, [ya’nî mûsikî ve dans gibi şeyler] yasakdır. Böyle şeylerden hâsıl olacak lezzet ve hâllere kıymet vermemişlerdir. Hattâ, yüksek sesle zikr etmeğe bid’at demişler. Bundan hâsıl olan şeylere dönüp bakmamışlardır. Birgün büyük üstâdımın huzûrunda, sofrada hizmet ediyordum. Kendilerini sevenlerden, şeyh Kemâl yemeğe başlarken, huzûrlarında yüksek sesle Besmele çekdi. Bu hâl, kendilerine çok tadsız gelip şiddetle men’ etdiler ve (Bir dahâ, bizimle berâber yemekde bulunmamasını ona söyleyiniz!) dediler. Üstâdım hazretlerinden duymuşdum ki, hâce Muhammed Behâeddîn-i Buhârî “kuddise sirruh”, Buhârâ âlimlerini toplayıp, üstâdı, seyyid Emîr Gilâl hazretlerinin evine götürdü. Yüksek sesle zikr etmek bid’atdir, bundan vaz geçiniz dediler. Seyyid hazretleri de, doğru sözü, her nerede olursa olsun, anlayıp seve seve aldıkları için kabûl buyurup, artık yapmayız dediler. Bu yolun büyükleri, zikrin bile yüksek sesle yapılmasını bu derece men’ edince, simâ’ ve raks, coşmak, zıplamak, na’ra atmak gibi şeylere, bağırmağa ne demezler?


Bu fakîre göre islâmiyyetin izn vermediği şeylerin, hâsıl edeceği bütün hâller, zevkler, hep istidrâcdır. Zîrâ, kâfirlerde ve fâsıklarda da böyle hâller hâsıl olmakda ve bu kâinât aynasında, onlar da, tevhîd, keşf gibi şeyler öğrenmekde, içlerine doğmakdadır. Eski Yunân felesoflarından ve Hindistândaki cûkiyye ve Berehmen papazlarında da, bu hâller görülmekdedir. Hâllerin doğru olmasına alâmet, islâmiyyete uygun olmaları ve harâm şeylerden hâsıl olmamalarıdır. Simâ [mûsikî] ve raks [dans], lehv ve la’bdır, ya’nî oyundur. Lokmân sûresi altıncı âyetinde, (Lehv-el-hadîs) tegannî ile okumağı yasak etmek için indi. Abdüllah ibni Abbâsın “radıyallahü anhümâ” talebesinden olan, imâm-ı Mücâhid, Tâbi’înin büyüklerindendir. Bu âyet-i kerîmenin, tegannîyi yasak etdiğini bildirdi. (Medârik tefsîri)nde, [ve büyük âlim Senâullah-i Pânî Pûtî hazretlerinin on cild olan (Tefsîr-i Mazharî)sinde], (Lehv-el-hadîs) musikî demekdir diyor. Abdüllah ibni Abbâs ve Abdüllah ibni Mes’ûd “radıyallahü anhüm”, bu âyet-i kerîmenin, tegannîyi yasak etdiğine yemîn etmişdir. İmâm-ı Mücâhid, Furkan sûresi, yetmişikinci âyetinin meâl-i şerîfinin, (Günâhları afv ve magfiret edilecek olanlardan biri, tegannî, şarkı okunan yerlerde bulunmıyanlardır) olduğunu bildirdi. İ’tikâdda mezhebimizin imâmı olan, Ebû Mensûr-i Mâ-Türîdînin, (Zemânımızdaki, tegannî ile okuyan hâfızların, nağmelerini işiterek, Kur’ân-ı kerîmi ne güzel okudun diyen kimse, kâfir olur. Karısı boş olur. O zemâna kadar, yapdığı ibâdetlerinin sevâbı gider) dediğini, kitâblar yazmakdadır. Ebû Nasr-ı Debbûsî buyuruyor ki, kâdî Zahîreddîn-i Hârezmî buyurdu ki, (Bir şarkıcıdan veyâ başka bir yerden tegannî dinliyen veyâ başka, herhangi bir harâm işi gören kimse, harâm olduğuna inanarak veyâ inanmıyarak, bunlara, ne güzel dese, o anda îmânı gider. Çünki Allahü teâlânın emrine ehemmiyyet vermemiş olur. İslâmiyyete kıymet vermiyen kimsenin, kâfir olacağını, bütün müctehidler, sözbirliği ile bildirmişdir. Böyle kimselerin ibâdetleri kabûl olunmaz. Önce kazanmış olduğu sevâblar yok edilir. Böyle felâketden Allahü teâlâya sığınırız!).


