Etiketlenen üyelerin listesi

13 sonuçtan 1 ile 13 arası

Konu: Tüp Bebek Uygulaması Caiz midir???

  1. #1

    • .: No €sc@pé :.
    • Offline
    • Paylaşımcı Üye

      Üyelik tarihi
      09-11-2007
      Yer
      eski istanbul
      Mesajlar
      305
      Konular
      58

    Standart Tüp Bebek Uygulaması Caiz midir???

    Günümüzde çocuk sahibi olamayan çiftlerin aşılama veya tüp bebek çözümüne gitmeleri ve bununla beraber yumurta nakli veya bazı avrupa devletlerinde mevcut olan sperm banklarından sperm elde etmeleri yaygındır.İslam a göre bu gibi uygulamalara gitmek doğrumudur?
    Şimdi bu hayati soruyu aydınlatmaya çalışacağız.
    Suni aşılamanın iki çeşidi tüp bebeğin de beş çeşidi vardır.Her ne kadar memleketimizde bunların bir kısmının uygulanması yasal olarak mümkün olmasada yurt dışında ve özellikle kıbrısta bunların bir çoğu uygulanmaktadır..

    Suni Aşılamada İki Yol

    1-Evli olan çiftlerden erkeğin spermini alıp herhangi bir yol ile hanımının rahmine yerleştirip normal ilişki halinde olduğu gibi tohumlama yapmaktır.Bu çeşit suni aşılamaya götüren unsur erkeğin yani kocanın sperminin zayıf olup münasip olan yere ulaşamamasından kaynaklanmaktadır.

    2-Kocasından başka bir kimsenin spermini kadının rahmine yerleştiriptohumlama yapmaktır.Bu çeşit suni aşılamaya götüren etken ise kocanın sperminin ölü olması veya yeterli şekilde canlı hücrenin bulunmamasıdır.yahut tamamen keyfidir..

    Tüp Bebek Yöntemleri

    1-Evli olan eşlerden erkeğin spermini ,kadının da yumurtasını almak suretiyle bunların yapay bir rahimde döllenmesi yaniembriyo olması ;münasip olan bir vakitte de bu embriyonun yumurta sahibi olan hanımın rahmine nakil olunmasıdır.Bu çeşit uygulamaya götüren unsur kadının yumurtalığıyla rahmi arasındaki kanalların tıkanık olmasıdır.

    2-Erkeğin sperminin ,hanımı olmayan bir başka kadının yumurtasıyla bir tüpte döllenmesi ;münasip olan bir vakitte de tüpteki dölün adamın kendi hanımının rahmine nakil olunmasıdır.Bu çeşit uygulamaya götüren unsur evli olan eşlerden kadının yumurtalarının olmaması veya yetersiz olması lakin rahminin sağlam olmasıdır.

    3-Evli olan çiftlerin haricindeki bir başka adam ve kadından elde edilen embriyonun,bu çiftin hanımının rahmine derç edilmesidir.Bu çeşit uygulamaya götüren unsur evli olan çiftlerin erkeğin sperminin ölü ,kadının da yumurtasının muattal olması lakin rahminde bir problemin olmamasıdır.

    4-Evli olan karı kocadan erkeğin spermini kadının da yumurtasını almak surteiyle bunların bir tüpte döllenmesi ;münasip olan bir vakitte de tüpteki dölün yumurta sahibi olan hanımının rahmine değilde başka bir taşıyıcı annenin rahmine nakledilmesidir.Bu çeşit uygulamaya götüren faktör ise evli olan kadının rahminde embriyoyu taşımaya mani bir illetin olması ancak yumurtalarının sağlam olmasıdır.

    5-Bu çeşit uygulama dördüncü çeşit uygulamanın aynısı olup ancak bunda,taşıyıcı anne olan kadın sperm sahibi olan adamın hanımıdır.Bu çeşit uygulama iki hanımlı olan kişi içindir ki,birinci hanımının yumurtası kendi spermiyle döllenip ikinci hanımın rahmine yerleştirilmektedir.Buna götüren etkende yumurtası alınan hanımın rahminde,taşıyıcı anne olan hanımın da yumurtasında problem olmasıdır.

    Yukarıda beyan edilen uygulamaların hükümlerine geçmeden evvel şunu ifade etmek isterim ki:İslam dini bazılarının dediği gibi tarihsel bir din değildir,bilakis evrensel bir dindir.Yani bu şu demektir.İslamiyet bundan 14 asır önceki insanlara hitap edip ihtiyaçlarına cevap verdiği gibi günümüzün insanlarına da hitap etmekte ve ihtiyaçlarına cevap vermektedir hatta gelecek asır insanlarına da hitap edip ihtiyaçlarına ve yeni yeni uygulamalarına cevap verecektir.

    Hakkında ayet-i kerime ve hadis-i şerif olmayan,eski müçtehit imamlarımızdan da hakkında bilgi bulunmayan birtakım yeni meseleler karşısında ehil olan kişilerin ferdi hüküm vermelerinden se ,ehil olan alimlerin bir araya toplanıp aralarında müzakereler yapmak suretiyle bir hükme bağlamaları daha uygun görülmüştür.Bundan dolayıdır kiyukarda beyan edilen uygulamaların hükümleri hakkında ,İslam alemindeki ilim adamlarından müteşekkil olan (el-Mecme'u'l fıkhi) İslam konseyi uzun müzakereler ve araştırmalar neticesi olarak 1985 tarihinde umumi hükümler ve bu uygulamaların hükümleri diye iki temel başlık altında bir sonuca varmışlardır.
    Bu konuda almış oldukları kararları özetle ifade edersek.

    Tüp Bebek İçin İslami Hükümler


    1-Hamile olamayan evli kadının ve bu kadının kocasının çocuğa olan ihtiyaçları ,caiz olan uygulama şeklinin bu kadında uygulanmasını meşru kılan bir gayedir.

    2-Yukarıda beyan edilen suni aşılmanın birinci kısmı yani evli olan çiftlerden erkeğin spermini alıp herhangi bir yol ile karısının rahmine yerleştirip tohumlama yapmak yukarıda geçen umumi şartlar doğrultusunda cazidir.Ama bu cevaz kadının hamile kalabilmesi için bu işleme ihtiyaç duyması sabit olduktan sonradır.Yani bu şu demektir:Kadın normal yoldan gebe kalabiliyorsa bir takım bahaneleri ileri sürülerek bu işe teşebbüs etmek caiz değildir.

    3-Yukarıda beyan edilen tüp bebeğin birinci kısmı islam nazarında kabul olunur ki buda :Evli olan karı kocadan erkeğin spermini ,kadının da yumurtasını almak suretiyle bir tüpte döllendirmek ,münasip olan bir vakitte de tüpteki dölü yumurta sahibi olan hanımın rahmine nakletmek suretiyle yapılan uygulamadır.Lakin mevzu dışındaki birtakım şüphelerden dolayı (yumurtanın veya spermin başkasıyla karıştırılması gibi )tam olarak da salim değildir.Bundan dolayı yukarıda beyan edilen umumi şartların yerine gelmesi durumunda nihai derecede bir zaruret olmadıkça buna teşebbüs etmemel lazımdır..

    4-İslam konseyi caiz olan bu iki halde doğan çocuğun nesebinin tohum sahibi olan karı kıcadan sabit olduğunu ve miras gibi diğer hukukunda bunun üzerine terettüp ettiğini takrir etmiştir.(karara bağlamıştır.)

    5-Yukarıda geçen diğer uygulamalar ise İslam fıkhında haramdır.Zira döllenen ceninin tohumlarının sahipleri ya karı koca değillerdir veya da taşıyıcı olan karı kocadan yanabcıdır.

    kısaca;döllenmenin üç unsuru olan sperm ,yumurta ve rahmin her üçüde birbiriyle evli çifte ait olursa ,tüp ve aşılama yollarıyla çocuk sahibi olmakta dinen bir mahzur yoktur.
    Bunun aksi olan durumlarda sperm almak veya yabancı bir kadından yumurta almak,neslin karışıp kirlenmesine sebebiyet vermesinden dolayı dinen caiz değildir.Bu konuda :"Yumurta kadın için bir organdır,organ nakline izin varsa bunun da nakline izin verilmesi gerekir" denemez.Zira türeme ile alakalı organların nakline kesinlikle izin yoktur.
    İslam konseyi tohumların karışması gibi ihtimallerin mevcudiyetinden dolayı ,dinlerine bağlı olan kimselerin son derece zaruret olmadıkça bu işe girişmemelerini tavsiye etmiştir.
    Bazı tüp bebek merkezleriyle görüşmelerimizde bu sorunu yani spermin vaya yumurtanın vayahut ta embriyonun karışma ihtimallerini sorduk;cevaben Türkiye de evli olan çiftlerin haricinden sperm veya yumurta alınmasının yasak olması ,dolayısıyla bunun ispatlanması durumunda ki,- buda (dna) testiyle mümkündür- yasal işlemlere başvurulması bunun da yüklü miktarda cezayı müeyyidelere taalluk etmesinden dolayı hiç kimse buna cesaret edemez " demişlerdir.Ancak hastahanelerde yaşanan çocuk karışma haberlerinin varlığı İslam konseyinin bu konudaki haklılığını gözler önüne koymaktadır...

    Not:Kasr-ı Arifan dergisinin 1. sayısından alıntıdır.

  2. #2

    • Profesör
    • Offline
    • Emektar Üye

      Üyelik tarihi
      10-09-2007
      Mesajlar
      1.913
      Konular
      110

    Standart

    "Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız Allah'a aittir. O dilediğini yaratır, dilediğine kız çocuk, dilediğine de erkek çocuk bahşeder.Yahut (dilediğine) hem erkek hem kız (çocuklar) verir ve dilediğini de kısır yapar. Çünkü O, her şeyi bilendir, sınırsız güç Sahibidir." (Şu'ra:49-50)

    Ayetleri size yeter mi?

    Garanti olsun diye bir kaç tane embriyo üretip, rahime yerleştiriliyor. Oluşan üçüz,dördüz gebelikleri de riske atmamak için bebek sayısını -2,3 aylık gebe iken- zehirli iğne ile öldürüp azaltıyorlar. Tabi buna aile izin verirse...


    Bu çok şahane doğru ve iyi bir şeydir diyorsanız, zaten kimseye diyecek bir lafımız yok!

  3. #3

    • .: No €sc@pé :.
    • Offline
    • Paylaşımcı Üye

      Üyelik tarihi
      09-11-2007
      Yer
      eski istanbul
      Mesajlar
      305
      Konular
      58

    Standart

    Evet bana bu ayetler yeter de ben bi yanlış mı yaptım tek satırı bana ait değil bu yazının okuyoruz yazıyoruz Rabbim faydasız bilgiden uzak eylesin

  4. #4

    • Profesör
    • Offline
    • Emektar Üye

      Üyelik tarihi
      10-09-2007
      Mesajlar
      1.913
      Konular
      110

    Standart

    Alıntı kasvetli Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Evet bana bu ayetler yeter de ben bi yanlış mı yaptım tek satırı bana ait değil bu yazının okuyoruz yazıyoruz Rabbim faydasız bilgiden uzak eylesin
    Ben de Ayet-i kerime yazarken yada yorum yaparken sizi hedef almamıştım, ama madem siz böyle bir yorumla karşımıza çıktınız biz de sözümüzü söyleyelim...

    Kişi eklediği yazıdan sorumludur. Kişinin fikirlerini yansıtır bir bakıma. Siz inanmadığınız bir yazıyı buraya ekler misiniz? Ben kesinlikle eklemem... :lac:

  5. #5

    • .: No €sc@pé :.
    • Offline
    • Paylaşımcı Üye

      Üyelik tarihi
      09-11-2007
      Yer
      eski istanbul
      Mesajlar
      305
      Konular
      58

    Standart

    Bence siz benim yazdığım yazıyı tam okumamışsınız biraz uzun yaa yarıda kesmiş olabilirsiniz .Ben yazdıklarımın arkaasındayım yanlışsada yanlışı söyleyeceksiniz ki bilelim .Burda bilgilerimizi tazelemeye bilmediklerimizi öğrenmeye çalışıyoruz.Köstek değil destek olmanız temennisiyle.Nacizane
    Konu kasvetli tarafından (01-02-2008 Saat 00:58 ) değiştirilmiştir.

  6. #6

    • Profesör
    • Offline
    • Emektar Üye

      Üyelik tarihi
      10-09-2007
      Mesajlar
      1.913
      Konular
      110

    Standart

    Alıntı kasvetli Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bence siz benim yazdığım yazıyı tam okumamışsınız biraz uzun yaa yarıda kesmiş olabilirsiniz .Ben yazdıklarımın arkaasındayım yanlışsada yanlışı söyleyeceksiniz ki bilelim .Burda bilgilerimizi tazelemeye bilmediklerimizi öğrenmeye çalışıyoruz.Köstek değil destek olmanız temennisiyle.Nacizene
    Yazınızı tamamen okudum. Aslında yanlışları bulup cımbızlamak istemiştim...
    Ama biz tüp bebek uygulamasına tamamen karşıyız... Niçin?


    Allahu teala ayeti kerimesinde buyurur ki:

    "Allah her dişinin rahminde taşıdığı, rahimlerin neyi eksik neyi ziyade edeceğini bilir. O'nun katında herşey ölçü iledir." (Rad:28)

    Allah-u Teala'nın kelamına iman eden böyle işlerle uğraşmaz. İman etmeyenin ise İslam'la ilgisi kalmaz.

    Rahim bir kabre benzer
    Dıştan iç alemi bilinmez.

    Allahu Teala onu dayadı döşedi
    Çocuk için müdahele edilmez.


    Bu doğrudan doğruya bir hayasızlıktır aynı zamanda zinadır.


    Resulullah (s.a.v) Efendimiz buyuruyorlar ki:

    "Hayanın azlığı küfür alametidir." (Münavi)

    "Haya ile iman daima bir arada bulunur, birbirinden ayrılmazlar. (Yani biri gidince öteki kalmaz.)" (Camiüssağir)

    Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz diğer Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:

    "Cenab-ı Hakk'ın verdiği rızka kanaat eden mümin cennete girer." (Münavi)

    "Cenab-ı Hakk'ın takdirine razı olan kimse gönül zenginliğine sahip olur." (Münavi)

    Ömer Öngüt - İslam İlmihalinden alıntıdır.
    www.hakikat.com
    alitufan2003 (24-05-2014) Bunu beğendi.

  7. #7

    • .: No €sc@pé :.
    • Offline
    • Paylaşımcı Üye

      Üyelik tarihi
      09-11-2007
      Yer
      eski istanbul
      Mesajlar
      305
      Konular
      58

    Standart

    Allah razı olsun bilgilendirdiğiniz için böyle yani yanlış şeyler okuyorsak doğrusunu siz yazın bizde yanlış bilgilenmeyelim ..

  8. #8

    • Profesör
    • Offline
    • Emektar Üye

      Üyelik tarihi
      10-09-2007
      Mesajlar
      1.913
      Konular
      110

    Standart

    Alıntı kasvetli Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Allah razı olsun bilgilendirdiğiniz için böyle yani yanlış şeyler okuyorsak doğrusunu siz yazın bizde yanlış bilgilenmeyelim ..
    Sayın kasvetli! Bizim sizle bir problemimiz yoktur. İnşa'Allah sizin de bizle yoktur. Biz sadece bildiğimizi yazdık. Sizi asla hedef almadık. Ruh halinize paranoya yazmışsınız. Lütfen kurtulan paranoyalarınızdan...

  9. #9

    • .: No €sc@pé :.
    • Offline
    • Paylaşımcı Üye

      Üyelik tarihi
      09-11-2007
      Yer
      eski istanbul
      Mesajlar
      305
      Konular
      58

    Standart

    Alıntı adalı Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Sayın kasvetli! Bizim sizle bir problemimiz yoktur. İnşa'Allah sizin de bizle yoktur. Biz sadece bildiğimizi yazdık. Sizi asla hedef almadık. Ruh halinize paranoya yazmışsınız. Lütfen kurtulan paranoyalarınızdan...
    Biliyorum hedef almadığınızı beni burası öyle bir ortam değil zaten burdaki insanlarda öyle insanlar değil .Bu işler paranoya olmadan olmuyor bir insana çevresinden bu delirmiş denmedikçe imanı kemale ermezmiş bırakında bu güzelliğin deliliğin tadını çıkartıyım....
    selametle


  10. #10

    • Has Uşak
    • Offline
    • Admin

      Üyelik tarihi
      19-06-2006
      Yer
      forvet arkası
      Yaş
      29
      Mesajlar
      13.484
      Konular
      1348

    Standart

    1. Tüp bebek nedir?

    Çocuksuz ailelerde anne adaylarından elde edilen en az 7-9 yumurta hücresi baba adayının spermleri ile laboratuar koşullarında döllenir ve yine laboratuar koşullarında embriyoların gelişmesi için üç gün beklenir. Elde edilen embriyolardan iki ile üçü rahme yerleştirilir. Bu işlem başarılı bir gebeliğe yol açarsa, hazırlanmış olan diğer embriyolara ihtiyaç kalmaz. Bu embriyolar çiftlerin isteği doğrultusunda, daha sonra kendileri için başka bir gebelikte kullanılmak veya başka evli ve çocuksuz çiftlere bağışlanmak üzere veya kök hücre geliştirmek üzere dondurulmaktadır.

    Tüp bebek (IVF) uygulamasının safhaları şunlardır:

    1- Anneye bir takım hormonlar aşılamak suretiyle yumurtalıklar uyarılarak birçok yumurta elde edilmekte,

    2- Anne yumurtalığından alınan yumurtalar ile babadan alınan erkek tohum hücreleri (sperm) karşılaştırılarak laboratuarda döllenmekte,

    3- Birçok blastocist elde edilmekte,

    4- Laboratuvar’da hazırlanmış birkaç tane blastocist anne rahimine konmakta,

    5- Eğer anne hamile kalırsa diğer blastocistler yok edilmekte, yada araştırmalarda ve bazı hastalıkların tedavisinde kullanılmakta,

    6- Anne veya babanın çocuk yapma kabiliyeti yoksa başka kadın veya erkeklerden sperm veya yumurtalık elde edilmekte,

    7- Anne rahmi uygun değilse taşıyıcı anne bulunmaktadır.

    Şimdiye kadar hemen hemen bütün İslam alimleri, normal yoldan çocuk sahibi olamayan eşlerin, kocanın spermi ile karısının yumurtasının dışarıda döllenerek kadının rahmine yerleştirilmesi; ya da kocanın sperminin mikroenjeksiyon yöntemiyle hanımının rahmine ulaştırılarak çocuk sahibi olmalarının caiz olacağına; tüp bebek uygulaması belirlenen bu standartların dışına çıkıldığı ve araya yabancı unsur sokulduğu; yani sperm, yumurta ve rahimden biri karı-koca dışında başka bir şahsa ait olduğu takdirde caiz olmamaktadır; çünkü meşrû bir çocuğun, gerek sperm ve yumurta, gerekse rahim bakımından nikâhlı karı-kocaya ait olmasında İslam Dini’nin genel prensipleri bakımından zaruret vardır.

    Ancak tüp bebek yönteminde birden fazla blastocist üretilmesi ve bunlardan bir kısmının ana rahmine konması ve diğer blastocistlerin yok edilmesi yada araştırmalarda ve bazı hastalıkların tedavisinde kullanılması, tüp bebek konusunu dini açıdan yeniden tartışılır hale getirmektedir. Çünkü, sperm ve yumurtanın döllenmesinden itibaren, oluşan zigotu insan olarak kabul eden bilim adamları bulunmaktadır. Buna göre insana ilk anından itibaren bir birey olarak saygı duyulmalı, hukuki hakları tanınmalı ve ihlal edilmemelidir.

    Bu sakıncayı giderebilmek için, tüp bebek uygulamasında eğer mümkünse ihtiyaçtan fazla yumurta döllenmemeli ve bunlar ilmî-teknolojik imkânlarla korunmalı, sadece ihtiyaç duyulan yumurtaların döllenmesiyle yetinmelidir. Aksi takdirde fazla aşılanmış yumurtaların imha edilmesi dini yönden sakıncalı olacaktır.

    Katolik kilisesi de, tüp bebek uygulamaları sonunda elde edilen kök hücrelerin itlafını kabul etmemektedir.

    2. Yumurta/ Sperm Dondurulması ve Bağışı

    İlk olarak spermin başarıyla dondurulup çözülmesinin ardından embriyonun da dondurulmasına başlandı. Nitekim dondurulmuş ve çözülmüş insan yumurtasından elde edilen ilk gebelik 1986 yılında Chen tarafından gerçekleştirildi. Bu ilk başarıdan sonra dünyada birçok merkezde yumurta dondurma teknolojisinin geliştirilmesi için çalışmalar yapıldı. Yumurta büyük ve kompleks bir yapı olduğundan düşük ısılara karşı çok hassastır. İlk çalışmalarda olgun olmayan yumurtaların dondurulması önerilirken, bugün yapılan çalışmalarda olgun olan yumurtaların dondurma işlemine daha dayanıklı olduğu gösterilmiştir. Yumurta, toplama işlemi sonrasında yumurtalar etrafındaki hücrelerden temizlenir ve normal olan olgun yumurtalar dondurulur. Dondurma işlemi esnasında ısının hangi hızla azalacağı, hangi koruyucu maddenin kullanılacağının seçilmesi çok önemlidir. Yumurta dondurma işleminden sonra, dondurulmuş yumurtalar sıvı nitrojen içerisine (-196°C) konulur. Sıvı nitrojen içerisindeki yumurta genetik olarak uzun süre bozulmadan kalabilir. Yumurta dondurma çözme sonrası doğan bebeklerde bir sakatlık görülmemiştir. İlk zamanlarda çözme işlemi sonrasında yüzde 60 yumurta canlı kalırken günümüzde bu oran yüzde 80-90’lara ulaşmıştır. Aynı zamanda, yumurta çözme işlemi sonrasında başlangıçta düşük olan döllenme oranları mikroenjeksiyonun kullanılmaya başlamasıyla birlikte artmıştır. Bu işlemler artık çok sık yapıldığı için konuyla ilgili banka terimi kullanılmaktadır. Bu nedenle sperm ve yumurta bankalarının yanı sıra, günümüzde embriyo bankalarından da söz edilmektedir.

    Yumurtaları alınıp dondurularak saklanan kadınların ileride iyileşmeleri durumunda bunlar yine kendilerine verilecekse bu durum dini açıdan bir sakınca teşkil etmez. Ancak bu yumurtaların başka kadınlara nakledilmesi caiz değildir. Çünkü yumurta, kromozomlar sayesinde annenin bir takım kişisel özelliklerini/genetik şifresini taşır. Yumurta hücresi bir kadından diğerine aktarıldığında, bütün özellikleri sahip olduğu miras hakkıyla birlikte aktarılmış olmaktadır. Böylece bu nakil işlemi potansiyel olarak ileride ortaya çıkabilecek dînî, hukuki, sosyal ve psikolojik vb. bir çok problemi de beraberinde getirecektir. Bu nedenle aşılanmış yumurtaların bir başka kadında kullanılması caiz değildir.

