Orijinalini görmek için tıklayınız : Şeyh Mahmud Efendi (K.s)
Zeynep Özmen
15.06.2006, 15:00
Şeyh Mahmud Efendi (K.s)
1931 yılında Of’da dünyaya geldiler. ilk tahsilini babası Ali Efendiyle yaptı. Hafızlığını Of’ta ikmâl etti. Bir müddet Kayseri’de Arapça okudu. Tahsilini eniştesi Hacı Dursun Efendide tamamlayarak ondan icazet aldı
Uzun süre çocuğu olmayan Fatma Hanım, çocuğu olması için Allah’a yalvarıyordu. Bir gece rüyasında, ayın koynuna indiğini ve bütün dünyayı aydınlattığını gördüler. Bu rüyanın üzerinden uzun zaman geçmeden Efendi Hazretleri dünyaya teşrif ettiler.
Efendi Hazretleri (K.S.), çocukluğunda yakalandığı bir hastalık sebebiyle doktora götürülüyor. Doktor, Ben, bu çocukta acaib bir hal görüyorum. Bu çocuk, ya yaŞamayacak veya yaŞarsa çok büyük bir kimse olacak diyor.
Askerliğin ilk aşamasında Bandırmaya gidiyorlar. BirliRine teslim olmadan önce gittiği bir camide Kur’ân okurlarken, Ali Haydar Efendinin müridlerinden Hacı Emrullah Efendinin dikkatini çekiyorlar. Namazdan sonra tanışıyorlar...
Kendileri anlatıyor:
Halil Efendi isimli takva bir zat vardı. Buralarda şeyh yok mu diye sordum. Bana Ali Rıza el-Bezzaz Efendi Hazretlerinin kabrini gösterdi ve bu zatın halifesinin istanbul’da olduğunu söyledi. Ben de bu zatın kabrini ziyaret ettim. Bir fırsatını bulup İstanbul’a nasıl gideceğimi düşünüyordum.
Bir gün deniz kenarındaki Haydar çavuş Camisinde Cuma namazından sonra caminin bir köşesinde beyaz sarıklı, beyaz cübbeli nuranî bir zat gördüm. Camiden çıkınca, babası takva bir zat olan Fahri Hoca’ya camide gördüğüm zatı sordum. Fahri Hoca bana: işte o senin görmek istediğin Ali Haydar Efendi Hazretleridir” dedi. Yanına gittim ve görüşmek istedim. O bana: Gece gel, görüşelim; zaman çok kötü, takipteyim dedi.
Akşam olunca Halil Efendi’nin evine gittim. Efendi Hazretleri hastalanmıştı, görüşemedim. Sabah olunca gittim, yine görüşemedim. Ancak ikindi vakti Eskici Abdullah Efendi’nin evinde görüşebildim. Elini öptüm ve yanımdakilere okumuş olduğumu söylemeyin dedim. Gizlice benim hoca olduğumu ona söylediler.
Sofralar kurulmuştu ve çok güzel yemekler vardı. Tam sofraya oturduğumuzda bana soru sormaya başladı.
ilk sorduğu soruları cevapladım, ancak daha sonra zor sorular sormaya başladı. Yanındakilere dönüp siz yemeğinizi yiyin dedi. Sorduğu sorular karşısında zorlanıyordum ve yemek de yiyemiyordum...
Ali Haydar Efendi Hazretleri inegöl’e kayınpederine gitti. Benim de askerliğim devam ediyordu. Efendi Babam: istanbul’a nasıl sevk olursun oğlum demişti. Nihayet sevk zamanım geldi ve benim ismim de okundu: Mahmut Ustaosmanoğlu, istanbul dediler. çok sevinmiştim. Selimiye Kışlası, oradan da Gebze’ye yolladılar.
Efendi Baba ziyaretlerime geliyordu. Efendi Babama çok uzak olmuştum. Sevkimi istedim. Yüzbaşıdan beni yollamasını rica ettim. O da bana: Lâzımsın dedi. Bunun üzerine ben de size oradan da dua ederim dedim. Bunun üzerine beni Sirkeci’ye yolladılar.
Efendi Babam çok sık gidebiliyordum, çok ilmî sohbetleri vardı..
Askerliğim bittikten sonra bir kilo üzüm alıp kendisini ziyarete gittim. Bana: Oğlum seninle ilk görüşmemden üç gün sonra, ikinci görüşmemde vefat eden şeyhim zuhur etmişti ve senin elini tutup benim elime verip: Bunu al, bizimdir demiştir.
