Orijinalini görmek için tıklayınız : Bir İstanbul Var Sevdiğim Gerisi Boş....
Rüveydaa
14.06.2006, 20:05
Bana kalk gidelim deme bu şehirden
Ben sevgisini yüreğime kazımışım bu şehrin
Ayrılık bana komaz
Hani duymasam martı çığlığını, ezan sesini
Hani görmesem
Kız kulesinin çırpınan denizini
Belki terk etmek kolay olurdu bu şehri
Bana kalk gidelim deme bu şehirden
Kolay mıdır yardan ayrılmak
Bu şehir minarelerini dikmiş yüreğime
Kolay mı sanırsın yıkmak
Gel vazgeç koparma gülü dalından
Koma beni yurtsuzlar yurdunda
Bana kalk gidelim deme bu şehirden
Bir yaz daha göreyim ölmeden
Bir çay daha içeyim büyükada da
İlkbaharında aşık olayım
Sonbaharında yalnız kalayım
Bir şiir daha yazayım n'olur
Bana kalk gidelim deme bu şehirden
Bırak da kara toprağının tadına varayım
...
Kahraman Tazeoğlu
Rüveydaa
14.06.2006, 20:06
Canım İstanbul
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...
Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul`da bul!
İstanbul,
İstanbul...
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i...
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şoyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul…
Necip Fazıl Kısakürek
Rüveydaa
14.06.2006, 20:08
istanbul destanı- 2
kırk değirmen taşı gibi dönmektedir
orkinos dediğin balıkların şahı orkinos mavzerle gözünden vurulur
denizin içinde ağaçlar devrilir
kan çanağına döner dalyanın yüzü
camgöbeği yeşili bulanır
bir çırpıda kırk orkinos
reisin sevinçten dili dolanır
bir martı gelir konar direğe
atılan kolyosu havada yutar
bir başkasını beklemez gider
balıkçı gülümser tatlı tatlı
adı marikadır bu martının der
her zaman böyle gelir böyle gider
istanbul deyince aklıma adalar
gelir dünyanın en kötü fransızcası orda harcanır
çalımından geçilmez altmışlık madamların
ağzı dili olsa da tenhadaki çamların
görüp göreceği rahmeti anlatsa insanların
istanbul deyince aklıma kuleler gelir
ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
ama şu kızkulesinin aklı olsa
galata kulesine varır
bir sürü çocukları olur
istanbul deyince aklıma
tophane`de küçücük bir sokak gelir
her allahın günü kahvelerine
anadolu’dan bir sürü fakir fukara gelir
kimi dilenecek dilenmesine utanır
kiminin elinde bir süpürge peyda olur uzun
dudaklarında kirli paslı bir tebessüm
çöpçü olmuştur bugüne bugün
kiminin sırtında perişan bir küfe
kiminin sırtında nakışlı semer
şehrin cümbüşüne katılır gider
kalın yağlı bir kolana koşulur
piyano taşırlar omuz omuza
kendinden ağır yükün altında adamlar
balmumu gibi erir dururlar
sonra kanter içinde soluk alırlar
nazik eşya nazik hamallar ister neylersin
ama onlar kadar piyanoyu ciddiye alırlar mı dersin
nazdan nazik çiniden bilezik eller
derken
karşı radyoda gayetle mülayim bir ses
evlere şenlik üstad sinir zulmettin
hacıyağına bulanmış sesiyle esner:
gamı şadiyi felek
böyle gelir böyle gider
istanbul deyince aklıma
stadyum gelir
güne güneşe karşı yirmibeşbin kişi
hepsinin dudağında istiklal marşı
bulutlar atılır top top pare pare
yirmibeşbin kişilik bir aydınlık içinde eririm
canım ağzıma gelir sevinçten hilafsız
isteseler bir gelincik gibi koparır veririm
istanbul deyince aklıma
stadyum gelir
kanımın karıştığını duyarım ılık