Mûsikînin harâm olduğunu bildiren, âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfler ve fıkh âlimlerinin yazıları o kadar çokdur ki, saymak güçdür. Tegannînin câiz olduğunu gösteren, mensûh bir hadîs veyâ bir fetvâ görülürse, ehemmiyyet vermemelidir. Çünki hiçbir âlim, hiçbir zemânda, tegannînin mubâh olduğuna fetvâ vermemiş, raks [dans] etmeğe izn verilmemişdir. İmâm-ı Zıyâeddîn-i Şâmî “rahmetullahi aleyh”, (Mültekıt) adındaki kitâbında böyle bildirmekdedir.

[B]Tesavvufcuların birşeyi yapıp yapmaması, halâl veyâ harâm olmasını göstermez. Onlara bakılmaz. Yapdıklarına da birşey demeyiz. Ma’zûr görürüz. Onların hâlini, Allahü teâlâ bilir ve bildiği gibi karşılar. Birşeyin halâl veyâ harâm olduğunu anlamak için, imâm-ı a’zam Ebû Hanîfenin, imâm-ı Ebû Yûsüf Ensârînin ve imâm-ı Muhammed Şeybânînin sözlerine bakılır. Ebû Bekr-i Şiblî ve Ebül-Hüseyn-i Nûrî ve Cüneyd-i Bağdâdî “rahmetullahi aleyhim” gibi, tesavvuf büyüklerinin yapıp yapmadıklarına bakılmaz. [Fekat, bunların islâmiyyetden verdikleri haberler çok doğrudur. Bildirdiklerinin hepsine inanmak ve uymak lâzımdır.] İslâmiyyetden ve tarîkatden haberi olmıyan, ham sofular, pîrimiz böyle yapdı diye, behâne ederek, hayhuy etmeği, tegannî ve dans etmeği, din ve ibâdet hâline sokmuşlar. Bunlarla sevâb kazanıyoruz sanmışlar. En’âm sûresinin yetmişinci ve A’râf sûresinin ellinci âyetinde meâlen, (Ey sevgili Peygamberim “sallallahü aleyhi ve sellem”! Dinlerini, ibâdetlerini, [şarkı ile, mûsikî ile] oyun ve eğlence hâline sokanlardan uzak ol! Onlar Cehenneme gideceklerdir) buyurulmuşdur.

Yukarıda bildirilenlerden anlaşılıyor ki, harâm olduğu kat’î olan işleri, beğenen kâfir olur. Müslimân değildir, mürted olmuşdur. [Hâlbuki harâmları, tatlı gelse dahî, çirkin bilerek, üzülerek yapanlar kâfir olmaz.] O hâlde, düşünmeli ki, harâmlara kıymet verenlerin ve bunları ibâdet bilenlerin hâli ne oluyor? Cenâb-ı Hakka sonsuz hamd ve şükr olsun ki, bizi yetişdiren büyüklerimiz, bu pisliğe bulaşmadı. Kendilerine uyarak, bu şenî’ şeyleri yapmakdan bizleri kurtardılar.

TASAVVUFSUZ OLMAZ , TARİKATSIZ, ŞEYHSİZ OLUR...

Caiz olur ki, şeyhin tavassutu olmadan, Sübhan Hakkın fazlı terbiye ede... Kendisini, zikir tekrarı ile mukarrebin zümresinden kılar. Hatta, zikir tekrarı olmadan, yakınlık mertebeleri ile müşerref olması, Allahu Teala'nın veli kulları arasına girmesi caiz olur.

437. mektub...

hirahos
23-11-2009, 13:40
Bir zamanlar bu forumda yazan kardeş, kulağınız çınlıyor mu bilmem, ama aslı olmayan "Mektubat" yorumlarınız işte böyle yayılmış oldu. Sizin kendi tevillerinizi böyle kullanıyorlar işte...

reddulevham kardeşim, siz bilmezsiniz. Siz yenisiniz. 2 sene önce bu forumda yazan başka bir kardeşi kastediyorum. :)

reddulevham
23-11-2009, 13:42
o yanlışsa sen doğrusunu yaz birader, eldeki mevcut tüm tercümelerden ve arapçasını da yaz, arapçasının altına da tek tek kelime kelime sen tercüme et... bakalım kiminki doğru? Sen HHIŞIK tercümesinide yanlışlıyorken doğrusunu yazamadın, buna da yanlış dedin yaz doğrusunu...

hirahos
23-11-2009, 13:56
O mübarek cübbe, Nursi merhuma geçinceye kadar Asiye Mülazımoğlu hanım zamanının mücedditi ve en büyük velisiydi.

Ondan önce de Müceddit ve en kamil alim, dede Küçük Aşık idi...

Şimdi de zamanımızın Mücedditi ve en alim zatı Badıllı'dır... Neden çünkü Cübbe kimdeyse Müceddit odur. İtirazı olan? :)

sufi7007
23-11-2009, 14:00
O mübarek cübbe, Nursi merhuma geçinceye kadar Asiye Mülazımoğlu hanım zamanının mücedditi ve en büyük velisiydi.

Ondan önce de Müceddit ve en kamil alim, dede Küçük Aşık idi...

Şimdi de zamanımızın Mücedditi ve en alim zatı Badıllı'dır... Neden çünkü Cübbe kimdeyse Müceddit odur. İtirazı olan? :)

Aman bunu Adnan Oktar işitmesin.

Ne eder eder o A. BADILLI'yı aşireti ile birlikte satın alır...

Tarihi "Cübbe"yi de altın sarısına boyatıp sırtına gecirir ve TV'lere çıkar:

"İşte son alamet de sırtımda" diye...

"Cübbeli" Ahmed'e inat...
:offtp:

reddulevham
23-11-2009, 14:00
Hirahos komiklik yapma da konu sulanmasın... dedim ki ekürin de geldiiii

sufi7007
23-11-2009, 14:04
Hirahos komiklik yapma da konu sulanmasın... ii

Son iki mesajıma ne oldu ?

Ecinniler mi karışıyor mesajlarımın görünmesine...

Fail-i Mutlak konusunda bir ehl-i tasavvuf ile tartışmak çok acemice bir iştir demek istemistim.

(Kimseye hakaret vs yoktu ... reddulevham takdir-i ilahi vs. diye yazmıs ta ona cevaben..)

reddulevham
23-11-2009, 14:07
Sen ehl-i tasavvuf değilsin, olamazsında.. ehil olmak zor iştir minarifan, lafla olmaz...

sufi7007
23-11-2009, 14:08
Sen HHIŞIK tercümesinide yanlışlıyorken doğrusunu yazamadın, buna da yanlış dedin yaz doğrusunu...

Mektubat-ı Rabbani ve HHISIK Tercumesi diye bir başlık açabilirsiniz...

hirahos
23-11-2009, 14:33
Neyse canım, Mektubat konusuna bir daha en başından başlamayalım. Herkesin okuması yazması vardır. Mürekkep yalamışlığı da... Bir kaç farklı tercümeden takip edilirse az da olsa anlaşılacağını ümid ediyorum. İnşallah. Şart ki zamanla da olsa Mektubat'ın tamamını okuyunuz. Çünkü Mektubat'ta herkesin anlayabileceği çok açık ifadeler de vardır. Böyle ıstılah içermeyen. Bunlara rast gelinse dahi işin aslı nedir fark edilecektir, zannediyorum... :ppty

talib
23-11-2009, 20:57
reddülevham sen sana söylenileni anlamakta acziyet gösterir iken nerede kaldı mektubatı anlamak?

Bu ümmetin büyüklerini ne kadar kolay harcayabileceğini zannediyorsun!? Sen değil ağa baban gelse, hakikati değiştiremezler.

Sana yazdıklarımın başka okuyacaklar için yeterli olduğunu düşünüyorum. Seni ise talib paklayamaz. Sana lazım gelen ilim değildir. Baka bir şeydir. Senin okumuşun daha zarar olacaktır diye düşünüyorum. Bırak okuma, bu şekilde devam et ki, millet bu sözlerinin cehaletten geldiğini bilsinler de ilimden geldi zannına kapılmasınlar.

Şimdi Cübbe'yi elinde tutan Badıllı'yı da biliriz biz. Evvela nurcu sitesi cevaplar.org 'da bir söz etti, sonra sözünü oradan kaldırmak zorunda kaldılar. İş ilimle olsa idi o senden daha çok okumuş idi ama ona da kâr etmedi okuması. Bugünün hırsızlarının büyükleri hep okumuşlardır. Okumak bazı şeyleri paklamıyor. Kimini daha tehlikeli eder.

Büyükler hakkındaki bu ucuz tavrınla bilgi seni daha cesur ve bilinçsiz kılacaktır.

Bundan sonra sana cevap verecek değilim. Ancak konuyu sabote ediyorsun ve son yorumları okuyanlar kısır bir çekişmeden başka bir şey göremeyeceklerdir. Çünkü seninle ortaya konulabilecek olan budur.

Allah selamet versin sana. Tavsiyem odur ki, git nurcu sitelere, orada at dur. Tarikat yoktur; uçan şeyhler; en büyük, en güçlü, en yüksek makam sahibi Üstaz benim kidir vs diye. Bak ne kadartakdir toplayacak, seni nurcu ağabeyi diye alkışlayacaklar.

Sofuoglu
23-11-2009, 21:06
TASAVVUFSUZ OLMAZ , TARİKATSIZ, ŞEYHSİZ OLUR...

