Dirilten duası şuydu: ‘Yarabbi eğer bana kitabının dilini öğrenmeyi nasip edersen ölünceye kadar senin dininin dellalı olurum’


Çocuklar gibi saftı benim babam

4 Aralık 1961’de Hakk’ın rahmetine uğurladığımız İmam hatip okullarının kurulmasında öncülük etmiş bu ülkenin değerlerinin yok olmaması için üstün gayretler göstermiş bir güzel insan Celalettin Ökten Hocaefendi. Bilinen ismiyle Celal Hoca. Yaşadığımız medeniyet kırılmasına karşı asil bir duruş sergileyen bir aşk ve bir mücadele adamı. Çocuk saflığında kalbin sahibi. Sevmenin ve sevilmenin ustası. Hayatını güzele ve güzelliklerin çoğalmasına adayan merhum hocamızı ve son devrin önemli isimlerinin zarif, naif hallerini Celal Hocamızın bize hediyesi, aşk ocağının ‘şarklı’ bilgesi, haza İstanbul beyefendisi Mimar Sinan Üniversitesi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Sadettin Ökten ile konuştuk. Sizi bu feyizli söyleşiyle beraber bırakıp ben çekiliyorum efendim…

Celal Hoca’nın hayatını kısaca anlatır mısınız?

Celal Hoca’nın babası Salih Zihni Efendi. Annesi Güler Hanım. İkisi de Hafız-ı Kelam.
Babaannem altı yedi yaşlarındayken her akşam uyuturken kulağına Kur’an okurmuş. Babam da böylelikle hıfzını tamamlamış. Bir Ramazan günü güzel sesli bir hafızın okuyup açıklamasını yaptığı Kur’an’dan öyle etkilenmiş ki oracıkta şu duayı yapmış:

‘Yarabbi eğer bana kitabının dilini öğrenmeyi nasip edersen ölünceye kadar senin dininin dellalı olurum’
Trabzon’da Rüşdiye ve İdadiye okurken bir yandan da medreseye devam edip icazet alıyor. Sonra Trabzon’daki çevre ona yetmiyor. Oradaki emlakı satıp parayı birisine emanet edip İstanbul’a geliyor. Geliş macerası çok uzun. 1924’e kadar Arapça muallimliği yapıyor. Arapça kaldırılınca Kabataş’ta Vefa’da Edebiyat derslerine giriyor. 1947’de emekli oluyor. Celal Hoca’nın müktesebatını bugüne taşıyan 49’da açılan İmam Hatip Kursu. 1953’te açılan İmam Hatip Okulları. Kendi tabiriyle İslamı bilen ama batı ilimleriyle de mücehhez olan din âlimi yetiştirmek için mücadele ediyor. Niyeti gayreti buydu. Bu niyetle 7 senelik bir okul açılması için çalıştı. Menderes döneminde bu okullar açıldı. İmam hatip okullarının başlangıcı bu oldu. Düşünce proje rahmetli Celal Hoca’ya aittir.
Çok sağlam bir Osmanlı kültürü almıştı. Onunla yetinmemiş bir batı dili öğrenmiş bir matematik öğrenmiş. Bu ikisi Celal Hoca’nın ufkunda büyük rol oynamış.

Celal Hoca’nın İmam Hatip Okulları için verdiği destansı mücadeleyi biliyoruz. Biz biraz Celal Hocanın iç dünyasından konuşabilir miyiz? Tasavvufla nasıl tanışıyor?

1924’te tasavvuf kültürünün içine giriyor. İstanbul’daki bütün meşayihi ziyaret ediyor, sohbetlerinde bulunuyor.

Mesela kimleri ziyaret ediyor?

Abdulhakîm Arvasi Hazretleri mesela. Onunla çok hoş bir macerası var. Ben diyor, şeyh arıyorum, şeyh beğenmiyorum. Hangi şeyhe intisap etsem diye düşünüyorum. Kaşgari tekkesine gittim. Kenara bir yere çekildim. Efendiyi dinliyorum. Efendi buyurdu ki bugün sohbetimizin mevzuu kendisine intisap edilecek şeyhin vasıflarıyla ilgili. O sırada babama hoca efendi ‘Arkada oturmayın bu konu sizi ilgilendiren bir konu’ demiş. Durumumuza vakıf oldu ama ona intisap nasip olmadı, diyor.

Fahrettin Efendiye mi nasip oluyor?

Evet. Annemin babası Karagümrük Atikali Caminin imamı. Eskiden mahalle teşkilatı varmış. Yerinden yönetim. Mahallenin imamı muhtarı şeyhi ihtiyar heyeti yönetirmiş mahalleyi. O zaman mahallenin şeyhi Fahrettin Efendi. Efendi babama takılıyor. ‘Yahu Hocaefendi sen şeyh beğenmiyorsun. Sonra geleceksin benim gibi bir adama bağlanacaksın’ diyor. Efendi böyle deyince gülüşürlermiş. Tekkelerin kapanmasıyla gerçekten de babam Fahrettin Efendiye intisap etmiş. Fahrettin Efendi ile babam aynı yaştalar. Babam bağlanırım ama bir şartla diyor. Cerrahiler devrani olduğu için ayakta zikir yapıyorlar. Ben ayağa kalkmam, diyor. Babam katıldığı ilk devranda kendinden geçerek devrana bırakmış kendini.