ılık memleketimin insanlarına
daha fazla sokulmak isterim yanlarına
ben de bağırırım birlikte
avazım çıktığı kadar
göğsümü gere gere
ver lefter`e yaz deftere
stadyum gelir
istanbul deyince aklıma
binlerce insanın aynı anda
aynı şeyi duymasından doğan sevincin
heybetini düşünürüm
birbirine eklenir kafamda
binler yüzbinler milyonlar
sonra bir mısra havalanır ürkek
bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar
istanbul deyince aklıma
yahya kemal gelirdi bir eyyam
şimdi orhan veli gelir
demindenberi dilimin ucundasın orhan veli
demindenberi senin tadın senin tuzun
senin şiirin senin yüzün
yaralı bir güvercin misali başımın üstünde dolanır durur
gelir sessizce konar bu şiirin bir yerine
neresine mi arayan bulur
erbabı bilir
deli eder insanı bu şehir deli
kadehlerin çınlasın orhan veli
istanbul deyince aklıma sait faik gelir
burgaz adasında kıyıda
mavi gözlü bir çocuk büyür döne döne
mavi gözlü bir ihtiyar balıkçı gencelir küçülür
ikisi bir boya geldi mi sait kesilirler
bütün istanbul’u dolaşırlar elele başbaşa
ana avrat küfrederler uçan kuşa eşe dosta
sivriadada da martı yumurtası toplarlar çilli çilli
ziba mahallesinde gece yarısı
sabaha galata’dan geçer yolları
maytaba alacakları tutar kahvede
zararsız bir deliyi
ula hasan derler gazeteyi ters tutaysun
çaktırmadan gazetesini tutuştururlar fakirin
sonra oturup sessizce ağlarlar
istanbul deyince aklıma
sait faik gelir
taşında toprağında suyunda
fakirin fukaranın yanıbaşında
bir kalem bir bilek bilendikçe bilenir
kıldan ince kılıçtan keskin
hep iyiden güzelden yana
hep kimsesizlerin
istanbul deyince aklıma
said`in son yılları gelir
hey allahım en güzel çağında said`e
dört beş yıl ömrün kaldı denir
sait sait olur da nasıl dayanır
mavi gözlü çocuk boşverir ölüm haberine
ihtiyar balıkçı pis pis düşünür
bir zehir yeşilidir açılır
bir yeşil ki ciğerine işler adamın
bir yeşil ki kasıp kavurur
küçük mavi çocuk
ihtiyar balıkçı
ve dilimize bulaşan zehir yeşili
istanbul çalkalandıkça bu denizlerde dipdiri
dilimiz yaşadıkça yaşasın said`in şiiri
istanbul deyince aklıma
sabiyem gelir
sabiyem boynundan büyük bir demetle
sarıyer'den gelir pendik'ten gelir
bahar nereden gelirse velhasıl
sabiyem oradan gelir
ne delidir ne divane
aslını ararsan çingenedir
tepeden tırnağa güneştir
topraktır
anadır
analar içinde bir tanedir
biri sırtında biri memesinde biri karnında
karnı her daim burnundadır
canını mendil gibi takar dişine
yürekten birşeyler katar işine
bir ucundan girer şehrin ötekinden çıkar
alçakgönüllüdür sabiyem
hem maşa satar, hem göbek atar
ver bir çeyrek güzelim der
neyse halin o çıksın falin
canı çıkar sabiyemin falı çıkmaz
sonra anlatır dün gece başına gelenleri
görürüm üryamda bir sarı yılan
cenabet uğraşır durur benimlen
uyanır bakarım benim bebeler
yatağın ucuna kaymış
ayağımın parmaklarını emer
istanbul deyince aklıma
bir basma fabrikası gelir
duvarları uzun masaları uzun sobaları uzun
dal gibi dalyan gibi kızlar çalışır bütün gün ayakta
kanter içinde mahzun
yüzleri uzun elleri uzun günleri uzun
fabrikada pencereler tavana yakın
al topuklu beyaz kızlar dalga geçmeyin
dışarda ağaçlar dizi dizi
duvarlar duvarlar uzun duvarlar
niçin ağaçlardan ayırdınız bizi
dışarda tarlalar turuncu asfalt mosmor
dışarda dışarda dışarda
mevsim gürül gürül akıp gidiyor
ondokuz yaşında eyüplü gülsüm
dalmış beyaz köpüklü akışına ipeklilerin
kötü kötü düşünüyor
ipeğin akışına doyum olmaz
ama gel gör ki ipekli emprimeden oğlana don olmaz
bir top amerikan bezi sakız gibi beyaz
bir top amerikandan neler çıkmaz
perdeler yatak çarşafları çoluğa çocuğa çamaşır
sakız gibi ağarmış bir top amerikan bezi
gülsüm`ün gözleri kamaşır
üçüncü oğlanı doğururken gülsüm
bir top amerikana hasret sizlere ömür
gülsüm`lerin sürüsüne bereket
yerine bir gülsüm`cük bulunur elbet
gider gülsüm gelir gülsüm
azrail ettiğin bulsun
istanbul deyince aklıma
ağzına kadar soğan yüklü bir taka gelir
sülyen kırmızısı üstüne zehir gibi yeşil
samsun'dan sürmene'den sinop`tan
yaz demez kış demez mutlaka gelir
kirli yelkeninde yeni bir yama
demirinin pası gelir dilime
nabzımda duyarım motorunun hızını
canımın içine sokasım gelir
iri kalçaları pullu denizkızını
istanbul deyince aklıma
takalar gelir
alçakgönüllü kalender
ya peleng-i deryadır adları ya şimşir-i zafer
istanbul deyince aklıma
koca sinan gelir
on parmağı on ulu çınar gibi
her yandan yükselir
sonra gecekondular gelir ardısıra
isli paslı yetim
eyy benim dev memesinde cüceler emziren acayip memleketim
Bedri Rahmi Eyuboğlu
Rüveydaa
14.06.2006, 20:09
istanbul deyince aklıma kuleler gelir
ne zaman birinin resmini yapsam oteki kıskanır
ama şu kızkulesinin aklı olsa
galata kulesine varır
bir suru çocukları olur
bedri rahmi eyuboglu
Rüveydaa
14.06.2006, 20:11
GÖZLERİN İSTANBUL OLUYOR BİRDEN
Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
Martılar konuyor omuzlarıma,
Gözlerin İstanbul oluyor birden.
Akşamlardan, gecelerden, senden uzağım
Şiirlerim rüzgardır uzak dağlardan esen
Durgun sular gibi azalacağım
Bir gün, birdenbire çıkıp gelmesen.
Şarkılarla geleceksin, duygulu, ince
Yalnız gözlerime bak diyeceksin.
Ellerim usulca ellerine değince
Kaybolup gideceksin
Bir elim seni çizecek bütün pencerelere
Bir elim seni silecek.
Kalbim: Ebemkuşağı; günde bin kere
Senin için yeni baştan can kesilecek.
Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde
Sonra seni kaybetmek hemen her yerde
Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak
Yapayalnız kalmak iskelelerde.
Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
Martılar konuyor omuzlarıma,
Gözlerin İstanbul oluyor birden.
Yavuz Bülent Bakiler
Rüveydaa
14.06.2006, 20:11
İstanbul
salkım salkım tan yelleri estiğinde
mavi patiskaları yırtan gemilerinle
uzaktan seni düşünür düşünürüm
istanbul
binbir direkli haliç'inde akşamlar
adalarında bahar süleymaniye'nde güneş
ey sen ne güzelsin ey kavgamızın şehri
istanbul
boşuna çekilmedi bunca acılar
büyük ve sakin süleymaniye'nle bekle
parklarınla köprülerinle meydanlarınla
bekle bizi istanbul
tophane'nin karanlık sokaklarında
koyun koyuna yatan çocuklarınla bekle
bekle zafer şarkılarıyla geçişimizi
istanbul
haramilerin saltanatını yıkacağız
bekle o günler gelsin gelsin istanbul
sen bize layıksın biz de sana istanbul
istanbul
boşuna çekilmedi bunca acılar
büyük ve sakin süleymaniye'nle bekle
parklarınla köprülerinle meydanlarınla
bekle bizi istanbul.