Oğlum seni bana kim verdi; 50, 60 mandayı birbirine bağlasalar Mahmudumdan ayırmak isteseler beni, senden ayıramazlar derdi.
Beni babamdan istediğinde, Mahmudumu bana verdin mi? dediğinde babam: Parası benim kendisi senin demesine çok gülmüştü. Ve kendisine sorulduğunda: Bir sahib çıkacak, henüz tomurcuk halindedir demiş.
Ali Haydar Efendi Hazretleri, ismailaağaya imam olacaksın diyor...
ismailağa Camii, deprem nedeniyle harabe halinde idi. 80 senedir virane olan camiyi kalaycılar mesken tutmuştu. O sırada, Efendi babanın büyük oğlu şerif Efendi’nin rüyasında ismailağa kabristanından bir kol çıktığını ve ismailağa Camiini göstererek: Ne durursunuz, bu camiyi neden tamir etmezsiniz. denildi?ini görüyor.
Kısa sürede cami eski haline getirilir ve Efendi Hazretleri (K.S.) orada irşad vazifesini sürdürmeye başlar...
Bugün hâlâ bu görevini sürdürmektedir...
İmandanihsana
15.06.2006, 19:28
:d Allah Razi Olsun Kardesim
by_ukala_
25.12.2006, 21:29
ohh be bende seyh-imdan sultanımdan kımse bahsetmeyecek sandım.teşekkür ederim kardeş...:)
evet işte O benim SULTANIM:)
by_ukala_
25.12.2006, 21:30
ayrıca kardes ALLAH razı olsun.....:)
by_ukala_
25.12.2006, 21:31
ayrıca kardes ALLAH razı olsun.....:)
İnŞallah Rabbİm Onun Sohbetlerİnede Nasİpetsİn
Ben HenÜz OŞerefe Naİl Olamadim
Banada Dua Edİn
bütün müridleri sohbete bekliyorum
bana seyhimin sohbetleri lazım onun sohbetinde bulunan varmı arkadaşlar
lütfen şimdiden allah razıolsun
kardeşim sen bubilgileri nerden aldın
yani kaynağınısordum:thinking: :confused1[1]:
Mevla teala razı olsun inşallah çok gzl bir paylaşım ...
Özlemimizi bir nebze olsun anmakla giderdik inş..
SelamÜn AleykÜm Allah Razi Olsun Yazan KardeŞden
Azina Dİlİne SaĞlik Çok HoŞuma Gİttİ .allah İhlasinizi Arttirsin.
İnŞ. Efendİ Hazretlerİnİ Hİmmetİne Naİl Olursunuz
EL HAC MAHMUD EL OFİ SİLSİLE-İ ŞERİFE.
هَذِهِ سِلْسِلَةُ الذَّهَبِ قَدَّسَ اللهُ تَعَالَى اَسْرَارَهُمْ وَاَمَدَّنَا اللهُ بِشَفَاعَتِهِمْ آمِينْ
سَيِّدُنَا وَسَنَدُنَا وَمَوْلاَنَا مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهُ
مَوْلاَنَا اَبُو بَكْرٍ الصِّدِّيقُ
مَوْلاَنَا سَلْمَانُ الْفَارِسِىُّ
مَوْلاَنَا قَاسِمُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ اَبِى بَكْرٍ الصِّدِّيقِ رضى الله عنهم
مَوْلاَنَا جَعْفَرُ بْنُ مُحَمَّدٍ الصَّادِقُ رضى الله عنهما
مَوْلاَنَا اَبُو يَزِيدِ الْبَسْطَامِى قدس سره
مَوْلاَنَا اَبُو الْحَسَنِ الْخَرْقَانِى قدس سره
مَوْلاَنَا اَبُو عَلِىِّ الْفَارَمَدِى قدس سره
مَوْلاَنَا يوُسُفُ الْهَمَدَانِى قدس سره
مَوْلاَنَا عَبْدُ الْخَالِقِ الْغُجْدُوَانِى قدس سره