Caiz olur ki, şeyhin tavassutu olmadan, Sübhan Hakkın fazlı terbiye ede... Kendisini, zikir tekrarı ile mukarrebin zümresinden kılar. Hatta, zikir tekrarı olmadan, yakınlık mertebeleri ile müşerref olması, Allahu Teala'nın veli kulları arasına girmesi caiz olur.

437. mektub...


Bu konuda, İman abidesi, büyük mücahid, hakikat güneşi, Bediüzzaman Hazretleri’nin 29. mektubu mevcuttur. Şöyle der:

“Tarikatın dini ve uhrevî ve ruhânî çok mühim ve ulvî neticelerinden sarf-ı nazar, yalnız Âlem-i İslâm içindeki kudsî bir râbıta olan uhuvvetin inkişafına ve inbisatına en birinci, te’sirli ve hararetli vasıta tarikatlar olduğu gibi; âlem-i küfrün ve siyaset-i hıristiyaniyyenin, Nûr-u İslâmiyeti söndürmek için müdhiş hücumlarına karşı dahi, üç mühim ve sarsılmaz kal’a-i İslâmiyyeden bir kal’asıdır.

Merkez-i Hilafet olan İstanbul’u, beşyüz elli sene bütün âlem-i hıristiyaniyyenin karşısında muhafaza ettiren, İstanbul’da beşyüz yerde fışkıran envâr-ı Tevhid; ve o Merkez-i İslâmiyedeki ehl-i imanın mühim bir nokta-i istinadı, o büyük camilerin arkalarındaki tekkelerde ‘ALLAH, ALLAH!’ diyenlerin kuvvet-i imaniyeleri ve Mârifet-i İlâhiyyeden gelen bir muhabbet-i ruhanî ile cuş-u huruşlarıdır.

İşte ey akılsız hakimiyet-füruşlar ve sahtekâr milliyet-perverler! Tarikatın hayat-ı içtimaiyenizde bu hanesini çürütecek hangi seyyiatlardır, söyleyiniz?.”


İşte o zât tarikatı böyle ifade ediyor. İman abidesi, büyük mücahid, Bediüzzaman Hazretlerinin izini takip edenler ne yapiyor peki?

hirahos
24-11-2009, 00:22
Sofuoğlu ağabeyim ve sevgili dostlarım. Mektubat'ın orasından burasından bir kaç cümle alınıyor ve o cümleler keyfi olarak yorumlanıyor. İsteğe göre... Ve bu alıntılar istenilen netice için güya bir çıkış noktası oluyor! Ölçü yok. Usül (yöntem) yok. İlmi destek yok.

Çoğu zaman o cümlelerin öncesi sonrası da verilmiyor. Tam tabiriyle siyak ve sibakından koparılmış cümleler üzerine keyfi görüşler inşa ediliyor.

Bu şahsi yorumlarda ne Şeriat ilimleri esas alınmıştır ne de Tarikat ilimleri... Bunun ispatı da çok kolaydır:

Bakınız Kaya dahil, böyle şahsi yorumlar yapanlara: Ne başka bir Eserden, (Nursi hariç) ne başka bir Alimden, ne de başka bir Meşayıhtan (Tasavvuf aliminden) herhangi destekleyici bir söz getirebiliyorlar. Varsa yoksa önünden arkasından soyutlanmış Mektubat cümleleri ve arkasından keyfi neticeleri... İmam Rabbani Efendi böyle söylemiş oluyor. Arada başka bir kimseyi, alimi, alıntıyı asla göremezsiniz.

Sanki Mektubat, doğrudan muhatabı onlar imiş gibi, bu şahsi yorum sahiplerine yazılmıştır! 400 senedir onlardan başka bu Mektubat'ı okuyan ve yaşayan olmamış gibidir.

Yukarıda tavassut ve tavassutsuzluk ile ilgili bir bahis var idi. Onun da sonrası verilmemiştir. Şeyhin tavassutu olmadan (yani aracılığı, vesileliği olmadan)... Sonrasında der ki İmam Hazretleri bu çok çok nadirdir. Çoğunluk için değildir. Başka bir mektubunda da bunların selef alimlerinden çok az bir kimse olduğunu izah eder. Nadirattandır. (Bkn. 367. Mektup) Nadirlerin nadiri de yok hükmündedir.

Yanisi, selef alimlerinden çok nadir kimseler için geçerli olan bir sözü "şeyhsiz" "tarikatsiz" cemaat kalabalıklarına yama yapıyorlar. (Selef alimi: Asr-ı Saadete, yani Peygamber Efendimiz ve Ashabına en yakın zamanların uleması demektir.)

Siz cümlenin sonrasını vermezseniz, başka yerdeki ifadelere bakmazsanız, işte getirir bugünkü bütün cemaat ehli bu cümlenin hükmü altında derseniz, büyük bir yanlışa da imza atmış olursunuz. Bunun tabii ki vebali olacaktır. Bakalım, gün gelip İmam Hazretlerinin yüzüne nasıl bakacaklar?

"Tavassut" ve "tavassutsuzluk" asla onların anladığı ve yansıttığı gibi değildir. Fena alemlerinde salik yok olunca, bu hale İmam Hazretleri "tavassutsuzluk" demektedir. Mesela fenafişşeyh, fenafirresul makamlarıdır. Yoksa tavassutsuzluk yansıttıkları gibi tarikatsızlık ve mürşidsizlik değildir. Bu konunun ayrıntısı için lütfen tıklayınız ve hassaten rica ediyorum ki lütfen okuyunuz:

http://www.ihvanforum.org/tasavvuf/65718-ne-nedir-yctiba-ynabe-cezbe-suluk-murad-murid/

reddulevham
24-11-2009, 13:23
Mektubat-ı Rabbani ve HHISIK Tercumesi diye bir başlık açabilirsiniz...

Konuyu açıp ilgli tercümelerle birlikte işin doğrusunu yazmak size düşer zira HHIŞIK tercümesinin sakat olduğunu iddia eden sizlersiniz veee müddei iddiasını isbat ile mükelleftir. İşte bu kadar...

reddulevham
24-11-2009, 13:31
Bu konuda, İman abidesi, büyük mücahid, hakikat güneşi, Bediüzzaman Hazretleri’nin 29. mektubu mevcuttur. Şöyle der:

“Tarikatın dini ve uhrevî ve ruhânî çok mühim ve ulvî neticelerinden sarf-ı nazar, yalnız Âlem-i İslâm içindeki kudsî bir râbıta olan uhuvvetin inkişafına ve inbisatına en birinci, te’sirli ve hararetli vasıta tarikatlar olduğu gibi; âlem-i küfrün ve siyaset-i hıristiyaniyyenin, Nûr-u İslâmiyeti söndürmek için müdhiş hücumlarına karşı dahi, üç mühim ve sarsılmaz kal’a-i İslâmiyyeden bir kal’asıdır.

Merkez-i Hilafet olan İstanbul’u, beşyüz elli sene bütün âlem-i hıristiyaniyyenin karşısında muhafaza ettiren, İstanbul’da beşyüz yerde fışkıran envâr-ı Tevhid; ve o Merkez-i İslâmiyedeki ehl-i imanın mühim bir nokta-i istinadı, o büyük camilerin arkalarındaki tekkelerde ‘ALLAH, ALLAH!’ diyenlerin kuvvet-i imaniyeleri ve Mârifet-i İlâhiyyeden gelen bir muhabbet-i ruhanî ile cuş-u huruşlarıdır.

İşte ey akılsız hakimiyet-füruşlar ve sahtekâr milliyet-perverler! Tarikatın hayat-ı içtimaiyenizde bu hanesini çürütecek hangi seyyiatlardır, söyleyiniz?.”


İşte o zât tarikatı böyle ifade ediyor. İman abidesi, büyük mücahid, Bediüzzaman Hazretlerinin izini takip edenler ne yapiyor peki?

Allah razı olsun Sofuoğlu ağabey, yanlız bizim bu hakikatlere itirazımız yoktur ki.. Bizde aynen Ustadımın dediği gibi kabul ediyoruz, hakaik-ı tarikate karşı boynumuz kıldan incedir de, bu piyasadaki uçan kaçan cinse karşı itirazımız var. Neden dersen, birilerine manevi meclislerde taclar giydiriliyor birilerine makamlar veriliyor ama bu gavsul azam kutbul ekber ekmel mükemmel mürşidi hakikilerin bundan haberi yok, tebası olduğunu sanan sanal tarikatçilerin zaten yok, herkes gavs, herkes kutup herkes şeyhul azim, herkes sultan, herkes veraset-i nübüvvet makamında nasıl oluyorsa bu iş...

Aslında Ustadıma saman altından su yürüterek saldıran bu güruhun yine Ustadımı Mehdi-i azam ilan ilan etmek için olmadık teviller yapan nurcu gürühundan hiç bir farkları yok...


Hirahos sana gelince; sen mektubat-ı rabbaniyi bile kendine göre yontarsan işimiz zor, işine gelmeyen yere hemen bi kulp takıyorsun. Madem yazdığım yanlıştır, o halde doğrusunu buraya yazarsın, herkes görür Hirahos arapçayı ne kadar bilir? Mektubat-ı Rabbaniyi ne kadar anlar...

Sofuoglu
24-11-2009, 13:42
18 sayfaya ulasmis bir konuda,soyle bir toparlama yaparsak,

sonuc olarak


Aslında Ustadıma saman altından su yürüterek saldıran bu güruhun yine Ustadımı Mehdi-i azam ilan ilan etmek için olmadık teviller yapan nurcu gürühundan hiç bir farkları yok...

bunu kabul ediyorsan ,daha ne anlatmaya calisiyorsunki,
birakin kimin kimden farki olmadigina okuyanlar yada takip edenler karar versin......!

sonunda hatayi gorup kabul ettiginiz icin,Allah(c.c) sizdende razi olsun...

fakiri
24-11-2009, 13:54
Bir insanın kendi bahçesinde yetişen fakat henüz olmamış HAM MEYVE'ler bile insanlara fayda sağlamazlar. Yenilecek olunsa, hem olgunlaşmamış bir meyve koparılmış olur hem de kimseye bir fayda sağlanılmamış olur. Olgunlaşmış meyve olmak lazımdır.

reddulevham
24-11-2009, 14:21
18 sayfaya ulasmis bir konuda,soyle bir toparlama yaparsak,

sonuc olarak

bunu kabul ediyorsan ,daha ne anlatmaya calisiyorsunki,
birakin kimin kimden farki olmadigina okuyanlar yada takip edenler karar versin......!

sonunda hatayi gorup kabul ettiginiz icin,Allah(c.c) sizdende razi olsun...

Tek benim kabul etmem yetmeeeezzz, siz de kabul edeceksiniz, aynı cins tarikatçi gürüha sizde engel olacaksınız ki bir yere varalım..

Sizler piyasadaki sözde maşayıhı allayıp pullayıp satmayacaksınız ki nurcu güruhuda size karşı aynını yapmasın... Yani ele verir talkını kendi yutar salkımı olmasın. Yoksa bu Talip& Hirahos&Minarifan triosu sallamasyon konuşmaya bizde düzeltme-hatırlatma babından cevap vermek zorunda kalmaya devam edeceğiz...

Ustadım hadislerde bildirilen Mehdi-i azam değildir, mehdiyetin 3 vazifesinden biri ve en büyüğü olan tecdid-i iman vazifesini yapmıştır ve risalei nurlar bu asırda Kur'an ve hadisten sonra en büyük hüccet-i imaniyedir diye inanıyorum. Hadislerde bildirilen ve yeryüzünde ahkam-ı diniyeyi hakim kılacak ve şer'i şerifi bizzat Hz İsa ile birlikte tatbik edecek mehdi-i meşhuru ise beklemekteyim, Allah ordusunda vazifedar olmayı nasip etsin ömür yeterse.

Sofuoglu
24-11-2009, 14:32
tamam kardes basim gozum ustune:shake2:

reddulevham
24-11-2009, 14:33
başın gözün varolsun

hirahos
26-11-2009, 10:30
Bir risale forumunda bu konular üzerine konuşuyorduk. Netice buraya kadar geldi:

imam-ı rabbani hazretleri bu zamanda yaşasaydı ancak Üstadın talebesi olabilirdi.

Denildi.

Maalesef işte durum budur. Aslında İmam Rabbani Hz.lerini filan taktıkları da yok. Sırf Müslümanlara "davaları" kabul ettirmek için çeşni olarak kullanıyorlar.

Böyle olmayan bütün nurcuları tenzih ederim. Onlardan ricam bu konularda hak neredeyse orada olmalarıdır. Kol kırılıp yen içinde kalmasın. :)

elcevaz13
27-11-2009, 09:21
Böyle olmayan bütün nurcuları tenzih ederim. Onlardan ricam bu konularda hak neredeyse orada olmalarıdır. Kol kırılıp yen içinde kalmasın. :)
Zaten Üstadımız Hazretleri şöyle diyor:
Fenn-i âdâb ve ilm-i münazaranın uleması mâbeynindeki hakperestlik ve insaf düsturu olan şu:
"Eğer bir meselenin münazarasında kendi sözünün haklı çıktığına taraftar olup ve kendi haklı çıktığına sevinse ve hasmının haksız ve yanlış olduğuna memnun olsa, insafsızdır." Hem zarar eder. Çünkü haklı çıktığı vakit, o münazarada bilmediği birşeyi öğrenmiyor. Belki gurur ihtimaliyle zarar edebilir. Eğer hak hasmının elinde çıksa, zararsız, bilmediği bir meseleyi öğrenip menfaattar olur, nefsin gururundan kurtulur. Demek insaflı hakperest, hakkın hatırı için nefsin hatırını kırıyor. Hasmının elinde hakkı görse, yine rıza ile kabul edip taraftar çıkar, memnun olur.
İşte bu düsturu ehl-i din, ehl-i hakikat, ehl-i tarikat, ehl-i ilim kendilerine rehber ittihaz etseler, ihlâsı kazanırlar. Ve vazife-i uhreviyelerinde muvaffak olurlar. Ve bu fecî sukut ve musibet-i hazıradan rahmet-i İlâhiye ile kurtulurlar.
http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/lema/b698.gif

sufi7007
01-12-2009, 07:36
ihvanforumda açtığım Hiç kimseye hakaret, Tekfir vb. içermeyen "NEDİR BU RİSALECİLERİN MEHDİ TAKINTISI" başlıklı konusunun kapatılmasını kınıyorum.

