+ Konu Cevaplama Paneli
Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan
1 2 SonuncuSonuncu
Toplam 12 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: imam gazalinin "ittihad" ve "hulul" yorumu

  1. #1
    müteallim
    Status :musstafa isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
    Üyelik tarihi: 11-02-2007
    Yaş: 27
    Mesajlar: 259
    musstafa Popülarite yok

    imam gazalinin "ittihad" ve "hulul" yorumu



    BÎR MA'ZERET

    Beni, esmaul husnanın manalarını açıklamaya sevkeden ve her ismin manasının sonunda bir tenbîhte bulunmaya zorlayan sebep, Resülullah sallallahü aleyhi ve sellimin şu sözleridir:

    "Allah'ın ahlakı île ahlaklanınız!"

    "Allah'ın şöyle, şöyle bir takım ahlakı vardır. Kim onlardan biri ile ahlaklanırsa cennete girer."

    Gerçi ehl-i tasavvufun gidiş yolu, bizim burada anlattıklarımıza işaret etmektedir. Fakat onların yolu bu sahada bilgisi olmıyanlar için hulul yahut ittihad manasını vehmettirmektedir. Bununla beraber bu vehîm ve zan sadece bu sahada bilgisi olmıyanlar içindir.

    kaynak : imam gazali rahmetullahi aleyh "esmaul husna " (elifbe yayınları 1983)

    not : konu yaklaşık 10 sayfa mümkün mertebe devam edeceğim inşAllah

  2. #2
    müteallim
    Status :musstafa isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
    Üyelik tarihi: 11-02-2007
    Yaş: 27
    Mesajlar: 259
    musstafa Popülarite yok



    GAZALİ ESMA'ÜL HÜSNA 256
    Mükaşefe hassalarından haberdar olanlar şurada dursun, birazcık aklı olanlar için bile tasavvuf ehlinin gidiş yolunda hulul ve ittihad manası varit değildir.

    Ben, Şeyh Ebu Ali Farmedî'den işitmiştim. Allah her ikisinin de ruhlarını tazîz etsin. Şeyhi Ebülkasım Gürganî'nin şöyle dediğini hikaye etmişti:

    Doksan dokuz isim. hak yoluna sülük eden kulun vasıfları olur. Bununla beraber o, henüz yoldadır, vasıl olmuş değildir.

    Eğer Şeyh Ebülkasım Gürganî bu sözüyle,
    bizim anlattıklarımıza münasip bir şey söylemek istediyse doğrudur. Zaten başka türlüsü düşünülemez. Bu takdirde onun sözünde bir nevi bir genişlik ve istiare bulunmuş olur. Böylece vazîyet kurtarılır. Eğer bu şekilde düşünmezsek,

    Şeyh Ebülkasim'ın, "Doksan dokuz isim, hak yoluna sülük edenin vasıfları olur!"
    sözünün sakat olduğunu belirtmek zorundayız.

    Çünkü Esmaülhusna'nın manaları, sanı yüce olan Allah'ın sıfatlarıdır. O'nun sıfatları ise, O'ndan başkasına asla vasıf olamaz. Fakat Allah'ın vasıflarına uygun vasıflar kulda da hasıl olabilir. Buna göre Şeyh Ebülkasim'ın. "Doksan dokuz isim, hak yoluna girenin vasıfları olur!" sözü, "Hak yoluna girenlerde, doksan dokuz ismin manalanna münasip vasıflar hasıl olabilir" demektir. Nitekim şöyle söylenir:

    Filan talebe, hocasının ilmini tahsîl etti.

    Halbuki talebinin tehsîl ettiği, hocasının ilmi değildir. Bilakis onun ilminin benzeridir. Eğer Şeyh Ebülkasim'ın yukandaki sözünden murat, bizim zikrettiğimiz değilse, o söz kesin olarak sakattır. Açıklayalım;
    Şeyh Ebülkasım, "Allah'ın isimlerinin manaları, hak yoluna girenlerin vasıftan olur" diyor.