Vedat Türkali
Rüveydaa
14.06.2006, 20:19
İstanbulda Boğaziçinde,
Bir fakir Orhan Veliyim;
Velinin oğluyum,
Tarifsiz kederler içinde.
O rumelihisarına oturmuşum;
Oturmuş da bir türkü tutturmuşum;
"İstanbulun mermer taşları;
Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları;
Gözlerimden boşanır hicran yaşları;
Edalım,
Senin yüzünden bu halim."
"İstanbulun orta yeri sinama;
Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;
El konuşur, sevişirmiş; bana ne?
Sevdalım,
Boynuna vebalim!"
İstanbulda, Boğaziçindeyim;
Bir fakir Orhan Veli;
Velinin oğlu;
Tarifsiz kederler içindeyim.
ORHAN VELİ KANIK
Rüveydaa
16.06.2006, 23:34
Hava serin... Ve sessiz, sakin...
Bir ihtiyar camiden çıkıyor elinde baston...
İstanbul saçlarını tarıyor herkes uyurken,
yeni bir gün için...
Orada bir çöpçü, sonbahar yapraklarını süpürüyor...
İşçi vapurunun manevrası köpürtüyor Kadıköy'ü...
Bir adam dikiliyor, iskelenin önünde, gazete bayiinin yanında, elinde simit...
Martılar çığlık çığlık "merhaba"
diyor sabaha...
Çalar saatlerin sesi, çay kaşıklarına karışıyor...
Gece uykunun kolundan çekiştiriyor
şehri terketmek için...
Bir gün daha biniyor sırtına yorgun
İstanbul?un...
Yedi otuz işçilerin...
Sekiz otuz şeflerin...
Dokuz otuz müdürlerin saati...
Ve saat on sularında lüks arabaların arka sağ kapıları açılıyor...
Zil çalıyor sonra ikinci teneffüs için...
Bahçeye dökülen curcunanın ses dalgaları sokak sokak yayılıyor...
Bahçeye İstanbul?un yarınları çıkıyor...
Kornalar caddelerde, işportacılar meydanlarda, tren sesi, vapur sesi...
Bir ihtiyar abdest alıyor vakit varken....
Yeni Cami'nin şadırvanında...
Güvercinler seyrediyor...
Çamlıca'da bir delikanlı, sevdalı...
Boğaz rüzgârı okşuyor, içindeki yangını...
Kalbinin sesi İstanbul'u sallıyor...
İstanbul'da aşk, İstanbul gibi oluyor...
Vakit öğlene sarıyor...
Müezzin minarenin merdivenlerinde...
Günün ilk cenazesi konuyor musalla taşına...
Günün kimbilir kaçıncı bebeği doğuyor bir yerlerde...
İstanbul "fatiha" okuyor...
İstanbul "nazarlık" takıyor...
yüreğine sağlık kardeşim.
islambol gibisi var mı?ne güzel anlatmışlar...paylaşımın için teşekkürler:flowers:
Çok güzel şiirler eline sağlık rüveyda(müzehhibe)
Kumral Abdal
16.01.2007, 12:36
İstanbul Aşıkları için güzel şiirler, Teşekkür Ederim.
Rüveydaa
06.12.2007, 18:12
Çocukluğumun gurbeti.
Bu şehrin bendeki en güzel ifadesi bu olmalı..
Gün oldu,sılamdan kopup gelmenin dayanılmazlığıyla
gurbeti yaşadım bu şehirde,gün oldu uzaklaşmak zorundalığımla
sılam oldu fark etmeden.
Bu coğrafya kaç kişinin kırılma noktası olmuştur doğası gereği.
Büyüsüne kapılıp gelenler bir yana; memur olur, tayin olur gelinir.
Yedektekiler,bir bavul,birkaç kat yataktır.
Yabandır önce gelinen yer,izin zamanları iple çekilir.
En çok bilinen yeri otogardır,tren garı birde…
Öğrenci olunur,postacının getirdiği bir kağıt ikiye katlanır,
zihinde acabalarla büyük şehirde okuyacak olmanın gururu
köşe kapmaca oynarken,gözler yeni bir sabaha açılır
köprünün üstünden geçerken...
Sabahın mahmurluğu boğazın büyüsüne bırakır kendini.
Uzaklaşılan sılanın burukluğu gurbetin hayranlığına karışır,yürekte harmanlanır..,
Memuriyet biter,emekli olunur,denkler yapılır,dönüş vaktidir artık.
Geride bırakılanlar kendinizdir,yüreğinizin parçalarıdır….
Okul biter,zaman dolmuştur artık.
Yıllar önce geri geri giden ayaklar
bu kez aynı isteksiz adımları atar otogarın kaldırımlarında.
Her yere biraz uzak biraz yakındır yedi tepeli şehir…
Herşeye rağmen gidersiniz,cebinizde fotoğraflar,aklınızda adımlar vardır…
Durmak için bir neden olsa,kalmak için bir fırsat bulunsa.
Önceden gidenlerin,her gelişlerinden sonra,
yürek burkan gidişlerine anlam veremezken,şimdi aynı sızı
inceden inceye burkar yüreği.
Genzinize kekre bir tat oturur, geçmez bir türlü…
Bu yer,yıllarla birlikte yüreğin sılası oluvermiştir fark etmeden.
Bir bahane bulunsa,iş,hastalık,evrak,bir şey çıksa,
yol tekrar uzansa yüreğin sılasına.
Gidene zordur,kalana daha bir zor.Giden sabırla beklenir.
Her fırsatta yeniden tazelenir anılar.
Yollar bir kez daha kesişir burada.
Dışarı gidilecektir,uzak diyarlara.
Havaalanında aktarma için bile uğradığınızda denizin kokusu dolar genzinize.
Yol sılayadır,içiniz içinize sığmaz.
Bir kasabadan gece vakti dönmeye başlayan tekerlekler
bir gün doğumunda yine getirir sizi yedi tepeli şehre.
İlk akla gelen telefon olur,numaralar bir bir aranır,
bir mola süresince,bir çay içimi yadetmek için zamanı.
“Bir dahaki sefere,kim bilir” diyerek kucaklaşılır……..
Yolların kesişme noktasıdır yedi tepeli şehir…..
İLK GURBET BURASIDIR, AYRILIRKEN SILA OLUR....
hiba_nur
06.12.2007, 18:17
Bu coğrafya kaç kişinin kırılma noktası olmuştur doğası gereği.
Büyüsüne kapılıp gelenler bir yana; memur olur, tayin olur gelinir.
Yedektekiler,bir bavul,birkaç kat yataktır.
Yabandır önce gelinen yer,izin zamanları iple çekilir.
En çok bilinen yeri otogardır,tren garı birde…
Yüreğine sağlık bal böceğim:)
inşAllah beraber gitmek nasip olur bir gün bize tabi sadece sen ve ben değil üçümüz gideriz:)
Rüveydaa
06.12.2007, 18:21
:) dua hammalı ellerim göklerin uzağında bilirsin...
dilimdende kalbimdende dileğin dua'm olur geçer :))
hiba_nur
06.12.2007, 18:31
:) dua hammalı ellerim göklerin uzağında bilirsin...
dilimdende kalbimdende dileğin dua'm olur geçer :))
o zaman banada Amiiiiiiiiiiiin demek düşer fındık kurdum:)
vBulletin v3.7.3, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd.