(Mesneviye göre) HAZRET-İ MÛSÂ VE FİRAVUN
Hazret-i Mevlânâ, Mûsâ -aleyhisselâm-’ın firâsetteki derinliğini, buna mukâbil Firavun’un ise nefsânî bir hayatın içinde nasıl ahmaklaştığını beşerî idraklerin anlayabileceği bir şekilde şöyle müşahhaslaştırarak sergilemektedir:
“Hazret-i Mûsâ, Firavun’u Hakk’a dâvet ederken tevâzû ve mahviyet göstermişti. Zîrâ Cenâb-ı Hak, Hazret-i Mûsâ’ya, Firavun’a teblîğde bulunmasını bunu da “leyyin”, yani yumuşak bir lisân kullanarak yapmasını istemişti. Firavun ona; “Kimsin, kimin nesisin, eski adın ne?” diye sorunca Hazret-i Mûsâ:
“Ben Allâh’ın elçisiyim; insanı sapıklıktan kurtarırım! Aslım balçıktandır. Topraktan yaratılan şu bedenimin dönüp varacağı yer de topraktır! Lâkin Allâh balçığa can verdi, gönül ihsân etti! Asıl adım da; «Allâh’ın âciz kulu Mûsâ’dır! Allâh’ın bir kulunun da oğluyum!»” dedi.
Firavun bu sefer: “Sen ‘Firavun’un kulusun, çünkü senin bedenin, Firavun’un nimetleri ile beslendi, gelişti. Şimdi ise sen, hak tanımaz bir kul, beni inkâr ettiğin için bir nankör ve kâfir oldun.” dedi. Cevâben Hazret-i Mûsâ:
“Hâşâ! Allâh birdir. O’nun şerîki yoktur. Kulların O’ndan başka sahibi olamaz. Helâk olacak bir kişiden başkası O’nunla ortaklık dâvâsına girişmez! Zîrâ tevhid inancının kalpte ortaklığa tahammülü yoktur!
Ey Firavun! Senin, benim kaşımı ve hatta bir sineğin kanadını bile yapmaya gücün yetmez; nasıl olur da beni yarattığını söyleyebilirsin? Sen çok gaddar birisin! Çünkü, Allâh’a şirk koşuyorsun! Eğer ben yanlışlıkla bir kıptîyi öldürdüysem, onu nefsim için öldürmedim! Ben ona bir yumruk vurdum. Zaten kendisinde ilâhî bir rûh bulunmayan, hakîkat mahrûmu, canlı bir cenâze olan o zavallı kişi de can verdi.” dedi.


Alıntı ile Cevapla