+ Yeni Konu aç
4 sonuçtan 1 ile 4 arası

Konu: şehid hattab (rha)

  1. #1

    • cihaderi
    • Offline

      Üyelik tarihi
      27-12-2006
      Yaş
      39
      Mesajlar
      15
      Konular
      4

    Lightbulb şehid hattab (rha)

    çeçenistan şehidi büyük mücahid HATTAB rahmetullahaleyh
    Ruslar Kafkaslar'da başlarına gelenlerin önemli bir bölümünden Bin Hattab adıyla bilinen genç bir mücahidi sorumlu tutuyor. Kafkaslar ve Orta Asya'da derin izler bırakabilecek olan, ardından yüzlerce mücahidi sürükleyen bu genç adam hakkında kamuoyu çok az şey biliyor. Hatta geldigi Ortadoğu'da bile, bu gencin gizemli bir havası var.
    el-Hayat gazetesi Dağıstan'da çatışmaların hızladığı bu günlerde Hattab'ın hayatı ile ilgili ayrıntıları ilk kez günışığına çıkardı.

    Okumak için ABD'ye gidecekti

    Hattab, 1970 yılında Arabistan Arar'da bir doğmuş. Arapça'nın yanısıra, Rusça, Ingilizce ve Peştuca konuştuğu diller arasında. 1987'de öğrenimine devam etmek için ABD'ye gitmek üzere hazırlıklara başlar. Ancak Afganistan'da mücahidlerin Ruslar'a karşı başlattığı cihadın giderek hız kazanması ile Hattab ABD'de okumak yerine mücahidlerin safına katılmayı tercih eder. Celalabad yakınlarındaki bölüğüne katıldığında küçük ama heyecanlı bir savaşçıdır. Cephedeki kumandanlarından biri onu daha sonra'16,17 yaşlarında uzun saçlı yerinde duramayan bir genç' olarak hatırlayacaktır.Afganistan ve Tacikistan'da savaşta Hattab, kumandanına onu biran önce cepheye göndermesi için yalvarır. Ancak komutanı askeri eğitimini tamamlamadan onu savaşa göndermez. Kısa sürede cephede pişen Hattab, Celalabad'ın düşmesine ve Kabil'in fethine tanıklık eder. Operasyonların birinde karnından yaralanır. Afganistan'daki cihadın bitmesinin ardından 1993'de küçük bölüğü ile birlikte Tacikistan'a geçer. Burada iki sene komünist Tacik hükümetine destek veren Rus askerlerine karşı savaşır.

    Elindeki bir bombanın patlaması ile iki parmağını kaybeder, ancak cihada ara verip tedavi için Peşaver'e gitmeyi reddedip, 'bir sünneti yerine getirecegim' diyerek yarasının üzerine bal sarar.

    Daha sonra, Basayevle Grozni operasyonuna katılan Hattab arkadaşları ile birlikte 1995'de Afganistan'a döner. Çeçenler'in Rus hakimiyetinden çıkmak için direniş başlattığını görünce aynı yılın ilkbaharında 8 savaşçısıyla soluğu Çeçenistan'da alır. 1996'nın 16 Nisan'ında 50 direnişçisiyle birlikte Çeçenistan'dan çekilme hazırlığı yapan büyük bir Rus birliğine karşı operasyon düzenler. Ağustos'ta ise birliği ile birlikte Çeçenler'in ünlü kumandanı Şamil Basayev'in kumandasında meşhur Grozni operasyonuna katılır, Hattab 1997 yılının aralık ayında yüz kişilik birliği ile Rus topraklarına operasyon düzenler. Bir çok Rus askerinin öldürüldüğü operasyonda en yakın silah arkadışı Mısırlı Ebu Bekir'i de şehit verir.

    Ruslar Orta Asya'dan gidene kadar....

    Hattab'ı yakından tanıyanlar hedefinin Ruslar'ı Kafkasya ve Orta Asya'daki tüm Islam topraklarından çıkarmak olduğunu söylüyorlar. Hattab'ın "Rusları ve zayıf noktalarını çok yakından biliyoruz. Bu yüzden düşmanlarımız arasında savaşmamız gereken ilk grup Ruslar'dır" dediği belirtiliyor. Şüphesiz Ruslar, Afganistan'da ve Çeçenistan'da mücahidere karşı ağır yenilgiler verdiler. Yine de Rus ordusunun eski ihtişamını kaybetmiş olmasına rağmen, gözlemciler Hattab`ın Ruslar'ın Kafkaslar'dan hatta Orta Asya'dan kovmasının gerçekleşmesi çok zor bir düş olduğuna inanıyor. En iyi ihtimalle Ruslar'ı Dağıstan'dan çıkarsa bile Hattab'ın cihadı bitmeyecek. Hattab'ın arkadaşlarına "Annemi her aradığımda bana ne zaman döneceğimi soruyor. Annemi 12 senedir görmedim. Ancak eğer onu görmek için dönersem başladığımız bu cihadı nasıl tamamlarız" dediği söyleniyor.

    Şehidimiz Ibn-ul HATTAP

    "Hepimiz Allah'ın elindeyiz. Burada ki 3 kişiden birimizin tek eli yok birimizin tek gözü yok diğerimizin de tek ayağı... Üçümüz de bir şekilde yaralı veya sakatız. Biz diger mücahidlerin arasındayız. Operasyonlarda bizzat yer alıyoruz. Aynı diğer mücahidler gibi ön cephelerde ağır silahlarla çatışıyoruz. Bir operasyona çıkarken Allah'ın bize şehadet nasip etmesi için dualar ediyoruz. Allah'a bizim canımızı kendi yolunda alması için yalvarıyoruz. Allah'ın yolunda ölmek bir şereftir ve biri Allah'a hizmet etmek istiyorsa bırakın etsin...." Ibnul Hattab-2001
    O hayatının yarısını cephelerde silah başında geçirdi. O ailesınden sevdiklerinden ülkesinden lüks hayattan çok uzaklarda şehadeti aradı. Daha 15 yaşındayken zengin ve varlıklı olan ailesi onu okuması için ABD'ye yollamıştı. Onun gözü ise cihaddaydı. Bir fırsatını bulup o zamanların en büyük cihadı olan Afgan cihadına katıldığında daha 17 yaşına yeni girmişti. Cephede büyümüştü Hattab. Savaşın sonuna kadar da ayrılmadı Afganistan'dan. Afgan cihadı bitince Tacikistan'a cihada gitmisti Hattab ve onun bir sonraki durağı da Çeçenya olmuştu.
    - "Televizyon'da alnında La İlahe İlallah yazan bantlar ve tekbir getiren çocukları görünce orada cihad olduğunu anlamıştım ve oraya gitmeye karar verdim" diyordu Hattab. 1995 yılında 8 Arap arkadaş ile birlikte Çeçenistan'a gidiyordu.Onun söylediği bir başka sey ise
    - "Bizi cihada gitmekten alıkoyan şey ailelerimiz. Buraya gelen hiç kimse ailesinden izin alıp gelmiyor. Eğer ailemizi dinleyip geri dönseydik bu cihadı kim üstlenecekti. Bazen anneme telefon açarım hâla benim dönmem için adeta yalvarır fakat eğer biz annelerimizi ziyaret etmek için bile dönsek bu görevi kim devam ettirecek." diyordu Hattab.
    Baska bir gün de
    - "Allah bize kafirlere karşı onların silahlarıyla savaşmamızı emrediyor bugün kafirlerin en büyük silahı ise medya ve propaganda. Öyleyse biz de kendi medyamızı kendi propogandamız için kullanmalıyız" diyordu. Hattab Çeçenistan'a ilk geldiğinde hemen kendi grubunu kurmuştu. Özellikle 1996 yılının nisan ayında yaptığı ünlü Shatoi baskınından sonra adını duyurdu ve Rusya'nın en çok aranan isimleri arasında yerini aldı. Bu baskında yaklaşık 50 mücahid bir Rus konvoyuna pusu kurarak köşeye sıkıştırmıstı ve 30 askeri kamyon ve 20 tanktan olusan dev konvoyu tamamen imha ederek 2 saat içinde çoğu subay 350 Rus askerini öldürdükten sonra neredeyse bir mucizeyi başarıyordu. Çatışmanın sonunda mücahidler sadece 3 şehid vermişlerdi. Savaş bittikten sonra Şamil Basayev'le beraber askeri bir kamp açan Hattab burada 600 mücahide askeri eğitim veriyordu.
    1997 yılı geldiğinde komsu cumhuriyet Dağıstan'daki Rus askeri karargahına saldıran mücahidler burada birkaç saat içinde yüzlerce Rus askerini öldürdükten sonra geri çekildiler. Ruslar gerçekten büyük bir darbe yemişlerdi ve mücahidlerden de Hattab'ın yakın arkadaşlarından biri Ebu Bekir şehid düşüyordu. Bu operasyon çok kısa sürede bir Rus karargahının büyük bir kısmının imha edilmesiyle sonuçlanıyordu fakat Hattab'ın yeni amacı da ortaya çıkıyordu. Bağımsızlığını kazanan Çeçenistan'dan sonra sıra Dağıstan'a gelmışti ve simdi bir avuç mücahid bu işi üstlenecekti. 1999 yılında ikinci defa Dağıstan'a giren Hattab ve arkadaşları bu kez birkaç saatte geri dönmemeye kararlıydılar. Dağıstan'ın içlerine doğru ilerleyen mücahidler 14 tane köyü ele geçirmişlerdi. Bir avuç mücahid gerçekten de büyük işler başarıyordu...
    Dagıstan'daki tüm Rus askerleri alarm durumuna geçmışti. Yaklaşık 600 mücahidin karşısında 12000 Rus askeri vardı fakat mücahidler halkın desteğini arkalarına almayı umuyorlardı. Ruslar'a beklemedikleri zamanda saldıran mücahidler Dağıstan içlerinde ilerlerken onları durdurmak isteyen Ruslar ise çaresizce bölgedeki dağları ve köyleri bombalıyordu. Bunun üzerine Dağıstan halkı savaş korkusuyla köyleri boşaltmaya başlamıştı. Çatışmalarda büyük kahramanlıklar gösteren mücahidler Hattab'ın en iyi arkadaşının şehadetiyle yıkılıyordu. Hakeem Al Madani bir Arap komutandı ve Hattab'ın Çeçen savaşının başından beri çok yakın arkadası ve yardımcı komutanıydı. Dagıstan'da bir başka önemli şehid daha verilmışti bu da Hattab'ın askeri kamplarında üst düzey görev alan mücahid komutan Musab'dı. Ruslar Dağıstan'da yenilmeye başlamıstı. Operasyonun 10. günü geride kalırken Ruslar geride 500'den fazla ceset 25 kadar tank hurdası onlarca askeri aracın yığıntıları bırakıyordu. Savaşın ilk günleri sadece havadan saldırmayı tercih eden Ruslar bu esnada 1 savaş uçağı ile 8 helikopterlerini kaybediyorlardı.
    Halktan beklediği desteği alamayan mücahidler geri çekilmişlerdi fakat 3-4 gün sonra bu kez 1000 kişi olarak dönmüşlerdi Dağıstan'a. Mücahidlere birkaç yüz Çeçen ve Dağıstan'lı daha katılmıştı. Bu kez çıkan çatışmalar çok daha ağırdı ve Ruslar 700 asker daha kaybediyorlardı. Hemen ardından önce Dağıstan'da bir sivil yerleşim biriminde daha sonra da Moskova'da meydana gelen patlamalar 280 Rus sivilin canını alıyordu. Ruslar bunun suçunu Hattab'a atarak kendisinin başına 1 milyon dolar koydular. Mücahidler zaten Dağıstan'da aradıkları halk desteğini bulamamışlardı ve bu olaylar onları iyice sarsmıştı. Bir de bu yetmezmış gibi Ruslar Çeçenıstan'ı yeniden kusatmıştı ve yeni savaş başlıyordu. Böylece Ağustos 1999'da başlayan Dağıstan macerası mücahidler için 1 ay sonra sona ererken yeni bir savas da baslıyordu. Hattab ise her zamanki gibi bu operasyonu da kameraya almıştı ve Dünya'ya dağıtmıştı. Kendi evinde yüzlerce operasyonun çekilmiş video kasedi vardı ve medyanın çok önemli olduğuna inanırdı. Dagıstan'dan döner dönmez komutanın başına geçerek Çeçenya savunmasına katıldı.
    Çeçenya'daki Arap ve yabancı mücahidlerın komutasını kendisi almıştı. Çeçenya'da 1999-2002 yılları arasında birçok başarılı operasyona liderlık etti ve 19 mart 2002'de hain bir saldırı sonucu şehid oldu. Mücahidlerın arasına karışıp güvenlerini kazanan bir Dağıstanlı hain Hattab'a başka bir komutandan mektup taşıyordu. Mektubu Rus gizli servisinden aldığı zehirle zehirledi ve mektubu alan Hattab 5 dakıka içinde cennete kanatlandı. Hattab'ın gerçek ismi bilinmiyor ve bu ismi kod adı olarak kullanıyordu. İngilizce pestuca, Arapça ve Rusça bilen Hattab oldukça kültürlü bir mücahid olarak biliniyordu.
    - "Yıllar önce Afganistan'day ken eğer bir gün gelip bana Ruslar'la tekrar Rusya'nın içinde savaşacağımızı söyleseydiniz size asla inanmazdım" diyordu fakat Ruslar'la Dağıstan'da müthış bir mücadeleye giriyordu büyük mücahid. Hattab Afganistan'a gittiği zaman daha çok genç olmasına rağmen hemen dikkat çekiyordu. Bir mücahid, Hattabın ilk kez Celalabad daki eğitim kampına geldiğinde gördüğü zamanki izlenimlerini söyle anlatıyor.

