+ Yeni Konu aç
Sayfa 1/2 12 SonSon
9 sonuçtan 1 ile 6 arası

Konu: KURBaN iBADETi Hk. HERŞEY...

  1. #1

    • Kıdemli Üye
    • Offline

      Üyelik tarihi
      22-12-2006
      Mesajlar
      3.969
      Konular
      225

    Standart KURBaN iBADETi Hk. HERŞEY...

    KURBAN RİSALESİ

    İlyas KAPLAN

    ÖNSÖZ

    Müslüman’ın imtihan için geldiği şu dünyada geçire-ceği ha¬yatın gerektirdiği faaliyetleri (dünyaya ait işleri) de bir mânâ¬da ibadettir; burada ibadetin mânâsı, kulun her bir davranı¬şını Allah’a itaat şuuru içinde, O’nun buna izin verdiğini, razı olduğunu düşünerek, bilerek icra etmesi-dir. Müslüman’ın bundan başka yine dünya hayatında yerine getirdiği özel mâ¬nâda ibadet fiilleri vardır; bun-larda amaç, dünya menfaati değildir, bu özel ibadetler dünya hayatının gerektirdiği fiiller ve davranışlar da değildir; gaye, bunları Allah’ın istediği Peygam-ber’in gösterdiği gibi yaparak Allah’ı hoşnut kılmak O’nun rızasına nail olmak, nefsi arındırmak ve e-ğitmek Hakk’a yakınlık devletini elde etmektir. Na-maz, oruç, hac zekat, zikir, Kur’an okuma, sadaka nasıl özel ibadetler ise kurban da böyle bir özel ibadet-tir.

    Dar dünya planında, fizik ve biyolojinin tıkız ka-lıplan içinde boğazlanan, kanı fışkırarak akan bir hay-vanın, daha doğrusu bu işlemin insanı Allah rızasına götüren bir ibadet olması keyfiyetini kavramak imkansız gibidir. Bilinen ve söy¬lenen, bu işlemin, en değerli varlık olan hayatı ve canı Allah’a sunmayı temsil etmesi, nasıl olsa bir gün kesilip yenilecek bir hayvanın, Allah rızası için tasadduk etmek üzere boğazlan¬ması, birçok insanın mahrum bulunduğu önemli bir gıdayı karşılıksız olarak muhtaçlara dağıtma fırsatının verilme¬sidir.

    Peygamber Efendimiz kurban kesmiş, ümmetine de bunu tavsiye etmiştir; bu sebeple kurban, bazı müctehidlere göre vacib (gerekli, olmazsa olmaz), bazıla-rına göre sünnet bir iba¬det olmuştur. Hali vakti yerinde olanlar, daha ilmî bir deyiş¬le zekat vermekle yükümlü olacak kadar zengin olanlar, bay¬ram namazından sonra, kurban bayramı günlerinde bu iba¬deti yerine getirirler. Yine Sevgili Peygamberimiz’in tavsiye ve örnek uygu-lamalarına göre birazını yer, birazını ayırır, ge¬ri kalanını da Allah rızası için muhtaçlara dağıtırlar (tasad¬duk eder-ler). Kurbanın derisi de eti gibi olduğundan ya kul¬lanılmak üzere kesen tarafından alıkonur yahut da tasadduk edilir.
    “Benim namazım, ibadetim (kurbanım), hayatım ve ölümüm hep âlemlerin rabbi olan Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben Allah’a teslim olanların ilkiyim” .

    KURBAN

    Kurban, sözlükte “yaklaşmak, Allah’a yakınlık sağlamaya vesile olan şey” an¬lamına gelir.

    İslâm dininde ise, “ibadet maksadıyla belirli bir vakitte belirli şartları taşıyan hayvanı usulünce bo-ğazlamak, ya da bu şekil¬de boğazlanan hayvan” de-mektir. Arapça’da bu şekilde kesilen hayvana “udhiyye” denilir.
    İnsanlık tarihi boyunca hemen bütün dinlerde “kurban” uygulaması mev¬cut olmakla birlikte şekil ve amaç yönüyle aralarında farklılıklar bulunur.
    Hac Suresinin 34.âyetinde de ilâhî dinlerin hep-sinde kurban vardır. Ancak Yahudilik ve Hıristiyan-lık’ta “kurban” telakkisi bir hayli değişikliğe uğramış, Hıristiyanlık’ta İsa’nın çarmıha gerildiği ve bunun in-sanoğlunun aslî günahına karşı Baba’nın oğlu Hz. İ-sâ’yı feda etmesi olduğu inanışıyla “kurban” telakkisi özel bir anlam kazanmıştır.
    Kurban gerek fert gerekse toplum açısından çe-şitli yararlar taşıyan malî bir ibadettir. Kişi kurban kesmekle Allah’ın emrine boyun eğmiş ve kulluk bilin-cini koruduğunu canlı bir biçimde ortaya koymuş olur.
    Müminler her “kurban” kesiminde Hz. İbrahim ile oğlu İsmail’in Cenâb-ı Hakk’ın buyruğuna mutlak itaat konusunda verdikleri başarılı sınavın hâtırasını tazelemiş ve kendilerinin de benzeri bir itaate hazır olduğunu simgesel davranışla gös¬termiş olmaktadır.