"Risalecilerin asla ve asla "Mehdi Takıntısı" yok" diyenler buyursun şu başlıkta devam etsinler ve (mümkün ise) ikna etsinler...

http://www.ihvanforum.org/risale-i-nur/66033-risalecilerin-quotmehdi-takyntysyquot-var-my-yok-mu/

dostluk
01-12-2009, 11:57
Bir risale forumunda bu konular üzerine konuşuyorduk. Netice buraya kadar geldi:

imam-ı rabbani hazretleri bu zamanda yaşasaydı ancak Üstadın talebesi olabilirdi.

Denildi.

Maalesef işte durum budur. Aslında İmam Rabbani Hz.lerini filan taktıkları da yok. Sırf Müslümanlara "davaları" kabul ettirmek için çeşni olarak kullanıyorlar.

Böyle olmayan bütün nurcuları tenzih ederim. Onlardan ricam bu konularda hak neredeyse orada olmalarıdır. Kol kırılıp yen içinde kalmasın. :)

bunu diyen anca anca kendini bilmez ,taassup sahibi beyin olabilir..!

bu tür beyinlerde her cemaatte var,müceddid yenileyici olduğu halde imamı rabbani hazretlerinin bilgisini bir hadis aliminden aşağı gören bildirdiği bilgiye hurafe diyen akılsızların varlığı gibi..!!

hirahos
01-12-2009, 12:28
Yok efendim. Çıkıp da bir tane forum üyesi, "hop kardeşim bu nasıl söz, haddini bil" demedi. Sükut ikrardan gelir. Demek ki bir kaç haddini bilmez, taassup ehli değildir. Kanser vücudu sarmış.

reddulevham
01-12-2009, 13:58
maşallah ellerinde makam ölçerleri olanlar şeyh/alim yarıştırmaya devam ediyorlar.. bunun müsebbibi kimdir? Nurcu yazar dediği bir adamın yazısını buraya taşıyarak milletin bilerek veya bilmeyerek birbirine ve ulemaya ve şeyh kabul edilen kişilere hakatret etmelerine sebep olan kimdir? Elbette ve elbette hirahos. Bide timsah gözyaşları dökme bari, amacına ulaştın, sen Ustada hakaret edilmesine sebep oldun, hakarete seyirci kaldın, hakaret edenlere teşekkür ettin, sürekli yarayı kaşıdın, cahil cühela gençlerin saçmalamasına sebep oldun. Suret-i haktan görünüp hala konuşuyorsun ya ona şaşıyorum...

reddulevham
01-12-2009, 14:05
reddülevham sen sana söylenileni anlamakta acziyet gösterir iken nerede kaldı mektubatı anlamak?

Bu ümmetin büyüklerini ne kadar kolay harcayabileceğini zannediyorsun!? Sen değil ağa baban gelse, hakikati değiştiremezler.

Sana yazdıklarımın başka okuyacaklar için yeterli olduğunu düşünüyorum. Seni ise talib paklayamaz. Sana lazım gelen ilim değildir. Baka bir şeydir. Senin okumuşun daha zarar olacaktır diye düşünüyorum. Bırak okuma, bu şekilde devam et ki, millet bu sözlerinin cehaletten geldiğini bilsinler de ilimden geldi zannına kapılmasınlar.

Şimdi Cübbe'yi elinde tutan Badıllı'yı da biliriz biz. Evvela nurcu sitesi cevaplar.org 'da bir söz etti, sonra sözünü oradan kaldırmak zorunda kaldılar. İş ilimle olsa idi o senden daha çok okumuş idi ama ona da kâr etmedi okuması. Bugünün hırsızlarının büyükleri hep okumuşlardır. Okumak bazı şeyleri paklamıyor. Kimini daha tehlikeli eder.

Büyükler hakkındaki bu ucuz tavrınla bilgi seni daha cesur ve bilinçsiz kılacaktır.

Bundan sonra sana cevap verecek değilim. Ancak konuyu sabote ediyorsun ve son yorumları okuyanlar kısır bir çekişmeden başka bir şey göremeyeceklerdir. Çünkü seninle ortaya konulabilecek olan budur.