    - "Celalabad daki eğitim kampı hemen hergün gelen ve gidenlerle dolup boşalıyordu. Ruslara karşı büyük bir operasyon hazırlığı içindeydik, eğitimini tamamlayanlar esyalarını alıp cepheye gidiyorlardı. Biz cepheye gitmek için yola çıkarken yeni bir grup geldi. Hattabı ilk kez o zaman gördüm. 16-17 yaslarında henüz sakalları yeni yeni çıkan uzun saçlı bir genç… Henüz gelmişti, ilk yaptığı şey kamp komutanlarına gidip kendisini cepheye göndermesi için yalvarmak oldu. Komutanlar gitmesine müsade etmediler. Yanına gidip kendisini tebrik ettim ve adını sordum. "- Ibn-ul-Hattab" la böylece tanışmıs oldum. "...... Başka bir mücahid, Hattab'ın Afganistan'da karnından 12.7 mm'lik ağır bir makinali mermisi ile yaralanmasını söyle anlatıyor. (12.7 mm 'lik bu silah zirh delici olarak kullanılmaktadır ve insan vücuduna isabet etse onu kıyma haline getirir, bunu her askeri uzman tasdik edecektir.)
    - "Operasyon sırasında biz cephe gerisinde ufak bir evde idik. Akşam olmuştu ve savaş çok çetin bir şekilde devam ediyordu. Hattab birden odadan içeri girdi, yüzü solgundu, birşey olmamış gibi davranmaya çalışıyordu. Yavasça yürüyerek bize doğru geldi ve yanımıza oturdu. Herhangi bir acı ifadesi göstermiyordu ama birşeylerin ters gittiğini anlamıştık, genellikle suskun birisi olmayan Hattab, oldukça sessizdi. Yaralanıp yaralanmadığını sorduk. Ufak bir sıyrık, önemli birşey yok, dedi. Bir kardeş yanına gidip yarasına bakmak istediğinde önemli birşeyin olmadığını tekrar ederek onu geri çevirmeye çalışti ama kardeş Hattabı zorlayarak yaraya baktı, elini karnına koydu. Hattabın yarası şiddetli bir şekilde kanıyordu, elbisesi tamamen kana bulanmıştı. Hemen bir araç çağırarak onu bir an önce en yakın hastaneye ulaştırmak için harekete geçtiğimizde halen bunun hafif bir yara olduğıunu önemli bir durumun olmadığını söylüyordu."

