Bana, kıvılcımlar gibi gülmesini öğreten güzel, tatlı gülüşlerinden cihanı bir cennet yaptı.
Ben gerçi yokluktan hoş gönüllü ve gülerek doğdumsa da aşk bana başka türlü bir gülmeyi öğretti.
Sedefe benzerim, beni kırdıkları zaman gülerim. Fethü zaferden gülmek, hamların işidir.
Akşamların, seherlerin ruhu olan o, bir gece benimle sözleşmeğe geldi de bana seherler gibi gülmeyi öğretti.
Ben bulut gibi, somurtkan olsam bile içimden gülerim. Nitekim yağmur yağarken gülmek, şimşeğin adetidir.
Bir döküm ocağına rastladığın zaman, kırmızı altına hoşça bak ki, ateşin içinde, taşın gülüşünü göresin. Altın ateşin içinde gülünce, sana şöyle der:
-Eğer kalp değilsen, zarar vaktinde gülümse. Eğer sen pek büyük bir beysen, şimdi iğreti padişaha, iğreti taç ve kemerine gülmeyi, ecelden öğren.
Efendi! Eğer sen İsa sıfatlı isen, şehvet gamında bulunan erkek ve kadına
gülmesini İsa'dan öğren.
Eğer sen bir an, Ahmed-i ümmi'nin irfan medresesini gördünse, git sana, artık bu fazilete, bu hünere gülmek helaldir.
Ey müneccim! Sen Ayın yarılması mucizesine eğer inanmıyorsan, önce kendine sonra da Güneşe ve Aya bakıp gülmen gerekir.
Gonca gibi sen gizli gülme! Ağaçlar, üzerlerinde çiçeklerini açtıkları vakit, bitkilerin güldükleri gibi gül.


Alıntı ile Cevapla