    KURBANIN HİKMETLERİ

    Hemen bütün semavî dinlerde kurban kesmek, insa-nı Allah’a yak¬laştıran ve ulaştıran bir ibâdet sayılmıştır. Zaten kurban “kurbet” yani “Allah’a yakınlık” manasına gelmektedir. Hz. Adem’in iki oğlunun kurban kesmeleri-nin Kur’an’da söz konusu edilmesi bu işin ne kadar eski¬lere gittiğini gösterir. İslâm’daki kurban kesme ibadetinin Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’le yakın ilgisi vardır. Hz. İbrahim rüyasında Hz. İsmail’i kurban ederken görmüş, bu rüyaya uyarak oğlunu kurban edeceği sırada Allah’tan büyük bir kurban gelmesi üzerine Hz. İsmail’in hayatı bağışlanmış¬tı . Çok eski zamandan beri sürüp gelen kurban kesme, hatta insan¬ları kurban etme inancı Hz. Peygamberin zamanına kadar devam emiş, Abdulmuttalip, oğlu Hz. Peygamberin pederi Abdulah’ı kurban etmeye teşebbüs etmişti. Bundan dolayı Resulullah “Ben iki kurbanlığın çocuğu-yum” , buyurmuştur.
    Tâ Hz. Adem zamanından günümüze kadar devam eden kurban kes¬me ibadetinden bahseden fakîhler, “Bundan maksat kan akıtmaktır”, (İrâke-i dem) demişlerdir. Maksadı açık olarak ifade etmeyen “kan dökme” tabiri esas itibariyle doğru olsa bile önemli olan kan akıtmadaki illetin ve hikmetin ne olduğu hususudur. Kurban kesme-nin sünnetteki şekline baktığımızda, bir yönüyle “taabbudî” olan kurban kesmede bir ta¬kım içtimaî sırlar ve faydalar bulunduğu ayan beyân ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple, kurban kesmenin manası ve maksadı aklen kav-ranmaz de¬mek doğru değildir. Zira kurban taabbudî ol-maktan çok talilî bir ibâdet¬tir. Kurban kesmekle sadece nisap miktarı mala sahip olan zenginlerin ve orta tabaka-nın mükellef oluşu, kesilen kurbanların hastalıklı, sakat, kör, topal ve arık olmamasının istenmesi ve etiyle ilgili işlem-ler, göstermektedir ki kurban kesme emriyle birtakım ma-nevi ve sosyal maksatlara ulaş¬mak hedef alınmıştır. Şayet esas maksat kan akıtmak olsaydı kör, topal, sakat ve arık hayvanlarla da bu maksadın hasıl olması icap ederdi. Diğer taraftan maksat fakir fukaraya et yedirmek olsaydı semiz ama sakat hayvanların kurban edilmelerinin caiz olması gerekirdi. Biri ruhî ve dini, diğeri sosyal iki hedefi bulunan kurban kesme ibadetinde sadece bir mak¬sadın ger-çekleştirilmesi kâfi değildir.
    Bir kere kurban kesmekle dinin emrine uyulmakta, çok eskilere da¬yanan dini bir ananenin icabı yerine geti-rilmekte, faydalı bir âdet yaşatılmakta ve Allah yolunda kusursuz, önemli ve değerli bir mal feda edilmek¬tedir. Böylece insanlar Allah’ın emrine uyma ve cömert olma alışkanlığı kazanmaktadır. Kurban, can da dahil olmak üzere inanmış bir kimsenin bütün varlığını Allah yolunda feda etmeye hazır olduğunun bir remzidir. Malını kurban eden bir insan gerektiğinde canını cihadda ve Allah yo¬lunda kurban edecektir. Diğer taraftan kurban, insanın nefsânî arzuları¬nı ve süflî duygularını boğazladığının da bir işaretidir. Kurban kesen bir kimse artık yüksek duygu-lara ve ulvî düşüncelere sahip olacak, aşağı adî ve bayağı duygu ve düşüncelere tenezzül etmeyecektir. İnsan ola¬rak düşmeyecek, yücelecek; gerilemeyecek ilerleyecektir. Herkesin kendi kurbanını bizzat kesmesi ruh metanetini muhafaza etmek içindir.
    Kurban kesmek içtimaî ve iktisadî bakımdan da ö-nemlidir. Hadise göre kurban kesenler, eti üçe ayırarak bir bölümünü yer, bir bölümünü yedirir, bir bölümünü saklarlar. Bir insan kurban kestiği gün fakir fu¬karayı, eşi dostu davet ederek et yer ve yedirir. Geri kalan kısmın bir bö¬lümünü yoksullara verir, bir bölümünü de saklar. Kur’an’da kurban etini “Yeyiniz ve yediriniz” buyurulmuştur. Allah rızası için kesilen kurbandan muhtaç ve fakirler varken, onlara pay ayrılmaksızın etin kıyma ve kavur¬ma yapılıp çömleğe konulması veya et olarak muhafaza edilmesi uygun değildir. Hz. Peygamber zamanında bir ara böyle yapıldığı için Resulullah Efendimiz “Kurban etini üç günden fazla saklamak caiz değildir” diyerek kurban etinin en fazla üç gün saklanabileceğini belirtmiş, etlerin daha fazla zaman saklanma¬sını yasaklayarak fakir fukaraya intikalini temin etmiş, ama daha sonra kurban etinin nasıl tüketile-ceğini ashabına iyice kavratınca, bu yasağı kaldırmıştır. Bundan da anlaşılır ki, kurban kesmenin maksatlarından biri de yoksulların evlerine etin girmesini ve tencerelerinde et yemeğinin piş¬mesini temin etmektir. Kurbanı “et-lik”ten ayıran husus da budur. Ra¬mazan Bayramında fıtır sadakası, Kurban Bayramında etle günlük rızık temin etme kaygısından kurtarılan fukaranın, bir neşe ve sevinme günü olan bayramlara gerçekten ve gönül-den katılmaları sağlanır. Allah rızası ve fukaraya et ikra-mı şartları yerine getirilirse, bundan sonra kurban etin¬den çoluk çocuğun yediği kısım için de insan sevap alır. Bu gibi sebep¬ler ve mesnetler dikkate alınacak olursa, hacda olduğu gibi kesilen kur¬banların toprağa gömülmesi, -bilhassa milyonlarca müslümanın yeterince beslenemediği ve uzun süre hiç et yüzü görmediği bir zamanda- kurban ibadetinin maksadı ile bağdaşmamaktadır. Kurban kes-mek vacip veya sünnettir. Halbuki kurban etini zayi ve israf etmek haramdır. Onun için hacda kesilen kurbanların ziyanını ve israfını önleyen tedbirlerin alın¬ması şarttır.
    Kurban Bayramı sebebiyle milyonlarca hayvanın bo-ğazlandığını ve geniş çapta mal varlığına kıyıldığını ileri sürüp kurban kesmenin iktisadi bakımdan sakıncalı oldu-ğundan söz edenler bulunmaktadır. Ancak ke¬silen kurban-ların tırnaklarına varıncaya kadar hiç bir şeylerini zayi etme¬mek pekâlâ mümkündür. Ekseriya böyle de olmakta-dır. Ayrıca kurban¬ların kesildiği ayda kasapların kestikleri hayvanların sayılarında bir azal¬ma olmaktadır. Zenginler her zaman et yediklerinden, kurban kesimi su¬retiyle et tüketiminde meydana gelen artış, daha ziyade ya hiç et yüzü görmeyen fukara ve yeterince et yiyemeyen orta tabaka lehinde olmak¬tadır. Zaten meselenin sosyal adalet cephesi de budur. Bu iddia genel¬likle her zaman et yeme imkanına sahip olan kimseler tarafından ileri sü¬rülmektedir. Şayet bunlar da senede/yılda ancak Kurban Bayramların-da do¬ya doya et yiyebilen dar gelirli tabakadan olsalardı veya onların dert ve ızdıraplarına yabancı olmamış bulun-salardı böyle bir iddiaları olmazdı.
    Ayrıca kurban kesme ananesinin besiciliği teşvik et-tiği, işsizlere iş sahası açtığı, pazarlara hareket getirdiği, zenginlere kurban satan fakir¬lerin ve orta hallilerin du-rumlarının iyileştiği de bir gerçektir.
    Kurbanın manevî, ruhî, ahlâkî, içtimaî ve hatta ikti-sadî faydaları se¬bebiyle Kurban Bayramı günleri dışında nezir kurbanlarının kesilmesi de meşru görülmüştür. Bir kimse sırf Allah rızası için veya bir işin görülme¬si maksa-dıyla kurban kesmeyi adarsa sevap kazanır. Ancak bu maksat¬la kesilen kurbanın etinden kendisi, usul (anne, baba, dede…) ve furûu (oğlu, kızı, torunu…) faydala-namaz.
    Tekbir getirilerek kurban kesenlerle hacılar arasın-da bir benzerlik vardır. Mekke’ye gidemeyenler, bu su-retle hacıların ulvî hissiyatına işti¬rak etmiş olurlar, aynı hayatın bir örneğini yaşarlar.
    Kur’an : “Allah’a ulaşan kurbanların etleri ve kanları değil, O’na olan saygınızdır.” diyor. Önemli olan sadece kan akıt-mak veya et yemek veya dini bir geleneği yerine getirmek değil, Allah rızası için maksadı ve hikmeti ta¬hakkuk etti-recek şekilde kurban kesmektir .

    Tüm forumdan rastgele konular:

    • » Bir Problem
    • » Sözler ve Cevaplar....
    • » Efendimiz (s.a.v)in hanımlarına verdiği...
    • » Uyarı nedeni: saglıkcı: Argo Kelime...
    • » Yalvaririm Bakin Buna..tepkİsİz...
    • » Cennetül Baki kabristanı- Medine
    • » Şemdinli Savcısı Sarıkaya Tazminata...
    • » kuran ziyafeti beled suresi okuyan kim...
    • » Pkk'nin gazetesİ ÖzgÜr gÜndem baŞlik...
    • » gören gözlere aşk olsun

    Aynı kategoriden rastgele konular:

    • » Öldükten sonra iyilikle anılmak için...
    • » Aralık ayında vefât eden önemli bazı...
    • » küçük günahlardan büyük yığınlar..
    • » NÛR - 31 --Ve mü'min kadınlara söyle
    • » Cehennem Hayatinin Ebediliği Tartişmasi
    • » annelere hediyem olsun
    • » İyi ahlâkın üstünlüğü ve sevabı...
    • » Uydurma Hadislere Örnekler
    • » İnternet'te Söylenen Yalan,Günah
    • » Vaki olanda hayır vardır
    ...