    Afganistanda el yapımı bir el bombasını atarken elinde patlaması sonucu sağ elinin iki parmağını kaybetti. Mücahidler Pesavara gidip orada tedavi olması için ikna etmeye çalıştılar isede o, Hz.Muhammed (S.A.V.) efendimizin sünneti üzere yarasını biraz bal ile sarmiş ve arkadaşlarının teklifini reddedmiş, bunun için Pesavar'a kadar gitmeye gerek yok demiştir. Parmaklarını halen benzer bir şekilde bandajlıdır. Hattab birçok müslüman tarafından zamanımızın Halid Bin Velidi olarak görülmektedir. Ölümün Allahın önceden takdir ettiği bir zamanda, 'ne bir dakika önce nede bir dakika sonra' geleceğine inanmaktaydı. Birçok kez ölüm tehlikesi atlatmış ve suikast girişimlerinden kurtulmuştu. En yakını, 4 tonluk bir Rus kamyonunu kullanırken Ruslar tarafından kamyon bombalanmış, parça parça olan kamyondan Hattab, Allah'ın izniyle burnu bile kanamadan kurtulmuştu. Zeki, cesur ve güçlü bir kişilige sahipti. Dağıstan'lı bır bayanla evlı olan Hattab'ın 2 kız çocuğu bulunmaktadır. Askerleri tarafından çok sevilen Hattab,kendisi ile oyun oynanmayacak birisi olarak tanınırdı. Askerleri ile yakından ilgilenir, onların kişisel problemlerini çözmelerinde yardımcı olur, onlara kendileri için alişveriş yapmaları için para verirdi. Herbiri ilerde kendisinin yerini alabilecek kadar iyi yetişmis bir kumandan kadrosu vardı. Hattab, Ruslar Kafkasyadan Orta Asya'ya kadar bütün müslüman topraklarını tamamen terk edip gidinceye kadar onlarla savaşmaya azmetmiştir. "Rusları ve taktiklerini biliyoruz. Zayıf yönlerini de bildiğimiz Rus Ordusuna karşı savaşmak bizim için başka bir orduyla savasmaktan daha kolay." demişti. Hattab Ruslar her ne kadar onu terörist ilan etse de yüzyılın en büyük mücahidlerinden biriydi ve Ruslar onu öldüremediler sadece cennete kanatlanmasını ve hakettiği nimetlerden faydalanmasını sağladılar...

    Tüm forumdan rastgele konular:

    • » Redyellow'un Gözüyle 23 (07.10.2011)
    • » Nemrut Projesi...
    • » Fincanin Ummana Sevdasi
    • » Mahbûb-u Yezdân - İlahi
    • » Milli-Görüscülerin "gümüs motor"...
    • » cübbelinin annesine mektubu
    • » İbadette Riya Ediyoruz.
    • » Gelseydin......
    • » TEKEL işçilerinin son kararı!
    • » Dini Filmler 55 adet...