Tasavvuf sonrası nasıl bir hal değişimi yaşamış?

Derdi ki ilk esmaya başladım kabir ehlinden haberdar olmaya başladım. Kabirdekiler azapta mı sükûn içinde mi yatıyorlar bana bildirildi. Bunu bilmek kolay bir mesele değil, derdi. Sonra kalp ahvaline mülaki oldum. Bunun kalbi ne düşünüyor. Ne hesaplıyor bunu bilirdim. Çok saf bir adamdı benim babam. Çocuklar gibi saftı. Topçu bunu yakalamış. Ölümünden sonra bir yazı yazdı. ‘Kalbim annemden doğduğu kadar saf olmakla müftehirim diyen Fransız edibini kıskandıracak kadar saf bir adam.’ Diye yazdı. Victor Hugo’yu kastediyor. Hugo demiş ki kalbim annemden doğduğum günkü kadar saf. Keşfi kalbe sahip olunca bunu kaldıramadım, derdi Efendiye gittim dedim ki efendim bu hali benden alın. Çünkü o hali anlayınca insanlarla olan muaşereti idare etmek mümkün değil. İşler aksıyor.

Edebiyata da bir düşkünlüğü var değil mi efendim?

Ben klasik kültürün kulaktan dolma bir mensubuyum. Edebiyat zevkini ondan aldım. Sonradan farkına vardım bunun. Hamid Fuzuli, Şeyh Galip Naili-i Kadim hepsine yakınlığım ondan geliyor. ‘Başucumda üç divan durur’ derdi. Fuzuli Hafız-ı Şirazi İbn-i Faris. Bize çeşitli beyitler öğretir okuduğu aruzların veznini bulmamızı isterdi. Beş altı yaşındayken ezberlediğim bir beyit hala zihnimdedir.

Kanadı bitse bir mûrun sanır hayra işarettir
Velâkin bilmez anı kim zevaline delalettir.

Şunu diyor burada. Bir karıncanın kanadı çıksa, onu hayra işaret zanneder. Velâkin onun ölümüne delalet olduğunu bilmez. Eskiden yatmadan evvel mutlaka bir gazele bir beyite bakılırdı. Bizim Fuzuli divanı dökülüyor mesela. Her sayfası defalarca okunmuş, bakılmış. Zaman zaman gözyaşı dökülmüş. Müthiş bir adam Fuzuli. Ben gençlere şöyle diyorum: Fuzuli’yi okuduğun zaman gözünden yaş gelirse olmuşsun, yaş gelmiyorsa hiç uğraşma . Bizim medeniyetimiz böyle bir medeniyet. Kalp medeniyeti, gönül medeniyeti. Babam Miraç gecesinde hep şunu okurdu:

Hep ervahı rusül cemaat oldu.
Allah bilir ne halet oldu.

Yıllar sonra öğreniyoruz ki bu şeyh Galip’in Miraciyesinde geçiyor. Söylemezdi ne olduğunu, sen bileceksin sen bulacaksın. Zevk adamıydı kendisi. Hem ilim adamıydı, hem zevk adamıydı. Edebi zevki tamdı. Ramazan gelir mesela;

Ramazan ayı gele, açıla cennet kapısı
Ne reva kim kala meyhane kapısı bağlı

Meyhane tekkeymiş sonradan öğrendik. Ramazan en coşkulu zamanıdır aşk işçilerinin.


Bir ara Arapça Koleji projesi varmış

İmam Hatiplerde beklediğine ulaşamayınca İlim Yayma Cemiyetine biz bir Arapça Koleji açalım, diyor. Bu projeyi Milli Eğitime sundu. Kabul olmayınca Danıştaya gitti. Danıştayda da 5 ret 4 kabul çıktı. O zamanki Danıştay başkanı pederin ahbabı. Ona rağmen böyle bir sonuç çıkınca hayal kırıklığına uğradı. Bunun kırıklığıyla gideceğim Medine’de yaşayacağım orda öleceğim diye bir ruh hali geldi üstüne. Ablamla beraber gittiler. Ama gördüğü bir rüya üzerine tekrara döndü. I959’da açılan İstanbul Yüksek İslam Ensitüsünde İlm-i Tevhid ve ilm-i Kelam hocalığı da yaptı. Hayatı boyunca hak için çalıştı çabaladı gözyaşı döktü.

Son anlarından bahseder misiniz?

1961 yılında rahlesinin başında ders notları hazırlarken rahatsızlanıyor. Annem bana söyledi. Hemen yanına gittim. Öğleden sonra bir tuhaf oldum dedi. Talebesi olan bir doktor çağırdım. Bir hap verdi. Derken bu hal üç dört saat sürdü ve ruhunu teslim etti.


Son olarak biraz da annenizi anlatır mısınız? Nasıl tanışmışlar? Evlilikleri nasıl olmuş?

Babamla annem arasında 25 yaş fark var. Ama annem halinden hayatından memnun çok mesut bir kadındı. Babam, Kenan Bey’in tekkesine devam ederken tekkede Cuma günleri öğleden sonra mukabele oluyor. Aşr- ı Şerif okuyan hafız efendiyi çok takdir ediyor. Çok temsili bir kıraat diyor. Maşallah efendi ne güzel okudunuz herhalde manaya da vukufunuz var diyor. Sonra tebrik ediyor. Meğerse o benim büyük dayımmış. Oradan muhabbet açılıyor. Dayım derslerimi mütalaa edemiyorum deyince babam da ben mollayım hocayım beraber okuyalım diyor. Arapçadan başlayıp cebre kadar okuyorlar. Dayım kahvede orda burada okuyacağımıza fakirhaneye teşrif edin buyuruyorlar. Gidiyorlar, ev pırıl pırıl. İçinden yahu bu evin kızı varsa ben alsam diyor… Soruşturuyor. Bir kızları var ama küçük diyorlar. Sonunda kısmet oluyor. Anemin de o arada pederi vefat etmiş. Büyük anneannem diyor ki Hoca Efendi ben veririm kızı diyor. Ve veriyorlar. Annem İptidai mektebi ilkokul mezunu. Ama bir İstanbul hanımefendisi güler yüzlü terbiyeli ve hizmet ehli.

Farklılık var ama mutluluk da var…

Evet. Farklı bir medeniyet tasavvuru içerisinde yaşanmış bir dünya. Biri hu der, biri ya hu der. Herkes birbirinin sınırını bilir. O sınırı geçmez. Efendi hürmet görür. O da hanımına şefkat gösterir. O zamana göre ne lazımsa o yapılır. O çizgi hiçbir zaman aşılmaz. O çizgi çok mühim bir çizgidir. Şimdi dönüp baktığım zaman eğer mutluluksa hayattan gaye, onlar mutluydular. Annemin hayatını şu üç kelime ile anlatabiliriz: İtaat, hizmet, hürmet… Sonuç tabii ki ailede huzur ve muhabbet.

Efendi Evde yok’’

Bizim evde kadınlarla erkekler katiyen aynı yere oturmazlardı. Kadınlar ayrı yere erkekler ayrı yere. Erkek misafirlere ben hizmet ederdim. Annem kadınlar bölümünden çıkmazdı.
Babam evde yokken kapı vurulduğunda kapının ardından ‘Efendi evde yok’’ derdi. O kadar. Ziya Şükun vardı. Pederin Darul Fünundan hocası. Aile dostumuz. Ben dede derdim. Onun hanımı benim cici annem gelen misafire ‘efendi evde yok’ kısmını da söylemezdi. Çarşıya alışverişe de gitmiyor. Efendi ne lazımsa alıyor. Her ihtiyacı görüyor. Binnaz Hanım bunu çok büyük bir değer olarak görürdü. Efendi her şeyini düşünüyor, alıyor. Büyük minnet duyuyor. Şimdiki kadınlar olsa hayatımı kararttın beni hapis mi edeceksin falan filan. Onlardan en ufak bir şikâyet görmedim. Hep razı hep huzurlulardı. Kapı çalındığında küçük bölümden bakıyor kim olduğunu efendiye söylüyor. Fakat sesini açmıyor. Bunun bir istisnası var Celal hoca gelirse ‘efendi evde yok’a izin var… (bunları yazın genç kızlarımız okusun…)


Yüreğinize sağlık hocam, çok feyizli çok keyifli bir sohbet oldu.

Varolun. Cenab-ı Mevla emeklerinizi bereketlendirsin.
MAHMUT BIYIKLI / WWW.HABERKULTUR.NET



Tüm forumdan rastgele konular:

  • » Hayati Bice / Pir- i Türkistan (Hoca...
  • » Niyetlerimizi düzeltmeliyiz...
  • » Sen Olsan Dayanamazdın
  • » Kemalİst İdeolojİnİn osmanli'ya...
  • » Hakka yürüyüş''Sen de gelirmisin?''
  • » KUDÜS Konferansı
  • » Es'Selamün..
  • » VEYSEL99 tarafından şikayet edilen mesaj
  • » Tic Tac Toe - Ücretsiz, İndir
  • » Osman Atalay - Suriyeli çocuklara...

Aynı kategoriden rastgele konular:

  • » Fakir ve zengin
  • » Hakikat Ehli Büyük Veli; Niyâzî Mısr
  • » Ramazancı değiliz
  • » kur'an'ı okumak ve anlamak
  • » Hızır (a.s) Kimdir?
  • » Şeyh Esad Erbili (FOTO)
  • » Rüyalarımda Gördüğüm Kişi...
  • » Peygamber Efendimiz (sav)’in Sabırla...
  • » Âtike Binti Zeyd (r.a.)
  • » osman nuri topbaş hoca efendiden ...