  2. #2

    • Kıdemli Üye
    • Offline

      Üyelik tarihi
      22-12-2006
      Mesajlar
      3.969
      Konular
      225

    Standart

    KURBANIN FAYDALARI

    Kurban toplumda; kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutar, sosyal adaletin gerçek-leşmesine katkıda bulunur, özellikle et satın alma im-kânı hiç bulunmayan veya çok sınırlı olan yoksulların bulunduğu ortamlarda onun bu rolünü daha belirgin bi-çimde görmek mümkündür. Zen¬gine malını Allah’ın rı-zâsı, yardımlaşma ve başkalarıyla paylaşma yolunda harcama zevk ve alışkanlığını verir, onu cimrilik hasta-lığından, dünya malı¬na tutkunluktan kurtarır. Fakirin de varlıklı kullar aracılığıyla Allah’a şük¬retmesine, dünya nimetinin yeryüzündeki dağılımı konusunda karamsar-lık ve düşmanlıktan kendini kurtarmasına ve kendini toplumunun bir üyesi olarak hissetmesine vesile olur.

    KURBANIN HÜKMÜ

    Kurban kesmenin fıkhî açıdan değerlendirilmesi hususunda fakihler ara¬sında görüş farklılıkları vardır. Dinen aranan şartları taşıyan kimselerin kur¬ban kesme-leri Hanefî mezhebinde ağırlıklı görüşe ve bazı müctehid imam¬lara göre vacip, fakihlerin çoğunluğuna göre müekked sünnettir.
    Hanefîler, Kur’an’da Hz. Peygamber’e hitaben "Rabbin için namaz kıl, kurban kes” buyurulmasının ümmeti de kapsadığı ve gereklilik bildirdiği görüşünde-dir. Ayrıca Peygamber Efendimiz’in birçok hadisinde hali vakti yerinde olanların kurban kesmesi emredilmiş veya tavsiye edilmiş, hatta “Kim imkânı olduğu halde kurban kesmezse bizim mescidimize yaklaşmasın” , “Ey insanlar, her sene, her ev halkına kurban kesmek vaciptir” gibi ifadelerle bu gereklilik önemle vurgu-lanmıştır. Öte yandan kurban kesmeyi Peygamber E-fendimiz hiç terk etmemiştir. Bu ve benzeri delillerden hareket eden fakihler gerekli şartları taşıyanların kur-ban bayramında kurban kesmesini “vacip” görürler.

    KURBAN ÇEŞİTLERİ

    Kurban bayramında kesilen kurbandan ayrı ola-rak yine ibadet niyetiyle kesilen başka kurban çeşitleri de vardır. Buna göre kurban çeşitleri şöylece sıralanabi-lir:
    1. Kurban bayramında kesilen kurban,
    2. Adak kurbanı,
    3. Akîka kur¬banı,
    4. Kıran ve temettü haccı yapanların kes-tikleri ve “hedy” adı verilen kur¬ban,
    5. Hacda yasakların ihlâli halinde gereken ceza ve kefaret kurbanı.
    Bu kurban çeşitlerinin ortak ve farklı hükümleri vardır.
    Vasiyetinin veya adağının bulunması halinde öl-müş kimse için kurban kesilmesi gerekir ve kesilen kurbanın etinin tamamı fakirlere dağıtılır. Vasi¬yet veya adak olmasa bile, Şâfîîler hariç fakihlerin çoğunluğuna göre, sevabı ölüye bağışlanmak üzere onun adına kur-ban kesilebilir.

    KURBAN KESME YÜKÜMLÜLÜĞÜ

    Bir kimsenin kurban kesmekle yükümlü olabil-mesi için dört şart aranır:
    1. Müslüman olmak.
    2. Akıllı ve bulûğa ermiş olmak.
    3. Yolcu olmamak, yani mukim olmak.
    4. Belirli bir malî güce sahip bulunmak.
    Bir kimsenin kur¬ban kesmekle yükümlü tutula-bilmesi, daha doğrusu böyle bir ibadeti ifaya ehil sayı-labilmesi için “Müslüman” olması gerekir. Bu kural bütün ibadetler için geçerlidir.
    Dinen yolcu hükmünde olan kimse kurban kes-mekle yükümlü değildir. Ancak yolcu hükmünde bulu-nan kimsenin tek başına veya mukimlerle bir¬likte kur-ban kesmesine bir engel de yoktur. Diğer mezheplere göre kurban mükellefiyeti açısından yolcu olanla mu-kim olan arasında, kurban kesmenin onlara göre sünnet olması sebebiyle, zaten bir farklılık yoktur.
    Hanefî mezhebine göre, kurban kesmeyi vacip kılan zenginliğin ölçü¬sü, zekâtta ve fıtır sadakasında aranan zenginlik ölçüsüyle aynı olup kişinin borçları ve aslî ihtiyaçları dışında 85 gr. altına, ya da buna denk bir pa-raya veya mala sahip olmasıdır. Bu miktar bir mala sa-hip olan kimse¬nin kurban kesme imkânının mevcut ol-duğu düşünülmüştür.
    Zekât, sadaka-i fıtır ve kurban gibi malî yönü bu-lunan ödevlerle yü¬kümlülük, dinimizde belli bir asgari zenginlik ölçüsüne ulaşmış olmaya bağlanmıştır. Dinen asgari zenginlik ölçüsü olarak belirlenen bu miktara nisâb denir. Bu üç malî mükellefiyet için aranan as-gari zenginlik ölçüsü kural olarak aynıdır. Fakat, zekât verme yükümlülüğünün mükellefe fiilen yönelmesi i-çin, diğer ikisinden farklı olarak, öngörülen bu nisabın üzerinden tam bir yılın geçmiş olması şart görülmüştür.
    Fıtır sadakasının ramazan orucuyla irtibatlan-dırılarak ramazan bayramına getirilmesi, kurban kes-menin ise adını bu işten alan öteki dinî bayramla bir-leşmesi tesadüfi ol¬mayıp bu günlerin yeme, içme ve eğ-lenme günleri oluşuyla ilgilidir. Böyle bayram günle-rinde herkes yiyip içerken fakirlerin mahzun kalmama-sını sağlamak Müslümanlık gereği olmak bir yana, top-lumsal bütünleşme ve kaynaşmayı sağlamanın da hem etkili bir yolu hem de gereğidir.
    ...

  3. #3

    • Kıdemli Üye
    • Offline

      Üyelik tarihi
      22-12-2006
      Mesajlar
      3.969
      Konular
      225

    Standart

    KURBANLIK HAYVAN VE KESİMİ

    Dinen kurban olarak kesilmesi kabul edilmiş hay-van türleri şunlardır: Koyun, keçi, sığır, manda ve de-ve. Dolayısıyla ancak bu hayvanlardan (ve¬ya türdeşle-ri) kurban kesilebilir. Tavuk, kaz, ördek, deve kuşu, ceylan gibi hayvanların kurban olarak kesilmesi geçerli değildir. Kurbanın geçerliliği açısından bu hayvanların erkek veya dişi olması arasında fark yoktur. Ancak ko-yunun erkeğinin, diğerlerinin ise dişisinin kesilmesi daha faziletli görülmüştür.
    Koyun ve keçi sadece bir kişi için; deve, sığır ve manda ise yedi kişiyi aşmamak üzere ortaklaşa kurban olarak kesilebilir.
    Koyun ve keçi cinsinden hayvanlar bir yaşını doldurduktan sonra kurban edilebilir. Hanefîler de da-hil fakihlerin çoğunluğu, koyunun semizlik ve gösteriş olarak bir yaşındakilerle aynı olması halinde altı ayını tamamla¬dıktan sonra da kurban olabileceği görüşünde-dir.
    Sığır ve manda cinsinden hayvanlar iki yaşını, deve ise beş yaşını ta¬mamladıktan sonra kurban olarak kesilebilirler.
    Kesilecek hayvanın kurban olmaya engel bir ku-surunun bulunmama¬sı gerekir. Kurban edilecek hayva-nın sağlıklı, düzgün, azaları tamam, besili olması hem ibadetin gaye ve mahiyetine hem de sağlık kuralları-na uygun düşer. Kötürüm derecesinde hasta, zayıf ve düşkün, bazı azaları eksik mese¬lâ bir veya iki gözü kör, kulakları ve boynuzları kökünden kesilmiş, dili ke¬sik, dişlerinin tamamı veya çoğu dökülmüş, kuyruğu ve memesi kesik hayvanlar kurban olmaz. Ancak hayva-nın doğuştan boynuzsuz, şaşı, topal ve deli, biraz has-ta, bir kulağı delinmiş veya yırtılmış olmasında kurban açısın¬dan bir sakınca yoktur. Koyunun daha semiz ve lezzetli olması maksadıyla doğduğunda kuyruğunun kısmen veya tamamen kesilmesi kusur sayılmaz.
    Kurbanın sahih olabilmesi için belirlenmiş vakit içinde kesilmesi ge¬rekir. Kurban, kurban bayramının ilk üç günü yani zilhicce ayının 10, 11 ve 12. günleri, bayram namazının kılınmasından, 3. günün akşamına kadarki süre zarfında kesilebilir. Şafiî mezhebine ve bazı fakihlere göre bu süre, bayramın 4. günü akşa-mına kadardır.
    Kurbanın bayramın 1. günü kesilmesi daha fa-ziletli görülmüş, kesimin gündüz yapılması tavsiye edil¬miştir.
    Kurbanın ibadet niyetiyle kesilmesi şarttır. Esa¬sen kurbanı diğer hayvan kesimlerinden ayıran da bu-dur. Niyette asıl olan kalbin niyetidir, dil ile açıkça söylenmesi gerekmez. Kurbanda niyetin bu önemi se-bebiyledir ki, Hanefî mezhebinde ortaklaşa kesilen kur-bana bütün ortakların ibadet niyeti ile katılmaları şart-tır. Ortaklardan birinin sadece et elde etme niyetiyle iştiraki diğerlerinin kurbanını geçersiz kılar. Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise böyle bir ortaklık, kur-ban ibadetine zarar vermez.
    Bir kimse tek başına kesmek üzere aldığı büyük baş hayvana, sonradan altı kişiye kadar ortak kabul e-debilir.
    Mükellefler yanlışlıkla birbirlerinin hayvanlarını kesseler, her kesilen kurban, sahibinin kurbanı olmak üzere sahih olur. Etler dağıtılmamışsa de¬ğişim yapar-lar, değilse helâlleşir ve bir fark da talep etmezler.

    KURBAN KESİM İŞLEMİ

    Diğer gayelerle yapılan kesimlerde olduğu gibi kurbanlık hayvanın ke¬siminde de bazı kurallara uymak gerekir. Hayvan kesim yerine incitilmeden götürülür, kesilecek zaman da kıbleye karşı ve sol tarafı üzerine yatırılır. Elinden geldiği sürece her mükellefin kur-banını kendisinin kesmesi menduptur, değilse bir başkasına vekâlet verip kestirir.
    Kurban sahibinin kesim esnasında orada hazır bu-lunması müstehaptır. Hayvan yere yatırılırken Kur’an’dan:
    إِنِّى وَجَّهْتُ وَجْهِىَ لِلَّذِى فَطَرَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفاً وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ.
    “Yüzümü gökleri ve yeri yaratan Al¬lah’a, O’nun birliğine inanarak çevirdim. Ben müşriklerden deği-lim” ,
    قُلْ إِنَّ صَلاَتِى وَنُسُكِى وَمَحْيَاىَ وَمَمَاتِى لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ. لاَ شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَا أَوَّلُ الْمُسْلِمِينَ.
    “Benim namazım, ibadetim (kurbanım), hayatım ve ölümüm hep âlemlerin rabbi olan Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben Al-lah’a teslim olanların ilkiyim” meâllerindeki âyetleri okur.
    “Ey Allah’ım, dostun İbrahim’den ve habibin Muhammed’den kabul buyurduğun gibi benden de kabul buyur”
    اللَّهُمَّ تَقَبَّلْ مِنِّى كَمَا تَقَبَّلَ مِنْ خَلِيلِكَ إِبْرَاهِيمَ وحَبِيبِكَ مُحَمَّدٍ.
    şeklinde veya benzer tarzda dua eder. Daha sonra da tekbir ve tehlil getirir.
    Kurbanı kesen kimse hayvana eziyet vermemeye dikkat etmeli, bıçağı hayvana, göstermemeli ve keskin bıçak kullanmalıdır. Sağ eliyle tuttuğu bıçakla hayvanı keserken “Bismillâhi Allahü Ekber” der. Kurbanı vekilin kesmesi halinde kurban sahibi de besmeleye iştirak eder. Kurban kesen kimse kesim esnasında Al-lah’ın adını anmayı (besmele) kasten terk ederse, Hane-fî mezhebine göre bu hayvanın eti yenilmez.
    Kurban kesmenin rüknü, kurbanlık hayvanın ka-nını akıtmaktır. Sığır, manda, koyun ve keçi cinsinden hayvanlar yatırılıp çenelerinin hemen al¬tından boğaz-lanmak suretiyle (zebh), deve ise ayakta sol ön ayağı bağla¬narak göğsünün hemen üzerinden (nahr) kesilir. Kesim işlemi boğazın iki tarafındaki şah damarları, yem ve yemek borusu kesilerek yapılır ve hayva¬nın kanının iyice akmasını temin için bir süre beklenilir.
    ...

  4. #4

    • Kıdemli Üye
    • Offline

      Üyelik tarihi
      22-12-2006
      Mesajlar
      3.969
      Konular
      225

    Standart

    KURBANIN ETİ VE DİĞER PARÇALARI

    Hz. Peygamber’in hadislerinden hareket eden İs-lâm âlimleri, kurban sa¬hibinin kurbanın etinden yiyebi-leceği, bakmakla yükümlü bulunduğu kim¬selere yedi-rebileceği, etinin bir kısmını da dağıtması gerektiği konusunda görüş birliği içindedir.
    İslâm âlimlerinin çoğunluğu kurban etinin üç eşit parçaya bölünüp bir parçasının kurban sahibi ve bak-makla yükümlü olduğu kimseler tarafından tüketilmesi-ni, ikinci parçanın zengin bile olsalar eş, dost ve akraba-ya hediye edilmesini, üçüncü parçanın ise kurban kes-meyen fakir kimselere dağıtılma¬sını tavsiye ederler.
    Adak (nezir) olarak kesilen kurbanın etinden, a-dakta bulunan kimse ve onun bakmakla yükümlü bu-lunduğu kimseler (babası, annesi, dede ve nine¬leri, ço-cukları, torunları, hanımı) yiyemezler. Şayet yiyecek o-lurlarsa yedikle¬rinin bedelini fakirlere tasadduk etmele-ri gerekir. Nafile (tatavvu) olarak kesilen kurbanın e-tinden sahibi de, bakmakla yükümlü bulunduğu kimse-ler de yiyebilir.
    Kurban sırf Allah rızâsını kazanmak için kesil-diğinden kurbanın etinin ve diğer parçalarının satılması veya benzeri şekilde sahipleri için gelir getirici işlemlere harcanması caiz değildir.
    Kurbanın derisi, yünü, bağırsakları, kemikleri, iç yağı gibi eti dışında kalan parçalarının da sahibine gelir temin etmek amacıyla para ile satılması caiz değildir. Bunları kurban sahibi evde kullanabileceği gibi kulla-nılmak üzere birine hediye de edebilir. Şayet satacak olursa parasını tasadduk etme¬si gerekir. Kurbanın bu parçalarının veya satımı halinde parasının hayır iş-lerine sarfedilmesine, diğer bir anlatımla tasadduk etmenin dinen caiz ol¬duğu kişi ve yerlere verilmesine özen gösterilmelidir. Bu parçalar da kurban ibadetinin devamı olarak görülmeli, aynı anlayış ve amaçla (Al-lah rızâsına uygun şekilde ve uygun yere) sarfedilmeli veya tüketilmelidir.
    Şayet kurban kasaba kestirilmişse, kasabın kesim ücreti kurbanın eti veya derisiyle veya bunların parasıy-la ödenmez.
    Kurbanlık hayvanın kesim öncesinde sütünden ve yününden yararlan¬mak da tasvip edilmemiştir. Şa-yet yararlanılmışsa bedeli sadaka olarak ve¬rilmelidir. Kurbanlık koyun ve keçinin yünü, kesimden sonra kırkı-lıp evde ihtiyaç için kullanılabilir, fakat satılıp para-ya çevrilemez. Aksi halde tasadduk edilmelidir.
    Kurbanın etinin, kesimin yapıldığı bölgede dağı-tılması teşvik edilirse de daha fazla ihtiyaç sahiplerinin bulunması halinde başka yerleşim birimlerine de gönde-rilebilir, nakledilebilir.
    Kesim işlemi tamamlandıktan sonra çevre temizli-ğinin iyice yapılması, hayvanın artan parçalarının top-rağa derince gömülmesi, mümkün olduğu ölçüde dışa-rıda hiçbir parçasının bırakılmaması gerekir. Bu husus, kurbanlık hayvana ve kurban ibadetine karşı gösterile-cek saygının bir gereği olduğu gibi özellikle büyük şe-hirlerde ve kalabalık yerleşim birimlerinde sağlık ku¬ralları ve çevre temizliği açısından da son derece önem-lidir. Kurban kesme¬nin ve etini ihtiyaç sahiplerine da-ğıtmanın ecrini, çevre kirliliği meydana getirerek ve kul haklarını ihlâl ederek azaltmamak gerekir.

    AKÎKA KURBANI

    Çocuğun doğumunun ilk günlerinde Allah’a bir şükran nişanesi olarak kesilen kurbana “akîka kurba-nı” denilir. Esasen akîka, Arapça’da yeni doğan ço-cuğun başındaki saçın adıdır. Akîka kurbanı kesildiği gün çocuğun başı da tıraş edildiği için kurban bu adı al-mıştır.
    Akîka kurbanı Hanefîler’e göre mubah (bazı ri-vayetlerde mendup), diğer üç fıkıh mezhebine göre sünnettir. Hz. Peygamber torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin için birer koçu akîka kurbanı olarak kesmiş ve ümmetine de yeni doğan kız ve erkek çocukları için akîka kurbanı kesmelerini tavsiye etmiştir.
    Akîka kurbanı, çocuğun doğduğu günden bulûğ çağına kadar kesilebilirse de doğumun yedinci günü kesilmesi müstehaptır. Aynı günde çocuğa isim ve-rilmesi ve saçının kesilerek ağırlığınca altın veya gü-müşün tasadduk edilmesi de tavsiye edilmiştir.
    Kurban olmaya elverişli her hayvan akîkaya da elverişlidir. Kesilen bu kurbanın etinden kurban sahibi ve aile fertleri, yakın dostları yiyebileceği gibi tasadduk da edilebilir.

    ADAK KURBANI

    Adak kurbanı, kendi¬sine vacip olmayan bir hayvanı kesmeyi, mükellefin kendiliğin¬den vacip kıldığı kurbandır.
    Kendisine kurban vacip olmayan fakirin, kurban bayra¬mında kesmek üzere aldığı kurban da, Hanefî Mezhebine göre adak kurbanı gibi vacip hükmünü alır.
    Şartları gerçekleştiğinde, adak kurbanını kesmek -hem zen¬gine, hem fakire- vaciptir.
    Adağın genel şartları, adak kurbanı için de aynen geçerlidir.
    Adak kurbanları, adağın genel teorisine bağlı olarak ele alı¬nır. Buna göre, belirtilen cins, zaman, nitelik ve yerle ilgili adak sözlerine bağlı kalınarak, adak kurbanı kesilir.
    Adak kurbanının etinden ve diğer kısımla-rından, adak sa¬hibi, karısı, annesi-babası, dedeleri, çocukları ve torunları yiye¬mezler; tamamının tasadduk edilmesi gerekir. Faydalanılan kıs¬mın değerinin tasadduk edilmesi şarttır.
    Adak kurbanının kesilmesi için, normal kur-banda anlatı¬lan hükümler aynen uygulanır.
    ...

  5. #5

    • Kıdemli Üye
    • Offline

      Üyelik tarihi
      22-12-2006
      Mesajlar
      3.969
      Konular
      225

    Standart

    KURBANLA İLGİLİ HADİSLER

    Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Ey Patıma! Kurbanın için kalk ve yanın¬da bulun. Zira kanının her damlasına karşılık senin geçmiş, günahların bağışlanacaktır.”
    Dedi ki:“Bu, sadece biz Ehl-i beyte mi mahsustur, yoksa bütün müslümanlar da buna dahil mi¬dir?”
    “Bilakis bize de tüm müslümanlara da şa¬mildir.” buyurdu .
    Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Kurban bayramı günü, sıla-i rahim ha¬riç, Âdemoğlu, kurban kanı akıtmaktan daha üstün bir amelde buluna-maz.”
    Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
    “Her yıl, her hane halkına bir kurban, bir de atîre kes-mek gerekir. Atîre nedir bilir misi¬niz? Atîre, recehiyye dedi-ğiniz (Receb ayında kesilen) kurbandır.”
    İbn Ömer radiyallahu anh’dan:
    Bir adam ona: “Kurban kesmek vacip mi¬dir?” diye sordu.
    Şu cevabı verdi: “Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ve müslümanlar kurban kes¬mişlerdir.” Adam soruyu tekrarladı. Bunun üzerine cevaben: “Anlamıyor musun? Allah Resulü ve müslümanların kurban kestik-lerini söylüyorum” dedi.
    İbn Ömer radiyallahu anh’dan:
    “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Medine’de on sene ikamet etti, bu müddet zarfında kurban kesti.”
    Allah Resulü sallallahu aleyhi ve selem buyurdu:
    “Kimin imkânı olup da kurban kesmezse, namazgahla-rımıza asla yanaşmasın!”
    Aişe’den rivayet edilmiştir: Rasûlüllah sallallahu a-leyhi ve selem buyurdu ki:
    “İnsan oğlu, Kurban kesme gününde Allah katında kan akıtmaktan daha makbul olan hiç bir amel işleme¬miştir. O Kurban, kıyamet günü boynuzları, kılları ve çatal tır¬nakları ile gelecektir. Kan yere düşmeden Al-lah’ın kabul mahal¬line düşmektedir. Artık kurbanlarla gönlünüz hoşnut olsun!”

    KURBANLA İLGİLİ DEĞİŞİK MESELELER

    1 . Hisseli kurban kesiminde herkesin kurban niyetiyle ortak olması gerekir. Bir kişi kurban niyetiyle değil de eti için ortak olursa, o kurban tamamı için geçer¬siz olur. Fakat bir kimse adak kurbanı için ortak olursa bunun bir mahzuru yok¬tur.
    2 . Hisseli kurban kesiminde, halk arasında yaygın olan herkesin kurbana elini değdirmesi gibi bir şart yoktur.
    3 . Kurbanın kesileceği belli bir vakit vardır. Bu vakit Kurban Bayramının bi¬rinci günü, tan yerinin ağarmasından başlar, üçüncü günü güneş batıncaya kadar devam eder.
    Şâfiîlere göre ise kurban kesmenin son vakti bayramın dördüncü günü, gü¬neşin batışına kadardır.
    Bu vakitten sonra kurban kesilmez. Bu sebeple zama-nında kesilmeyen kur¬banlık hayvanın mevcut ise kendisini, değilse bedelini sadaka olarak vermek ge¬rekir.
    4 . Kurbanı mümkünse sahibinin kesmesi daha fazilet-lidir. Fakat, vekâlet ver¬mek de caizdir. Bir kimse bir baş-kasını kendi yerine kurbanını kesmek için, mektupla veya telefon vasıtasıyla vekil tayin edebilir. “Benim yerime al, benim yerime kes” denildiğinde, vekil tayin edilen zât, kurbanı alır ve o kimse adına keser. Nitekim, Hz. Ali Pey-gamberimize vekâleten onun kurbanını kesmiştir.
    Vekâlet veren kimse eğer mümkünse kurban kesimi es-nasında başında bu¬lunması sünnete uygun olur. Peygambe-rimiz kendisi kesilen kurbanının başında bulunduğu gibi, bununla ilgili olarak kızı Fâtıma’ya da şöyle buyurmuştur:
    “Kalk, kurbanının başında bulun. Çünkü onun yere dökülecek ilk damla ka¬nıyla birlikte, işlemiş olduğun bü-tün günahların bağışlanacaktır.” Fakat başında bulunma-ması da kurbana bir zarar vermez. Bu hadisten “Başında bulunmayanın günahları bağışlanmaz” mânâsı çıkarıl-maması gerekir.
    5 . İslâm’ın ahlâk ve inanç ölçülerini kabul etmeyen, ona düşman olan, yayılma¬sına engel olan, kurban yerine geçer zannıyla kurban için verilen parayı başka ihtiyaçlara harca-yacak kadar cehalet içerisinde bulunan kuruluşlara kurban kes¬mesi için vekâlet verilemez.
    6 . Kesilen hayvan kurban niyetiyle kesilmelidir. Alınan hayvanın kurban ni¬yetiyle alınması da niyet yerine geçer.
    7 . Hayvanın canı tam çekildikten sonra yüzmeye başlama-lıdır. Hayvan can çe¬kişirken kafasını kesip atmak veya derisi-ni yüzmek mekruhtur.
    8 . Kurbanı kesmeden önce su ve yem verilebilir, fakat böyle yapmak bir emir veya kurbanın bir şartı değildir. Kur-banlık hayvana abdest aldırmak diye bir şey de yoktur. Bun-lar halk arasında kulaktan duyma şeylerle yerleşen, dinde olma¬yan şeylerdir.
    9 . Zengin bir kimsenin kurban için satın aldığı hayvan ölse, tekrar alması ge¬rekir, fakirin ise yeniden alması gerek-mez.
    10 . Kaybolan kurban henüz kurban kesmeden önce bu-lunsa, bir tanesi kesilir.
    11 . Kadının kendisine ait nisab miktarı malı yoksa, zen-gin olan kocanın hanımı için kurban kesmesi gerekmez.
    12 . Kadın veya sünnetsiz bir erkek de kurbanı kesebilir.
    13 . Sevabı ölüye bağışlanmak niyetiyle kurban kesilebilir. Böyle bir kimse, kes¬tiği bu kurbanın etinden yiyebilir. Fakat mirasçı olduğu kimsenin vasiyetini ye¬rine getirmek için kur-ban kesen kimse, o kurban etinden yiyemez.
    14 . Bir kimse zengin olsun, fakir olsun adak kurbanı de-ğilse, kestiği kurbanın etinden yiyebilir. Kurban eti üç kısma ayrılır:
    - Bir kısmı akraba ve komşulara,
    - Bir kısmı fakir ve muhtaç kimselere dağıtılır.
    - Kalanını ise kesen aile yiyebilir.
    15 . Kurbanlık hayvanın sütünden, kesilmeden önce yü-nünden yararlanmak, etini veya postunu satıp parasını almak mekruhtur. Böyle bir şey yapıldığında, be¬delini fakirlere sadaka olarak vermek gerekir. Kurbanlıktan kasap ücreti verilemez. Kesim ücretini kestiren kimse ayrıca vermelidir.
    16 . Kurbanın derisi fakirlere verilebilir, İslâmiyet’e hizmet eden kuruluşlara verilmesi daha faziletlidir. Kur-ban derisi, İslâm’ın ahlâk ve inanç ölçülerini kabul etme-yen, ona düşman olan, yayılmasına engel olan kuruluşlara verilemez.
    17 . Bir misafir için boğazlanan koyun, sığır gibi hayva-nın eti yenir. Çünkü bu misafire ikramdır. Fakat her hangi bir zatın sırf gelişini kutlamak için, Allah rızâsını düşünme-den boğazlanan hayvanın eti, kesim esnasında besmele çe-kilse de yenmez. Çünkü bu Allah için veya misafire ikram niyetiyle değil, o kimseyi ta’zim için kesilmiş sayılır.
    18. Kurban bayramı yaklaşınca hayvan severler ve et-yemezler kurban kesmenin şiddetle ilgili yönünü öne çıka-rıp tartışıyorlar, kurban kesmek isteyen müslü-manlar bazı detayları merak ediyor ve bu arada kurban derilerini ve etlerini istedikleri yere verme haklarını kısıtlayanları konuşuyorlar. İslâm âlemi kurban bayramı ve hac ibâdetinin manevî atmosferi içinde dinî tefekkür ve heyecanın yüce ufuklarına kanat açıyor..
    Şiddet kayıtsız ve sınırsız olarak mahkûm edilemez; bir milletin maddî ve manevî değerlerine göz diken ve saldıran düşmana karşı şiddetin adı cihaddır, meşru sa-vaştır, bu savaşta ölenlere şehid, kalanlara gâzî denir. Tartışılan şiddet geriye ve dışarıya, kendi insanlarına veya başka insanlara yönelik “haksız, hukuksuz” şiddet-tir.
    Av yaparak veya belli usûller ile öldürerek hay-vanların etinden ve başka parçalarından yararlanmak insanlık kadar eskidir, bütün ilâhî dinlerde meşrudur ve ahlâka da aykırı değildir. Eğer insan dışındaki canlı-lar; gerektiği, insanlar buna ihtiyaç duydukları halde öldürülmeyecekse ne tarımcılık yapılabilir hattâ ne de -gözle görülmeyen canlılara basıp öldürme ihtimâli bulunduğu için- kırda bayırda yürünebilir. Merhamet adına söylenebilecek şey, hayvanların gereksiz ye¬re öldü-rülmemesi ve gerektiği için öldürülecek hayvana eziyet edilmemesidir.
    Kurban kesmekle insandaki şiddet eğilimi arasında kurulan ilişkiler, kurban keserek şiddet arzusunu tatmin eden in¬sanın başka canlılara ve insana yönelik şiddet eğiliminin aza¬lacağı gibi düşünceler, ilmî verilere da-yanmamaktadır. Şid¬deti azaltacak şey sevgidir, mer-hamettir, özellikle bütün ya¬ratıkların sahibi ve yaratıcı-sı olan Allah sevgisidir, O’nun merhametinden yansı-malara sahip olmaktır; bunlar da sağ¬lıklı bir din ve ah-lâk eğitimi ile elde edilir.
    Sâffat Sûresinde (102-110) Hz. İbrahim’in, oğlu ye-rine kestiği kurban olayı güzel ve etkili bir üslûp için-de özetlenmiştir. Buna göre Hz. İbrahim rüyasında, Allah için oğlunu kurban ettiğini görmüş, bunu tesli-miyet sembolü olarak almak yerine zahiri ile alıp uy-gulamaya kalkışmış; onun ve oğlunun bu itaat, fedâkâr-lık ve teslimiyeti Allah tarafından kan olarak kabul edilmiş ve bunun yerine bir koç kurban etmesine izin verilmiş, koç kurbanı, oğul (can) kurbanı yerine geç-miştir. Bu kurbanın gökten indirildiği, cennetten gel-diği şeklindeki rivayetler âyetlerde ve sahîh hadîslerde yoktur.

    “Benim namazım, ibadetim (kurbanım), haya-tım ve ölümüm hep âlemlerin rabbi olan Allah için-dir. O’nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben Allah’a teslim olanların ilkiyim” .
    ...

  6. #6

    • Kıdemli Üye
    • Offline

      Üyelik tarihi
      22-12-2006
      Mesajlar
      3.969
      Konular
      225

    Standart

    MEHMET EMİN ER HOCA'DAN FETVALAR

    ZEBÂİH (HAYVAN BOĞAZLAMA) BÖLÜMÜ


    Soru-1: Zaruri ve isteğe bağlı boğazlama türleri hangileridir?


    Cevap: Zaruri boğazlama, bedenin herhangi bir yerinden kan akıtmak ve yaralamaktır[1]. İsteğe bağlı boğazlama ise hayvanın gerdanı ile çenesi arasından kesmektir. Hayvanın damarları; nefes borusu (hulkûm), yemek borusu (mer’i) ve kan damarları (vedecân: boynun iki tarafında bulunan damarlar) dır. Bu dört damardan üçünün bile kesilmesi halinde hayvanın eti helal olur; zira çoğunluğun hükmü, küllün (tamamının) hükmüyle aynıdır.”[2]


    Soru-2: Kesildiğinde kıpırdayan hasta v.b. bir hayvanın eti yenir mi?

    Cevap: Kesildiğinde hareket eden veya kanı akan ya da kesim anında henüz ölmediği bilinen yahut ağzını veya gözlerini yuman yahut ayaklarını toplayan ya da kılları kalkan hayvanın etini yemek caizdir. Dürrü’l-muhtar’da şöyle denir: “ Kesildiğine hareket eden yahut kanı çıkan hasta bir davarın eti helaldir. Aksi halde kesim anında henüz yaşadığı bilinmiyorsa, helal değildir. Eğer yaşamakta olduğu biliniyorsa, -hareket etmese de kanı çıkmasa da- mutlak manada helaldir. Boğulma tehlikesi geçiren, yüksek bir yerden düşmüş, süsülmüş ve kurt tarafından karnı deşilmiş hayvanların da, eğer hayat emareleri varsa, boğazlanması helaldir. Fetva “Ancak boğazladıklarınız (kestikleriniz) müstesna”[3] ayeti gereğince buna göre verilmiştir. Av bahsinde de, kesim anında hayatta olduğu bilinmeyen, hareket etmediği gibi kanı da çıkmayan bir davarın ağzını açması halinde etinin yenmeyeceği, kapatması durumunda ise yenilebileceği; aynı şekilde gözlerini açarsa yenmeyeceği, kapatırsa yenilebileceği, ayaklarını salıverirse yenmeyeceği, toplayıp büzerse yenebileceği ve kılları yatarsa yenmeyeceği, diklenirse yeneceği ifade edilmiştir. Çünkü hayvan, ölüm anında gevşer ve ağız, göz açmak, ayakları salıvermek ve kıllarının yatması, gevşemenin belirtileri olarak ölüm alametleri sayılır. Bu sayılanların tam zıddı, canlı varlığa mahsus hareketlerdir; bu sebepler hayatta olduğuna delalet eder. Tüm bunlar, hayvanın yaşadığından emin olunmadığı haller için geçerlidir. Ancak kesim esnasında hayvanın yaşadığı kesin olarak biliniyorsa, o zaman her hal ü karda etini yemek helaldir.[4]



    Soru-3: Hayvanı ensesinden boğazlamanın hükmü nedir?


    Cevap: Hayvanı ensesinden boğazlamak, acıyı daha fazla artıracağı için mekruhtur. Fakat, damarları kesilinceye dek canlı kalması halinde etini yemek caizdir. Zira boğazlanarak öldürülmüştür. Ama eğer damarları kesmeden evvel ölürse, henüz boğazlamadan öldüğü için eti yenilmez.[5] Kerhî, Muhtasar’ında şöyle demektedir: “ Ebu Hanife der ki: Bir devenin boynu besmele çekilerek, kılıçla vurulacak olsa bakılır: Eğer boğaz tarafından vurulmuşsa, hatalı hareket edilmiş olsa da, eti yenir. Yok eğer ense tarafından vurulmuşsa, yine hatalı sayılsa da, eğer ölmeden önce nefes borusu ve kan damarları (evdac) kesilmişse, eti yenebilir. Aynı hüküm davar ve diğer kesilebilecek tüm hayvanlar için de geçerlidir.[6]


    Soru-4: Hayvanlarda, yenilmesi tahrimen mekruh sayılan kısımlar hangileridir?


    Cevap: Hayvanda yenilmesi mekruh yedi parça şunlardır: Dişilerin hayası (dişilik uzvu), (erkeklerin) taşak yumurtası, gudde (salgı üreten bezeler), mesane, öd kesese ve akıtılmış kan. Nitekim Evzai’nin, Vâsıl b. Ebî Cemîl’den, onun da Mücahid’den rivayetine göre Peygamber Efendimiz (s.a.v.) davarların, erkeklik uzvu, taşakları, dişilik organı, gudde, öd kesesi, mesane ve kanı mekruh saymaktadır. Ebu Hanife şöyle demektedir: Kan dışındaki altı uzuv bana göre mekruhtur. Kan ise haramdır. Zira Cenab-ı Hak: ‘Size ölü ve kan haram kılındı’ buyurmaktadır. Ayet, ‘kan’ı kapsadığı için, o da haram sayılmaktadır. Bunun dışında kalanlar, insanların tiksindiği ve hoş karşılamadığı şeyler oldukları için mekruhtur. ‘Pis olan şeyleri de size haram kılar’[7] ayeti de bu kerahetin sebebidir (Zeylaî). Bedayi’de, Zebaih Bölümünün sonunda şöyle denilmektedir: “ Mücahid’den gelen rivayetin manası, sayılanların yenilmesinin tahrimen mekruh oluşudur. Çünkü altı uzuvla kan, mekruh olma bakımından aynı hükme tabidir. Ancak akıtılmış kan haramdır. Ebu Hanife’den rivayet edilen kan dışındaki altı uzuv bana göre mekruhtur. Kan ise haramdır, sözünde, mutlak manada kanın haram, diğerlerinin ise mekruh olduğu ifade edilmiştir. Zira mutlak haram, kesin bir delille haram olduğu sabit olan şeydir. Nitekim “yahut akıtılmış kan’ ayetinde de bu meseleye açıklık getirilmektedir. Ayrıca bu hususta icma da tahakkuk etmiştir. Fakat kanın dışındaki altı uzvun haramlığı kesin bir deliller değil, içtihadla veya tevili mümkün olan ayet veya hadisin zahiri anlamıyla sübut bulmaktadır. Bu sebeple ayrım yapılmış ve kana haram sayılırken, diğerlerinin mekruh olduğu belirtilmiştir.[8]


    Soru-5: Fakihler, ehl-i kitab’ın elektrik şoku ve benzeri yollarla yaptıkları kesimin helal olabilmesi için, tıpkı bizde olduğu gibi, boğaz kısmında olması şartı koşmuşlar mıdır?


    Cevap: Fakihlerin çoğu, bunu şart koşmuşlardır. Malikilerden biri grup alimin verdiği fetvaya göre böyle bir şart yoktur; -Allah’ın, onları tekzib ettiği hususlar haricinde- onların kendi dinlerine göre helal olan her şey, bize göre de helal sayılır.[9]



    UDHİYYE (KURBAN) BÖLÜMÜ

    Soru-6: Udhiyye ne demektir? Kimlere vaciptir?


    Cevap: Udhiyye (kurban): Sözlükte, adha günlerinde (kurban bayramı) boğazlanan şeyin ismidir. Şer’î ıstılah’ta ise; Allah Teala’ya ibadet niyetiyle belli bir vakitte, belirli bir hayvanı kesmek demektir. Kurban kesmek, hür, zengin ve seferi halde bulunmayan (mukîm) her müslümana vaciptir. Zahiru’r-rivaye’de geçtiği üzere, zenginlik, kişinin küçük çocukları yoluyla değil de bizzat kendisine ait bir zenginlik olması gerekir. Zira bu başlı başına bir ibadettir; başkası sebebiyle bir başka kimseye vacip olmaz (Dâmâd). Kurbanlık hayvanlar ise, koyun ve keçi veya yedi kişiyle ortaklaşa kesilen sığır yahut devedir. Kurban kesme şartlarını haiz olup Allah'a yakınlaşma niyeti taşıyorsa, yedi kişiyle ortak olunsa bile, sevabında herhangi bir eksilme olmaz. Eğer yedi kişiden biri, kafir olursa veya kurbana et niyetiyle iştirak ederse yahut kendisine düşen pay diğerlerine düşenden daha az ise, hiç birinin kurbanı sahih olmaz. Kurban kesmenin ilk vakti, bayramın birinci günü fecr-i sadık’ın doğması ile girer. Şehir halkı için imam’ın bayram namazını kıldırmasına kadar kesmek caiz değildir. (Bayram namazı kılınmayan yerlerde, namaz vaktinden önce (fecr-i sadık’tan sonra) kesilmesi caizdir.) Aynî’nin beyanına göre bu hüküm, bayram namazı kılması vacip olan kimseler için geçerlidir. Kesimin son vakti ise, bayramın üçüncü günü akşamına kadardır. Eğer kurbanı kesemeden vakti geçerse, yani kişi, ‘Şu hayvanı kurban etmeye Allah’a ahdim olsun’ diyerek kendine vacip kıldığı, kendi mülkündeki bir hayvanı kurban edemezse, adamış olduğu hayvanı bizzat canlı olarak tasadduk etmesi gerekir. En faziletli tutum budur. Bunun yanında kendisini değil de kıymetini sadaka vermesi de caizdir. Aynı hüküm, hayvanı kestikten sonra etini –kıymetine denk olması kaydıyla- tasadduk etmesi halinde de geçerlidir. Eğer gerçek kıymetini karşılamıyorsa, daha fazlasını tasadduk etmelidir. Şayet o kurbandan herhangi bir et yerse, kıymetini ödemek mecburiyetindedir. Gabn-ı yesîr (hafif aldatma) ile satarsa, ücretini, gabn-ı fahiş (fahiş aldatma) ile satarsa fazlalılığı sadaka olarak verir. Aynı durum, fakirin kurban için satın aldığı hayvan için de söz konusudur. Zengin ise, satın almış olsa da olmasa da, fakirin aksine, vacip olan kurban yükümlülüğünden ötürü kıymetini tasadduk etmek mecburiyetindedir.



    Soru-7: Kimlerin iki davar kesmesi vaciptir? Niçin?


    Cevap: Kurban bayramından önce veya kurban bayramında, üzerine vacip olan kurbanı kasdetmeksizin bir davar adayan kimsenin iki davar kesmesi vaciptir. Aynı şekilde, adak veya kurban niyetiyle bir davar satın alan fakirin, kurban bayramı günlerinde maddi refaha kavuşması halinde, biri adaktan diğeri de zenginlikten ötürü olmak üzere iki davar kesmesi lazım gelir. İbn Abidin’in Haşiyesinde şöyle denilmektedir: “ Bedayi’de denir ki: Eğer zengin bir adam, kurban bayramında bir davar kesmeyi adarsa, bizim mezhebimize göre iki davar kesmesi gerekir. Biri, adaktan ötürü diğeri ise, İslam’ın üzerine yüklediği şer’î sorumluluktan dolayıdır. Ancak, ‘adak’tan maksadı üzerine vacip olan kurban ise, o zaman sadece bir davar kesmesi gerekir. Fakat bu sözü, kurban bayramı günlerinden önce söylemişse, tartışmasız iki davar kesmesi lazımdır; zira o vakitte söylenen adak ifadesinin[10], vacip olan kurban kasdıyla söylenmesi ihtimali yoktur. Çünkü bir şeyin zamanından önce vacip olması söz konusu değildir. Aynı hüküm, fakir olduğu halde daha sonra kurban günlerinde zenginleşmesi halinde de geçerlidir, o zaman da iki davar kesmesi gerekir.[11] Adı geçen kaynakta ayrıca şu kayıt da vardır: Fakirin, kurbanlık niyetiyle davar satın alması, vacip hükmünde sayılır. Bu da –Bedayi’de ifade edildiği gibi- örfen ‘kurban kesme’yi adamak demektir.[12]



    Soru-8: Hangi kurbanların eti yenmez?


    Cevap: Altı çeşit kurbanın eti yenmez. İbn Abidin, Haşiyesinde şöyle der: “ Netice olarak etine yenilmeyen hayvanlar, baştan itibaren adananlar, kurban bayramından sonra bizzat tasadduk edilmesi gerekenler, Bezzaziye’den naklettiğimiz gibi-ölen kimsenin vasiyeti üzerine kurban edilenler, bir görüşe göre fakirin satın almak suretiyle üzerine vacip olanlar, -Haniye’den aktardığımız gibi- kurbanlığın karnından çıkan yavrusu, ortaklarından birinin geçmiş kurbanını kaza etme niyetini taşıdığı yedi kişilik kurban. Bütün bu kurbanlar, fakirlere sadaka olarak verilmek durumundadır. Bu mühim açıklamaya dikkat et!.[13]



    Soru-9: Vakti geçen bir kurbanlığın kazası nasıl olmalıdır?


    Cevap: Bir adam, bizzat bir davarı adamış veya kurban olarak kesmek için satın almış olduğu halde, kurban bayramı geçmiş ve kurbanını/veya adağını kesememişse, canlı olarak tasadduk etmesi gerekir. Hayvanı kendisi kesse bile etinden yiyemez; zira kan akıtma vacibi, tasadduk vacibine dönüşmüş durumdadır. Eğer zengin olduğu halde herhangi bir adakta bulunmaksızın ve satın almamaksızın kurban kesme günleri geçmişse, kurbanlık olabilecek bir davarın kıymeti nisbetinde tasaddukta bulunur.[14]

    Soru-10: Kurbanlık hayvanda aranan şartlar nelerdir?


    Cevap: Kurbanlık hayvanın şartları şunlardır: Altı aylık olduğu halde, bir yaşını doldurmuş koyunların arasına girdiği zaman ayırdedilemeyecek kadar gösterişli olan kuyruklu koyunun kurban edilmesi caizdir. Deve, sığır ve davar cinsi hayvanlarda seniy ve daha üst yaşta olan hayvanların kurban edilmesi caizdir. Seniyy: develerden beş yaşını tamamlamış, sığır ve mandalardan iki yaşını bitirmiş ve davardan bir yaşını doldurmuş olan hayvana denir.[15]



    Soru-11: Sığırın yedi kişi adına kurban edilmesinin caiz olmasının şartı nedir?


    Cevap: Deve ve sığırın yedi kişi namına kurban edilmesi caizdir. Fakat bu cevazın, kurbana iştirak edenlerin Allah Teala’ya yakınlaşma niyetini taşımaları şartı vardır. Eğer hisse sahiplerinden biri ibadet kasdı ile değil de et niyetiyle iştirak ederse, kesilen kurban batıl olur. Zira bu amel, cüzlere ayrılmayı kabul etmeyen bir ibadet hükmündedir. Bu itibarla bir kısmı bile ibadet niyetiyle yapılmamışsa, tamamı geçersiz sayılır.[16]

    Bir uyarı: Burada cevaz şartının, amelin tümüyle Allah’a ibadet kasdıyla yapılmasına bağlı olduğu anlaşılmıştır. Bu hüküm, hisse sahipleri içerisinde o yılın kurbanına niyet eden bir kimse yanında geçen yılın kurbanına kaza niyeti taşıyanların bulunması halinde de geçerlidir. Böyle bir durumda o yıl için niyette bulunanın kurbanı caiz, diğerlerininki batıl sayılır; sadaka kurbanı kesmiş olacakları için etini tasadduk etmeleri gerekir. Ayrıca –Haniye’de de belirtildiği gibi- o yılın kurbanı için niyet etmiş olanın da, paylarının şüyuundan[17] ötürü, hissesini sadaka olarak dağıtması gerekir. Çünkü zahiri itibariyle bu kurbandan yemek caiz değildir. Bu hususu iyi düşün. Öte yandan aynı veya değişik münasebetlerle ibadet niyetinin hepsine yahut bir kısmına vacip olduğu hallerde cevaz söz konusudur. Mesela, normal kurban, ihsar kurbanı (hacdan menedilme yahut geri kalma)[18], haccın avlanma yasağına rağmen avlanan kimsenin ceza olarak keseceği kurban[19], ihramlının başını traş olması halinde kesmesi gereken kurban[20], hacc-ı temettü ve kıran kurbanlarının hepsi ibadet kasdıyla kesilen kurbanlardır. Fakat İmam Züfer bu görüşe muhalefet etmiştir. Aynı şekilde hisse sahiplerinden bazıları, daha önce doğmuş olan bir çocuğunun akikasını kesme niyetiyle iştirak etmişse, niyet sahih olur. Zira burada çocuk nimetinin şükrünü eda etme niyeti vardır. İmam Muhammed bu husustan bahsetmesine rağmen, düğün yemeği (niyetiyle kesilen kurban) konusuna değinmemiştir. Aslında bunun da caiz olması gerekir; çünkü Cenab-ı Hakk’ın bahşettiği nikah nimetine şükür maksadıyla yapılmaktadır. Kaldı ki düğün yemeği, sünnetle sabittir. Buna göre kurban, Allah’a şükür yahut sünneti ihya etme niyetiyle kesilmişse, her ikisinde de ibadet kasdı var demektir.[21]
    ...

+ Yeni Konu aç
Sayfa 1/2 12 SonSon

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67