Hüzünler Doldu Yüreğime..Hayallerim Söndü..
Gönlüm Kan Ağlarken,Ruhum Çılgına Döndü..
Aydınlığa Hasret Umutlarım..Karanlığa Gömüldü..
Bak Bana Yollar..Bana Hasret..Bana Gurbet Göründü...
Efendim..Ayrılığın Deminde Yüreğim..Sana Hasrette..
Sana Sevdalı,Sana Vurgun..Bu Can..Yetim Kaldı Bu Gurbette..
Özleminde Bu Yürek..Kavuşacağız Birgün..Birgün Elbette..
Sensizliğin Girdabında Ömrüm..Dirhem Dirhem Erimekte...
Sessiz Feryatlar Sarmış Ömrümü..hüzünlüyüm Yar..
Sevdanla Yaşar Yüreğim..Özümde Hasretin Kokar..
Gül Yüzlü Nebim..Görmezse Seni Gözlerim İnan.. Kan Ağlar..
Gönlümün Sürgününde,Vuslatımı Bekleyen Bir Mevsim Var...
Hasretin Ötesinde Bir Hasret Yaşıyorum..
Dayanmaz Gayrı Yüreğim..Hasretinde Boğuluyorum...
Gel Ey Gülleri Kendine Özendiren Can Efendim..
Gel ki Ümmetin Görsün Gül yüzünü..Bırakma Bizleri En Sevdiğim...
Gel Hüznümü Al Bu Canda..Gel içimi Sarmış Sİyah..
Bekliyorum..Umutluyum..Biliyorum Geleceksin..
Yollarım Sürgün Yedi..Kurşun Yedi Hasretim..
Ne Olur Gel YaReSulALLAH..
Gel ki Aydınlığın Sürülsün..
Kararan Şu Yüreğime....
Ne güzel! Derin bir “âh” ile yâd etmek seni.Yanmaktan usanmamak yanarken susamak seni.
Ellerinize sağlık begenerek okuduğum şiirlerden
biride bu diye bilirim.
Seni düşünüyorum....
Düşünmesi en huzur veren sevgili....
Seni düşünüyorum...
Alemlerin yegane efendisi...
Bir elin güneşteydi sanki ,
Diger elinde kürre-i arz
Kimse cemalinde bulamamış hiç maraz
Eyy nuru tüm evreni kuşatan efendim...
Sensin şu yaralarıma merhem saran sevgilim ,
Efendim...
Yusuf’u gören gözler bir kez seni görseydi ,
Bir kez baksalardı cemaline...
Bıçakları ellerini değil , sinelerini deşerdi.
Efendim...
Bir biçare ümmet olarak gelsem kapıcazına ,
Söylesem arzuhalimi , diz çöküp huzuruna .
Efendim ....
Kandan irinden deryaları geçmekti ,arzum
Ateşten satıhlarda yürümekti ,
Yüregimde senden başka tüm aşkları silmekti ,
Silmekti amma ...silmekti amma...
Yapamdım ya Rasul... yapamadım işte...
Oysa efendim...
Ateşlere ibrahimden önce atılmaktı arzum
Yangınım gül bahçesine dönmesede .
Oysa efendim...
Uhutta mızrak ile hamzanın arasına girmekti arzum ,
Tek sen amcana üzülme diye...
Efendim...
Keşke ben kovulsaydım yurdumdan yuvamdan da...
Sen hasret kalmasaydın mekkene...
Efendim...
Keşke ben dökseydim kerbeleda kanımıda ,
Sen yine okşasaydın Hüseyninin başını...
Efendim...
Gölgen olmaktı arzum ... peşin sıra ,
Çünkü sendin tek gölgesi olmayan insan şu dünyada...
Efendim...
Güneş bile hayran hayran gezermişte tepende yakmazmış tenini
Kara bir bulut korurmuş aminenin yetimini...
Efendim...
Ne kadarsa mesuttu seninle , ibrahimin kabesi
Şimdi yine sardı etrafını çağdaş müseylemenin filleri...
Efendim...
Ruhumda hasretin yakıp yakıp kor ediyor...
Sensiz bu dünya cehennemi kübra oluyor...
Efendim...
Ne zamana kadar sürecek bu hasretim
İrandan selmansa hasret sana, Anadoluda benim.
Efendim...
Şu gözler bir kere bakamadılar cemaline ,
Gerçekte olmasada bir kere gel , gir hayallerime ...
Efendim...
Şaşıyorum ebu cehil nasıl hayran kalmamış gözlerine ,
Oysa sana utancından can veriyordu genç bir sahabe...
Efendim...
Her gece bakıyorum gökteki şakkı kamere ,
Kamerin bile boynu bükük rengi solmuş öylece...
Efendim...
Oysa bir parmağınla bölmüştün onu ikiye ,
O şarkılar söylüyordu Rasul bana dokundu diye...
Efendim...
Senki nakış nakış dokuyordun sahabeyi...
Sırf onun için İstanbula kadar gelmişti Eyyub el ensari
Efendim
Sahabenden en mahzunu hz vahşi olsa gerek
Ne acıdır mescidinde direkler ardında seni dinlemek.
Efendim...
Mus-abın sahaben arasında beni en çok yaralayandır,
Şehadet anında kefen bile bulunamayandır...
Efendim ...
Mus-ab ki islamdan önce mekkenin en zenginiymiş ,
Sen ona sancağı verdiginde daha on sekizindeymiş...
Efendim...
Karanlıklar aydındanmış sen dünyaya gelince ,
Melekler korurmuş seni , Rasule bir şey olmasın diye.
Efendim...
Biliyorum hz Fatımayı diğerlerinden ayrı tutuyordun ,
O bana Haticemin emanetidir diyordun...
Efendim...
Seni şiirlere yazmak benim tek bildiğimdir ,
Bilirim ki mekke bile bir şiirle fethedilmiştir...
Efendim...
Şu biçare halimle dertleştim seninle
Artık dayanamıyorum bir kere bakayım cemaline
Efendim...
Kalmadı artık dayanacak takatim ,
Günahlarım çok , hem çok dertliyim...
Efendim...
Bu dünyada göstermezsem nuru cemalini ,
Ne yapayım biçare , mahzun ahirete talibim...
Efendim ...
Biliyorum ki ahirette kişi sevdiğiyle beraberdir...
Benim sevdiğim MUHAMMET MUSTAFADIR (sav).
Ne güzel! Derin bir “âh” ile yâd etmek seni.Yanmaktan usanmamak yanarken susamak seni.
yazmayı unutuyorum derken
başladım yazmaya yeniden
çok özlemişim paylaşmayı
sana içimi açmayıkalemim yüreğimin sözcüsü
defterim onun yardımcısı
beni en iyi yansıtan
yalnızlığıma ortak olan ikiliuzatmak istiyorum elimi
ama sensizilkten korkuyorum
seslenmek istiyorum sevgili
ama senden kaçıyorum
ağlamak istiyorum dökerek içimi
bu defa sessiz feryatlara sığınıyorum!
Ne güzel! Derin bir “âh” ile yâd etmek seni.Yanmaktan usanmamak yanarken susamak seni.
Gecenin ortasında halveyiM
Yazıyor sakince kalemim
Konuşuyor yine dertli yüreğim
Hep onu sayıklıyor Mühürlü KaderiM!
Ne güzel! Derin bir “âh” ile yâd etmek seni.Yanmaktan usanmamak yanarken susamak seni.
Çaresiz kalmıştı Leyla’da...
Kavuşmak imkansızdı...
•••
İhtiyar, tatlı-sert yol gösterdi.
-Gir şu odaya... Çağır Leyla’yı...
Aklı almadı önce...
Pek de inanmamıştı...
Ama yapacak da başka bir şey yoktu...
Çaresiz adam, çaresiz girdi odaya...
Sayıkladı günler boyu, geceler boyu...
Çıkmadan o odadan, çağırdı Leyla’yı...
Kırk asırdır yandığı aşkı, daha kırk vakit dolmadan...
İşte geliyordu...
İşte görüyordu; Leyla kendisini çağıranı ararcasına geliyordu...
•••
Korktu genç adam...
Anladı genç adam...
Unuttu genç adam...
•••
Gidip sarıldı ihtiyarın eline...
“İstersem olduğuna göre...
Çağırırsam geldiğine göre...
Bana aşkı öğret...”
Dedi ki ihtiyar:
-Bu kainat...
Aşkına yaratıldı sevgilinin...
Sen aşkı ne sandın?
•••
Aşk...
Öyle bir istemek ki...
Kavuşmak mecbur kalsın...
Ne güzel! Derin bir “âh” ile yâd etmek seni.Yanmaktan usanmamak yanarken susamak seni.
Düşümdeki yolculuk başladı tekrar.
Zamanlandırılmış taneler damlamaya başladı gökyüzünden.
Her damla bir düşünce; damlalar ve düşler, düşler ve karanlık;
Karanlık ve acı tekrar tekrar düşler tekrar tekrar acı...
Her mutluluk ardına yağan bir yağmur,
Her sevincim adına birer damla.
Benim hiç mutluluk gözyaşlarım olmadı.
Hepsinin acıya sevdasi vardı.
Acıya aşıktı gözyaşlarım.
Her acıda kavuşuyorlardı birbirlerine.
Kavuştukça mutlu,
Bense her yağmurda yalnız.
Çekiliyorum karanlığıma ve gözyaşlarıma.
Bu yüzden seviyorum karanlığı.
Oturup yanıma beni dinliyor gitme vakti gelene kadar.
Ama önce uyumamı bekliyor.
Ne zaman gittiğini bile anlamıyorum.
Hiçbir şey sormuyor, sadece dinliyor.
Her yağmur ardına karanlık her karanlık ardına gözyaşı.
Gözyaşlarım acıyı aldatıyor gecelerle.
Bense aldatışa vesile...
Ne güzel! Derin bir “âh” ile yâd etmek seni.Yanmaktan usanmamak yanarken susamak seni.
Yüreğine sağlık![]()
SöyLeSem TeSiri Yok..SuSSam qönüL Razı deqiL....
Bir yıldızla konuşurum susmuşum Meryem gibi...Söz işlemez yüreklere sukutum dağlar gibi..
Yusuf,dedi Züleyha:sen benim, evvel düşen şehrimsin, ahir düşen şehrimsin. Ezel düşen şehrimsin, ebed düşen şehrimsin.
Yusuf,dedi Züleyha; kalbim sen, benimsin yalnız benimsin,kalbin ben,seninim yalnızca seninim.
Yusuf, dedi Züleyha: sen masumsun, sen de bilirsin, ben de bilirim. Şu dört duvar, şu sıkı sıkı kapalı kapı,döşemenin üzerinde ezilen sarı gülün yaprakları tanık ki suçun yok senin.
Fakat güzelsin. Güzelliğin yoruyor beni, çünkü mümkünü var, suret kasrında bir suret değilsin.
Suçlu değilsen de bana, beni suçlu kılacak kadar güzelsin. Mümkünü olan bir güzelliğin sahibiysen Yusuf, ve bu güzellik yoruyorsa beni, sen dünyanın en masum mücrimisin. Suçlu,suçunu her zaman bilerek işlemez Yusuf ve güzellik bazen suça dönüşür.
Yaratılmışların en güzeli karşısında,ruhum kadar bedenim,kalbim kadar kalbimden çıkıp da bütün bedenimi deveran eden kanım ve damarlarım,ve bütün zerrelerim akıyorsa sana, ben de dünyanın en mücrim masumu değil miyim?
Çünkü, dedi Züleyha: güzelliğin bir derin kuyu senin. Bir düşenin kurtuluşu kolay olmaz.Ne mutlu kalbine sen düşene,ve ne mutlu senin kalbine düşene.
Tufandan kurtulmak için kendi derinliğine akan bir ırmak gibi; akmasam sana ölürdüm Yusuf, aktım, yine öldüm. Kendi ölümümün şeklini seçmem özgürlüğümse susarak ölmeyi değil,söyleyerek ölmeyi seçtim. Tortulanarak ve bulanarak değil,taşarak ve coşarak ölmeyi istedim. Hükmümün Yusuf olduğu yerde ölümlü olduğumu bildim.
Ve yine dirilecek olmamın emniyetiyle ölümlü oluşumu çok sevdim.
Yusuf,dedi Züleyha: bütün bir hayat, kınanma, horlanma, yitirme,her şey kalbimin üzerinden geçecek ve ben kalbimin altında kalacağım.
Bana dair ve bana rağmen var olan bir dünyada büyüklüğü,yitirdiklerinin çokluğuyla ölçülen bir Züleyha kalbi olacağım.
Senin zindan karanlığın benim özgür aydınlığıma denk düşecek, o kadar ki karanlık olacağım Sancıyla elimi attığım fundalıklar mavi çiçeklere dönüşmedi henüz, ama aslolan kalp olacak ve hayatı sonradan bulacağım.
Yusuf,dedi Züleyha: aşk zorlu bir sınav,ben bu sınavı en baştan ve gönüllü mü kaybettim?
Hayır işte!
Yitirmiş görünsem de kazancımsın sen benim. Ve şer gibi görünsem de göreceksin,yitirdiğin ne varsa benim sana açtığım kuyuda,hayrın olacağım sonunda.
Yusuf,dedi Züleyha: sana, gel kaderim ol, demem. O kadar ki, güldeki sevda, çöldeki ateş, denizdeki su kadar kadersin bana.
Bak alnına, iki kaşının ortasına. Orada benim mührüm var. Alnımın yazısı olduğun kadar, alnına da yazıyım.
Değil mi ki sen Yusuf güzelisin, gömleğin çoktan yırtık senin.
Ve değil mi ki ben tecelli etmesem eksik kalır sana dair kader.
"Senin kaderin benim tecellim.", kaderimde zindan varsa,
Yusufluğum su götürmez benim...
Nazan BEKİROĞLU
Ne güzel! Derin bir “âh” ile yâd etmek seni.Yanmaktan usanmamak yanarken susamak seni.