    Bu sözüyle o:
    1) Ya bu sıfatların gayrını kastetmiştir,
    2) Veya benzerini kastetmiştir.

    Eğer sıfatların benzerini kastetmişse. bu takdirde de:
    a) Ya her cihetten, sıfatların mutlak benzerini kastetmiştir,
    b) Veya manaların husüsiyetlerinde değil de. isim ve müşareketbakımındansıfatların hepsinde benzerini kastetmiştir. Bu da iki kısımdır:

    Eğer o sözüyle sıfatların aynını kastetmişse. bu intikal:
    1) Ya sıfatların Allah'dan kula intikali suretiyle olur.

  3. #3
    müteallim
    Status :musstafa isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
    Üyelik tarihi: 11-02-2007
    Yaş: 27
    Mesajlar: 259
    musstafa Popülarite yok



    GAZALİ ESMA'ÜL HÜSNA 257

    2) Veya intikal suretiyle olmaz. Eğer intikal suretiyle olmazsa, bu da:

    a) Ya kulun zatinin Allah'ın zatı ile birleşmesiyle olur. Böylece, kul Rabbin aynı, sıfatları da sıfatlarının aynı haline gelir.
    b) Veya hulul suretiyle olur. Bunlar üç ihtimaldir:

    1) intikal.
    2)lttihad,
    3) Hulul.

    Tamamı da beş kısımdır. Bunların doğru olanı sadece birinci kısımdır:

    BIRÎNCİ KISIM: Bu, "kulda, Allah'ın sıfatlarına birazcık uygunluğu bulunan ve isimde onlara müşareketi olan bir takım hususiyetlerin meydana gelmesi"dir. Fakat bir ismin manasını açıkladıktan sonra koyduğumuz "Bir tenbîh" bahislerinde de anlattığımız gibi, bu uygunluk ve benzerlik, tam bir benzerlik değildir. Çünkü Allah'ın her isminin manasından, kulun sadece az bir hissesi vardır.

    ÎKÎNCİ KISIM: Bu. "Allah'ın sıfatlarının aynen kulda da hasıl olmasıdır ki,imkansızdır. Çünkü Allah'ın sıfatlarından biri de îlim'dir. O'nun ilmi, bütün bilgileri ihata etmiştir, öyle ki, kainatın hiç bir zerresi O'nun ilminin dışına çıkamaz. Kainatın hangi zerresinde bir şey olursa Allah O'ndan haberdardır. Allah'ın sıfatlarından biri de Kudret'tir. O'nun kudreti bütün mahlükata şamildir. Hiç bir zerre O'nun kudretinin dışına çıkamaz. Gökleri, yerivebunlar arasındakileri kısaca kainatın her zerresini O yaratmıştır.

    Şimdi düşünelim. Bütün bunlar aciz bir insan için düşünülebilecek şeyler mi? insan, kainatın her zerresinden nasıl malumatlar olabilir? insanoğlu;
    göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin kısaca, bütün kainatın yaratıcısı nasıl olabilir ki, kendisi de göklerle yer arasının varlıklarından bir varlıktır. insan, kendi kendisinin yaratıcısı nasıl olabilir ki!.. Sonra, mesela bütün bu vasıflar iki insan için sabit olsa, bunların herbiri, diğerinin yaratıcısı durumunda olur. herbiri, yarattığının yaratıcısı sıfatını alır. Bütün bunlar muhal, imkansız ve aynı zamanda saçma şeylerdir.

  4. #4
    Arid Anil Cahilin
    Status :elmnightmare isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
    Üyelik tarihi: 08-09-2007
    Yaş: 34
    Mesajlar: 1.756
    elmnightmare Çok popüler paylaşımlar elmnightmare Çok popüler paylaşımlar elmnightmare Çok popüler paylaşımlar elmnightmare Çok popüler paylaşımlar elmnightmare Çok popüler paylaşımlar elmnightmare Çok popüler paylaşımlar elmnightmare Çok popüler paylaşımlar

    Çok Güzel açıklanmış merakla bekliyoruz devamını Mustafa...
    Dâire-i saâdet; Allah-u Teâlâ dilediği kulunu kendi rızâsına çeker. O kul Allah-u Teâlâ’nın çizdiği hudutlar içindedir. Merkez-i selâmet; Allah-u Teâlâ kulunu kendine çektiği için, o hududun içinde gezer. Fakir der ki: ‘Hıfz-u himâye, tasarruf-u ilâhîye.’” (20 Temmuz 1986)

  5. #5
    müteallim
    Status :musstafa isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
    Üyelik tarihi: 11-02-2007
    Yaş: 27
    Mesajlar: 259
    musstafa Popülarite yok



    GAZALİ ESMA'ÜL HÜSNA 258
    ÜÇÜNCÜ KISIM: Bu, "Rububiyet sıfatlarının ayne kula intikal etmesi"dir ki muhaldir. Çünkü sıfatların, mevsuflarından ayrılmaları imkansızdır. Bir sıfat kime veya neye aitse ondan ayrılmaz. Bu kaide, kadîm zata yani Ailah'a mahsus değildir. Bilakis fanî varlıklarda da böyledir. Mesela. Ahmed'in ilminin aynen Mehmed'e intikal etmesi düşünülemez. Hatta, sıfatlar ancak mevsuflarıyla varolabilirler. Bundan başka, intikal, kendisinden intikal vuku bulmuş olan zatın boş kalmasını gerektirir. Mesela Allah'ın sıfatlannın, kendisinden ayrılıp bir kula intikal ettiği düşünülürse, o zaman O, Rubîbiyet sıfatları ayrılınca. onların yeri boş kalır. Dolayısıyle Allah, o sıfatlardan mahrum olmuş olur. Böyle bir şeyin muhal olduğu da gayet açıktır.

    DÖRDÜNCÜ KISIM: Bu
    da ittihad'dır. Bunun batılılığı da gayet açıktır. Çünkü "Kul, Rabb oldu!" sözü aslında tenakuzlu bir sözdür. O halde Allah'ın böyle muhal ve ileri geri sözlerinden tenzîh edilmesi ve hakkında, noksanlık îham edici kelamdan kaçınılması gerekmektedir. Durumu açıklığa kavuşturalım:
    Birisinin:
    Bir şey, başka bir şey oldu!.. şeklindeki sözü mutlak surette muhaldir, imkansızdır.

    Açıklayalım:

    Mesela yukarıdaki cümlede mevcut şeylerden biri Ahmed olsun. Diğeri de Mehmed olsun. Biz, Ahmed'in de Mehmed'in de tek basına varolduklarını düşünelim. Sonra densin ki:

    Ahmed, Mehmed oldu ve onunla birleşti!.. Bu birleşik vaziyette onlar:

    1) Ya her ikisi de var olurlar,
    2) Ya her ikisi de yok olurlar,
    3) Ya Ahmed var olur, Mehmed var olmaz.
    4) Veya Mehmed var olur. Ahmed var olmaz.

    Bu dört ihtimalin, ötesinde bir beşinci ihtimal düşünülemez. Şimdi dört ihtimalden birine göre durumu inceliyelim:

    Eğer her ikisi de var olursa bu takdirde biri diğerinin aynı olmamış demektir. Bilakis herbiri aynen vardır. Gaye, sadece mekanlarının bir olmasıdır. Bu ise, ittihadı (birleşmeyi, vücut itibariyle bir olmayı, vahdet-i vücudu) gerektirmez. Çünkü ilim, irade ve kudret sıfatları aynı zatta toplanırlar.

  6. #6
    müteallim
    Status :musstafa isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
    Üyelik tarihi: 11-02-2007
    Yaş: 27
    Mesajlar: 259
    musstafa Popülarite yok



    GAZALİ ESMA'ÜL HÜSNA 259

    Fakat bununla beraber, mahalleleri birbirine zıt olmadığı gibi, (mesela kudret de ilim veya irade olmaz) aynı mahaldeki bu sıfatların kimisi kimisi ile birleşmez
    Eğer her ikisi de madüm (yok) olurlarsa, bu takdirde birleşme yine yoktur. Bilakis her ikisi de yok olmuşlardır, ihtimal ki meydana gelen şey de, onlar değil, üçüncü bir şeydir.

    Şayet birisi madum (yok), diğeri mevcut olursa, bu takdirde de ittihad (birleşme) yoktur. Çünkü var olan bir şey, yok olan bir şeyle birleşemez.

    Şu halde, iki şeyin ittihadı (birleşmesi) mutlak surette muhaldir, imkansızdır. Bu, birinin benzeri olan varlıklarda böyledir. Birbirinden farklı varlıklarda ise haydi haydi böyle olur. Mesela siyah renk ile beyaz rengi ve bir de ilmi ele alalım. Bunlar herbiri birer varlıktır. Mesela iki siyah renkten birinin, diğeri olması muhaldir. Yine siyah rengin beyaz renk veya ilim olması da muhaldir. Görüldüğü gibi, kendisinin benzeri olduğu halde bir siyah rengin diğer bir siyah renk olması; veya bir siyah rengin yine renk cinsinden olduğu halde bir beyaz renk olması veyahut ta, siyah rengin, tamamen farklı bir varlık olan ilim haline gelmesi imkansızdır.
    Kul ile Allah arasındaki fark ise, siyah renk ile ilim arasındaki farktan daha büyüktür. O halde ittihad esastan batıldır.

    Eğer ittihadı, yani kul ile Allah arasında bir birleşme vakî olduğunu îma edecek hal, hareket ve tavırlar veya sözler vuku bulduysa bu, sıfat sofilerle şairlerin adetine uygun bir mecaz ve genişlik yoluyladır. Yoksa hakîki manada bir birleşme asla söz konuşu değildir. Çünkü onlar, sırf duyanlara daha hoş gelsin ve daha derin manalar ifade etsin diye, çoğunlukla mecaz ve istiare yolunu seçerler. Mesela şairin şu sözü gibi:


    ' Ben sevdiğimim, sevdiğim de benim..

    Şairin nazarında bu söz tevillidir. Çünkü bu sözüyle o, gerçekten kendisinin, sevgilisi olduğunu ve sevgilisinin de kendisi olduğunu kastetmiş değildir. Bilakis, "sanki ben O'yum. O da ben!" demek istemiştir. Çünkü kendisini sevgilisinin hüznü, sevgilisini de kendisinin hüznü iyice kaplamıştır. O da, içinde bulunduğu bu durumdan mecaz yoluyla, ittihad diye bahsetmiştir.

    Bayeziti Bestaminin aşagidaki sözünün de bu şekilde müteala edilmesi gerekir:

    "
    Yılanın, sırtımdan (güneşte kavlıyarak soyulan derisinden) soyulması gibi ben de kendi nefsimden soyuldum. Sonra baktım. Bir de ne göreyim, ben O'yum!."

  7. #7
    müteallim
    Status :musstafa isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
    Üyelik tarihi: 11-02-2007
    Yaş: 27
    Mesajlar: 259
    musstafa Popülarite yok



    GAZALİ ESMA'ÜL HÜSNA 260

    Bu sözün manası şöyle açıklanabilir:

    Her kim ki nefsinin heveslerinden, hevaî arzularından sıyrılırsa, artık, onda Allah'dan başkasına yer kalmaz. Şanı' yüce olan Allah'dan başka bir düşüncesi olmaz. Bir kalbe sadece Allah'ın celali ile cemali girerse ve o kalb yalnız O'nunla kuşatılırsa, sanki o kalb O olur.Bu aynen O olur, demek değildir. "Sanki odur!" demekle. "O, odur!" demek arasında fark vardır. Fakat bazen, "sanki, O, odur!" denecek yerde, "O, odur!" deniverir. Nitekim şair bazen, "Sanki ben sevdiğimim!" derken, bazen de doğrudan doğruya "Ben sevdiğimim!" demektedir. Bu, bir ayak sürçmesinden ibarettir. Çünkü makulatta (akıl edilen, akıl ile bilinen şeylerde) sağlam bir ayağı olmayan kişi, çok kerre iki şeyden birini diğerinden ayırt edemez. Böylece kendi zatındaki kemale bakar. Onu, hakkın incileri ile süslenmiş olarak görür ve kendisini o zanneder de şöyle der:

    Enelhakku
    = Ben Hakkım!..

    Bu sözün zahiri îtibara alındığı takdirde onun sahibi yanılmıştır. Tıpkı hıristiyanların yanılması gibi. Nitekim onlar da bunu îsa aleyhisselam'ın zatında görmüşler ve "O, ilahtır!" demişlerdir. Bu, tıpkı aynaya bakıp ta orada renkli suretler gören ve bu suretlerle renklerin, aynanın suretleri ile renkli olduğunu sanan kişinin yanılmasına benzer. Oysa aslında aynanın rengi yoktur. Onun yaptığı iş, sadece renkli cisimlerin şekillerini aksettirmektir. Ayna bunu o şekilde yapar ki, eşyanın zahirine bakanlara, onun, aynanın şekli olduğunu hissini verir. Hatta mesela küçük çocuklar aynada bir insan şekli gördükleri zaman, orada hakîkaten insan olduğunu sanırlar... Oysa, bilindiği gibi orada asla bir insan yoktur. Demek ki aslında aynada ne renk vardır, ne de suret. Onun vazîfesi, sadece renkli cisimlerin suretlerini, şekillerini yansıtmaktan ibarettir.

    işte kalb de böyledir. Aslında onda ne suretler vardır, ne de şekiller. Onun vazîfesi, şekillerin, suretlerin ve hakikatlerin manalarını kabul etmekten ibarettir. Tıpkı bir ayna gibi. Ona hulul eden, hakîkaten onunla birleşmez. fakat onunla birleşmiş gibi olur. Tıpkı aynada olduğu gibi. Aynada şekli görünen cisim, ayna ile ne derece birleşiyorsa kalbe hulul eden görünüşler ve hakikatler de onunla o derece birleşirler.

    Şişe ile içindeki meşrubatta bu hususta hatırlanması gereken güzel misallerdendir. Bir şişe ile içinde bulunan ve tıpkı şişenin renginde olan meşrubatı ele alalım. Şişeyi de meşrubatı da tanımayan birisi, içinde meşrubat bulunan şişeyi gördüğü zaman, onların iki ayrı şey olduklarını anlıyamıyacak ve kah meşrubatın varlığını kabul etmiyecek, kah şişenin varlığını kabul etmiyecektir. Nitekim aynı mevzuda şair şöyle diyor:

  8. #8
    müteallim
    Status :musstafa isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
    Üyelik tarihi: 11-02-2007
    Yaş: 27
    Mesajlar: 259
    musstafa Popülarite yok



    GAZALİ ESMA'ÜL HUSNA 261

    Şişe inceldi, meşrubat süzüldü,
    Birbirine benzediler, mesele güçleşti.
    Sanki meşrubat var da şişe yok,
    Yahut, sanki şişe var da meşrubat yok.

    Sofilerden biri, "Enelhakk = ben hakkım!" demişti. Bunun manası, ya şairin, "ben sevdiğimim. Sevdiğim de ben!" şeklindeki sözünün manasına benzer. Bu takdirde, daha önce de îzah ettiğimiz gibi. bu söz te'vil yoluyla açıklanabilir ve doğrudur. Veya Hıristiyanların, ulühiyyetin insaniyetle birleştiğini zannederek yanılmaları gibi yanılmıştır.

    Bayezîd Bestamî'nin de:Sübhanî ma azame sam = kendimi tesbîh ve tenzih ederim. Şanım ne yücedir!
    Dediği rivayet edilir. Eğer, o gerçekten bu sözü söylediyse bunu iki şekilde açıklayabiliriz:

    1) Bayezîd Bestamî bu sözü, ya şanı yüce olan Allah'dan hikaye mahallinde söylemiştir. Nitekim, mesela o:

    "Hiç bir ilah yoktur. Ancak ben varım. O halde bana ibadet et" (Ta ha Süresi, ayet: 14.)

    Mealindeki ayeti okurken işitilse elbette kendisine hamledilmez. Allah'dan hikaye olarak okuduğuna hamledilir.

    2) Veya daha önce de kaydettiğimiz gibi, kuds sıfatından aldığı bir kemali müşahede etmiştir de kendisinin kudsiyetinden haber vererek şöyle demiştir:

  9. #9
    müteallim
    Status :musstafa isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
    Üyelik tarihi: 11-02-2007
    Yaş: 27
    Mesajlar: 259
    musstafa Popülarite yok



    GAZALİ ESMA'ÜL HÜSNA 262

    Sübhanî
    = kendimi tesbîh ve tenzîh ederim!..
    Ve yine. umum mahlükatın sanma nisbetle kendi sanının büyüklüğünü görerek:

    Ma azame sam = şanım ne yücedir!..

    Demiştir. Bununla beraber o, kendi sanının yüceliğinin, mahlükatın sanına nisbetle yüce olduğunu ve şanı yüce olan Allah'ın kudsiyeti ve sanının büyüklüğü ile hiç bir münasebeti bulunmadığını bilir. Buna göre, Bayezîd Bestamî bu sözü, vecd ve istiğrak halinde söylemiştir'. Çünkü ayık halde insan, dilini böyle sözlerden koruyabilir. Halbuki vecd ve istiğrak hallerinde kişinin kendisini bu tip sözlerden muhafaza etmesi mümkün olmıyabilir...

    işte bu iki te'vil dışına çıkarak, Bayezîd Bestamî'nin sözünden ittihad (vehdet-i vücüd) manasını çıkarmak imkansızdır. O söz, ancak bu iki te'vil dahilinde mütalea edilebilir.
    însanların manevi derecelerde yükseldiklerine ve bu yüksek derecelerde sarfetmiş oldukları sözlere bakarak, muhal olan bir şeyi tasdîk etme yoluna gitmemelidir. Hem, Hakkı insanlarla değil, insanları Hak ile bilmek gerekir...


    beşinci KISIM:
    Bu da hulul'dur. Hulul, şöyle ifade edilebilir:

    Allah kula hulul etmiştir. Yahut:
    Kul Allah'a hulul etmiştir.

    Hemen kaydedelim ki şanı yüce olan Allah, sapıkların bu türlü sapık sözlerinden münezzeh ve mukaddestir. Böyle bir söz doğru olsa bile. ittihadı ve kulun Allah'ın sıfatları ile muttasıf (birleşmiş) olmasını gerektirmez. Çünkü hal sıfatları mahal sıfatı olmaz. Bilakis hal sıfatı olarak oldukları gibi kalırlar.

    Hululün imkansızlığı, ancak bu kelimenin manası iyice bilindikten sonra anlaşılabilir. Müfred manalar tasavvur yoluyla idrak olunmadıkça menfî mi yoksa müsbet mi olduklarının bilinmesi imkansızdır. Hulül'un ne demek olduğunu bilmeyen birisi, onun mevcut mu yoksa muhal mi olduğunu nereden anlasın? Şu halde, önce hululün ne demek olduğunu anlayalım:

  10. #10
    müteallim
    Status :musstafa isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
    Üyelik tarihi: 11-02-2007
    Yaş: 27
    Mesajlar: 259
    musstafa Popülarite yok



    GAZALİ ESMA'ÜL HÜSNA 263
    Hululden iki şey anlaşılmaktadır:

    Birincisi: Cisim ile, cismin bulunduğu mekan (yer) arasındaki nisbet. Bu ancak iki cisim arasında olabilir. Cismiyet (cisim olma, cisimlik) manasında uzak olan için bu muhaldir..

    ikincisi: Araz ile cevher arasındaki nisbet. Şüphesiz ki arazın kıva (varlığının devamı) cevher iledir. Bu hususta, "araz cevhere hulul etmişti denebilir. Fakat bu hüküm, kendi kendine kaim olan her şey hakkın muhaldir. Kendi kendine kaim olan varlıklar hakkında böyle bir hüki vermek imkansızdır. Bu mevzuda bir an için Allah üzerinde durmayalım. Kainatın yaratıcısı olan O ezelî ve ebedî varlığı söz konusu etmiyelim sadece, birer fanî yaratık olan varlıkları ele alalım. Şüphesiz ki, kendi kendine kaim olan herbir varlığın, yine kendi kendine kaim olan diğer varlığa hulul etmesi muhaldir. Bu, ancak cisimler arasında vakî yakınlaşma yoluyla mümkün olur. Mesela iki kul. yani iki insan arasında bir hulul, birleşme düşünülebilir mi? Şüphesiz ki hayır!.. iki fani kul arasında bir hulul düşünülemezse, ezelî ve ebedî olan yüce varlık ile fanî bir kul arasında nasıl düşünülebilsin? Hulul, intikal, ittihad ve hakîkat yolundan Allah'ın sıfatları ile muttasıf olmak batıl olunca onların sözlerinin bir manası kalmaz. Geriye tenbîhlerde bizim işaret ettiklerimiz kalır. Onlar da, "Allah'ın isimlerinin manaları kul için vasıf olur!" şeklinde bir hüküm vermemize manî olur. Ancak, îhamdan halî, bir nevi bir kayıtla ifade edilirse o zaman böyle bir hükümde bulunabilir. Yoksa, mutlak olarak böyle bir lafız mutlaka mühal, olan bir şeyi îham eder.

    SORU: "Kul, Allah'ın bütün bu sıfatlarıyle muttasıf olduğu zaman saliktir vasıl değildir!"
    sözünün manası nedir? Süluk ve vusul kelimeleri ne manaya gelmektedir? îzah eder misiniz?

    CEVAP: Sülük, ahlakı, amelleri ve marifetleri güzelleştirmek demektir. Bu da içli dışlı bir îmar meşguliyetiyle olur. Bu hususta kul, kendi kendisiyle Rabbindan meşguldür. Ancak, o batının temizliği ile uğraşmaktadır. Ta ki vusüle (kavuşmak, Allah'a kavuşmak) istîdat kazanabilsin.

    Vusule gelince, bu da, Hakkın sıfatının kula inkişaf etmesi ve kulun buna garkolmasıdır. Böylece kul, kendi bilgisine bakınca şanı yüce olan Allah'dan başkasını görmez. Gayesine baktığı zaman, O'ndan başka bir gayesinin bulunmadığını müşahede eder. Nihayet, gerek müşahede yönünden gerekse

+ Konu Cevaplama Paneli

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 37
    Son Mesaj: 31-05-2008, 23:27
  2. Cevaplar: 13
    Son Mesaj: 02-10-2007, 09:01
  3. "Kadirov" Ve Adına Yaraşır "Kafirov"(Münafık)
    By çeçenfedai in forum Resim - Karikatür
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 14-08-2007, 19:29
  4. "Bir gidişi yaz" dediLer, "yazarIm" dedim...
    By Liz in forum Genel Edebiyat
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-02-2007, 20:35
  5. yeni bruce lee doğuyor """tony jaa"""
    By yunusarsalan in forum Film - Animasyon
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 16-11-2006, 16:08

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok