İngilizce Nasrettin Hoca Fıkralar Ve Türkçe Anlamları


In a community, some people complain about cold weather. One of them says:
- “People are never satisfied with the present situation. In winter, they complain about the cold, in summer, they complain about hot weather.”
Hodja who overhears the man talking about seasons says:
-
“Oh, you ignorant man! Don’t say so! Does anyone say anything bad about spring?”

Advice:
It is a sign of maturity to evaluate the events as a whole. We shouldn’t forget to tank Allah (God), who created this world for us in such a beautiful form with his infinite divine art and provides life steadily and uninterruptedly.


Mevsimlerden Yakınanlara

Bir toplulukta soğuklardan yakınanlar olmuş.
İçlerinden biri:
- “Şu insanoğlu haline şükretmesini hiç bilmez; kışın soğuktan, yazın sıcaktan yakınırlar.” demiş.
Konuşmaya kulak misafiri olan Hoca :
- “Öyle deme bre cahil, bak bahara kimsenin bir şey dediği var mı?” demiş.

Öğüt: Olayları bir bütün olarak değerlendirebilmek olgunluk belirtisidir. Dünyayı insanlar için sonsuz güzelliklerde ve sonsuz bir ilâhi sanatla yaratan ve her an varlıkta tutan Rabbimize teşekkür etmeyi, şükretmeyi unutmayalım.

.................................................. .................................................. .


While Nasreddin Hodja is traveling on a summer day, he feels very thirsty at noon. He sees a lake nearby. He sits by the lake to drink some water. He puts some water in his palm and drinks a mouthful of water quickly. But it causes nausea and he tries to spit out the water. He tastes Acıgöl’s water for the first time, and its water with sodium sulphate disturbs his stomach. While he is looking round, he comes across a small spring. When he understands that it is fresh water first he rinses his mouth, then he drinks it. He also waters his donkey. Later he looks at Acıgöl rising in waves noisily and puts some freshwater from the spring into his hands:

“Don’t put on airs like the rich but mean man’s property. What you call water must be like this!” he says scattering the water in his hands to the lake.

Advice:
It doesn’t matter whether you offer much or little if you offer something in the right place and at the right time. We should seize the opportunity to get Allah’s (God’s) consent.


Su dediğin böyle olur

Nasreddin Hoca bir yaz günü yolculuk ederken,öğle vaktine doğru bir hayli susar. İlerde bir gölgörür. Şöyle kana kana su içmeyi düşünerek gölün kenarına gelir, avucunu doldurur, hızla birkaç yudum yutar; amma midesi bulanır, tükürmeğe çalışır. İlk defa karşılaştığı bir su olan Acıgöl'ün
sodyum sülfatlı suyu midesini berbat etmiştir.

Hoca civarda aranırken küçük bir su kaynağına rastlar. Suyun tatlı su olduğunu anlayınca, önce ağzını iyice çalkalar, sonra da kana kana su içer, Eşeğini de sular.
Şakır şakır dalgalanan Acıgöl'e şöyle bir bakar, su içtiği kaynaktan avucunu doldurarak gölün kenarına gelir;
- “Cimri zenginin zekâtsız malı gibi şişinip
durma!... Su dediğin böyle olur” diyerek avucundaki suyu şak diye gölün yüzüne savurur.

Öğüt : Yerinde ve zamanında yapılmış ikramın küçüğü, büyüğü olmaz. Allah’ın rızasını kazanmak için fırsatları iyi değerlendirelim.

.................................................. .................................................. ....

One day Hodja climbs one of the charity trees by the roadside and starts eating some figs. A traveler who is going by calls:
-Halloo! Who are you? What are you doing there?
-“I’m a nightingale” says Hodja.
The man:
-“What a peculiar voice! Does a nightingale sing like this?”
-“What can I do? An inexperienced nightingale sings like this.”

Advice: We should protect our charities which are a very good example of Turkish – Islamic culture. We should do something.


Acemi Bülbül

Hoca bir gün, yol kenarındaki hayrat ağaçlardan birine çıkmış, incir yemeğe başlamış. Yanından geçen bir yolcu seslenmiş:
- “Hey ! Sen kimsin ? Ne yapıyorsun orada ?”
- “Ben bülbülüm” demiş Hoca.
Adam :
- “Öyleyse öt bakalım” deyince, Hoca karga gibi acayip sesler çıkarmış.
- “Bu ne biçim bülbül sesi yahu”, demiş adam.
“Bülbül hiç böyle mi öter.”
- “Ne yapalım” demiş Hoca, “acemi bülbül bu kadar öter!”

Öğüt: Türk - İslâm kültürünün çok güzel bir örneği olan vakıf müessesesini sevelim. Bizim de "bir dikili ağaç dahi olsa" bir vakfımızın olmasına çalışalım.

.................................................. .................................................. ....

They ask Hodja:
-“Do you know how to play the stringed instruments?”
-“Yes, I do,” says Hodja.
-“Ok, then. Play it,” they say giving him the stringed instrument. (We call this instrument “saz” in Turkish. It is used to play oriental music.)
Hodja takes the plectrum into his hand and starts striking the strings without striking the frets, and so produces same odd sounds.
-“Oh, Hodja. Do you play the saz like this? You should strike the frets; first and as you strike the strings with the plectrum, notes are produced in accordance with the tune,” they say,
-“The ones who cannot find the frets play it like that. I’ve found the fret as soon as I’ve taken the saz into my hand. So why should I lose time trying to find the fret?” says Hodja.

Advice: We should avoid asking irrelevant questions when talking to people. The ascendant generation would call such people “awkward”
Saz Çalmayı Bilirmsin?

Hoca'ya sormuşlar :
- “Saz çalmayı bilir misin?”
- “Bilirim” demiş.
- “Buyur, çal bakalım” diyerek eline bir saz tutuşturmuşlar. Hoca mızrabı almış, perdelere basmadan tellere vurmağa, tuhaf sesler çıkarmağa başlamış.
- “Saz böyle mi çalınır a Hoca?” demişler, “parmaklar perdeler üzerinde gezdirilir, mızrap tellere vuruldukça da sazdan makamlara göre ses çıkar.”
- “ Perdeleri bulamayanlar öyle çalar” demiş
Hoca; “ Ben sazı elime alır almaz perdeyi buldum! Ne diye boşuna gezineyim.”

Öğüt: İnsanlarla konuşurken alâkasız, ilgisiz sorular sormaktan kaçınalım. Eskilerimiz böyle davrananlara “münasebetsiz” derlerdi.