    Sperm konusuna gelince, bankaya konan sperm, erkeğin ileride kendi nikahlı eşinin rahmine, tüp bebek yöntemiyle yerleştirilip gebe kalmasını sağlamak amacıyla verilecekse bu uygulama zaruret durumlarında caizdir. Ancak böyle yapılmayıp, bankada toplanan spermler, daha sonra talepte bulunacak olan diğer kadınlara verilecekse caiz değildir. Çünkü bu işlem, zinanın yasaklanış gerekçelerinden birisi olan çocuğun nesebinin sahih olmaması, nesep karışıklığı sonucunu doğuracaktır. Onun için sperm verenin de talip olup alanın da ortak sorumluluğu vardır. Aralarında nikah bağı olmadığı için yaptıkları iş günahtır.

    Kısaca sperm bankasına sperm vermek, sperm almak -nikahlı eşler arasındaki alış-veriş hariç- haram olmanın yanısıra, sosyal bir felakettir. Çünkü bütün ilahi dinlerin ortak beş hedefinden birisi neslin korunmasıdır. Zinanın haram kılınmasının en önemli nedenlerinden biri de budur. Bu uygulama nesillerin dejenere olmasına, nesebi belli olmayan çocukların dünyaya gelmesine, sperm yoluyla stratejik amaçlı olarak bir çok hastalıkların aktarılabilme olasılığına vb. bir çok sosyal problemlerin ortaya çıkmasına sebebiyet vereceği için caiz değildir. Ancak çeşitli tıbbî nedenlerden dolayı kişinin kendi spermi alınıp dondurularak daha sonra kendi nikahlı eşine verilirse bu uygulama caiz olur.

    3. Kök hücre ve Tedavi Amaçlı Kullanımı Mümkün mü?

    Kök hücreler hayatın temel taşları ve insan vücudunu oluşturan ana hücrelerdir. Kök hücreler, sınırsız bölünme, her türlü vücut hücresine dönüşebilme ve yeni görevler üstlenme imkân ve özelliğine sahiptir. Kök hücre araştırmaları günümüzün en önemli, aynı zamanda en tartışmalı konusunu oluşturmaktadır. Doku ve organları yenileme bağlamında ki üstün potansiyelinin yanı sıra, doku harabiyeti ve/veya kaybı sonucunda ortaya çıkan pek çok hastalığın ve bozukluğun tedavisine (sağaltımına) yönelik tıp dünyasında ve toplumda büyük beklentiler doğurmaktadır.

    Kök hücrelerin bir kaynağı yetişkin kemik iliğinden elde edilen dokulardır. Ancak araştırmalar erişkin bireylerin farklılaşmış olan dokularında bulunan bu tür kök hücrelerin farklı yönlerde gelişme yeteneklerinin oldukça kısıtlanmış olduğunu ortaya koymaktadır. Beklentilere gerçek anlamda karşılık verme potansiyeli taşıyan embriyonal kök hücreler için kullanılması söz konusu olabilecek kaynaklar ise yukarıda da belirtildiği gibi tartışmalıdır. Bunlar insanda tüp bebek uygulamalarından arta kalan, kullanılmayan embriyolar ya da gebeliğin sonlandırılmasıyla ceninden elde edilen doku örnekleri olabilmektedir. Kök hücrelerinin genelde insan embriyosundan elde edilmesi bazı çevrelerce insan yaşamına müdahale olarak görülmekte, ayrıca kök hücrelerinde yürütülen çalışmaların insan kopyalamasına bir zemin oluşturması ihtimali dünya kamuoyunda insan yaşamının ne zaman başladığına dair etik, hukuksal ve yasal tartışmalara yol açmaktadır. Bu tartışmalar en yoğun şekilde Batı ülkelerinde kök hücre araştırmalarını sınırlandıran ve hatta engelleyen bir boyut kazanmış, sonuçta bu alandaki araştırmalar Güney Kore gibi gelişmekte olan ülkelere kaymaya başlamıştır.

    Kök hücre araştırmalarında bugüne kadar ulaşılan nokta gerçekten gelecek için büyük umut vaat etmektedir. Kök hücre araştırmaları istenildiği doğrultuda gelişirse, bazı hastalıkların hücre düzeyinde tedavileri yapılabileceği gibi, hücre ve organların nakli için de yeni bir kaynağı oluşturabilecektir. Kök hücrelerinin üzerinde yürütülecek temel bilimsel araştırmaların yakın gelecekte klinikte tedavisi mümkün olmayan birçok hastalığın tedavisinde önemli açılımlar getirmesi beklenmektedir. Böylece, kendini yenileme ve onarma kapasitesi olmayan hücrelerin kaybına bağlı olarak gelişen hastalıklar tedavi edilebilecektir. Bunlar arasında Parkinson hastalığı, Alzheimer hastalığı, multipl skleroz, kaza sonucu oluşan felçliler ve sinir hücrelerinin yıkımı ile ilgili diğer hastalıklar, kalp krizi sonucu oluşan kalp yetmezliği, osteoartrit (kemik ve eklem iltihapları) veya çeşitli nedenlerle oluşan kıkırdak ve kemik kayıpları, kanser ve bağışıklık sistemi hastalıkları ile şeker hastalığı sayılabilir.

    Kök hücreleri, bölünerek kendilerini yenileyen ve kan, karaciğer ve kas gibi özelleşmiş görevler üstlenen organları oluşturabilecek biçimde farklılaşabilen hücrelerdir. Bu hücreler totipotent (her yönde farklılaşma yeteneği olan) ve pluripotent (çok yönlü farklılaşma yeteneği olan) kök hücreleri olarak iki grupta incelenmektedirler. Embriyoda erken dönemde bulunan totipotent kök hücreleri embriyonik kök hücre olarak adlandırılır ve bunlar in vitro döllenmeyle geliştirilen, ancak ihtiyaç fazlası olan embriyolardan veya istem üzerine sonlandırılan gebeliklerden elde edilmektedir. Yine yetişkin bireylerden elde edilen, embriyonik kök hücreleri gibi topipotent ya da bir takım yöntemlerle çoğaltılabilen yetişkin kök hücreleridir. Bunlar kemik iliğinde, bebek göbek kordon kanında ve kanda bulunan ve yetişkinde de özel yöntemlerle ve belli büyüme faktörlerinin yardımı ile çoğaltılabilen ve gelişimler sonunda kan hücrelerine dönüşebilen kök hücreleridir. Embriyonik kök hücrelerden insan vücudunu oluşturan 200 farklı tipteki farklılaşmış hücreden herhangi biri gelişebilirken, yetişkin kök hücrelerinden sadece bir ya da sınırlı sayıda tipteki hücrenin gelişmesi mümkündür.

    ABD, İngiltere ve Avustralya başta olmak üzere birçok ülkede embriyonik kök hücrelerin deneysel araştırmaları tamamlanmış olup, hayvanlar üzerinde uygulamaları uzun süredir gerçekleştirilmektedir. İnsanda uygulamaya ait bazı elektronik veriler olmakla birlikte, henüz bilimsel otoriteler tarafından kabul gören başarılı uygulamalar gerçekleşmiş değildir. Kök hücreleri in-vitro kültür şartlarında üretilirken, bazen istenmeyen ve organizmaya zararlı olabilecek genetik mutasyonlara uğrayabilmektedir. Buna ek olarak, kök hücre araştırmaları henüz tedavi amacıyla uygulanacak ürünleri vermekten uzak görünmektedir.

    Kök hücre konusunun dini açıdan değerlendirilmesine gelince; kök hücre konusunda her geçen gün yeni şeyler öğrenmekteyiz. Öğrendikçe de geçmişte konu ile ilgili bilinenler tartışılır hale gelmiş, konunun dini boyutu da özel bir önem kazanmıştır. Ortaya çıkan tabloya göre, tüp bebek konusu dahil birçok konu yeniden değerlendirilmeye muhtaçtır.

    Hıristiyanlık dünyası kök hücre konusunda fikir birliği içinde olmasa da birbirine yakın görüşlere sahiptir.

    Katolik dünyasına göre, insan embriyosu değerlidir ve zigota insan muamelesi yapılmalıdır. Bunlar imha edilemez veya saklanamaz, araştırmalarda dahi kullanılamaz. Tabii ki, bedenin dışında döllenme teknolojisi olan tüp bebek uygulamasına da aynı gerekçelerle sıcak bakılmamaktadır. Bununla birlikte Kilise, yetişkin kök hücrelerinin kullanılmasına ise tam destek vermektedir.

    Evangelist ve Katolik Bişoplar Kilise’ne göre, embriyonik kök hücrelerin kullanımı, oluşmakta olan çocuğu korumak için, Almanya’da kesin olarak yasaklanmıştır. Ancak Alman parlamentosunun insan embriyoları öldürülerek elde edilen kök hücrelerin belirli koşullarda ithaline izin veren kararı Evangelist ve Katolik Bişoplar kiliseleri üzerinde şok etkisi yapmış ve ceninin döllenme anından itibaren insan olduğunu ve insan hayatının koruma altında olması gerektiğini ifade etmişlerdir.

    Yahudilere göre, embriyonik kök hücrede yaşamı destekleyen bir potansiyel olduğu bu yüzden bu araştırmaların devletin desteğine ihtiyaç duyduğu, öte yandan ise Amerikan halkının yaşamı veya gelecek kuşaklar için de bir tehdit oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu yüzden sıkı kontrol altında tutulması şartıyla kök hücre araştırmalarının desteklenmesi gerekmektedir. Yahudi din adamlarına göre, tüp içerisindeki kök hücre tam bir insan sayılmamaktadır ve korunması gerekmemektedir. Özetle, embriyonik kök hücre araştırmaları, insan yaşamını daha büyük başarılar için koruyor ve yaşamı tehdit etmiyorsa bunlar devam etmelidir.

    Protestan kilisesi ise, insan embriyosu konusunda diğer kiliselerden farklı düşünmemekle birlikte kök hücre konusunda araştırmaların devam etmesinden yana olduklarını deklare etmişlerdir.

    İslam dini ise; insan ve toplum için yararlı olabilecek her türlü çalışmayı teşvik etmektedir. Ancak bunların hukuki, ahlaki ve manevi değerler açısından problem oluşturacak ve insanlık için tehlike arz edecek noktalara getirilmesini de onaylamaz. Bu alanda gerekli önlemlerin alınmasını öngörür. Esasen, teknolojinin insanlık yararı için kullanılması, bilim ve hukuk otoritelerince de savunulmaktadır. Bu itibarla, hangi şekilde olursa olsun, insana, çevreye, ekolojik dengeye ve topluma zarar vermemek kaydıyla, genler üzerinde biyolojik ve tıbbi nitelikli çalışmalar yapmak, İslam açısından bir sakınca taşımamaktadır. Hatta, İslâm, insanlığa hizmet gayesi taşıyan bu ve benzeri çalışmaları takdir ve teşvik etmektedir. Önemli olan, varılan bilimsel sonuçların insanlığın hayrına kullanılmasıdır.

    Yukarıda da ifade edildiği gibi, İslam hukukunda dünyaya sağ gelmesi şartıyla cenin miras hakkı olduğu kabul edilmiştir. Bu gerçek 1883 yılında insan embriyosu bilimi tarafından da deklare edilmiş ve bugün de aynı kanaat devam etmektedir. Bu nedenle insana ilk anından itibaren bir birey olarak saygı duyulmalı, hukuki hakları tanınmalı ve ihlal edilmemelidir.

    Bu itibarla, embriyonik kök hücreler değil de vücudumuzun organlarından alınan özelleşmiş yetişkin hücrelerinin de aynı fonksiyonu icra edebileceğine dair yapılan çalışmalar olumlu sonuç verir ve bunların tedavi amaçlı kullanımı mümkün hale gelirse, bu takdirde insan olma potansiyeli taşıyan kök hücrelerin yedek parça gibi kullanımı söz konusu olmayacaktır. Dolayısı ile tıp dünyasının bağımsız bir canlı olma potansiyeli kalmamış, özelleşmiş yetişkin kök hücrelerinin tedavi amaçlı kullanımı üzerinde yoğunlaşmaları gerekmektedir. Bunun ise, dînî ve ahlâkî açıdan organ naklinden bir farkı olmayacaktır.

    Ancak, özelleşmiş yetişkin hücrelerden embriyonik kök hücrenin özelliklerini taşıyan kök hücre elde edilememesi durumunda ve başka tedavi imkanının bulunmaması halinde, ticari ve her türlü kötü amaçlı kullanımı engelleyici tedbirleri almak kaydıyla tüp bebekten arta kalan blastocistler, tedavi amaçlı olarak kullanılabilir.

    4. Cinsiyet Tayini:

    Erkek cinsiyetini belirleyen “Y” kromozomlu bir spermatozoid tarafından aşılanan yumurtadan erkek çocuk; “X” kromozomlu bir spermatozoid tarafından aşılanan yumurtadan ise kız çocuk doğmaktadır. Demek oluyor ki, doğacak olan çocuğun cinsiyeti aşılanma (döllenme) sırasında kesinleşmekte ve bu da yumurtaya giren spermatozoidin taşıdığı cinsiyet kromozomunun çeşidine göre olmaktadır. Çocuğun cinsiyetini tespit etmek tıp bilimine göre mümkündür.

    Ancak doğacak çocukların cinsiyetinin belirlenmesi şimdiden öngörülmeyecek başka demografik ve ekolojik sorunlar ortaya çıkarabileceği cinsiyetlerin dağılımı konusunda var olan dengenin bozulmasına yol açabileceğinden, herhangi bir zorunluluk olmadıkça yapılması uygun değildir. Nitekim Asya ve Doğu ülkelerinde aileler, genelde erkek çocuk istemektedirler. Bizim toplumumuzda da durum farklı değildir. Bu da dünyadaki dengenin erkek çocuğun lehine bozulabileceğini göstermektedir. Bu ise, sünnetullaha aykırıdır. Zira Kur'ân’da, “Göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı) Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocukları, dilediğine erkek çocukları verir. Yahut o çocukları erkekler, dişiler olmak üzere çift verir, dilediği kimseyi de kısır yapar. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilendir, hakkıyla gücü yetendir” (Şûrâ 42/49-50) buyrularak insanların erkek veya kız olmasının Allah tarafından belirlendiği ifade edilmiştir.

    Pek çok uluslararası temel metinde, örneğin Avrupa Konseyinin Biyoetik Komisyonunun raporlarında ve yakın geçmişte Kahire'de 238 ülkenin katılımıyla gerçekleştirilen Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı toplantısının sonuç metninde de konu ele alınmış ve tıp dışı nedenlerle gerçekleştirilen cinsiyet seçimi uygulamaları uygun görülmemiş ve buna karşı önlem alınması gerektiği dile getirilmiştir.

    Bu itibarla tıbbi bir zorunluluk bulunmadıkça cinsiyet tayinine gidilmesi dinen uygun değildir.

    5. Preimplantasyon Genetik Tanı Nedir?

    Preimplantasyon genetik tanıyla birkaç kez tüp bebek tedavisi yaptırıp çocuk sahibi olamamış çiftlerde gebelik şansı artırılmakta ve düşük ihtimali azaltılmaktadır. Bu uygulamayla bebekte ortaya çıkabilecek çok önemli genetik rahatsızlıkların bir bölümü embriyoların ana rahmine yerleştirilmeden önce bulunup tedavi edilmesi mümkün olabilmekte, böylece sakat çocukların dünyaya gelmesinin de önüne geçilebilmektedir.

    6. Kürtaj:

    Henüz kırk günlük olmayan gebeliğe son verilebileceği görüşünde olan bazı fakihler varsa da, gebelik gerçekleştikten sonra, kırk günlük süre içinde de olsa, bir zaruret olmaksızın rahimdeki nutfe ve ceninin gerek ilaç, gerekse diğer etki ve işlemlerle düşürülmesi veya aldırılması (kürtaj) İslam bilginlerinin büyük çoğunluğu tarafından uygun görülmemiştir. Kırk günlükten sonra ise, annenin hayatının kurtarılması dışında bir sebeple gebeliğe son vermenin (kürtajın) haram ve cinayet hükmünde olduğu unutulmamalıdır.

    Sonuç olarak denilebilir ki, gebeliği önleyici tedbirlere başvurarak doğumu kontrol altında bulundurmak, istenmeyen durumlarda gebeliğe engel olmak caiz ve mümkündür. Ancak, gebelikten sonra, annenin hayatî tehlikesi gibi haklı, kesin ve meşru bir zaruret olmaksızın, düşürmek veya aldırmak (kürtaj) yolu ile bir canlının hayatına son verilmesi caiz değildir.

    Çocuk sahibi olamayanların tüp bebek yöntemiyle gebe kalmaları caiz ise de, doğacak çocuk/çocuklarının daha sağlıklı olmaları düşüncesiyle embriyolardan birinin alınması caiz değildir. Kısa zamanda neticeye ulaşabilmek için bu şekilde birden fazla embriyo transferi yapılıyor. Biri tutmazsa diğeri tutsun diye. Bunun yerine sadece bir veya en fazla iki embriyo transferi yapılması ve tutmazsa daha sonra tekrar yeni bir deneme yapılması daha iyi olur. Böylece uzun zaman alsa dahi anne rahmindeki embriyoların alınmasına engel olunur.

    7. Embriyo ve Anne Rahmindeki Bebeğin Hakları Nelerdir?

    İslam hukukunda dünyaya sağ gelmesi şartıyla ceninin miras hakkı olduğu kabul edilmiştir. Türk Medeni Kanununda da şahsiyetin başlangıcı çocuğun sağ olarak bütünüyle doğduğu andır. Çocuk sağ doğmak kaydıyla ana rahmine düştüğü andan itibaren medeni haklardan istifade eder.

    http://www.sorularlaislamiyet.com/ar...aiz-midir.html
    ....Sanal mücahit olacağıma cami safında sıradan cemaat olmayı yeğlerim.
    ☻/
    /▌


    göbeğini kaşırken düşünen adam


    Yönetici Başvurusu ||Tepkisel ihvan || İhvanforum'un tanıtımına katkı Sağlayın! || Uygunsuz Reklam Bildir ||İhvan Facebook Sayfaları || Forum Kuralları ||

  11. #11

    • hadim-hademe
    • Offline
    • Kıdemli Üye

      Üyelik tarihi
      14-01-2007
      Yer
      KOCAELİ
      Mesajlar
      16.077
      Konular
      694

    Standart

    alıntı Erdem :
    "Şimdiye kadar hemen hemen bütün İslam alimleri, normal yoldan çocuk sahibi olamayan eşlerin, kocanın spermi ile karısının yumurtasının dışarıda döllenerek kadının rahmine yerleştirilmesi; ya da kocanın sperminin mikroenjeksiyon yöntemiyle hanımının rahmine ulaştırılarak çocuk sahibi olmalarının caiz olacağına;.."


    Bu İslâm Alimlerinin isimlerini öğrenmek istesem bize yardımcı olur musunuz ?

  12. #12

    • Paylaşımcı
    • Offline
    • Katılımcı Üye

      Üyelik tarihi
      12-02-2011
      Mesajlar
      120
      Konular
      8

    Standart

    Tüp bebek uygulamasının caiz olabilmesi için:

    1- Döllendirilecek yumurta ve sperm, her ikisi de nikâhlı eşlere ait olacak. Yani bunlardan herhangi biri yabancıya ait olmayacak. Çocuğu olmayan kadına bir başka kadından yumurta nakli caiz değildir. Sperm nakli de caiz değildir.

    2- Döllenmiş olan yumurta, başka bir kadının rahminde değil, kendi rahminde yani yumurtanın sahibi olan eşin rahminde gelişecek.

    3- Bu işlemin, gerek anne ve babanın, gerek doğacak çocuğun maddi, ruhi ve akli sağlığı üzerinde olumsuz bir etkisinin olmayacağı tıbben bilinecek.

    İşte bu şartlarla, normal yoldan gebe kalması ve anne olması mümkün olmayan evli hanımların, çeşitli tıbbi yollarla gebeliklerinin sağlanmasında, İslâmî hükümler açısından bir sakınca görülmemektedir.

    Fakat başka bir kadının yumurtası veya kocası dışında yabancı bir erkekten alınan sperm ile bir kadının gebeliğinin sağlanması, insanlık duygularını rencide etmesi ve zina unsurlarını taşıması nedeniyle kesinlikle caiz değildir, haramdır.

    Ayrıca normal yollarla çocuk sahibi olabilecek bir kimsenin tüp bebek yöntemine başvurması caiz değildir. Çünkü bu halde zaruret söz konusu olmayacağı için, kadının avret bölgesini bir başkasına göstermesi helal olmayacaktır.

    Son olarak şunu da aklımızdan çıkarmayalım ki, illa çocuk sahibi olmayı değil, hayırlı evlat sahibi olmayı dileyelim.

    Mehmet TALU

  13. #13

    • Kısıtlı Erişim
    • Offline

      Üyelik tarihi
      01-11-2011
      Mesajlar
      0
      Konular
      368

    Standart

    Alıntı adalı Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Yazınızı tamamen okudum. Aslında yanlışları bulup cımbızlamak istemiştim...
    Ama biz tüp bebek uygulamasına tamamen karşıyız... Niçin?


    Allahu teala ayeti kerimesinde buyurur ki:

    "Allah her dişinin rahminde taşıdığı, rahimlerin neyi eksik neyi ziyade edeceğini bilir. O'nun katında herşey ölçü iledir." (Rad:28)

    Allah-u Teala'nın kelamına iman eden böyle işlerle uğraşmaz. İman etmeyenin ise İslam'la ilgisi kalmaz.

    Rahim bir kabre benzer
    Dıştan iç alemi bilinmez.

    Allahu Teala onu dayadı döşedi
    Çocuk için müdahele edilmez.


    Bu doğrudan doğruya bir hayasızlıktır aynı zamanda zinadır.


    Resulullah (s.a.v) Efendimiz buyuruyorlar ki:

    "Hayanın azlığı küfür alametidir." (Münavi)

    "Haya ile iman daima bir arada bulunur, birbirinden ayrılmazlar. (Yani biri gidince öteki kalmaz.)" (Camiüssağir)

    Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz diğer Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:

    "Cenab-ı Hakk'ın verdiği rızka kanaat eden mümin cennete girer." (Münavi)

    "Cenab-ı Hakk'ın takdirine razı olan kimse gönül zenginliğine sahip olur." (Münavi)

    Ömer Öngüt - İslam İlmihalinden alıntıdır.
    www.hakikat.com
    kılavuzu ömer öngüt olanın ........................

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Caiz midir ?
    By muallim08 in forum GÜNDEM VE SİYASET
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 23-02-2014, 01:10
  2. İstiğaze ve tevessül caiz midir? şirk midir?
    By Ehl-i Sünnet in forum DİNİ SORULARINIZ
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 21-10-2013, 11:02
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 28-05-2011, 11:42
  4. Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 19-02-2011, 16:34
  5. Caiz Midir?
    By beyhaki in forum DİNİ SORULARINIZ
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 16-03-2007, 19:07

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •