Mihrabiye
Mehmet Ali Sarı




"Ey îman edenler!
Cuma günü namaza çağrıldığı zaman, hemen Allah'ı anmaya koşun ve alış-verişi bırakın. Eğer siz gerçeği bilen kimseler iseniz, elbette bu, sizin için daha hayırlıdır. Namaz bitince yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan isteyin. Allah'ı çok zikredin, umulur ki, kurtuluşa erersiniz."
[el-Cumua (62), 9,10]



Faziletleri ve fıkhî hususiyetleri hadîs ve fıkıh kitaplarımızın ilgili bölümlerinde teferruatlıca yer alan Cuma namazı, İslam'ın müslümanlara hediye ettiği canlı, anlamlı, ihtişamlı, devamlı haftalık bir ibadettir. Sosyal olaydır.

Ayet-i kerîmedeki ilahî emrin sarehati ve Rasulü Ekrem'in uygulamaları, teşvikleri ve haftalık toplu ibadet ve akşama kadar icabet günü olarak belirlemeleri sonucudur ki, Cuma günü, hristiyanların pazarına, Yahudilerin Cumartesilerine karşı müslümanların haftalık dîni günleri olarak hüsnü kabul görmüş, sevilmiş ve çok farklı bir muhabbet ve anlayışla uygulana gelmiştir.
Cuma namazı eğer Allah tarafından emredilmemiş olsaydı bugün pek çok camimiz cemaate hasret kalacak pek çok insanımız da büyük cemaatlerin ihtişamla resmettiği rukû ve secdelerin ruhlara sunduğu vecd ve manevî zevkten mahrum yaşıyacaktı. Günümüzde millî hudutlar ötesinde vatan hasretiyle yanan, birbirlerine bile hasret yaşıyan işçilerimizden tutun da Rusya'da Bulgaristan, Yunanistan ve Yugoslavya'daki insanımızı teselli eden, onları haftada bir, bir araya getiren, birbirinin varlığından haberdar eden, dinine milliyetine bağlı tutan en müessir amillerden biri Cuma namazıdır. Cuma namazı artık böyle bir anlam kazanmıştır.

Böyle olmasına rağmen yazık ki, ne yurdumuzda ne de yurt dışında Cuma ibadeti, Cuma gününün iş günü olması nedeniyle tam bir huzur ve huşu ile eda edilememekte tam bir serbestlik içinde yapılamamaktadır.

Yurt dışındaki işçilerimiz namaza ayrıldıkları zaman kadar bir süreyi ya diğer saatlere ilaveten çalışarak, ya da ücretlerinden vazgeçerek bu önemli buluşmayı ve ibadeti yerine getirmeğe çalışıyorlar.
Ülkemiz müslümanlarının ise Cuma ibadeti saatlerinde serbest olamayışları gerçekten üzücü ve tedavisi gereken müzmin bir rahatsızlık halinde devam etmektedir. Bu problem mutlaka çözülmelidir. Bu haliyle bir ibadet hürriyetsizliği yaşanmaktadır. Cuma namazı kılmak isteyen mutlaka camiye cemaate gitme mecburiyetindedir. Bulunduğu yerde kılamaz. Böyle olunca da Cuma günü öğle namazı vaktinde eda edilen Cuma için yeterli bir zamanın ayrılması gerekir. Ta ki, büyük bir huzur ve gönül rahatlığı ile bu ibadet yerine getirilebilsin. Halkının yüzde doksansekizi müslüman olan Türkiyemizde eğer Cuma günü tatil yapılamıyorsa vatandaşların Cuma ibadetlerini serbestçe yapabilmeleri kalıcı bir biçimde düzenlenmelidir. Bu zor değildir. Yeter ki, samimiyet ve inançla istensin.
Altınoluk Dergisi