مَوْلاَنَا عَارِفُ الرِّيوَكَرِى قدس سره
مَوْلاَنَا مَحْمُودُ اْلاِنْجِيرِ فَغْنَوِى قدس سره
مَوْلاَنَا خَوَاجَه عَلِىُّ الرَّامِتَنِى قدس سره
مَوْلاَنَا مُحَمَّدُ بَابَا السِّمَاسِى قدس سره
مَوْلاَنَا خَوَاجَه اَمِيرْ كُلاَلْ قدس سره
مَوْلاَنَا وَسَيِّدُنَا اِمَامُ الطَّرِيقَةِ الْخَوَاجَه مُحَمَّدْ بَهَاءُ الدِّينِ شَاهِ نَقْشِبَنْدِ الْبُخَارِى قدس سره
مَوْلاَنَا عُلاَءُ الدِّينِ الْعَطَّارُ قدس سره
مَوْلاَنَا يَعْقُوبُ الْجَرْخِى الْحِصَارِى قدس سره
مَوْلاَنَا عُبَيْدُ اللهِ اْلاَحْرَارُ السَّمَرْقَنْدِى قدس سره
مَوْلاَنَا مُحَمَّدُ الزَّاهِدُ قدس سره
مَوْلاَنَا دَرْوِيشْ مُحَمَّدْ قدس سره
مَوْلاَنَا خَوَاجَكِى السَّمَرْقَنْدِى قدس سره
مَوْلاَنَا مُحَمَّدُ الْبَاقِى قدس سره
مَوْلاَنَا اَحْمَدُ الْفَارُوقىِ السَّرْهَنْدِى الْمَعْرُوفُ بِاْلاِمَامِ الرَّبَّانِى مُجَدِّدِ اْلاَلْفِ الثَّانِى قدس سره
مَوْلاَنَا مُحَمَّدُ الْمَعْصُومُ السَّرْهَنْدِى قدس سره
مَوْلاَنَا سَيْفُ الدِّينِ اَبُو الْبَرَكَاتْ اَحْمَدْ قدس سره
مَوْلاَنَا مُحَمَّدُ الْبَدَاوُنِى سَيِّدْ نُورْ قدس سره
مَوْلاَنَا حَبِيبُ اللهِ جَانِ جَانَانْ اَلْمَظْهَرْ قدس سره
مَوْلاَنَا عَبْدُ اللهِ الدَّهْلَوِى قدس سره
مَوْلاَنَا مُحَمَّدْ خَالِدْ ضِيَاءُ الدِّينِ قدس سره
مَوْلاَنَا عَبْدُ اللهِ الْمُجَاوِرُ فِى بَلَدِ اللهِ قدس سره
مَوْلاَنَا مُحَمَّدْ مُصْطَفَى عِصْمَتْ غَرِيبُ اللهِ قدس سره
مَوْلاَنَا خَلِيلُ نوُرُ اللهِ الزَّغْرَوِى قدس سره
مَوْلاَنَا عَلِى رِضَا الْبَزَّازْ قدس سره
مَوْلاَنَا عَلِى حَيْدَرُ اْلآخِسْخَوِى قدس سره
مَوْلاَنَا مَحْمُودُ اْلاُوفِى
Cemaatlerle Münasebeti
Mahmud Efendi, Sohbet ve derslerinde ümmet bilincine sürekli vurgu yapar. Muhataplarını tarikat yerine İslam'a Davet eder. Cemaatler Arası dayanışmaya önem verir. Nitekim gençlik yıllarında farklı cemaatlerin lider Kadrolarıyla çok defa görüşmeler yapmıştır.
Mehmed Zahid Efendi, Sami Efendi Onun belli periyotlarla ziyaret Ettiği şahısların başında gelmektedir.Hocaefendi İslam'a hizmet eden herkes için dua edilmesini ister. 28 Şubat krizinin yaşandığı ve medyanın İsmailağa'ya orantısız bir şekilde yüklendiği günlerde Kendisine Fethullah Gülen'in tutumu Sorulduğunda şöyle demiştir: "İslam'a hizmet eden bir zatın aleyhinde olmamız düşünülemez."
Nüfuzu
Mahmud Efendi en az Türkiye kadar İslam dünyasında da tanınmaktadır. Çağımızın meşhur müfessirlerinden "Safvetu't-tefasir" adlı tefsirin sahibi olan Muhammed Ali es-Sabuni başta olmak üzere İslam Coğrafyasından çok sayıda müfessir, muhaddis ve fakih seveni vardır. İsmailağa Camii Said Ramazan el-Buti, merhum Muhammed b. Alevi gibi muasır alimlerin İstanbul'da ilk uğrak yeri olmuştur.
Şu ifadeler İsmailağa'nın ulema ve evliya için niçin bir çekim merkezi olduğunun cevabı niteliğindedir:
Amerikan asıllı mühtedi Şeyh Nuh Kelir 2000 yılında gerçekleştirdiği İstanbul ziyaretini değerlendirirken şöyle demiştir: "Eyüp'ten sonra İstanbul'da iki yerde çok yüksek maneviyat gördüm: Aziz Mahmud Hüdayi'nin kabri ve Mahmud Efendi'nin camii."
elhamdulillah hadi'l enam mahmud efendi hazretleri ile yapdığımız umremizde (2 sene önce.) bu fakire mekke ve medine de pek çok zat ( arab ve ya başka milletden.) efendi hazretlerini sormuşlar efendi nerde nasıl diye sormuşlardır.
hele efendi hazretlerimizin vedasında ( medine-i münevvreden ayrılmadan önce son kez) bütün ihvanı sıra sıra dizilmiş ..
o an da efendi hazretlerimizin gelişi..bakışı...herşeye bedel..
yine ravzada resulullahın huzurunda nuri hocalarımız gibi büyük hocalarımız ile birlikde iken tabii biz dalmışız murakabedeyiz bir başımı kaldırdım dedim nuri hocam nerde bu millet..bana arkaya bak dedi...
bir bakdım...:cray: efendi hazretleri orada...bütün ihvan binlerce kişi ardında ...saf saf ..biz geldik ya resulullah der gibi...kalkdık hemen yerimizi aldık..efendi önde..biz onun ardında...namazımı eda etdik elhamdulillah..
yine efendi hazretlerimiz ihvanını mahmudiye medresesinde ağırladı..ne güzel idi..orda hep birlikde..başda abdulmetin hocamız da olmak üzere sohbetler oldu..kuranlar okundu.
yine arablardan baya büyük alimler efendiyi akın akın ziyarete geldiler.bazıları efendiye intisab etdiler.
ravzada iken sudanlı bir kardeşimiz geldi oturdu yanımıza..dedi ki ya haci dedi ene kadiri dedi..
ente deyince..ya haci nakşi..dedik.orda bir sarıldık...anlatamam..adını bile soramadım..sarıldık uzunca....işde kardeşlik..işde muhabbet...
kabede tavaf esnasında dedim ki hocahnaıma yahu biz hacerul esvede nasıl varacağız.dedim ya rabbi..efendinin hürmetine nasip et..
orda herkes sıraya dizmişler ....bir an boşluk baya büyükçe...adam da (görevli.) bizi bir şey sandı..elhamdulillah demeye başladı..böyle bir durdu..yol verdi..buyur dedi..elhamdulillah hacerul esvede öylece kavuşduk..müslümanların şaşkın bakışları arasında..
yine öğle sıcağında sıcaklık45 i aşmış..kabede yiz..dedim ya rabbi.fakirin kalbi karadır.huzurunda yüz yokdur..lakin ya rabbi..bir velini görsem burda...ula bir bakdım kemal efendi geliyor.....:)
efendi ile yapdığımız son tavafda harika idi..hemen efendinin önünde idim..böyle el ele tutuşduk..araya kimse girmesin diye.ama efendi benden 15 metre kadar geride ortadan geliyor..dedim ya rabbi görsem görsem kafamı uzatıyorum göremiyorum..neyse 2-3 dakka sonra bir bakdım efendi bana eğilmiş başını uzatıyor gülümsüyor..ne desem ne anlatsam..
velhasıl orda daha iyi anladık ki efendi hazretlerimizin himmet-i her daim üzerimizdedir.
aslında o zamana dair anlatacak çok şey var...ama bu fakirde kalsın...
ihvana derim ki sadece.
derslerinizi aksatmayın... hakkı ile yapmaya gayret edin..
zira efendi hazretleri zahiren hasta olsada maneviyatı çok büyük..ve ihvanına ekli el vasıtası ile nur-i ilahiyi oluk oluk akıtmakda kalplere.....
yeter ki almasını bilin..
ben efendiyi övecek değilim.zaten övemem...o becerim yok..lakin alemde bir onu görürüm..
resulullahın hakiki varislerinden.
ekmel-i mürşid..
elhamdullilahi rabbil alemin.
ya arkadaşlar ALLAH RAZI OLSUN DA BEN EFENDİ HARETLERİNİN EFENDİ BABAMILA TANIŞMASINI DAHA FARKLI BİLİYORDUM ACABA KOPYALA YAPIŞTIR Bİ YAZI MI BU . ALLAH EFENDİ HAZRETLERİ'Nİ BAŞIMIZDAN EKSİK ETMESİN AMİN
elhamdulillah hadi'l enam mahmud efendi hazretleri ile yapdığımız umremizde (2 sene önce.) bu fakire mekke ve medine de pek çok zat ( arab ve ya başka milletden.) efendi hazretlerini sormuşlar efendi nerde nasıl diye sormuşlardır.
hele efendi hazretlerimizin vedasında ( medine-i münevvreden ayrılmadan önce son kez) bütün ihvanı sıra sıra dizilmiş ..
o an da efendi hazretlerimizin gelişi..bakışı...herşeye bedel..
yine ravzada resulullahın huzurunda nuri hocalarımız gibi büyük hocalarımız ile birlikde iken tabii biz dalmışız murakabedeyiz bir başımı kaldırdım dedim nuri hocam nerde bu millet..bana arkaya bak dedi...
bir bakdım...:cray: efendi hazretleri orada...bütün ihvan binlerce kişi ardında ...saf saf ..biz geldik ya resulullah der gibi...kalkdık hemen yerimizi aldık..efendi önde..biz onun ardında...namazımı eda etdik elhamdulillah..
yine efendi hazretlerimiz ihvanını mahmudiye medresesinde ağırladı..ne güzel idi..orda hep birlikde..başda abdulmetin hocamız da olmak üzere sohbetler oldu..kuranlar okundu.
yine arablardan baya büyük alimler efendiyi akın akın ziyarete geldiler.bazıları efendiye intisab etdiler.
ravzada iken sudanlı bir kardeşimiz geldi oturdu yanımıza..dedi ki ya haci dedi ene kadiri dedi..
ente deyince..ya haci nakşi..dedik.orda bir sarıldık...anlatamam..adını bile soramadım..sarıldık uzunca....işde kardeşlik..işde muhabbet...
kabede tavaf esnasında dedim ki hocahnaıma yahu biz hacerul esvede nasıl varacağız.dedim ya rabbi..efendinin hürmetine nasip et..
orda herkes sıraya dizmişler ....bir an boşluk baya büyükçe...adam da (görevli.) bizi bir şey sandı..elhamdulillah demeye başladı..böyle bir durdu..yol verdi..buyur dedi..elhamdulillah hacerul esvede öylece kavuşduk..müslümanların şaşkın bakışları arasında..
yine öğle sıcağında sıcaklık45 i aşmış..kabede yiz..dedim ya rabbi.fakirin kalbi karadır.huzurunda yüz yokdur..lakin ya rabbi..bir velini görsem burda...ula bir bakdım kemal efendi geliyor.....:)
efendi ile yapdığımız son tavafda harika idi..hemen efendinin önünde idim..böyle el ele tutuşduk..araya kimse girmesin diye.ama efendi benden 15 metre kadar geride ortadan geliyor..dedim ya rabbi görsem görsem kafamı uzatıyorum göremiyorum..neyse 2-3 dakka sonra bir bakdım efendi bana eğilmiş başını uzatıyor gülümsüyor..ne desem ne anlatsam..
velhasıl orda daha iyi anladık ki efendi hazretlerimizin himmet-i her daim üzerimizdedir.
aslında o zamana dair anlatacak çok şey var...ama bu fakirde kalsın...
ihvana derim ki sadece.
derslerinizi aksatmayın... hakkı ile yapmaya gayret edin..
zira efendi hazretleri zahiren hasta olsada maneviyatı çok büyük..ve ihvanına ekli el vasıtası ile nur-i ilahiyi oluk oluk akıtmakda kalplere.....
yeter ki almasını bilin..
ben efendiyi övecek değilim.zaten övemem...o becerim yok..lakin alemde bir onu görürüm..
resulullahın hakiki varislerinden.
ekmel-i mürşid..
elhamdullilahi rabbil alemin.
muhteşem şeyler yazmışsın gözyaşlarımı tutamadım..
ne kadar şanslısın..efendiyle aynı saflarda..
bizm umre zamanımız catışmıştı.aynı ay içinde olmasına rağmen:(
yazından çok etkilendm çok güzel anlatmışsın kendim yaşamış gibi oldum:(
Rabbm razı olsun
OsmanGazi
05.06.2007, 19:58
türkiyede sevdiğimiz ve saydığımız bir alim.allah cc yaptığı hizmetlerden razı olsun,onun gibilerin sayısını çoğaltsın ...
elhamdulillah hadi'l enam mahmud efendi hazretleri ile yapdığımız umremizde (2 sene önce.) bu fakire mekke ve medine de pek çok zat ( arab ve ya başka milletden.) efendi hazretlerini sormuşlar efendi nerde nasıl diye sormuşlardır.
hele efendi hazretlerimizin vedasında ( medine-i münevvreden ayrılmadan önce son kez) bütün ihvanı sıra sıra dizilmiş ..
o an da efendi hazretlerimizin gelişi..bakışı...herşeye bedel..
yine ravzada resulullahın huzurunda nuri hocalarımız gibi büyük hocalarımız ile birlikde iken tabii biz dalmışız murakabedeyiz bir başımı kaldırdım dedim nuri hocam nerde bu millet..bana arkaya bak dedi...
bir bakdım...:cray: efendi hazretleri orada...bütün ihvan binlerce kişi ardında ...saf saf ..biz geldik ya resulullah der gibi...kalkdık hemen yerimizi aldık..efendi önde..biz onun ardında...namazımı eda etdik elhamdulillah..
yine efendi hazretlerimiz ihvanını mahmudiye medresesinde ağırladı..ne güzel idi..orda hep birlikde..başda abdulmetin hocamız da olmak üzere sohbetler oldu..kuranlar okundu.
yine arablardan baya büyük alimler efendiyi akın akın ziyarete geldiler.bazıları efendiye intisab etdiler.
ravzada iken sudanlı bir kardeşimiz geldi oturdu yanımıza..dedi ki ya haci dedi ene kadiri dedi..
ente deyince..ya haci nakşi..dedik.orda bir sarıldık...anlatamam..adını bile soramadım..sarıldık uzunca....işde kardeşlik..işde muhabbet...
kabede tavaf esnasında dedim ki hocahnaıma yahu biz hacerul esvede nasıl varacağız.dedim ya rabbi..efendinin hürmetine nasip et..
orda herkes sıraya dizmişler ....bir an boşluk baya büyükçe...adam da (görevli.) bizi bir şey sandı..elhamdulillah demeye başladı..böyle bir durdu..yol verdi..buyur dedi..elhamdulillah hacerul esvede öylece kavuşduk..müslümanların şaşkın bakışları arasında..
yine öğle sıcağında sıcaklık45 i aşmış..kabede yiz..dedim ya rabbi.fakirin kalbi karadır.huzurunda yüz yokdur..lakin ya rabbi..bir velini görsem burda...ula bir bakdım kemal efendi geliyor.....:)
efendi ile yapdığımız son tavafda harika idi..hemen efendinin önünde idim..böyle el ele tutuşduk..araya kimse girmesin diye.ama efendi benden 15 metre kadar geride ortadan geliyor..dedim ya rabbi görsem görsem kafamı uzatıyorum göremiyorum..neyse 2-3 dakka sonra bir bakdım efendi bana eğilmiş başını uzatıyor gülümsüyor..ne desem ne anlatsam..
velhasıl orda daha iyi anladık ki efendi hazretlerimizin himmet-i her daim üzerimizdedir.
aslında o zamana dair anlatacak çok şey var...ama bu fakirde kalsın...
ihvana derim ki sadece.
derslerinizi aksatmayın... hakkı ile yapmaya gayret edin..
zira efendi hazretleri zahiren hasta olsada maneviyatı çok büyük..ve ihvanına ekli el vasıtası ile nur-i ilahiyi oluk oluk akıtmakda kalplere.....
yeter ki almasını bilin..
ben efendiyi övecek değilim.zaten övemem...o becerim yok..lakin alemde bir onu görürüm..
resulullahın hakiki varislerinden.
ekmel-i mürşid..
elhamdullilahi rabbil alemin.
ALLAH RAZI OLSUN ALLAH BİZİ DERSLERİMİZDEN VE EFENDİ HAZRETLERİNDEN AYIRMASIN
Yahya Kemal'in penceresinden İsmailağa
Çarşamba sokaklarında bir namaz vakti, seller gibi İsmailağa'ya akan insanlar arasına karışıp camide saf olduysanız, ruhunuz sizi sürekli zorlayacak ve "hadi bir daha, bir daha İsmailağa'da namaz kılalım" diyecektir. Siz unutsanız bile ruhunuz bu şehrayini unutamayacaktır.
Yıllar sonra olsa bile ayaklarınız sizi alıp eski İstanbul camilerindeki bu muhteşem manzaranın bir parçası olmaya götürecektir. Bugün zamanın camiden ve gelenekten kopardığı hatta karşıt bir düşünceyle yetiştirdiği nesillerin ızdırabına çaresiz bir halde tanıklık ederken Yahya Kemal'in şu hatırasını düşünür bir anlık da olsa yüreğime su serperim: "... Bugünkü babalar, havası ve toprağı Müslümanlık rüyası ile dolu semtlerde doğdular, doğarken kulaklarına ezan okundu, evlerinin odalarında namaza durmuş ihtiyar nineler gördüler, mübarek günlerin akşamları bir minderin köşesinden okunan Kur'an sesini işittiler; bir raf üzerinde duran Kitabullah'ı indirdiler, küçük elleriyle açtılar gül yağı gibi bir ruh olan sarı sahifelerini kokladılar.
İlk ders olarak besmeleyi öğrendiler; kandil günlerinin kandilleri yanarken, Ramazanların Bayramların topları atılırken sevindiler. Bayram namazlarına babalarının yanında gittiler, camiler içinde şafak sökerken Tekbir'leri dinlediler dinin böyle bir merhalesinden geçtiler, hayata girdiler." "... Medenileşen üst tabakanın çocukları ezansız yeni semtlerde alafranga terbiye ile yetişirken Türk çocuğunun en güzel rüyasını göremiyorlar."
"... Dört sene evvel Büyükada'da oturuyordum, bayramda bayram namazına gitmeye niyetlendim, fakat Frenk hayatının gecesinde sabah namazına kalkılır mı? Sabah erken uyanamamak korkusu ile o gece hiç uyumadım. Vakit gelince abdest aldım, Büyükada'nın mahalle içindeki sakit yollarından kendi başıma camiye doğru gittim. Vaiz kürsüde vaaz ediyordu... İçim hüzünle dolu yavaş yavaş gittim. Vaazı diz çöküp dinleyen iki hamalın arasına oturdum. Müslüman kardeşlerim, bütün cemaatın arasında yalnız benim vucudumu hissediyorlardı. Ben de onların bu nazarlarını hissedi-yordum." "... Biz ki minareler ve ağaçlar arasında ezan seslerini işiterek büyüdük. O mübarek muhitten çok sonra ayrıldık, biz böyle bir sabah namazında anne millete tekrar dönebiliriz. Fakat minaresiz ve ezansız semtlerde doğan, Frenk terbiyesiyle yetişen Türk çocukları dönecekleri yeri hatırlayama-yacaklar." Bu günün aydını belki babalarının kollarında gittikleri camilerde ak sarıklarıyla saf tutan müminlerin aralarında bayram namazları kılmış olacak kadar yaşlı değillerdir.
Fakat bir çoğunun babası Fatih'te, Süleymaniye'de ak sarıklı İstanbullular arasında namaz kılmış, onlarla aynı mahalleri hatta evleri paylaşmışlardır. Belki de bir çoğunun dedesi sünnet diye sarık sarmıştır.
Çok değil 80 yıl öncesinin İstanbul manza-ralarını hatırlayabilenler ya da babalarının, ak sakallı dedelerinin kollarında camilere gidişini tasavvur edebilenler İsmailağa'yı anlamakta güçlük çekmeyeceklerdir.
İşte o zaman görecekler ki İsmailağa; Cumhuriyet döneminin en büyük fakihi Ömer Nasuhi Bilmen gibi bir alimin bir ara katipliğini yaptığı dersiam (Ordinaryüs Profesör) Ali Haydar Efendi ile milletin köklerine bağlı bir irfan ocağıdır.
Mahmut Efendi kökleri Osmanlı'ya oradan da saadet asrına uzanan bu ilim-irfan yolunun son temsilcisidir.
AHMET AÇIKGÖZ
http://www.yenisafak.com.tr/diziler/?t=07.06.2007&q=1&c=11&i=6413&İsmailağada/24/saat/huzur
BİLEZİKLERİ BOZDURDU
Hocaefendi olumsuz şartlar altında sürdürdüğü eğitim faaliyetleri esnasında talebelerinin özel sorunlarıyla ilgilenmekten de geri durmadı. Hocaefendinin bu yanıyla ilgili 1962 yılında ders halkasına katılan Konyalı bir öğrencisi şunları anlatıyor: "Fatih'te müezzindim. Sabah namazından sonra İsmailağa'ya gider öğleye kadar Hocaefendi'den ders okurdum. Öğleden sonrada müzakere ve mutâlaa ile ilgilenirdim. O gün itibariyle 5 tane çocuğum vardı. İkamet ettiğim evin kirasını ödemekte zorlanıyordum. Ek işte çalışmaya karar verdim. Bunun için ders okumayı bırakmam gerekiyordu.
Bir gün dersten sonra Hocaefendi'ye durumu arz ettim. Hocaefendi, beklememi söyledi. Evine gitti, hanımının bileziklerinden 3 tane alıp geldi. "Al, bunlar sana hediyemizdir. Bozdur kiranı öde. Lakin dersten geri kalma" dedi.
SUFİLİK FITRATINDA VAR
Mahmud Hocaefendi, çocuk sayılacak yaşlardan itibaren kamil bir rehber arayışına girmişti. O yıllarda içinde bulunduğu ruh halini anlattığı çeşitli eserlerde şöyle diyor: "Çocukken geceleri başımı yastığa koyduğumda kendi kendime şöyle seslenirdim: Dünyanın bir ucunda kamil-mükemmel bir mürşid olsa yalın ayak, aç ve susuz olsam hemen yola koyulur o mürşidi bulurum." Mahmud Hocaefendi, bu arayışların neticesinde ilk olarak Of'ta Mapsinolu Ahmed Efendi olarak bilinen yörenin meşhur Nakşibendi büyüğüne bağlandı. Askerde Ali Haydar Efendi ile tanışınca ona intisap etti.
Mahmud Hocaefendi, askerden sonra üstadının irfan meclislerine daha fazla katılma imkanı buldu. İlerleyen yıllarda ise yanı başından hiç ayrılmadı. Bu birliktelikle alakalı Ali Haydar Efendi'nin küçük oğlu şunları söylüyor: "Babam, Mahmud Hocaefendi ile kuşluk vaktinden sonra baş başa kalır, uzun uzun sohbetler yapardı. Babam derdi ki: 'Oğlum! Görüyorsun ki bende olan her şeyi ona aktarıyorum. Fakat onu müşahede altında tutabilmem için bunu tedricen yapıyorum. Zira manevi aleme ait malumatın birden kazanılmasına hiçbir akıl tahammül edemez." Ali Haydar Efendi, tasavvuf literatürüne ait zengin birikimini Mahmud Hocaefendi'ye aktardı. Ona Mesnevi, Mektubat-ı Rabbani, Reşahat, Risale-i Kudsiyye gibi sufi eserlerin tasavvuf disiplini içerisinde ne anlam ifade ettiklerini de öğretti.
Literatür içerisinde Mektubat'ın yerini belirlerken şöyle derdi: "Evladım Mahmud! Mektubat o kadar büyük bir kitaptır ki, Reşahat ona ancak elif-ba olabilir."
http://www.yenisafak.com.tr/diziler/?t=07.06.2007&q=1&c=11&i=6588&Mahmut/Ustaosmanoğlu/şeyh/değil/imam/oldu
Hızır Hoca'nın gül sevgisi
1998 yılında 55 yaşında iken görev yaptığı Çukurbostan Camii'nde şehit edilen Hızır Ali Muradoğlu da, İsmailağa'da yaşanan huzura adeta aynalık ediyordu. İstanbul'da üniversitede okurken Arapça dersi almak istediği Kocamustafa Paşa'daki Gül Camii'nin imamı Nuri Efendi vasıtasıyla Mahmud Hocaefendi ile tanışan Hızır Ali Hoca, daha sonra damadı olduğu Hocaefendi'nin peşini bir daha bırakmadı.
Tüm vaktini İsmailağa'da geçiren ve kısa sürede ilim ve irfan yolunda olgunlaşan Muradoğlu, Hocaefendi'nin bulunmadığı zamanlarda onun yerine sohbet görevini yerine getirdi. Eğitim, ilim ve irfan çalışmaları yoğun bir şekilde devam ederken hanımı ağır bir rahatsızlığa yakalandı.
Ömrünün sonuna kadar devam eden bu rahatsızlık hali süresince, evin bütün hizmetlerini de Hızır Hoca yerine getirdi. Muradoğlu, 1991 yılından itibaren görev yaptığı Çarşamba Çukurbostan Camii'ndeki imamlığı esnasındaki sempatik, güler yüzlü, şakacı ve etkileyici üslubuyla kısa zamanda çevresindekilerin hayranlığını kazandı. Hızır Ali Muradoğlu, üslubu ve anlattıklarıyla cemaatin hızla artmasına da sebep oldu.
GÜLÜN ÖNÜNDE EĞİLMELİ
Muradoğlu, cami bahçesini kendi diktiği güllerle süslemiş ve her gün bakımını da ihmal etmemişti. Bir gün yeğenlerinden birisi güllerden birini eliyle tutup kendine çekerek koklamak isteyince "Dur gül öyle koklanmaz" diyerek gülü iki avucunun içine alıp eğilerek koklamış, Peyfamber Efendimiz'i simgeleyen güle bile edeble yaklaşmıştı.
Şaka ve latifeyi İslam'ın sevilmesi ve öğrenilmesi için ustalıkla kullanan Hızır Efendi etrafındakileri söz ve hareketleri ile sık sık güldürürdü.
http://www.yenisafak.com.tr/diziler/?t=07.06.2007&q=1&c=11&i=6413&İsmailağada/24/saat/huzur
vBulletin v3.7.3, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd.