Yahya b. Muâz er-Râzî -kuddise sirruh-
Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz
Adı Yahya bin Muaz, künyesi Ebu Zekeriya, nisbesi er-Razî, lakabı Vaiz. Rey şehrinde doğdu. Salah ve takva ile tanınan bir ailenin çocuğu idi. İbrahim adında kendisinden büyük, İsmail adında kendisinden küçük, iki kardeşi vardı. İlim tahsili için Belh'e gitti. Gençliği orada geçti. Orta yaşlarda iken oradan Nîsabur'a göçtü ve vefatına kadar orada kaldı (H. 258/M. 871).
Reca konusunda söz söyleyen ma'rifet erbabının ilkelerinden:
"Havf ve reca imanın iki rüknüdür. Bunlardan birinde belli bir merhale kat'edenin dalalete düşmesi imkansızdır. Havf ehli, korkudan kulluk eder. Reca erbabı ise O'na vuslatı umar. İbadet olmadan havf ve reca sıhhat bulmaz. İbadet de havfsız ve racasız olmaz."
"Hubb-i riyaset" yani baş olma sevdalılarına söylediği şu sözü meşhurdur: "Baş olma sevdasının kokusu burnuna gelen kimse felah bulmaz."
Allah dostlarının (evliyaullah) sıfatlarını üç maddede özetlemişti:
1. Her hususta Allah'a tam güven,
2. Her şeyden müstağni olup Allah'a itimad,
3. Her konuda Allah'a yönelmek.
Yahya'nın anlayışına göre tevbe, bir yaz-boz tahtası değildi. Bir kere tevbe edildikten sonra işlenen küçük günah (zelle), tevbeden önce işlenen yetmiş yıllık günahtan daha çirkindi.
Kendisinden hak yola nasıl sülük ettiğini soran müridlerine şu cevabı vermişti:
-"Ahiret, ibadet ve zühd, akılla ilgilidir. Aklı iyi olmayanın Rabbına kulluğu da iyi olmaz. Akıllının dünyaya ait talebi, cahilin onu terkedip zahidlik gösterişlide bulunmasından daha güzeldir. Amele arız olabilecek afetten haberdar olmayan ondan sakınmasını da bilmez. Ne aradığını bilmeyen bulduğunun farkında olmaz.
Bilesiniz ki, siz büyük ve önemli bir iş için yaratıldınız. İlim, sadece ilim olsun diye öğrenilmez. İlimden maksat, onunla yapılacak ameldir. Çünkü alınacak ecir, ilimle yapılan amele göredir. Sadece ilme değil. Görüyorsunuz ki amel olunmayan bir ilim insana vebal ve aleyhine bir hüccet olmaktan başka bir işe yaramıyor. Sakın siz dünya nimet ve lezzetlerini terk ederek ahiret isteği sahih olmayan ve bu yüzden dünyası ve ukbası perişan olan mürîdlerden olmayın. Neyi istediğinizi bilerek talepte bulunun!"
Derdi ki:
Vera sahibi olmayan nasıl zahid olabilir? Sen önce sana ait olmayan (haram)lardan vera gereği olarak sakın, sonra sana ait olan (helal) dünyalıklardan zühd et; yetecek kadar azıyla iktifa et!
Onun anlayışına göre zühdün alameti üçtü: Azlık (yani az uyumak ve az konuşmak), insanlardan uzaklaşmak ve açlık.
Mevt (ölüm) ile fevt (fırsatı kaçırma) arasında şöyle bir ilgi kurardı:
"Fevt, mevtten daha kötüdür. Çünkü fevt, eldeki fırsatı kaçırıp Hakk'tan gafil ve uzak olmaktır,mevt isehalktan uzaklaşmaktır.
Mirastan ve mizandan korkar, dostlarına şöyle öğüt verirdi: "Sen, ölümü anında mîrası, haşîr gününde mîzanı kendisini rezil eden kimselerden olmamaya bak!"
Derdi ki:
"Mümin kardeşin, şu üç hasletle senden nasibini alsın. Ona faydalı olamıyorsan, bari zararlı olma! Onu sevindirmeye gücün yetmiyorsa hiç olmazsa üzme! Onu övmeye dilin varmıyorsa bari yerme!"
Onun anlayışına göre arkadaşlık vefa, demekti, dua demekti, müsamaha demekti. Bu yüzden "kendisine duada beni de unutma", denilmek durumunda kalınan arkadaş ne kötü arkadaştı. Kendisinden özür dilenilmek zorunda kalınan dost, ne fena bir dostu. Mudara edilmek, aşağıdan alınmak zorunda kalınan ahbap, ne kötü ahbaptı.


Alıntı ile Cevapla