Allah selamet versin sana. Tavsiyem odur ki, git nurcu sitelere, orada at dur. Tarikat yoktur; uçan şeyhler; en büyük, en güçlü, en yüksek makam sahibi Üstaz benim kidir vs diye. Bak ne kadartakdir toplayacak, seni nurcu ağabeyi diye alkışlayacaklar.

Erkek olan benim bir tek yerde tarikat yoktur, en büyük, en güçlü, en yüksek makam sahibi Üstaz benim kidir dediğimi isbat eder.

Yukardaki lakırdılar zaten boştur, cevap sükuttur. Yanlız bu son paragrafı isbat etmeyen ne olsun Talip sen söyle..

Hasan
01-12-2009, 14:38
NURCULARIN TAASSUB U DİYE YIRTINIP DURUYORSUNUZ

Ve akabinde bir takım örnekler,evet doğru bu iddanız türünde yazanlar var,e ama bu türde bir sürü yazan var hemde çoğunluğu ehli tarik.Olsun yazsınlar onlar varsın şeyhlerini mehdi bilsinler,ama şu bir gerçek ki siz işin doğrusunu bile bile sadece fitne amaçlı birsürü saçmalığın peşinde koşup durmaktasınız.

Sizinki taasub değil kasıt buna eminim,ALLAH sizi ıslah etsin,ula şu mehdi gelsede kurtulsak sizden be,

Hadislerde mehdi şekli şemali işi ameli tarif edilmiş,bize isnad ettikleriniz ise ölmüş gitmiş mubarek üstadımız üzerinden bir saldırı,biz salaktık ya ölmüş mubareğe mehdilik veriyoruz,eğer mehdi üstad ise ümmeten sıçtık ozaman mehdi öldü gitti ne halt edicez.Siz bizi hakkaten salakmı sanıyosunuz yoksa sabrımızı kullanıp çirgeflik sınırınızı mı genişletiyorsunuz.

Mecazen kullanılan ve literatürde misali olarak geçen mehdilik makamı hakkındaki bir sürü yazıyı alıp kendi işinize geldiği gibi provake kullanmak sadece fitnedir,sırf islam davası adına size hakkım helal değilidr.

agbi
01-12-2009, 14:48
NURCULARIN TAASSUB U DİYE YIRTINIP DURUYORSUNUZ

Ve akabinde bir takım örnekler,evet doğru bu iddanız türünde yazanlar var,e ama bu türde bir sürü yazan var hemde çoğunluğu ehli tarik.Olsun yazsınlar onlar varsın şeyhlerini mehdi bilsinler,ama şu bir gerçek ki siz işin doğrusunu bile bile sadece fitne amaçlı birsürü saçmalığın peşinde koşup durmaktasınız.

Sizinki taasub değil kasıt buna eminim,ALLAH sizi ıslah etsin,ula şu mehdi gelsede kurtulsak sizden be,

Hadislerde mehdi şekli şemali işi ameli tarif edilmiş,bize isnad ettikleriniz ise ölmüş gitmiş mubarek üstadımız üzerinden bir saldırı,biz salaktık ya ölmüş mubareğe mehdilik veriyoruz,eğer mehdi üstad ise ümmeten sıçtık ozaman mehdi öldü gitti ne halt edicez.Siz bizi hakkaten salakmı sanıyosunuz yoksa sabrımızı kullanıp çirgeflik sınırınızı mı genişletiyorsunuz.

Mecazen kullanılan ve literatürde misali olarak geçen mehdilik makamı hakkındaki bir sürü yazıyı alıp kendi işinize geldiği gibi provake kullanmak sadece fitnedir,sırf islam davası adına size hakkım helal değilidr.

Bazı arkadaşlar KOPYALAMA yı iyi biliyorlar.

Ben burada Toplumca Milyonlarca kişi tarafından kabul edilmiş Hiç Bir İslam alimini irdeleyecek ilme sahip olan kişi olduğuna İNANMIYORUM.

Hele Hele Büdüüzaman ı irdelemek veya saldırmak için kullanmak Haşa.

hirahos
01-12-2009, 15:10
reddul evham kardeşim,

ESRARNAME - hamİm sayfasi - Blogcu (http://hamim.blogcu.com/esrarname/250511)

Bu esrarname eseri Tahşiye yayınlarına mı aittir? Ve siz bu reddul evham ismini Tahşiye yayınlarından çıkan "reddul evham" serisinden mülhem mi aldınız?

Risâle-i Nur, şerh, îzâh, tahşiye (http://www.tahsiye.com/kat.asp?kt=3)

efruz
01-12-2009, 16:28
Konuyu etidleyeyim dedim ama ne mümküm çığırından çıkmış

Rabbim bizlere akıl fikir versin.

Konunun tartışılacak birşeyi kalmamış.