+ Yeni Konu aç
Sayfa 1/2 12 SonSon
10 sonuçtan 1 ile 6 arası

Konu: Beyazit-i Bistami

  1. #1

    • SABIR DOSTU
    • Offline

      Üyelik tarihi
      19-04-2007
      Yaş
      33
      Mesajlar
      3.103
      Konular
      260

    Standart Beyazit-i Bistami



    Beyazıt-i Bestami Hazretleri esas adı Ebu Yezid Tayfur bin İsa Bistami’dir. Bu büyük zata tasavvuf nedir diye sormuşlar. Şu şekilde cevap vermiş: “Nefsi kulluk alanına almak, kalbi Allah’a bağlamak, güzel olan her huyu uygulamak, tümüyle Allah’a nazar etmek, hizmet ve gayret kemeri kuşanmak ve bedeni disiplin altına almaktır.” Diye cevap vermiştir. Beyazıt-i Bestami hazretleri Şeriatın korunmasına çok dikkat eder ve ehemmiyet verirdi. Bu mesele ile alakalı olarak şöyle der: “bir kimse havada uçacak kadar keramet gösterse de ona aldanmayınız. Asıl onun Allah’ın emir ve yasaklarını nasıl koruduğuna, şeriatına nasıl uyduğuna dikkat ediniz” (El Kuşeyri Risalesi)

    Bir defasında Beyazıt-i Bestami’ye: Veli kimdir diye sormuşlar. O da: “Veli, Allah’ın emirlerini yerine getirme, yasaklarından da sakınma konusunda sabreden kimsedir.” Diye cevap vermiştir. Beyazıt-i Bestami hazretlerinden Sufi (mürid) hakkında sual edilince şu şekilde cevap vermiştir. “Sufi bir elinde kuran, bir elinde sünnet, bir gözü cennette, diğer gözü cehennemde olduğu halde sadece hakkı isteyen kimsedir”

    Bir kere arkasında namaz kıldığı kimse (imam) Beyazıt-i Bestami hazretlerine: “Sen çalışıp para kazanmıyorsun. Kimselerden de bir şey istemiyorsun. Öyle ise nasıl geçiniyorsun?” deyince Beyazıt-i Bestami: “Sabır et senin arkanda kıldığım namazımı kaza edeyim. Çünkü rızk vereni bilmeyen birinin arkasında namaz kılmak caiz değildir” dedi. (Tezkire s.218)

    Yine bir zamanlar Beyazıt-i Bestami devrinde bir insan velilikle meşhur olmuştu. Herkes bu veliyi ziyarete gidiyordu. Beyazıt-i Bestami hazretleri “Veli diye meşhur olan şu zata gidip bir bakalım” diyerek yanındaki bir kısım dostları ile birlikte o meşhur veliyi ziyarete gittiler. Meşhur veli evinden çıkmış camiye doğru gidiyordu. Yolda giderken kıbleye doğru tükürdü. Bunu gören Beyazıt-i Bestami hazretleri meşhur veliye(!) selam dahi vermeden geri döndü. Yanındakilere Beyazıt-i Bestami hazretleri şöyle der: “Bu kişi Cenab-ı Peygamberin adabına tam manası ile koruyamıyor. Nasıl olurda iddia ettiği makamı koruyabilir? (El Kuşeyri Risale s.80)

    Bir başka rivayette o meşhur velinin mescide tükürmesi diye geçer. Mescide tükürdüğü için Beyazıt ona selam vermeden geri dönmüştü. Zira mescide tükürenden veli olmazdı. Riya ile hareket eden tasavvuf ehli ve emirler ve müridler için bakınız Beyazıd ne söylüyor: “Bunca bağlar size maddeye bağlamış ve tasavvuf yolunu nefsin gayri meşru istekleri için tuzaktaki tane gibi yapmışken, yüce dergaha varmak için size mi izin verilecek? Asla buna ruhsat bulamayacaksınız.” Esasında bu ifadeler kırk sene manen gayret ettikten sonra elinde kırık bir testisi üzerinde eski bir abası ile dergaha girmek isteyince mal sevgisi ile velilik olmaz diye Beyazıt-i Bestami’ye söylenmişti. (Tezkire 222)

    “Herkim Kur’an okurda müslümanların cenazelerine katılmaz, hastaları ziyarete gitmez, yetimleri soruşturmaz ve tasavvuftan dem vurursa, onun bir sahtekar olduğunu biliniz.” (Attar, Tezkire s.219)

    Beyazıt-i Bestami hazretlerinin bir sözünü daha buraya aldıktan sonra birkaç soru ile yazımı noktalamak isterim.

    “Cümle halkın sahip olduğu devletler kapınıza havale edilse buna güvenmeyiniz. Tüm devletsizlikler yolunuza konsa, ümitsiz olmayınız. Çünkü büyük ve yüce Allah’ın işi “Ol” der, oluverir iledir. Her kim kendine bakıp ibadetini ihlaslı görür, keşf sahibi olduğunu sanır ve nefislerin en çirkefi olarak kendi nefsini görmezse, hiçbir hesapta onun yeri yoktur.” (Tezkire 23)


    Bu okuduklarımızdan ibret ve ders almak Hz. Allah C.C. hepimize nasip eylesin.


    alıntı.

    Tüm forumdan rastgele konular:

    • » Akşam Yemeğini Hiç Yarım Bıraktınız Mı?
    • » İşsizlik yeniden çift haneli oldu!
    • » ülke sorunlarını çözmek için ne kadar...
    • » Zalimlerin Satranç Oyunları!
    • » Uıyyyyy...
    • » Cübbeli Ahmet Hoca'ya kötü haber
    • » Süleyman hep başbakan...
    • » Ak Parti Savcıları Göreve Çağırdı
    • » Sevgili Okur, Bu Yazı Sana
    • » Uzaklar...

    Aynı kategoriden rastgele konular:

    • » Simurg...
    • » Dar oda
    • » Cemaatler, sizce bir cemaat diğeri...
    • » VAHdET BeyLE AŞURE
    • » Rabıta bidat mi ? Deyilmi
    • » Zaaflarıyla İnsan
    • » tesetturlu bir kıza aşık olunca...
    • » Her nefeste Allah adın dî müdâm
    • » Gavs’ı Âzam
    • » Ufku Besleyen Kökler..

    • öLÜRSE TEN ÖLÜR ,CANLAR ÖLESİ DEĞİL...

  2. #2

    • Profesör
    • Offline

      Üyelik tarihi
      09-09-2007
      Mesajlar
      1.913
      Konular
      110

    Standart

    Gönül karanlığının giderilmesi hususunda Beyazid-i Bestami Hazretleri'nin şu tavsiyesi rivâyet edilir:

    "Tevbe kökünü istiğfar yaprağı ile karıştırıp, gönül havanına koymalı, tevhid tokmağı ile dövüp insaf eleğinden eleyerek gözyaşı ile hamur etmeli, aşk ateşinde pişirip içine muhabbet-i Muhammediye balından katarak kanaat kaşığı ile gece gündüz yemeli."
    İyinin iyiliği herkese, en büyüğü kendine,
    Kötünün kötülüğü çok kişiye, en çoğu da kendine!



  3. #3

    • SABIR DOSTU
    • Offline

      Üyelik tarihi
      19-04-2007
      Yaş
      33
      Mesajlar
      3.103
      Konular
      260

    Standart

    Bâyezîd-i Bistâmî'ye; "Nefsine verdiğin en hafif cezâ nedir?" diye sordular.
    Cevâbında; "Bir defâsında nefsim, bir itâatsizlikte bulundu. Buna cezâ
    olarak bir yıl boyunca hiç su içmedim." buyurdu..

    • öLÜRSE TEN ÖLÜR ,CANLAR ÖLESİ DEĞİL...

  4. #4

    • Profesör
    • Offline

      Üyelik tarihi
      09-09-2007
      Mesajlar
      1.913
      Konular
      110

    Standart

    Cezbe ve vecd halinde iken söylediği bazı sözlerini muasırları anlayamadılar. “Kendimi tesbih ederim, şanım ne kadar yücedir!”, “Çadırımı arşın hizasına kurdum.” gibi bazı sözleri üzerine çeşitli ithamlarda bulundular. Bu mübarek Allah dostunun şerefine lâyık olmayan sözler sarfettiler. O kadar dikkatleri üzerine çekmişti ki, yedi defa Bestâm’dan ayrılmaya mecbur bıraktılar. Fakat bunlardan hiç birisi başarıya ulaşamadı, başlarına bir çok haller geldi.

    Kendisi de onların bu durumundan yakınır ve Bestâm’ın yarı okumuşları saçımı, sakalımı ağarttı.”buyururdu.

    İçlerinde daha sonraları hatalarını anlayanlar çıktı, büyüklüğünü görerek saygı göstermeye başladılar.

    Şöhreti âfaka ulaşan Bâyezid-i Bestâmî -kuddise sırruh- Hazretlerini nice ârifler, veliler ve âlimler ziyaret etmiş, mübarek lisanından duyduklarını bir kelime olsun ilâve etmeden rivâyete çalışmışlardır.
    İyinin iyiliği herkese, en büyüğü kendine,
    Kötünün kötülüğü çok kişiye, en çoğu da kendine!



  5. #5

    • Profesör
    • Offline

      Üyelik tarihi
      09-09-2007
      Mesajlar
      1.913
      Konular
      110

    Standart

    Onun bir hususiyeti ilmi Hakk’tan almasıdır.

    Bir toplulukta “Filan hoca ilmini filan zâttan almış... Falan âlim bilgisini şu medresede geliştirmiş...” şeklinde konuşmalar geçiyordu.

    Bâyezid-i Bestâmî -kuddise sırruh- Hazretleri onları dikkatle dinledi ve şöyle buyurdu:

    “Bahsettiğiniz zâtlar ilmi ölüden almışlar, biz ise ilmimizi hiç ölmeyenden aldık.”

    Bu sözleri ile “Faydalı olan” mârifet ilminin kalbinde kaynadığını ve dilinden döküldüğünü anlatmaya çalışmışlardır.

    Bir beyanları da şöyle:

    “Unuttuğunda cahil olacağı için, kitaplardan bazı şeyler ezberleyen kimselere âlim denmez. Hakiki âlim, öğrenmeden ve ezberlemeden, dilediği anda Hakk’tan ilim alabilen kimsedir.”

    Bir gün bir camide fıkıh dersi okutan bir âlimin ders halkasına oturmuştu. O arada birisi bir feraiz meselesi sordu. “Birisi öldü, geride şu kadar malı ve şu şu yakınları kaldı, bunun mirası nasıl taksim edilir?” dedi. Fakih cevap vermeye çalışırken Bâyezid-i Bestâmî -kuddise sırruh- Hazretleri kendisini alamadı ve “Ey üstad! Öldüğünde Allah’tan başka kimsesi kalmayan kimse hakkında ne buyurursun?” dedi.

    Orada bulunanlar hayretle birbirine bakıyorlardı. Sözlerine devam etti:

    “Aslında insanın sahip olduğu hiç bir şeyi yoktur. Öldüğünde tıpkı önceden olduğu gibi, sadece Mevlâ’sı kalır. Çünkü insan dünyaya gönderilmeden önce de yalnızdı, bu âlemde de yalnızdır. Amma çoğu zaman yalnızlığının farkında değildir, ancak kabre konulduğu zaman anlar.”

    Fakih onun bu hikmetli sözleri karşısında “Sen bu ilmi kimden aldın?” dediğinde “Ben bu ilmi Hakk’tan aldım.” buyurdu.


    Geniş bir mârifet ve irfan hazinesine sahip oluşu sebebiyle “Sultan-ül Ârif’în” ünvanını almıştı.
    İyinin iyiliği herkese, en büyüğü kendine,
    Kötünün kötülüğü çok kişiye, en çoğu da kendine!



  6. #6

    • Profesör
    • Offline

      Üyelik tarihi
      09-09-2007
      Mesajlar
      1.913
      Konular
      110

    Standart

    Sorulan suallere verdiği her cevap, gönüllere feyz havası estirmiş, sadırlara şifa olmuştu.

    Mârifetullah’ın ne olduğu sorulduğu zaman:

    “Hükümdarlar bir memlekete girdikleri zaman orayı perişan ederler, halkın şerefli kimselerini zelil kılarlar.” (Neml: 34)

    Âyet-i kerime’sini okudu.

    Yani bir kasabayı ele geçirdikleri zaman sultanların âdeti, halkını köleleştirmek ve kendilerine boyun eğdirmektir. Artık bundan sonra halk, sultanın emri olmadan hiç bir şey yapamaz. Mârifet de böyledir, bir kalbe girince orada ne var ne yok hepsini dışarı atar. Orada kımıldayan her şeyi derhal yakar kül eder.

    Mârifetullah’ı gönül sultanı haline getiren Bâyezid -kuddise sırruh- Hazretleri, kendisi de ehl-i mârifetin ve âriflerin sultanı olmuştur.

    “Mârifet nasıl kazanılır?” diyen bir kimseye de “Mârifet sahipleri haklarından feragat ederek, kendilerini O’na vakfederek buna nâil olmuşlardır.”demiştir.

    Bu husustaki bir beyanları şöyledir:

    “Allah hakkında Allah sayesinde mârifet sahibi oldum. Allah’tan başkası hakkında ise Allah’ın nûru ile mârifet sahibi oldum.”


    Âriflerin sultanı Bâyezid-i Bestâmî -kuddise sırruh- Hazretleri Hicri 234 Milâdî 848 yılında, kıyamete kadar anılacak bir isimle ahirete intikal ettiler.

    Son nefeslerinde “Bir kerecik anamadım seni Yâ Rabbî, meğer ki cahilliğimle... Bir kerecik ibadet edemedim, meğer ki uzaklığımla...” buyurmuşlardır.

    Vefatından sonra rüyada görenler “Hâlin nice oldu?” diye sordular.

    Buyurdu ki:

    “Bana ‘Ey Pir! Ne getirdin?’ dediler. Ben de dedim ki ‘Dilenci padişahın kapısına gelince ona ne getirdin demezler, ne istersin derler.’ O anda bir hitap geldi. ‘Doğru söylüyor, onu bırakın.”

    Türbesi Bestâm’da, tarihi binaların bulunduğu yerde, süs ve ihtişamdan uzak bir halde bulunmaktadır.
    İyinin iyiliği herkese, en büyüğü kendine,
    Kötünün kötülüğü çok kişiye, en çoğu da kendine!



+ Yeni Konu aç
Sayfa 1/2 12 SonSon

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67