    Aynı kategoriden rastgele konular:

    • » tefekküre edilmesi gereken bi hadis
    • » Aman Hadis-i Şerifi
    • » Mehmet Akifi anlamak...
    • » Hz. Peygamber'in Ebu Kuhafe'yi İslâm'a...
    • » ÜSAME B. ZEYD ( R.Anh )
    • » ahlak
    • » Karikatürlere Cevap....
    • » Tokat Velileri
    • » Öncelikli Tebliğ
    • » “Kel Yakuti Beynel Hacer”

  2. #2

    • Paylaşımcı
    • Offline

      Üyelik tarihi
      14-06-2007
      Yaş
      29
      Mesajlar
      104
      Konular
      38

    Standart ŞEHİT Komutan ibn'ul HATTAB

    ŞEHİT Komutan ibn'ul HATTAB
    “Allah yolunda Cihad etmekten bizleri alıkoyan ilk sebeb ailelerimizdir. Buraya gelenlerin hiçbiri ailesinin iznini alarak gelmedi. Eğer bizde ailelerimizi dinleyip geri dönmüş olsaydık, bu davayı kim omuzlayacaktı? Ne zaman anneme telefon açsam, 12 yıldır kendisini görmemiş olmama rağmen beni eve çağırıyor. Eğer herkes giderse, kim devam edecek?”

    HATTAB
    Gerçek ismi: Samir ibni Salih bin Abdullah

    Görevi: Kafkasya Yabancı Mücahidler Kumandanı

    Doğum Yılı: 1970

    Uyruğu: GCC üyelerine ait Arap Körfezinde bir ülke

    Bildiği diller: Arapça, Rusça, İngilizce, Paştu

    Doğum yeri: Arap Körfezi

    Cihad deneyimi: 12 yıl

    Cihada katıldığı yerler: Afganistan, Tacikistan, Çeçenistan

    Tarih onu Allah yolunda ilerleyip öncü olan biri olarak hatırlayacak.
    Arap Körfezinde varlıklı ve kültürlü bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Çok cesur , kuvvetli ve gözüpek bir genç olarak yetişen Hattab islam ümmetinin sıkıntılarını yakından takip ederdi.Babası sık sık diğer kardeşleriyle birlikte Hattab’ı dağa götürür zor şartlara hazırlardı.Çok çalışkan bir öğrenciydi.

    Bu dönemlerde islam ümmetinde önemli gelişmeler yaşandı. Afganistandaki Rus işgali, ilk intifadayı ateşleyen Filistin olayları dikkatini çekti. Buralardan gelen direniş haberleri Hattab’ın yüreğindeki cihad ateşini alevlendirdi. Müslümanlara yapılan zulümler onu derinden sarstı. Ve Afganistan’daki kardeşlerine yardım etmeye, onların yanına gitmeye karar verdi. Ailesiyle vedalaştı.(1988-1994)

    Hattab Afganistan’da kendisini savaş ve komutanlık üzerine geliştirdi. Bir mücahid, Hattabın ilk kez Celalabad daki eğitim kampına geldiğinde gördüğü zamanki izlenimlerini şöyle anlatıyor.

    “Celalabad daki eğitim kampı hemen hergün gelen ve gidenlerle dolup boşalıyordu. Ruslara karşı büyük bir operasyon hazırlığı içindeydik, eğitimini tamamlayanlar eşyalarını alıp cepheye gidiyorlardı. Biz cepheye gitmek için yola çıkarken yeni bir grup geldi. Hattabı ilk kez o zaman gördüm. 16-17 yaşlarında henüz sakalları yeni yeni çıkan uzun saçlı bir genç…Henüz gelmişti, ilk yaptığı şey kamp komutanlarına gidip kendisini cepheye göndermesi için yalvarmak oldu. Komutanlar gitmesine müsade etmediler. Yanına gidip kendisini tebrik ettim ve adını sordum. “ Ibn-ul-Hattab” la böylece tanışmış oldum. ”

    Hattab eğitimini tamamladıktan sonra cepheye gönderildi. Cephede çok önemli operasyonlara imza attı. Korkusuzluğuyla herkesi hayrete düşürdü. Sonraki 6 yılda, artık Hattab 20. yüzyılın gördüğü en cesur ve çetin mücahid kumandanları arasına girdi. Karşı saldırı ve ateşlerden kaçmaması ve yaralandığında acısını gizlemesi ile tanınır. Hem normal hem de özel Sovyet güçlerine karşı birçok operasyon, pusu ve baskınlarda bulunmuş ve 1988–1993 yılları arasında içlerinde Celalabad, Host ve Kabil ün ele geçirilmesininde (fethininde) bulunduğu Afganistandaki bütün önemli operasyonlara katıldı.

    Öyleki Celalabad fethedildiğinde bir polis karakoluna giren mücahidler hattab ile ilgili özel dosyalar elegeçirdiler.Onunla alakalı bilgiler, yaptığı operasyonlar bu dosyada sıralanmıştı.

    Afganistanda el yapımı bir el bombasını atarken elinde patlaması sonucu sağ elinin iki parmağını kaybetti. Mücahidler Peşaver'e gidip orada tedavi olması için ikna etmeye çalıştılar isede o, Hz.Muhammed (S.A.V.) efendimizin sünneti üzere yarasını biraz bal ile sarmış ve arkadaşlarının teklifini reddedmiş, bunun için Peşaver’e kadar gitmeye gerek yok demişti.

    TACİKİSTAN'A GİDİŞ

    Komunistler bozguna uğrayıp, Sovyet ordusu Afganistanı terk etmek zorunda kaldığı zaman, Hattab ve bir grup arkadaşı bu sefer Tacikistan’da aynı düşmana karşı bir savaşın haberini aldılar. Bunun üzerine eşyalarını toplayarak bu grupla beraber 1993 yılında Tacikistanın yolunu tuttu. Tacikistanda 2 yıl boyunca karlı, dağlık arazide cephane ve mühimmat eksikliği içinde mücadele ettiler. Hattab kendisi tacikistana gidişini şöyle anlatıyor...

    ‘’onlara yardım için geldiğimizi sölemiştik.Elhamdulillah onlara yardım imkanı bulduk.ilk birkaç ayımızı gerekli malzemeleri bulmak için harcadık.Hazırlanmakla meşgul olduk.Taciklerden sadece yetiştirmek üzere mücahid istedik.Onları her türlü bilgiyle donatmayı amaçladık. Hep onların yanında olduk.Yalnız bırakmadık. Bir hayrımız olduysa Allah içindir.

    ÇEÇENİSTAN

    Hattab ilk başlarda Çeçenistana gitmeye sıcak bakmıyordu. Orada kominizmin hakim olduğunu halkında kominist olduğunu sanıyordu. Daha sonra televizyonda alınlarında tevhid yazılı bandajlar taşıyan gençleri gördü. Arkadaşlarıyla Araştırma yapmaya karar verdiler ve Çeçenistan'a 2 haftalık bir ziyareti gündeme aldılar.

    Çeçenistana vardıklarında halkın müslüman olduğunu gören Hattab ve arkadaşları burada kalmaya karar verdiler. Amaçları buradaki insanları eğitmekti. İlk olarak 12 kişilik küçük bir grup kurdu. Bu gurup Dağısatanlı gençlerden oluşuyordu.Gençlerin din konusundaki gayreti onu cezbetti. Hattab onların bu hali karşısında şöyle diyor;

    ‘’Vallahi çok şaşırdım, onları görünce sevinçten ağladım. Böyle bir dünyada böyle bir savaşta Allah’ın rızasını istiyorlar.’’

    Hattab Vedeno şehrini üst olarak seçti ve orada birlikler kurdu. Çeçenistandaki ilk operasyonunu Karaçoy da bir Rus konvoyuna düzenleyen Hattab ve arkadaşları 5 aracı ve 41 Rus askerini öldürdü.
    Operasyon haberi kısa sürede duyuldu ve takdir topladı. Sonraki günlerde Hattab arkadaşlarıyla birlikte yeni operasyonların planlamasını yapmaya başladı.

    İki ay hazırlandıktan sonra çok kiritik bir zamanda bir konvoy daha vurdular. Sercenyurt da öldürücü bir darbe daha indirildi Ruslara ve tam 47 araç yok edildi. Resmi Rus kaynakları bu pusuda 26'sı rütbeli olmak üzere 223 Rus askerinin öldüğünü ve bütün araçların bertaraf edildiğini bildirmişti. Bu operasyon Moskovada 2 veya 3 Rus generalinin görevlerinden alınmasına sebeb olmuş ve Boris Yeltsin operasyonla ilgili haberleri Rus Parlementosunda bizzat duyurmuştu. Bu operasyonlar öyle etkili olduki ruslar dağlardan çekilmek zorunda kaldılar.Daha sonra Grozni operasyonuna katıldı.

    Birinci savaş son bulduktan sonra Şamil Basayev ile birlikte mücahidlerin eğitilmesi için bi kamp kurdular. Çeçen ordusuna bağlı bu kampta Kafkasya’nın her yerinden binlerce genç hem ilmi, hem askeri eğitim gördü. Şehid Zelimhan Yandarbiyev Hattabı şöyle anlatıyor;

    ‘’O çok şevkatli bir komutandı. Halkla özel olarak ilgilenir onlara güzel muamele ederdi.Şehid ailerine sürekli yardım ederdi.İslami eğitime çok önem verirdi.kendi emrindeki askerlerle çocukları gibi ilgilenirdi.’’

    Hattab cihadın medya alanınada taşınması gerektiğine inanmaktadır. “Allah bizlere inanmayanların silahları ile savaşmamızı emrediyor. Onlar medya ve propaganda yolunu kullanıyorlar, öyleyse bizde kendi medyamızla onlara karşı savaşmalıyız” demiştir. Bu yüzden bütün operasyonlarının filmlerinin kaydedilmesine özen gösterir. Afganistan, Tacikistan ve Çeçenistandaki savaş görüntülerini içeren 100’lerce video kasetinin olduğu bilinmektedir. Düşman medyasının yalan, yanlış iddialarına yanıt olarak sadece sözlerin yetmeyeceğini ve video görüntülerinin de cevapta yer alması gerektiğini savunmaktadır.

    1996 yılının sonbaharında Rusya'nın Çeçenistan'dan çekilmesinden sonra Hattab Çeçenistan’da Milli Kahraman ilan edildi. Şamil Basayev ve Salman Raduyev gibi Çeçenistanın en büyük kumandanlarınında katıldığı bir törenle kendisine 'Üstün Cesaret Madalyası' takdim edilip ayrıca Çeçen Hükümeti tarafından General rütbesi ile onurlandırıldı. Cevher Dudayev şehadetinden önce hal ve davranışlarıyla Hattabı her zaman takdir ettiğini göstermiştir.

    Rusya Çeçenistandan çekilmesine rağmen baskılarını devam ettiriyordu. Dağıstan'a giren Rus birlikleri hem Dağıstan'da halkı katlediyor, hemde Çeçenistan'da terör eylemleri düzenliyordu. Çeçen komutanlara suikast girişimleri artmıştı. Dağıstanlı müslümanmlar onlardan yardım istemişti. Bütün bu gelişmeleri göz önünde bulundurarak Şamil Basayev ile birlikte bir birlik oluşturup Dağıstanda’ki Rus karargahına saldırdılar. Bu operasyon için Hattab şöyle diyor;

    ‘’Ruslar 1 gecede 3 köyü yok ettiler bu köylerde 1000 den fazla çocuk 500 kadın vardı. Hepsini öldürdüler.Onlar vurunca susan dünya ve islam alemi biz bir saldırı yaptığımızda hemen ayağa kalkıyor ve bizi kınıyor. Bunu söyleyenler yanlış söylüyor. Eğer vurmaktan başka çareniz yoksa ne yapacaksınız! Bu operasyon 17 tane alimin ve Çeçenistan-Dağıstan meclisinin kararıyla gerçekleşmiştir.’’

    Hattab 22 Aralık 1997 tarihinde tekrar sahneye çıkmış, komuta ettiği 100 Çeçen ve yabancı mücahidden oluşan grubu ile Rusya içine 100 km sızarak 136. Mekanize Tugayı Merkezine saldırıda bulunmuştur. Bu baskında 300 Rus aracı bertaraf edilmiş ve birçok Rus askeri öldürülmüştür. Birisi Hattabın kumandanlarından olan Abu Bakr Aqeedah olmak üzere iki mücahid bu baskında şehit olmuştur.

    Ruslar 2.kez Çeçenistan'a girmişti. Ve ruslara karşı gerilla savaşı başlatıldı. Hattab bu gerilla savaşında çok önemli bir yere sahibti. Birçok çeçen mücahidi eğitti. Birçok öenmli operasyona imza attı. Argun ve Şali bölgelerine saldırılar düzenledi. 400 mücahid yaklaşık 20 saat yürüyerek operasyonun yapılacağı yere geldi. Gudermes yolunu 1 gün elinde tutan mücahidler grozniden gelen saldırı haberiyle tekrar atağa geçtiler. 13 araçtan oluşan başka bir konvoyu yok ettiler. Daha sonra bir Omon birliği de yok edildi. Ruslar şoktaydı. Diğer bölgelerdede yapılan operasyonlarla Çeçenistan Ruslara mezar olmuştu.

    Bu saldırılarda yüzlerce rus askeri ve yüzlerce araç imha edildi. Hattab Çeçenistan'a giden Türkiyeli müslümanlarlada yakından ilgilenirdi. Birgün Türkiyeli mücahidlerle otururken arkadaşlarına söylediği ‘’Türkiyeli kardeşlerime iyi bakın onlar benim dayılarımdır’’ sözü herkezi güldürmüştü.

    Onunla birlikte bulunan Türkiyeli kardeşlerden birisi bir anısını şöyle anlatıyor; ‘’birgün Hattab operasyon sonrası bizim bölgemize gelmişti. Bizimde yiyeceklerimizi sakladığımız kilere fare dadanmıştı. Bize onu yakalamak için küçük mayınlar döşemiştik. Küçük patlama sesleri ilgisini çekmişti ve bize sordu. Bizde durumu anlatınca çok şaşırmış hatta gülmüştü. Bu olaydan sonra herkeze ‘’ Türklerin yanına gitmeden muhakkak haber verin zira onlar fare yakalamak için bile mayın döşerler’’diyerek takılmıştı.

    Hattab zeki, cesur ve güçlü bir kişiliğe sahipti. Askerleri tarafından çok sevilen Hattab, kendisi ile oyun oynanmayacak birisi olarak tanınır. Askerleri ile yakından ilgilenir, onların kişisel problemlerini çözmelerinde yardımcı olur, onlara kendileri için alışveriş yapmaları için para verirdi.

    Bir alim onun için şöyle diyor; ‘’onun görünüşü kafire ve munafığa korku,müslümanlara ise ferahlık veriyordu!’’

    ŞEHADETİ

    Ve o yiğit savaşçı bir münafığın elinden şehadet şerbetini içti. O'nun ölümün hak olduğuna ve Allah'ın takdir ettiği zamanda geleceğine imanı sonsuzdu. Birçok kez ölüm tehlikesi atlatmasına rağmen bu güne kadar gelmemişti. Ve şehadet onu zehirli bir mektubla buldu. Onun şehadetini yanında bulunan bir kardeşimiz şöyle anlatıyor:

    "Birlikte oturuyorduk. Çok sevdiği bir arkadaşından mektub geldi. Mektubu açtı ve okumaya başladı. O sırada yemek yiyordu. Mektubu okuduktan bir süre sonra bir halsizlik başgösterdi. Ve arkasından yüksek ateş. Bizi çağırdı ve’’ beni okuyun galiba cinler musallat oldu’’ dedi. Okumaya başladık. Ertesi gün şiddetli bir kusma başladı. Zehirlendiğini anlamıştık. Onu tedavi etmek için uğraşıyorduk. Lakin zehir elinden yediği yiyeceğe oradanda vucuduna iyice yayılmıştı. Bi süre sonra görme melekesinide kaybetti.

    Tekrar bizi çağırdı ve ‘’ben şehid olacağım kağıt kalem getirin ve son vasiyetimi yazın’’ dedi bu sırada kan kusuyordu. Vasiyetini bitirdikten yaklaşık 3 saat sonra iyice ağırlaştı ve bi süre sonra şehadet getirerek şehid oldu."

    Müminlerin komutanlarından ibnul Hattab bu şekilde Rabbine döndü. O'nun şehadeti başta Çeçenistan olmak üzere bütün islam coğrafyasında üzüntüyle yankılandı. Müslümanlar önemli bir komutanını kaybetmişti. Ama Hattab hayatında kendi gibi birçok mücahidi de yetiştirmeyi başarmıştı. Zalimlere öldürücü darbeler indirmişti.

    Onun hayatı bütün müslüman gençlere örnek bir hayattı. Dünyaya meyl etmeyişi, ümmet bilinci ve takvası ile herkeze örnekti. O yaşadığımız yüzyılın komuyanıydı. O da diğer kardeşleri gibi rabbine gitti. Rabbimiz onu firdevsinde ağırlasın ve onu peygamber efendimiz ve şehidlerimizle haşretsin inşallah...

    ‘’Allahtan istiyorum ki beni cehennem azabından korusun. Bana merhamet etsin ve cennetlerine yaklaştırsın. Ondan firdevs-i Ala’yı istiyorum’’ Şehid Komutan İbnul Hattab
    Erkekler ağlamaz derler ama ağlayan erkekten korkun.
    Ağlamak; bir yumruk gibi sıkılmış yürekten çıkan sabır ırmağıdır. Birbirimiz için ağladığımız gün birbirimiz için savaşmayı da öğreneceğiz, yeter ki birbirimizin haline gülmeyelim.

  3. #3

    • cihad anabilim uzmanı
    • Offline

      Üyelik tarihi
      23-06-2007
      Mesajlar
      1.194
      Konular
      199

    Standart

    ALLAh onun ve dava arkadaşlarının şehadetlerini kabul etsin

    ALLAh ona firdevs-i ala'yı nasip etsin

    ALLAh onun şefaatine erebilmeyi bizlere nasip etsin inş.

    Amin
    ALLAH YOLUNDA BEDENİMİN PARAMPARÇA OLMASIDIR DUALARIMIN İLKİ,DİLEKLERİMİN EN GÜZELİ

  4. #4

    • Profesör
    • Offline

      Üyelik tarihi
      18-08-2007
      Yaş
      31
      Mesajlar
      765
      Konular
      116

    Standart

    Rabbim Şehadetini kabul etsin inş...
    Devrimci İslam Kuşağı;

    Tevhid, Adalet, Özgürlük, Erdem, Asalet, Paylaşım.........

    Bilgiye ve Bilgeye değer veren, zorbalığın dindar yada dinsiz yüzüne karşı asil bir duruş...

    Müstekbirlere karşı mustazaflarla omuz omuza...

    Kutlu önderin asil yoldaşları...

    Ezilenlerin sesi soluğu, ümmetin yitik vicdanı...

    Rebeze'nin sessiz haykırışı...

    Yalnızlar korosu...

    REBEZE.COM

+ Yeni Konu aç

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67