Açıklamalı İsimler Sözlüğü

Enes

İhvan Forum Üye
Katılım
6 Haz 2006
Mesajlar
14,110
Tepkime puanı
1,217
Puanları
113
Konum
bâbil...
DUHA: (Ar.). 1. Kuşluk vakti. 2. Kur'an-ı Kerim'de 93. surenin ismi. -Kız ve erkek adı olarak kullanılır.
DUHTER: (Fars.) Ka. - Kerime, kız.
DUMRUL: (Tür.) Er. - Dede Korkut hikayelerinde geçen bir kahramanın adı.
DURALİ: - (bkz. Dursunali).
DURAK: (Tür.) Er. 1. Yolu taşıyan araçların düzenli olarak durdukları yer. 2. Durma, dinlenme. 3. Cümle sonuna konulan nokta.
DURAN: (Tür.) Er. - Hareketsiz halde bulunan, sabit.
DURANAY: (Tür.) Ka. - Ayın en uzun süre gökyüzünde kaldığı zaman.
DURCAN: (Tür.) Er. - Canlı kal, ömrün uzun olsun.*
DURDU: (Tür.) Ka. - (bkz. Dursaliha).*
DURHAL: (Tür.) Er. - Hal üzere kal, olduğun gibi kal*
DURKADIN: , Tür.) Ka. - (bkz. Dursaliha).*
DURKAYA: (Tür.) Er. - Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni doğan çocuklarına verdikleri isim.*
DURMUŞ: (Tür.) Er. - (bkz. Dursun).*
DURNA: (Tür.) Er. - Bir cins kuş. Turna.
DURSALİHA: (t.a.i.) Ka. - Erkek çocuğu olmayan ailelerin en son doğan kız çocuklarına verdikleri ad.*
DURSUN: (Tür.) Er. - Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni doğan çocuklarına verdikleri ad. *
DURSUNALİ: (t.a.i.) Er. - Kız çocuğu olmayan ailelerin en son doğan erkek çocuklarına verdikleri isim.*
DURU: (Tür.) Ka. - Saf, berrak.
DURUALP: (Tür.) Er. - Özü temiz yiğit.
DURUCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Durualp).
DURUGÜL: (Tür.) Ka. - Temiz, saf gül.
DURUHAN:. - (bkz. Durualp).
DURUKAN: - (bkz. Durualp).
DURUL: (Tür.) Er. 1. Berrak, saf duruma gel. 2. Dibe çöken şey, tortu.
DURUSAN: (Tür.) Er. - Temiz olarak tanınmış kimse.
DURUSOY: - (bkz. Durusan).
DUYGU: (Tür.) Ka. 1. His. 2. Duyulan, işitilen, hissedilen şey.
DUYSAL: (Tür.) Ka. - Duymakla, hissetmekle ilgili olan.
DÜCANE: (Ar.) Er. - sahabe-i kiramdan önemli bir şahsiyetin adı.
DÜDEN: (Tür.). 1. Yer altında akan suların kireçli tabakaları eriterek meydana getirdikleri tabii kuyu. 2. Bataklık, girdap. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DÜLFİN: (Ar.) Ka. - Arap astronomları tarafından Delphinus yıldız kümesine verilen isim.
DÜNDAR: (Fars.) Er. 1. Eski Fars hükümdarı. 2. Arkayı gözeten, koruyan asker.
DÜRDANE: (Fars.) Ka. 1. İnci tane­si. 2. Sevgili, kıymetli.
DÜREFŞAN: (Fars.) Ka. 1. İnci serpen. 2. İnci gibi söz söyleyen ağız.
DÜRİYYE: (Ar.) Ka. 1. İnci gibi parlayan, parlak. 2. Parıltılı yıldız.
DÜRNUR: (Fars.) Ka. - İnci ışığı.
DÜRRE: (Ar.) Ka. - İnci tanesi.
DÜRÜST: (Fars.) Er. 1. Doğru, düzgün, sağlam. 2. Bütün, tam.
DÜRVEŞ: (Fars.) Ka. - İnci gibi.
DÜZEY: (Tür.). - Seviye karşılığı olarak uydurulmuş olmayan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DÜZGÜN: (Tür.). 1. Girintisi, çıkıntısı, pürüzü olmayan. 2. Düzeltilmiş, tesviye edilmiş. 3. İyi düzen verilmiş. 4. İntizamlı, nizamlı. 5. Yolunda, rayında. 6. Kadınların yüzlerine sürdükleri beyaz veya kırmızı boya. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 

Enes

İhvan Forum Üye
Katılım
6 Haz 2006
Mesajlar
14,110
Tepkime puanı
1,217
Puanları
113
Konum
bâbil...
-Ç Harfi ile başlayan isimler sözlüğü -

ÇAĞA: (Tür.). - Çocuk.
ÇAĞAÇAR: (Tür.) Er. - Çağ açacak kimse.
ÇAĞAKAN: (Tür.) Er. - Çağı yakalayan, çağdaş.
ÇAĞAN: (Tür.) Er. - Bayram, şenlik.
ÇAĞANAK: (Tür.) Er. - Körfez, liman.
ÇAĞAR: (Tür.) Er. 1. Bayram. 2. Kalın ve kuvvetli deve kösteği. 3. Doğan kuşu.
ÇAĞATAY: (Tür.) Er. 1. Yavru at, tay. 2. Doğu Türklerine, lehçelerine dayanılarak verilan ad. - Çağatay Han: Cengiz Han'ın 2. oğlu Çağatay. Müslümanlara ve dinin emirlerine karşı politika uygulamakta ve Moğol yasasını tatbik etmekteydi. Gusl abdestini yasaklamıştı. Hristiyan dostu olarak bilinmektedir. Marco Polo kendisinin vaftiz edildiğini kaydetmiştir.
ÇAĞILI: (Tür.). 1. Çağla ilgili. 2. Çakıl. 3. Çağla. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇAĞIN: (Tür.). - Yıldırım, şimşek. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇAĞKAR: (Tür.) Er. - Canlı, dinamik, çalışkan.
ÇAĞLA: (Tür.) Ka. - Olgunlaşmamış meyve, bazı meyvelerin olgunlaşmadan, henüz yeşilken yenen hali.
ÇAĞLAR: (Tür.). - Çağlayan, şelale (bkz. Şelale). - Erkek ve kadın adı olarak da kullanılır.
ÇAĞMAN: (Tür.) Er. - Çağın insanı.
ÇAĞNUR: (Tür.) Er. - Çağın nuru, zamanın nuru. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇAĞRI: (Tür.) Er. 1. Çakır gözlü. 2. Mavi hareli göz. Çağrı bey (990-1060). Büyük Selçuklu devleti hükümdarı Tuğrul beyin kardeşi. Çağrı bey müslüman olduğunda Davud ismini aldı. Kardeşi Tuğrul ise Muhammed ismini almıştır.
ÇAKA BEY: (Tür.) Er. - Oğuzların Çavuldur boyundan olan Türk beyi. XI. yy. ilk yarısında İzmir bölgesinin hakimi oldu.
ÇAKAR: (Tür.) Er. - Parıldayan, ışık veren.
ÇAKIR: (Tür.). - Mavimsi, mavi renkli, gri benekli gözleri olan kişi. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇAKMAN: (Tür.) Er. 1. Amacına erişen, ulaşan kimse. 2. Süt mavisi.
ÇAKMUR: (Tür.) Er. 1. Yarı uykulu bakış. 2. Sert taş. 3. Pinti.
ÇALAP: (Tür.). 1. Tanrı. 2. Ateş. -İsim olarak kullanılmaz.
ÇALAPKULU: (Tür.) Er. - Tanrı kulu- Abdullah.
ÇALAPÖVER: (Tür.) Er. - Tanrı'nın övgüsüne mazhar olmuş kişi.
ÇALGAN: (Tür.) Er. - Yatağı taşlık olan ve gürültüyle akan su.
ÇALKIN: (Tür.) Er. - Alev.
ÇAPAN: (Tür.) Er. - Tatar, ulak, postacı.
ÇAVAŞ: (Tür.) Er. 1. Güneş. Güneşli yer. 2. Güney.
ÇAVLAN: (Tür.). - Büyük çağlayan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇAVLI: (Tür.). - Ava alıştırılmamış doğan. Çavlı Çandar: (Öl. 1146). Selçuklu emiri. Sultan Mesud döneminde yararlı işler yaptı.
ÇAYKARA: (Tür.). - Küçük akarsu, yazın kuruyan küçük akarsu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇELEBİ: (s.) Er. 1. Efendi, nazik ve kibar. 2. Şehir terbiyesi almış okuryazar kimse. 3. Osmanlı devletinin ilk devirlerinde şehzadelere verilen unvan. Musa Çelebi, Süleyman Çelebi. - Mevlevi tarikatının başı bu adla anılırdı. Mevlana veya Hacı Bektaş soyundan olan kimse.
ÇELEN: (Tür.) Er. 1. Yakışıklı delikanlı. 2. Tepelerin kar tutmayan kuytu yeri. 3. Açıkgöz, becerikli, kurnaz. 4. Evlerin dışında bulunan saçak.
ÇELGİN: (Tür.) Ka. - Yaralanarak kaçan av hayvanı.
ÇELİK: (Tür.) Er. 1. Su verilip sertleştirilen demir. 2. Çok güçlü kuvvetli. 3. Kısa kesilmiş dal.
ÇELİKEL: (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü el.
ÇELİKER: (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü kimse.
ÇELİKHAN: (Tür.) Er. - Güçlü hakan, yönetici.
 

Enes

İhvan Forum Üye
Katılım
6 Haz 2006
Mesajlar
14,110
Tepkime puanı
1,217
Puanları
113
Konum
bâbil...
ÇELİKKAN: (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen kimse.
ÇELİKÖZ: (Tür.) Er. - (bkz. Çelik).
ÇELİKSU: (Tür.) Er. - (bkz. Çelik).
ÇELİKYAY: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli.
ÇEMAN: (Fars.) Ka. 1. Salına salına yürüyen. 2. Nazlı sevgili.
ÇEMENZAR: (Fars.) Ka. - Otlak. Çimenlik.
ÇERAĞ: (Fars.) Er. 1. Yağ kandili, lamba, mum. 2. Atın şaha kalkması. 3. Çırak edilme. 4. Bir memuriyete ve ihsana nail olan. 5. Vazifesinden emekli edilen.
ÇERME: (Tür.) Er. 1. Çay kıyılarında sulu ve yeşil yer. 2. Akarsuların topraktan çıkan sızıntısı. 3. Kaynak.
ÇEŞMAN: (Fars.). - Gözler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇEŞMİAHU: (Fars.) Ka. - Ahu gözlü kadın, ceylan gözlü güzel.
ÇEŞMİNAZ: (Fars) Ka. 1. Süzerek bakma, bakış. 2. Nazlı nazlı bakan göz. 3. Güzel gözlü sevgili.
ÇEŞPAN: (Fars.). - Layık, uygun, münasip, yakışır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇERİ: (Tür.). - Asker, savaşçı.
ÇETİN: (Tür.) Er. 1. Sert, işlenmesi, elde edilmesi, çözümü zor, sarp, müşkil. 2. İnatçı, azimli, şedid.
ÇETİNALP: Er. - (bkz. Alp).
ÇETİNAY: (Tür.) Er. - (bkz. Çetin).
ÇETİNEL: (Tür.) Er. - (bkz. Çetin).
ÇETİNER: (Tür.) Er. - (bkz. Çetin).
ÇETİNÖZ: (Tür.) Er. - (bkz. Çetin).
ÇETİNSOY: - (bkz. Çetin).
ÇETİNSU: (Tür.) Er. - (bkz. Çetin).
ÇEVİK: (s.) Er. - Çabuk davranan, hızlı ve hareketli.
ÇEVİKCAN: - (bkz. Çevik).
ÇEVRİM: (Tür.) Er. 1. Sınır. 2. Girdap. 3. Sürekli ve düzenli değişme.
ÇIDAM: (Tür.) Er. - Sabır, tahammül.
ÇINAR: (Fars.) Er. - Çınar ağacı.
ÇINAY: (Fars.) Ka. - Soylu ay, ayın en parlak zamanı.
ÇIRAĞ: (Fars.). - Meşale, ışık, kandil (bkz. Çerağ). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇİÇEK: (Tür.) Ka. 1. Bitkilerin üreme unsurlarını ihtiva eden renkli veya beyaz renkte açan, çok defa kokulu, sonradan meyve veya tohum haline gelen kısımları (bkz. Şükûfe). 2. Bitki, çiçek açan bitki. 3. Bazı şeylerin toz haline getirilmiş özü, kükürt çiçeği. 4. Kumaş veya başka şeyler üzerine yapılan renkli veya renksiz süsleme.
ÇİĞDEM: (Tür.) Ka. - Zambakgillerden, soğanlı otsu, çeşitli renklerde çiçek açan kır bitkisi, mahmur çiçeği.
ÇİLAY: (Tür.) Ka. - Ayın üzerinde beliren açık renk lekeler.
ÇİLE: (Fars.), l. Zevk ve sefadan el çekerek kuytu bir yerde yapılan 40 günlük ibadet. 2. Eziyet, sıkıntı. 3. İbrişim, yün vs. demeti. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇİLTAY: (Tür.) Er. - Üzerinde benekler bulunan tay.
ÇİNEL: (Tür.). - Doğru, dürüst, namuslu kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇİNER: (Tür.). - (bkz. Çinel).
ÇİNTAR: (Tür.) Er. - Sabah vakti.
ÇİNTAY: (Tür.) Er. - Soylu at.
ÇİNUÇİN: (Tür.) Er. - Üstün, galip, zafer kazanmış.
ÇİRAY: (Fars.). 1. Yüz çizgileri, yüz güzelliği. 2. Beniz, yüz. 3. İnsan resmi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇİRE: (Fars.). 1. Maharetli, becerikli. 2. Kahraman, yiğit. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇİTRA: (Fars.) Er. - Afganistan'da bir kabile. Büyük ekseriyetle ari ırktan olup narin yapılı, güzel gözlü ve gür saçlı, hoş ve cazip tavırlı olmalarına rağmen haşin, sert yapılı ve gaddar olarak bilinmektedirler.
ÇOĞA: (Tür.) Er. - Çocuk, yavru.
ÇOĞAHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Çoğa).
ÇOĞAN: (Tür.) Er. - Kökü ve dalları sabun gibi köpüren bitki, çöven.
ÇOĞAŞ: (Tür.) Er. - Güneş.
ÇOĞUN: (Tür.). - Çok defa, ekseriya.
ÇOKAY: (Tür.) Er. 1. Köy zengini, çiftlik sahibi. 2. Eşkıya.
ÇOKMAN: (Tür.) Er. - Topuz, gürz.
ÇOLPAN: (Tür.) Ka. 1. Çoban yıldızı. 2. Aciz, beceriksiz, zavallı. 3. Zühre, venüs.
 

Enes

İhvan Forum Üye
Katılım
6 Haz 2006
Mesajlar
14,110
Tepkime puanı
1,217
Puanları
113
Konum
bâbil...
-C Harfi ile başlayan isimler sözlüğü -

CABBAR: (Ar.) Er. - (bkz. Cebbar).
CABGU: (Ar.) Er. 1. Efendi, 2. Bey. 3. İleri gelen, saygın kimse.
CABİR: (Ar.) Er. - 1. Cebreden, zorlayan. 2. Galip gelen. 3. Aziz ve kuvvetli olan. Allah'ın hükümlerini uygulamada güç kullanan. 4. Kırıkçı, kırık sancı. Cabir b. Abdullah b. el-Ensari: Sahabedendir (603-697). Birinci Akabe Bey'atından sonra müslüman oldu. Rasulullah'ın bulun savaşlarına katıldı. Sahabenin bilginlerindendi. Kendisinden çok sayıda hadis rivayet edilmiştir.
CABİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Cabir).
CABİYE: (Ar.) Ka. 1. Hazine (bkz. Semahat). 2. Şam'ın güneybatısında, Çavlan'da bir yer. 3. Havuz.
CAFER: (Ar.) Er. - Küçük akarsı. Çay. Cafer b. Muhammed: Lakabı es-Sadık olup 12 imamın 6.'ncısıdır. Muhammed b. el-Bakır'ın yerine imamete geçmiştir. Cafer-i Tayyar: Hz. Alinin kardeşi olup, Mute savaşında bayrak tutarken iki elini de kaybederek şehid olmuştur. Bugün Mute civarında kabri bulunmaktadır.
CAHİD: (Ar.) - Er. - Cehdeden, elinden geldiği kadar çalışan. Bu kelime Kur'an-ı Kerim'de "cihad et". "Allah yolunda savaşa çık" anlamında kullanılmıştır. - Dil kuralında "d/t" olarak kullanılmaktadır.
CAHİDE: Ka. - (bkz. Cahid).
CAHİZ: (Ar.) Er. 1. Gözü pek, yürekli, cesur kimse. 2. Patlak gözlü. Daha çok lakap olarak kullanılmıştır. - Cahiz b. Ebu Osman, Basra Mutezile kelamcılarının ileri gelenlerinden. Bir köle olduğu halde ilimde ilerlemiş ve devrinin ünlü simalarından olmuştur.
CAİZ: (Ar.) Er. 1. Geçer. 2. Caiz, İslam'ın mumaleta taalluk eden 5 ahkamından biridir. 3. İşlenmesi, yapılması "müsaade alınabilir" anlamında olup, şeran yasaklanmayan her fiili içerir.
CAİZE: (Ar.) Ka. 1. Armağan, hediye. 2. Yol yiyeceği, azık. 3. Eski şairlere yazdıkları methiyeler için verilen bahşiş.
CALİB: (Ar.) Er. - Çekici, celbedici, cazib.
CALİBE: (Ar.) Ka. - Kendine çeken, celbeden, çekici.
CALP: (Ar.) Er. - Güçlü, kuvvetli, gayretli.
CALUT: (Ar.) Er. - Calut, Ad ve Semud kavimlerinin soyundandır. Hz. İsmail'den evvel bir müddet Beni İsrail'e hükümdar oldu. Onlara zulmetti. Filistin'de yaşayan Berberilerin krallarına Calut adı veriliyordu. Filistinlilere yaptığı zulümden dolayı Hz. Davud tarafından öldürülmüştür. Kur'an-ı Kerim'da üç yerde ismi geçmektedir (el-Bakara, 249-250-251). İsim olarak tercih edilmez.
CAMİ: (Ar.) Er. 1. Derleyen, toplayan. 2. İçine alan. 3. Cuma namazı kılınan mescid. 4. En az sekiz bablık hadis kitabı. - Molla Cami: İranın XV. asırda yetişmiş büyük mutasavvıf, mütefekkir, alim ve şairi. Asıl adı Mevlana Nureddin Abdurrahman b. Nizameddin'dir. Birçok manzum ve mensur eserleri vardır.
CAN: (Fars.) Er. 1. Can, ruh. Hayat. 2. Güç, kuvvet, hayatiyet, dirilik. 3. Gönül, yakın dost, çok sevilen arkadaş. 4. Mevlevi ve Bektaşi tarikatlarında dervişlerin birbirlerine hitabı. 5. Kişi, fert. 6. Sevgili.
CANAL: (Tür.). 1. Gönül al. Kendini sevdir, sevilen biri ol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CANALP: (Tür.) Er. - Özünde yiğitlik, güçlülük olan kimse. Cana yakın yiğit.
CANAN: (Fars.) Ka. - Sevgili, gönül verilmiş, sevilen kadın.
CANAY: (Tür.). - Ay gibi temiz, saf, parlak kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CANAYDIN: (Tür.) Er. - Özü temiz, aydınlık ruhlu kimse.
CANBEK: (Tür.) Er. 1. Özü pek. 2. Güçlü kişilikli kimse. Canbek Giray (1568-1636): Kırım hanı. Devlet Giray'ın torunu. Şakay Mübarek Giray'ın oğlu. Selamet Giray'ın son zamanlarında kalgay (veliaht) oldu. Arkasından han oldu. IV. Murat tarafından Rodos'a sürüldü.
CANBERK: (Tür.) Er. - Güçlü, sağlam kimse.
CANBEY: (Tür.) Er. - Canım gibi sevgili.
 

Enes

İhvan Forum Üye
Katılım
6 Haz 2006
Mesajlar
14,110
Tepkime puanı
1,217
Puanları
113
Konum
bâbil...
CANBULAT: (Tür.) Er. - Canbulat en-Naşirî. Mısır Memlûk sultanı. Yaşbekin kölesiydi. Yaşbek, Canbulat'ı Sultan Kayıtbay'a sattı. Kayıtbay kendisine önemli görevler verdi. Halep ve Şam valiliğine kadar yükseldi. 1500 yılında sultanlığı ele geçirdi.
CANDAN: (Tür.) Ka. 1. Samimi, içten, kalbi. 2. Yakınlık belirten davranış.
CANDANER: (Tür.) Er. - İçten, samimi, dost kimse.
CANDAR: (Tür.) Er. 1. Silah taşıyan, can ve dar isimlerinden müteşekkil birleşik isim. 2. Osmanlı'da, hassa askeri, kılıç askeri, idam hükümlerini infaz eden kimse. 3. Jandarma. Muhafız.
CANDEĞER: (Tür.) Er. - Uğrunda can verilecek kadar güzel, değerli, sevilen.
CANDEMİR: (Tür.)Er. - Özü güçlü, demir gibi sağlam kişilikli.
CANDOĞAN: (Tür.) Er. - Cana doğan.
CANEL: (Tür.) Er. - İçten uzatılan el, dostluk eli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CANER: (Tür.) Er. - Delikanlı, genç, dinamik. - Can ve er kelimelerinden birleşik isim.
CANFEDA: (Fars.). - Canını veren, özverili kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Canfeda Hatun: III. Murad'ın annesinin en gözde cariyesiydi. Harem kethüdalığına getirildi ve sarayda büyük nüfuz kazandı.
CANFER: (Fars.) Er. 1. Aydın bilgili. 2. Güçlü saygın.
CANFEZA: (Fars.) Ka. - Can artıran, cana can katan.
CANGİRAY: (Tür.) Er. - (bkz. Giray).
CANGÜL: (Tür.) Ka. 1. Gül gibi canlı. 2. Güzel, temiz kimse.
CANGÜN: (Tür.) Er. - Doğduğu gün çok sevinilen kimse.
CANGÜR: (Tür.) Er. - Canlı, neşeli kimse.
CANİB: (Ar.) - Ön taraf, cihet. -Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.
CANİPEK: (Tür.) Ka. – Yumuşak huylu (kimse).
CANKAN: (Tür.) Er. - Soyu temiz, asil kimse.
CANKUT: (Tür.) Er. 1. Kişinin mutluluğu talihi, şansı, uğuru. 2. Mutlu talihli kimse.
CANNUR: (Tür.) Ka. - Özü aydınlık, nurlu kimse.
CANOL: (Tür.) Er. - Canım ol, can gibi içten ol.
CANRUBA: (Fars.) Ka. - Gönül alan, sevgili.
CANSAL: (Tür.) Er. - (bkz. Can). -Can ve sal kelimelerinden birleşik isim.
CANSEL: (Tür.) Ka. - Hayat veren su. - Can ve sel kelimelerinden birleşik isim.
CANSEN: (Tür.). - Sen cansın, sevilensin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CANSER: (Tür.). - (bkz. Can). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CANSES: (Tür.) Ka. - (bkz. Canser).
CANSET: (Tür.) Ka. - Küçük kraliçe, prenses.
CANSEVER: (Tür.) Ka. - (bkz. Cansın).
CANSIN: (Tür.) Ka. Canım gibisin, canımsın.
CANSOY: (Tür.) Er. - Asil, soylu, cana yakın.
CANSU: (Tür.) Ka. 1. Hayat veren su, tazelik. 2. Sevgili, sevimli.
CANSUN: (Tür.) - (bkz. Cansu). -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CANTEKİN: (Tür.) Er. - Tek can, eşsiz can.
CANTEZ: (Tür.) Er. - Tez canlı, aceleci.
CANTÜRK: (Tür.) Er. - İyi hasletlere sahip Türk.
CANVER: (Tür.) Er. - Canlı, haşere.
CARULLAH: (Ar.) Er. - Allah'a yakın. Allah dostu. Carullah Zemahşeri: Müfessir, alim.
CAVİD: (Fars.) Er. - Baki, daimi, ebedi.
CAVİDAN: (Fars.) Ka. - Daimi kalacak olan, sonrasız, ebedi.
CAVİDE: (Fars.) Ka. - (bkz. Cavidan).
CAVİT: (Fars.) Er. - (bkz. Cavid).
CAZİM: (Ar.) Er. 1. Kesin. 2. Kesin kararlı. Cazim Mehmed: Türk şair (1725).
 

Enes

İhvan Forum Üye
Katılım
6 Haz 2006
Mesajlar
14,110
Tepkime puanı
1,217
Puanları
113
Konum
bâbil...
CEBBAR: (Ar.) Er. 1. Cebreden, zorlayıcı. 2. Kuvvet, kudret sahibi Allah, Allahın isimlerinden. 3. Becerikli. 4. Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi.
CEBE: (Ar.) Er. 1. Zırh. 2. Osmanlıda silah ihtiyacını karşılayan aracın adı. Cebeci ocağı, Yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla ilga edilmiş, kaldırılmıştır. Cebe Ali Bey: Türk komutan (XV. yy.) İstanbul'un fethine kendi sipahileriyle katıldı. Ele geçirdiği kapı kendi adıyla anıldı. Cibali kapısı.
CEBEL: (Ar.) Er. 1. Dağ. 2. Tarıma elverişsiz arazi.
CEBERUT: (İbr.) Er. - İbranice "kudret" anlamına gelmektedir. Yeni Eflatuncu filozoflar ile işraki felsefesine tabi olan mutasavvıflara verilen ad.
CEBİR: (Ar.) Er. 1. Zorlamak. 2. Düzeltme, onarma. 3. Kırık veya çıkık bir kemiği yerleştirip sarmak.
CEBİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Cebir).
CEBRAİL: (Ar.) Er. 1. Peygamberlere vahiy getiren dört büyük melekten biri. 2. Cibril, İbranice Allahın kulu. 3. Az çok zorla olgunlaştırmak. Cebrail b. Ömer. Batı Karahanlı hükümdar (1099-1102).
CEDİS: (Ar.) Er. - Arabistanın yerli kabilelerinden birinin adı.
CEHDİ: (Ar.) Er. - Uğraşan, çalışan. Çaba ve gayret gösteren.
CEHİD: (Ar.) Er. - Çalışma, çabalama, uğraşma. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
CEHM: (Ar.) Er. - Cehm b. Safvan: İslam kelamcısı. Mürcie ve Mutezile kelamından kendisine ait inanç kaidelerini belirleyerek özel bir akım geliştirmiştir. Öğrencileri II. yy.'a kadar Cehmiye inancını taşıyarak, Tirmiz'de yaşadılar. Daha sonra Eş'ariye mezhebine girmişlerdir.
CEHVEN: (Ar.). - Kurtuba'da yerleşmiş, birçok alim, fakih, vezir yetiştirmiş meşhur bir Arap ailesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CELADET: (Ar.). 1. Gözüpeklik. 2. Yiğitlik. 3. Kahramanlık.
CELAL: (Ar.) Er. 1. Büyüklük, ululuk azamet. 2. Hiddet, öfke. 3. Allah'ın "Kahhar, cebbar, mütekebbir" gibi sertlik ve büyüklük ifade eden sıfatları. Kur'an'da Rahman suresi 27, 78. ayetlerde geçmektedir. Zül Celali; Celal sahibi Allah.
CELALEDDİN: (Ar.) Er. 1. Dini savunan. 2. Dinin ululadığı, övdüğü. Celaleddin Harizmşah: Son Harizm hükümdarı (Öl. 1231). Celaleddin Rumi: Ünlü Türk mutasavvıfı, Mevlana. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılmaktadır.
CELASUN: (Tür.) Er. 1. Kahraman, cesur, atak, delikanlı, yiğit. 2. Genç sağlıklı, gürbüz.
CELAYİR: (Tür.) Er. - Moğol kavminin bir kolu olup birçok kabileyi bünyesinde toplamıştır. Celayirliler devleti, kendisine İlhanlılar devletini örnek almıştır.
CELİL: (Ar.) Er. 1. Büyük, ulu. (bkz. Celal). Allah için sıfat olarak kullanılır. 2. Osmanlı devletinde vezir ve müşir rütbelerinde bulunanlara hitapta bu sıfat kullanılırdı. 3. Güzel sanatlarda bir yazı stili.
CELİLAY: (a.t.i.). - Ulu, yüce ay. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CELİLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Celil).
CELVET: (Ar.) Er. 1. Yerini yurdunu terk etmek. 2. Tasavvufta, kulun, Allanın sıfatlarıyla halvetten çıkışına ve fena fillahda fani oluşuna denilir. Celvetiye; Aziz Mahmud Hüdayi'nin kurduğu tarikatının adı.
CEM: (Ar.) Er. 1. Toplama, biraraya getirme, yığma. 2. Hükümdar, şah. 3. Süleyman Peygamberin lakabı. 4. Büyük İskender'in lakabı. Cem Sultan: Fatih Sultan Mehmed'in Çiçek hatundan olma oğlu (1459-1495).
CEMAL: (Ar.) Er. - Yüz güzelliği, zahiri ve batıni güzellik. Allah'ın rahmetle tecellisi. Allah'ın lütuf, ihsan, rıza sıfatlarının karşılığı.
CEMALLEDDİN: (Ar.) Er. 1. Dinin cemali, parlak yüzü. Daha çok şeref unvanı olarak kullanılmıştır. el-Cevad el-İsfahani tarafından ilk defa kullanılmıştır.
CEMALULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın lütfü, bağışı.
CEMİL: (Ar.) Er. 1. Güzel erkek. 2. İyilikle anma. 3. Eskiden okullarda verilen başan kağıdı.
 

Enes

İhvan Forum Üye
Katılım
6 Haz 2006
Mesajlar
14,110
Tepkime puanı
1,217
Puanları
113
Konum
bâbil...
CEMİLE: (Ar.) Ka. 1. Güzel kadın. 2. Gönül almak amacıyla yapılan davranış. 3. İlk Emevi devrinde yaşamış meşhur Arap şarkıcısı.
CEMİNUR: (Ar.) Ka. - Işık, nur topluluğu, çok nurlu, aydınlık kimse.
CEMRE: (Ar.) Er. 1. Ateş. 2. Kor halinde ateş. 3. Şubat ayında azar azar artan sıcaklık. 4. Hacıların Mina'da şeytan taşlaması. Küçük taş parçası. Arafat'ta hacıların şeytan taşlamaları.
CEMŞASB: (Fars) Er. 1. Hz. Süleyman. 2. Cemşid'in oğlu.
CEMŞİD: (Fars.) Er. - Cemşasb'ın babası.
CENAB: (Ar.) Er. - "Yan"manasına gelir. Şeref, onur ve büyüklük terimi olarak kullanılır. Hazret, Cenab-ı Hakk, Cenab-ı Halik, Allah. - Dil kuralı açısından "b/p" olarak kullanılmaktadır.
CENAN: (Ar.) Ka. - Kalb, yürek, gönül.
CENGAVER: (Fars.) Er. Savaşçı, silahşor. Savaşı seven, savaşkan, dövüşken.
CENGEL: (Fars.) Er. - Orman.
CENGER: (Fars.) Er. - (bkz. Cengaver).
CENGİZ: (Tür.) Er. - Cengiz Han. Moğol İmparatorluğu'nun kurucusu, asıl adı Timuçin'dir. Moğolcada Çing sıfatının çoğulu olarak, güçlü, kuvvetli anlamındadır. İslam ülkelerine düzenlediği seferlerle acımasız ve gaddarca müslümanları katletti. İslam medeniyetine büyük ölçüde tahribat verdi.
CENK: (Fars.) Er. - Harp, savaş, kavga. - İsim olarak kullanılması uygun değildir. Hz. Peygamberin değiştirdiği isimlerden birisi.
CENKER: (f.t.i.) Er. - İyi savaşan, savaşçı.
CENNET: (Ar.) Ka. 1. Uçmak. 2. Bahçe. 3. Çok ferah ve havadar yer. 4. Firdevs. - Allah'ın insanlara müjdelediği, ölümden sonraki alemde bulunan, Allah'a inanan, günah işlememiş veya günahlarından temizlenmiş olanların gireceği fevkalade güzel yer. 8 cennet olduğu rivayet edilmiştir. Daru'1-Celal, Daru's-Selam, Cennetü'l-Me'va, Cennetü'1-Huld, Cennetü'n-Naim, Cennetü'l-Firdevs, Cennetü'l-Karar, Cennetü'1-Adn.
CEREN: (Tür.) Ka. - Halk ağzında "ceylan" anlamına gelir.
CERİB: (Ar.). - Hububat için kullanılan bir ölçek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CERİR: (Ar.) Er. İp, halat. Yular anlamında. Sahabeden bu ismi taşıyanlar vardır.
CERİT: (Ar.) Er. 1. Verimsiz çorak yer. 2. Bekar.
CESARET: (Ar.) Ka. - Yüreklilik, korkusuzluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CESİM: (Ar.) Er. - İri, büyük, kocaman, ulu, mühim.
CESİMİ: (Ar.) Er. - İri, büyük.
CESUR: (Ar.) Er. - Cesaretli, yürekli, yiğit, gözüpek, atılgan.
CEVAD: (Ar.) Er. 1. Cömert, eli açık. 2. İhsan eden. - Dil kurumuna uygun olarak "d/t" ye dönüştürülür.
CEVAHİR: (Ar.) Er. 1. Cevherler, elmaslar, kıymetli taşlar. 2. Mayalar, özler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CEVAN: (Fars.) Er. - Genç, taze, delikanlı. - Cüvan şeklinde kullanılabilir, (bkz. Civan).
CEVDET: (Ar.) Er. 1. İyilik, güzellik. 2. Olgunluk. 3. Büyüklük. 4. Tazelik. 5. Kusursuzluk. Cevdet Paşa: Osmanlı devlet adamı. Tarihçi ve hukukçu (1822-1895).
CEVHER: (Ar.) Ka. 1. Öz, maya. 2. Başlı başına, kendiliğinden olan. 3. Tıynet, cibilliyet, soydan gelen, haslet, tabii istidat. 4. Kıymetli taş. 5. Ebcet hesabında yalnız noktalı harfleri hesaplamaya dayanan tarih düşürme şekli. 6. Kılıç namlusuna yapılan menevişli süs. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
CEVHERE: (Ar.) Ka. - (bkz. Cevher). Hicri 5. asırda Bağdat'ta yaşamış meşhur bir İslam hanımı.
ÇEVRİYE: (Ar.) Ka. 1. Haksızlık. 2. Eza, cefa, eziyet, gadir, zulüm, sitem.
CEVVAL: (Ar.). - Koşan, dolaşan, hareket eden, canlı.
CEVZA: (Ar.) Er. - Güneşin Mayıs ayında girdiği ikizler burcu. Ebced.
 

Enes

İhvan Forum Üye
Katılım
6 Haz 2006
Mesajlar
14,110
Tepkime puanı
1,217
Puanları
113
Konum
bâbil...
CEYDA: (Ar.) Ka. - Uzun boyunlu ve güzel.
CEYDAHAN: - (bkz. Ceyda).
CEYHAN: (Tür.). - Güney Anadolu'da Toroslar'dan doğan ve Akdeniz'e dökülen nehir. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CEYHUN: (Tür.) Er. 1. Orta Asya'da Amu-Derya'ya Arap ve Farslıların vermiş olduğu ad. 2. Tevrat'a göre cennetin 4 nehrinden biri.
CEYLAN: (Tür.) Ka. - Hızlı koşan, biçimli bacakları olan ve güzel gözleriyle tanınan bir gazel cinsi.
CEZLAN: (Ar.). - Mutlu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CEZMİ: (Ar.) Er. 1. Cezm ile ilgili. 2. Kat-i karar ve niyete ait. 3. Kesmek.
CEZMİYE: (Ar) Ka. - (bkz. Cezmi).
CEZRİ: (Ar.) Er. - Kökle ilgili, kökten.
CEZZAR: (Ar.) Er. - Deve kasabı. -Daha çok lakab olarak kullanılır. Cezzar Ahmet Pasa (?-Akka 1804). Osmanlı vezirlerindendir.
CİHAD: (Ar.) Er. 1. Din uğrunda düşmanla savaşma. 2. İslam uğrunda çalışma. Cihad müslümanlara farz kılınmıştır. Mallarıyla, canlarıyla savaşan mü'minler övüldüğü gibi, bu mücadele uğruna canını veren kişi şchidlik makamıyla yüceltilip taltif edilmişlerdir. Kur'an'da defalarca tekrarlanan bir emirdir. - Dil kuralına uygun olarak "d/t" olarak kullanılmaktadır.
CİHAN: (Fars.) 1. Dünya, alem, kainat, yeryüzü, yerküresi. 2. Dünyada yaşayan insanların tümü. Cihan Ara Begüm: Hint-Türk hükümdarı Şahcihan ile adına Taç Mahal'in yapıldığı Mümtaz Mahal'in kızı. Dindarlığı ve ihlaslı oluşu sebebiyle "Zamanın Fatıması" olarak anıldı. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
CİHAN BANU: (Fars.) Ka. - Dünyaca tanınmış kadın.
CİHANDAR ŞAH: (Fars.) Er. - Delhi, Türk-Hind İmparatorları'nın 13.'sû olup Şah Alem Bahadır'ın büyük oğludur.
CİHANDİDE: (Fars.). - Dünyayı gezip görmüş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CİHANEFRUZ: (Fars.). - Dünyayı parlatan, aydınlatan.
CİHANER: (Fars.) Er. - Dünyaya bedel kişi, yiğit.
CİHANFER: (Fars.) Ka. - Cihanı, dünyayı aydınlatan, nurlu, ışıklı.
CİHANGİR: (Fars.) Er. - Dünyaya egemen olan, dünyayı zabteden kimse. Fatih. Osmanlı şehzadelerinin ortak adıdır.
CİHANGÜL: (Fars.) Ka. - (bkz. Cihan).
CİHANMERT: (Fars.) Er. - (bkz. Cihaner).
CİHANNUR: (Fars.). - Dünyayı aydınlatan, nurlu, ışıklı. - Türk-Hind padişahı Ekber'in büyük oğlu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CİHANSER: (Fars.). - Cihan'ın başı. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
CİHANSUZ: (Fars.) Ka. 1. Cihan yakan. 2. Gaznelilerden Buhran Şahı mağlup edip, Gaznice ve Bust şehirlerini yakıp-yıkan, gaddar vahşi Alaeddin-Hüseyin'e verilen ad.
CİHANŞAH: (Fars.) Er. - Cihan'ın şah'ı. - Kara-Koyunlu padişahlarından Timur'un ölümünden sonra kaybedilen yerleri geri almıştır.
CİLASUN: (Tür.) Er. - Babayiğit, boylu, boslu, delikanlı, gürbüz.
CİLVE: (Ar.) Ka. 1. Hoşa gitmek için yapılan davranış. 2. İşve, naz. 3. Yeni gelin duvağının kaldırılması merasiminin ve bu münasebetle güveyin geline verdiği hediyenin (Türk yüz görümlüğü) adıdır.
CİNAN: (Ar.). - Cennetler, yedi göğün üstünde ve Arş ile Kürsi'nin altındaki sekiz cennet. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
CİNUÇEN: (Tür.) Er. - Üstün, galip, zafer kazanmış.
CİRYAL: (Ar.) Ka. 1. Bir nevi kırmızı boya. 2. Altının kırmızılığı. 3. Temiz renk. 4. Saf.
CİVAN: (Fars.) Er. - Genç, delikanlı, yakışıklı. - (bkz. Cevan, cuvan).
CİVANBAHT: (Fars.) Er. - Mutlu, şanslı (kimse).
 

Enes

İhvan Forum Üye
Katılım
6 Haz 2006
Mesajlar
14,110
Tepkime puanı
1,217
Puanları
113
Konum
bâbil...
CİVANMERT: (Fars.) Er. - Cömert, eli açık genç, delikanlı.
COŞAN: (Tür.) Er. - Coşku duyan, heyecanlı (kimse).
COŞAR: - (bkz. Coşan).
COŞKUN: (Tür.) Er. 1. Coşmuş, galeyana gelmiş. 2. Duyarlı, aşın hareketli.
COŞKUNER: (Tür.) Er. - Coşan kimse.
COŞKUNSU: (Tür.) Er. - Sel, gürültüyle akan su.
CÖMERT: (Tür.) Er. 1. Elinde olanı harcayan, eli açık. 2. Başkalarına yardımdan kaçınmayan.
CUDİ: (Ar.) Er. l. Cömert, eli açık. 2. İyilik severlikle ilgili.- Dicle nehri kıyısında bir dağ. Nuh'un gemisinin tufandan sonra bu dağın üzerinde durduğu söylenir.
CUDİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Cudi).
CUMA: (Ar.) Er. 1. Haftanın beşinci günü. 2. Müslümanların ibadet ve Bayram günü. 3. Cuma günü kılınan öğle namazı. 4. Toplanma. Sure-i Cuma Kur'an'ın 62. suresi.
CUMALİ: (Tür.) Er. - Cuma günü doğan.
CUMHUR: (Ar.) Er. 1. Halk, ahali. 2. Kalabalık, başıboş kalabalık. 3. Takım, heyet. - Tekke musikisinde koro tarafından okunan ilahi.
CÜBEYR: (Ar.) Er. - Küçük kahraman, küçük yiğit. Sahabe isimlerindendir.
CÜHEYNE: (Ar.) Er. - Ünlü bir Arap kabilesidir. Kızıldeniz-Vadi'l-Kura arasında yaşamaktadırlar.
CÜMANE: (Ar.) Ka. - Tek inci anlamında. Hz. Ali (r.a.)'nin kızkardeşi ve Rasulullah'ın amcasının kızı olan hanım sahabi.
CÜNEYD: (Ar.) Er. 1. Küçük asker, askercik. Cüneyd-i Bağdadi: Ünlü mutasavvıf.
 

Enes

İhvan Forum Üye
Katılım
6 Haz 2006
Mesajlar
14,110
Tepkime puanı
1,217
Puanları
113
Konum
bâbil...
-B Harfi ile başlayan isimler sözlüğü -

BABA: (Tür.) Er. 1. Kendi dölünden çocuğu olan erkek. 2. Birinci dereceden erkek akraba. 3. Koruyucu, velinimet. 4. Saygı ifadesi olarak yaşlılara verilen unvan. 5. Ecdad, Ata. 6. Tekke büyüğü. 7. Zencilerde görülen saraya benzer bir hastalık. - Baba Oruç. Oruç Reis. Türk denizcisi Barbaros Hayrettin Paşa'nın lakabı.
BABÜR: (Tür.) Er. 1. Böbürlenme. 2. Hükümdar. - Babürşah. Zahirettin Muhammed (1483-1530). Hindistan'daki Türk-Hint İmparatorluğu'nu kuran kişi.
BADE: (Fars.) Ka. - Şarap, içki. İsim olarak kullanılmaz.
BADEM: (Fars.) Ka. 1. Gülgillerden ülkemizin her bölgesinde yetişen ağaç. 2. Bu ağacın yaş ve kuru yenen meyvesi.
BADİ: (Fars.) Er. 1. Rüzgara veya havaya ait. 2. Geçici. Badi Ahmed (1839-1908). Türk yazar ve şair.
BADİYE: (Ar.) Ka. - Çöl, kır.
BAĞATUR: (Tür.) Er. - Cesur yiğit.
BAĞDAGÜL: (Tür.) Ka. - Değeri ölçülemeyen gül.
BAĞDAŞ: (Tür.) Er. - Yakın arkadaş, dost.
BAĞDAT: (Ar.) Ka. - İrak'ın başken­ti olan tarihsel kent. Bağdat Hatun: (XIV. yy.) Emir Coban'ın güzelliğiyle ünlü kızı. İlhanlılar devletinin son hükümdarı Ebu Said Bahadır Han ile evlenmiştir. Bahadır Han'ın ölümünden sorumlu tutularak Arpa Han tarafından öldürüldü.
BAĞIŞ: (Tür.) 1. Bağışlanan şey, ihsan. 2. Sıçrayış, atlama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BAĞIŞCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bağış).
BAĞIŞHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bağış).
BAĞLAM: (Tür.) 1. Cinsleri ayrı ya da birbirlerine yakın olan şeylerin bir arada bağlanmışı, demet, deste. 2. Bir koşuttaki dörtlüklerin herbiri. 3. Herhangi bir olayda, olaylar durumlar ilişkiler örgüsü ya da bağlantısı. 4. Dilbilgisinde, önce veya sonra gelen kelimeyi etkileyen belirleyen birim ya da birimler bütünü. -Erkek veya kadın adı olarak kullanılır.
BAHA: (Ar.) Er. 1. Güzellik, zariflik. 2. Parıltı. 3. Alışma, dadanma. - Bahailik mezhebinin kurucusu.
BAHADDİN: (Ar.) Er. - Dinin güzelligi. Dinin değerlisi. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
BAHADIR: (Fars.) Er. - Cesur, yiğit, bağatur. Timur soyundan Hindistan'da hükümdarlık yapmış Türk lider.
BAHADIRHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bahadır).
BAHAEDDİN: (Ar.) Er. - (bkz. Bahaddin). Bahaeddin Ahmed Efendi (Bursa 1741-1794): Osmanlı dönemi tarihçilerinden. Müderrislik ve kadılık yaptı.
BAHAMRA: (Ar.) - Irak'ta bir yer. -
Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BAHAR: (Fars.) Ka. 1. Kışla yaz arasındaki mevsim. 22 Mart'la Haziran arası, ilkyaz. 2. Güzellik, güzel. 3. Sığır gözü, papatya, sığır papatyası, sarı papatya. 4. Put, çelipa, sanem. 5. Atılmış pamuk. 6. Ölçek. 7. Karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şey.
BAHAULLAH: (Ar.)Er. - Allah katında değer ve kıymet sahibi.
BAHİR: (Ar.) Er. 1. Deniz, derya. 2. Yalancı, ahmak, alık. 3. Ekin sulayıcı, sulayan. 4. Belli, besbelli, açık, apaçık. 5. Işıklı, parlak, güzel. Bahir (Abdurrahman) İst. 1688-1746). Osmanlı dönemi kadılarından. Şair, bestekar.
BAHİRA: (Ar.) Ka. 1. Kulağı yarık dişi deve veya koyun. Hayvan yavru doğurduğunda veya 5 yavru dişi olduğu zaman hayvanın kulağı kesilerek belirtilirdi. - Kur'an-ı Kerim, bu adetleri kaldırmıştır.
BAHİRE: (Ar.) Ka. 1. Işıklı, parlak, güzel. 2. Dikenli ağaç. 3. Açık, apaçık. 4. Çok koşan cins deve. 5. Vapur.
BAHİSE: (Ar.) Ka. - Söz eden, bahseden.
BAHİT: (Ar.) Er. - Bahtı açık şanslı.
BAKİYE: (Ar.) Ka. - Şehvetli kadın. İsim olarak kullanılmaması uygundur.
BAHRA: (Ar.) Er. - Timur devletinin güney sınırını koruyan eski bir sınır kalesi.
 

Enes

İhvan Forum Üye
Katılım
6 Haz 2006
Mesajlar
14,110
Tepkime puanı
1,217
Puanları
113
Konum
bâbil...
BAHRİ: (Ar.) Er. 1. Denize ait denize mensup, denizle ilgili. 2. Denizci, levent. 3. Tüyünden kürk olan, patkada denilen, gagası kaşığa benzer bir çeşit deniz ördeği.
BAHRİYE: (Ar.) Ka. 1. Donanmaya ait (bkz. Bahri). 2. Libya çölünde vahalar grubu, Bahriye, Mısır'ın büyük vahalar grubunun en kuzeyinde olan aşırı verimli vahalardır. 3. Gönlü geniş, cömert vaha gibi verimli.
BAHTEVER: (Tür.) Er. - Şah Avrangzeb'in gözde kadınlarından biri.
BAHTI: (Ar.) Er. 1. Bahtla, kaderle ilgili. 2. Kimi Divan şairlerinin ortak mahlası.
BAHTINUR: (Ar.) Ka. - Talihli, şanslı, yazgısı parlak.
BAHTİSER: (a.f.i.) Ka. - Talihli, şanslı, iyi yazgılı. İşleri başından beri iyi giden.
BAHTİŞEN: (a.f.i.) Ka. - Talihi, kaderi, kısmeti şen. (bkz. İkbal).
BAHTİYAR: (a.f.i.). 1. Bahtlı, talihli. 2. Mesud, mutlu. Bahtiyar (Ebu Mansur) (942-978). Büveyhilerin hükümdarlarından biri.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BAKANAY: (Tür.). – Gökyüzünde duran ay, açık seçik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BAKIR: (Fars.) Er. l. İnceleyen, tetkik edip açıklayan. 2. Arslan. 3. Hz. Hüseyin'in Zeyne'l-Abidin'den torununun adı.
BAKİ: (Ar.) Er. 1. Allah'ın isimlerindendir. Genellikle "abd" takısı alarak kullanılır, (bkz. Abdülbaki). Kalıcı, sürekli, devamlı. Varlığının sonu olmayan. Ölümsüz. 2. Artan, kalan, geriye kalan. 3. Korunmuş. Baki: - Ünlü Türk şairlerinden olup asıl adı Abdül­baki Mahmud'dur.
BAKİNAZ: (Fars.) Ka. - Sürekli nazlanan, çok nazlı.
BAKİYE: (Ar.) Ka. - Ağlayan kadın. Hüzünlü kadın.
BAKYAZI: (Tür.). - Sevilen bir olaydan sonra verilen ziyafet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BALA: (Tür.) Er. 1. Çocuk yavru. 2. Yüksek, yüce, yukarı, (bkz. Ali). 3. Azat. 4. Yedek atı.
BALABAN: (Tür.) Er. 1. Çocuk bekçisi. 2. Gürbüz canlı, cüsseli, insan veya hayvan. Balaban: Gıyasu'd-Din Uluğ Hanın IV. yy. başlarında Aybek tarafından İltutmuş'dan sonraki en büyük hükümdar.
BALAHATUN: (Tür.) Ka. - Üstün, asil kanlı. Değerli soy mensubu. Balahatun: Şeyh Edebali'nin kızı ve Osman beyin karısı.
BALAMAN: (Tür.) Er. - (bkz. Balaban).
BALAMİR: (Tür.) Er. - Eski bir Türk kağanı. (IV. yy.) Alanları ve Ostrogotları yenerek batıya sürdü.
BALATEKİN: (Tür.) Er. - (bkz. Balaban).
BALCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Baldan).
BALDAN: (Tür.) Ka. - Bal gibi tatlı, şirin, hoş.
BALDEMİR: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, şirin.
BALER: (Tür.) Er. - Tatlı dilli, cana yakın kimse.
BALGIN: (Tür.) Ka. 1. Bal'a doymuş. 2. Çok tatlı, bal gibi.
BALHAN: (Tür.) Ka. - Hazar denizi sahilinde Anuderyanın eski yatağının denize vardığı yerde bir dağ silsilesi.
BALIM: (Tür.). 1. Kardeş. 2. Çok sevgili, samimi arkadaş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BALIN: (Tür.) Ka. - (bkz. Balım).
BALİ: (Ar.) Er. - Eski, koca, köhne.
BALİBEY: (a.t.i.) Er. - Osmanlı beylerinden. Bosna beyi olarak Kanuni'nin Belgrad Seferine katıldı. Mohaç savaşında (1526) düşmanı iki yandan çevirerek zaferin kazanılmasında büyük payı oldu.
BALİSOY: (a.t.i.) Er. - Eski, köklü soydan gelen.
BALK: (Tür.) Er. - Şimşek.
BALKAN: (Tür.) Er. 1. Sarp ve ormanlık sıradağları. 2. Avrupa'nın güneydoğu bölgesine verilen isim. Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya, Arnavutluk ve Romanya'yı içerir.
BALKAR: (Tür.) Er. 1. Kuzey Kafkasya'da yaşayan bir Türk boyu. Kıpçaklann bir kolu. 2. Bu boya mensup kişi.
 

Enes

İhvan Forum Üye
Katılım
6 Haz 2006
Mesajlar
14,110
Tepkime puanı
1,217
Puanları
113
Konum
bâbil...
BALKI: (Tür). 1. Parıltı, ışık. 2. Güzel parlak, süslü. 3. Şimşek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BALKIR: (Tür.) Er. - Parıltı, ışık, şimşek. Balkır Rıza: (Öl. 1945). Türk Karagöz oyunu ustası.
BALKIZ: (Tür.) Ka. - Şirin, tatlı, hoş. Belkıs adının örfte söylenişi.
BALKOÇ: (Tür.) Er. - (bkz. Balkı).
BALSAN: (Tür.) Er. - (bkz. Balım).
BANGU: (Tür.) Er. 1. Haykırış, bağırış. 2. Gökgürültüsü, yankı.
BANU: (Fars.) Ka. 1. Kadın hatun, hanım. 2. Kraliçe, prenses. 3. Gelin. 4. Şarap ve gül suyu gibi şeylerin şişesi. 5. Yusuf ve Zeliha öyküsünün kadın kahramanı. - Banu Hanım (Cevheriye Banu). Türk halk şairi. (1864-1914 Çankırı). Kadiri tarikatı bağlılarından.
BANUGÜL: (Fars.) Ka. - (bkz. Banu).
BANUHAN: (Fars.) Ka. - (bkz. Banu).
BARAK: (Tür.) Er. - Oğuzların Bayat boyuna mensup bir oymak. Gaziantep, Kilis ve Nizip çevresinde yaşarlar. - Barak Han: Çağatay hükümdarı (1266-1271).
BARAN: (Fars.) Ka. 1. Yağmur. Mevsim-i Baran, yağmur mevsimi.
BARANSEL: (f.t.i.) Er. - (bkz. Baran).
BARAY: (Tür.) Er. - Ezeli, öncesi olmayan, öncesiz.
BARBAROS: (İtal.) Er. Kırmızı sakal. Baba-Oruç. Türk denizci kaptan-ı derya. Oruç Gazi'nin İtalyanlarca meşhur olan ismi. Kanuni döneminde yaşayan ünlü denizci. Barbaros Hayrettin olarak bilinmekte.
BARÇIN: (Tür.) Ka. - Bir tür ipekli kumaş.
BARIK: (Tür.) Er. 1. Sivri tepeler arasındaki uçurum, yüksek kayalıklardaki çatlaklıklar. 2. Yeşillik, çayırlık yer.
BARIKHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Barık).
BARIM: (Tür.) Er. - Varlık, servet, zenginlik.
BARIN: (Tür.) Er. 1. Bütün, hep. 2. Güç kuvvet. 3. Göğüs. 4. Moğol devrinde Orta Asya'da büyük beyliklerden biri.
BARIŞ: (Tür.) Er. 1. Savaşsızlık durumu. 2. Savaştan sonra silah bırakma, uzlaşma sulh. 3. Dirlik, düzenlik.
BARIŞCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Barış).
BARİK: (Ar.) Er. 1. Parıldayan. 2. Nazik, dakik, ince. Fikr-i Barik İnce düşünce.
BARİKA: (Ar.) Ka. - Şimşek, yıldırım parıltısı.
BARKAN: (Tür.). 1. Çöllerde rüzgarın esme yönüne dikey doğrultuda oluşan ay biçimindeki küçük kumsal külle. 2. Hareketli kumul. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BARKIN: (Tür.) Er. - Yolculuk eden, yolcu gezgin.
BARLAS: (Tür.) Er. - Kahraman, savaşçı.
BARS: (Tür.) Er. l. Kaplana benzeyen yırtıcı hayvan. 2. Arı oğulu. -İsim olarak kullanılmaz. Barsbay: (el-Melikü'1-Eşref (Öl. 1438). Mısır Memluklan sultanı. Çerkez hanedanındandır.
BARTU: (Tür.) Er. - En eski Türk kağanlarından biri.
BAŞAK: (Tür.) Er. - Sağlam, dayanıklı.
BASİR: (Ar.) Er. 1. Göz. 2. Görme. 3. Allah'ın sıfatlarından, herşeyi gören ("Abd" takısı almadan kullanılmaz).
BASİRET: (Ar.) Ka. 1. Göz açıklığı, inceden inceye etraflı derin görüş. 2. Ön görüş, seziş.
BASRİ: (Ar.) Er. - Basralı, Basra şehrinde oturan. Hasan'ı Basri'ye izafeten kullanılmıştır.
BASRİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Basri).
BAŞAK: (Tür.) Ka. 1. Tahıl tanelerini taşıyan kısım, sünbüle: Buğday başağı. 2. Hasattan artakalan şey. 3. Okun uç kısmındaki sivri demir.
BAŞAR: (Tür.) Er. - Başarılı ol, işi sonuçlandır.
BAŞARMAN: (Tür.) Er. - Yaptığı işi başarıyla sonuçlandıran.
BAŞAY: (Tür.). - Birinci, ilkay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BAŞBUĞ: (Tür.) Er. - Başkumandan, hükümdar. - Eski Türklerde orduya kumanda eden hükümdar veya komutanlar..
 

Enes

İhvan Forum Üye
Katılım
6 Haz 2006
Mesajlar
14,110
Tepkime puanı
1,217
Puanları
113
Konum
bâbil...
BAŞEĞMEZ: (Tür.) Er. - Buyruk altına girmeyen, kişilikli.
BAŞER: (Tür.) Er. - (bkz. Başar).
BAŞİR: (Ar.) Er. 1. Müjdeci. 2. Güler yüzlü, mesut, mutlu. (bkz. Beşir).
BAŞKAYA: (Tür.) Er. – Kayaların başı, güçlü, kuvvetli.
BAŞKAYNAK: (Tür.) Er. - İlk kaynak. Ana kaynak.
BAŞKUR: (Tür.) Er. - Türk çadırlarının çevresindeki kanatlan örten bölümlerin üst tarafına bağlanan ve 18 cm eni olan kuşak.
BAŞKURT: (Tür.) Er. - Ural dağlan bölgesinde yaşayan ve Türklerin Kıpçak kolundan olan bir boy. Asıl ismi Başkırt'tır. Ural dağlannın güneyinde yerleşiktirler
BAŞKUT: (Tür.) Er. - Kutlu, talihli kimse.
BAŞOK: (Tür.) Er. - Önde olan yiğit.
BAŞOL: (Tür.) Er. - Başta ol, önder ol.
BAŞÖZ: (Tür.) Er. - Önemli soydan gelen.
BAŞSOY: (Tür.) Er. - (bkz. Başöz).
BAŞTUGAY: (Tür.) Er. - (bkz. Başok).
BAŞTUĞ: (Tür.) Er. - (bkz. Başman).
BATIBOY: (Tür.) Er. - Türklerin göç sonucu batıya yerleşen oymakları.
BATIGÜL: (Tür.) Ka. - Batı'da açan yetişen gül.
BATIHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Batı).
BATI: (Tür.) - Güneşin battığı yön ve bu yöndeki ülkeler. Erkek ve kadın adı, birleşik isim yapılarak kullanılır.
BATIR: (Tür.) Er. - Yiğit, kahraman, bahadır.
BATIRAY: (Tür.) Er. - (bkz. Batır).
BATIRHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Batır).
BATTAL: (Ar.) Er. 1. Cesur, kahraman. 2. Pek büyük. 3. İşe yaramaz, hantal. 4. İşsiz. Battal Gazi: Emevilerin VII. yy. Bizans'a düzenledikleri sefer ve savaşlarda ün salmış komutanı.
BATU: (Tür.) Er. - Üstün gelen, gücü yeten, galip.
BATUĞ: (Tür.) Er. - (bkz. Batu).
BATUHAN: (Tür.) Er. - Altınordu devletinin kurucusu (1204-1255). Cengiz Han'ın torunu.
BATUR: (Tür.) Er. - Kahraman, yiğit, cesur, bahadır.
BATURALP: (Tür.) Er. - Yiğitler yiğidi.
BATURAY: (Tür.) Er. - (bkz. Batur).
BATURHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Batur).
BAVER: (Fars.) Er. - Tasdik, inanma. Sağlam, pek doğru.
BAYAR: (Tür.) Er. 1. Ulu, yüce saygın, soylu. 2. Ekilmemiş toprak.
BAYAZID: (Ar.) Er. - (bkz, Bayezid).
BAYBARS: (Tür.) Er. - Bahri Memlüklerin sultanı olup Kıpçak ülkesinde doğmuştur. Baybars (el-Melikü'l-Zahir Rüknettin). (1223 Şam - 1277). Eyyubi hanedanını ortadan kaldırıp Abbasi halifeliğinin yeniden kurulmasını sağladı.
BAYBAŞ: (Tür.) Er. - Zengin, ileri gelen, saygın.
BAYBEK: (Tür.) Er. - (bkz, Baybaş).
BAYBORA: (Tür.) Er. - Fırtına.
BAYCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Baybaş).
BAYÇA: (Tür.). - Zengin, varlıklı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BAYDAK: (Tür.) Er. - Bayrak.
BAYDAN: (Tür.) Er. - Şımarık, gururlu, kendini beğenmiş.
BAYDAR: (Tür.) Er. - Kırım yarımadasında Sivastopol şehrinin güneyinde tartada bir Türk köyü. Güzellik ve bereketiyle ünlüdür.
BAYDIR: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli.
BAYDU: (Tür.) Er. - İlhanlı devleti hükümdarı Hulagunun torunu. 11 ay İlhanlı devleti hükümdarı oldu.
 

Enes

İhvan Forum Üye
Katılım
6 Haz 2006
Mesajlar
14,110
Tepkime puanı
1,217
Puanları
113
Konum
bâbil...
BAYDUR: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, cesur.
BAYDURALP: (Tür.) Er. - (bkz. Baydur).
BAYER: (Tür.) Er. - Zengin, varlıklı kimse.
BAYEZİT: (Ar.) Er. - Çeşitli zamanlarda yaşamış Osmanlı şehzadelerinin genel adı. Bayezit l. (Bursa 1360-Alaşehir 1403). Yıldırım, Osmanlı padişahı. I. Murat'ın Gülçiçck Hatun'dan olma oğlu.
BAYGÜÇ: (Tür.) Er. - Zengin ve güçlü kimse.
BAYKAN: (Tür.) Er. - (bkz, Baygüç).
BAYINDIR: (Tür.) Er. - İmar edilmiş, mamur.
BAYKAL: (Tür.) Er. - Yaban kısrağı Orta Asya Türk ülkelerinde yaşar.
BAYKAM: (Tür.) Er. - Hekim, doktor.
BAYKAN: (Tür.) Er. - Bay soyundan, zengin. Baykan (XIV. yy. Kars). Türk halk şairi. Timur'un 1386'da Kars'ı Karakoyunlular'dan alması üzerine ünlü bir destan yazdı. Anadolu-Azerbaycan sahasının en eski aşığıdır.
BAYKARA: (Ar.) Er. 1. Helak olma, mahvolma. 2. Böbürlene böbürlene, salınarak yürüme. 3. Malı çok olma. Baykara: Timuroğullan şehzadesi. Timur'un torunu Şeyh Ömer'in oğludur.
BAYKOCA: (Tür.) Er. - Varlıklı, saygın.
BAYKURT: - (bkz. Baykoca).
BAYKUT: (Tür.) Er. - Kutlu talihli.
BAYKUTAY: - (bkz. Baykut).
BAYLAN: (s.) Ka.1. Nazlı, şımarık. 2.Bayla büyüdü bir dediği iki edilmedi.
BAYMAN: (Tür.) Er. - Varlıklı, saygın.
BAYRAM: (Tür.) Er. 1. Neşe ve sevinç günü. Dini bakımdan hususi değeri olan ve milletçe kutlamalar yapılan gün veya günler.
BAYRI: (Tür.) Er. - Çok eski zamanlarda var olmuş, eskiden beri var olan.
BAYRU: (Tür.) Er. - (bkz. Bayrı).
BAYRUALP: (Tür.) Er. - (bkz. Bayru).
BAYRUHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bayru).
BAYSAL: (Tür.) Er. - Soylu, ünlü kişi.
BAYSAN: (Tür.) Er. - Zengin, tanınmış.
BAYSU: (Tür.) Er. - (bkz. Baysan).
BAYSUNGUR: (Tür.) Er. - Akkoyunlu hükümdarlarından. Gıyase'd-Din Baysungur. Timur'un torunu ve Şahruh Mirzanın oğlu. Büyük bir hattattır ve resim ve sanatın koruyucusu olarak tanınmıştır.
BAYTAL: (Tür.) Er. 1. Kısrak. 2. Bayır, yokuş.
BAYTEKİN: (Tür.) Er. - (bkz. Baytal).
BAYTUGAY: (Tür.) Er. - (bkz. Tugay)-
BAYTÜZE: (Tür.) Er. - (bkz. Tüze).
BAYTÜZÜN: (Tür.) Er. - (bkz. Tüzün).
BAYÜLKEN: (Tür.) Er. - (bkz. Ülgen).
BEDAHŞAN: (Fars.). - Amu-derya'nın kaynağı olan Perc'in yukarı mecrasının sol sahilindeki dağlık memleket. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BEDAHŞİ: (Fars.) Ka. - (bkz. Bedahşan).
BEDAYİ: (Ar.) Er. - Eşi benzeri olmayan güzel, mükemmel, yeni şeyler.
BEDEL: (Ar.). 1. Değer, kıymet. 2. Bir şeyin yerine verilen, yerini tutan şey, karşılık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BEDİ: (Ar.) Er. 1. Bir şeyi örneği olmadığı halde meydana getiren. 2. Yoktan vareden. Allah'ın 99 isminden birisidir. 3. Söz estetiği, halin muktezasına uyan delilleri açık şekilde belirtme ve sözü güzelleştirme yollarına ait bilgiler toplamı. 4. Güzel, güzellik. Bedi b. Mansur. Hanefi fıkıh alimi (Sivas-1223). El-Bahru'1-Muhit adlı bir fıkıh eseri vardır.
BEDİA: (Ar.) Ka. 1. Yüksek estetik değerde, sanat eseri. 2. Beğenilen ve takdir edilen şey. Eşi az bulunur güzellikte. 3. Ülkü, ideal.
 

Enes

İhvan Forum Üye
Katılım
6 Haz 2006
Mesajlar
14,110
Tepkime puanı
1,217
Puanları
113
Konum
bâbil...
BEDİD: (Fars.) Er. - Meşhur, görünür, açık meydanda. (Hüveyda).
BEDİH: (Ar.) Er. - Şan ve şerefi büyük olan.
BEDİHE: (Ar.) Ka. 1. Düşünmeden, birden bire söylenen güzel söz. 2. Başlangıç.
BEDİHİ: (Ar.) Er. - Besbelli, açık-apaçık.
BEDİNUR: (Ar.) Ka. - (bkz. Bedi).
BEDİR: (Ar.) Er. - Dolunay, ondört gecelik ay.
BEDİRAN: (Fars.) Ka. 1. İşleri kötü idare eden. 2. Çapkın kadın.
BEDİRHAN: (Fars) Er. - İleri görüşlü, aydın lider.
BEDİÜZZAMAN: (Ar.) Er. 1. Zamanın harikası. 2. Asrın mükemmel insanı. - Daha çok lakab olarak kullanılır. - Bediüzzaman Said Nursi: Son devrin meşhur müslüman alimlerindendir. Hayatının önemli bir kısmı İslami düşüncelerinden ötürü hapislere girip çıkmakla geçti. Risale-i Nur Külliyatı'nı telif etmiştir.
BEDRAN: (Fars.) Ka. 1. Sert başlı at.2. Daima. 3. Hoş latif, yakışıklı.
BEDREDDİN: (Ar.) Er. 1. Din'in nuru, ışığı. 2. Dinin aydınlığı, dinde bilgelik. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
BEDREKE: (Fars.) Ka. - Yol gösteren, kılavuz.
BEDRİ: (Ar.) Er. 1. İçi altın dolu kese. Bedr-i Dilşan b. Mehmed b. Oruç b. Gazi b. Şeban: (XV. yy. il yarısı) Türk şairlerinden. Murat II. adına yazdığı Murat namesi ünlüdür. 2. Ayla ilgili, ayın ondördü gibi güzel.
BEDRİYE: (Ar.) Ka. 1. Ay gibi. Ay kadar güzel. Ay'a ait. 2. Sühreverdiyye tarikatının altı şubesinden biri.
BEDRULCEMAL: (Ar.) Er. 1. Ay yüzlü. 2. Fatımi devleti vezir ve serdarlarındandır. 2 defa Şam valisi olmuştur. (1013-1094).
BEDRUNNİSA: (Ar.) Ka. - Dolunay yüzlü kadın.
BEDÜK: (Tür.) Er. - Büyük, yüce, gösterişli, önemli.
BEGÜM: (Fars.) Ka. - Kadın hükümdar, prenses. Doğu Türk hükümdarlarının harem ve kızlarına isim olarak verilirdi.
BEHÇET: (Ar.) Er. 1. Sevinç. 2. Güzellik, güleryüzlülük. 3. Şirinlik. Bu kelime Kur'an-ı Kerim'in Neml suresi 60. ayetinde geçmektedir.
BEHİCE: (Ar.) Ka. - Şen, güzel, güleryüzlü kadın. (bkz. Behiç).
BEHİÇ: (Ar.) Er. - Şen, güzel, güler-yüzlü adam. Kur'an-ı Kerim'de adı geçen kelimelerdendir. - (bkz. Hac, ayet 5).
BEHİRE: (Ar.) Ka. 1. Güzel kadın. Soyu-sopu temiz kadın. 2. Şişmanlıktan dolayı nefes darlığı olan.
BEHİŞT: (Fars.) Er. 1. Cennet. 2. Uçmak.
BEHİYE: (Ar.) Ka. - Beha'dan güzel.
BEHLÜL: (Ar.) Er. 1. Çok gülen, çok gülücü. 2. Hayır sahibi, çok iyi adam. 3. Bir İslam sofisi, Behlül-i Dana. Harun er-Reşid'in kardeşinin adı olup, delice hareketleriyle meşhur olmuştur.
BEHMAN: (Fars.) Er. 1. Filan filanca. 2. Fars takviminde 11. ay'a ve her ayın 2. gününe delalet eder.
BEHMAR: (Fars.) Er. - Çok ziyade, fazla. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BEHMENYAR: (Fars.) Er. - İbn Sina mektebine mensup ve Arapça telifleri olan filozof. (X-XI. yy.). İbn Sina'nın kitaplarını şerhetmişir.
BEHNAN: (Ar.) Er. - Güleç, güler-yüzlü, iyi huylu ve daima gülen adam.
BEHNANE: (Ar.) Ka. - Güleryüzlü, iyi huylu ve daima gülen kadın.
BEHRA: (Fars.) Ka. l. Onun için ondan dolayı. 2. Bir Arap kabilesi olup Hunus ovasında yerleşmişlerdir.
BEHRAM: (Fars.) Er. 1. Merih yıldızı. 2. Her ayın 20. gönü. 3. Acem pehlivanlarından birinin adı. 4. İran hükümdarlarından birkaçının adı ki en meşhuru yaban eşeği avına pek düşkün olan "Behram Gûr"dür.
 

Enes

İhvan Forum Üye
Katılım
6 Haz 2006
Mesajlar
14,110
Tepkime puanı
1,217
Puanları
113
Konum
bâbil...
BEHRAMŞAH: (Fars.) Er. 1. (bkz. Behram). 2. Gazne sultanı. 3. Kirman Selçukluları hükümdarı.. 4. Eyyubilerin büyük şairi.
BEHREM: (Ar.) Ka. - Asfur çiçeği kırmızı gül.
BEHZAD: (Ar.) Er. - Ressam, minyatürcü. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
BEKATA: (Tür.) Er. - İleri gelen, saygın. Soylu, isim yapmış sülaleden.
BEKBARS: (Tür.) Er. - (bkz. Bekata).
BEKDEMİR: (Tür.) Er. - (bkz. Bekata).
BEKDİL: (Tür.) Er. 1. Doğru sözlü, mert. 2. Gönlü zengin. Baygönüllü.
BEKİL: (Ar.) Er. - Yakışıklı, süslü delikanlı, genç.
BEKİR: (Ar.) Er. 1. Sabahları erken kalkmayı alışkanlık edinen kimse, bakir. 2. Yeni doğmuş. 3. Öncesi, İsmaili zümresine ait büyük bir Arap kabilesi.
BEKRİYE: (Ar.) Er. 1. Her şeyin evveli, ilk çocuk. 2. Genç ve taze kız. 3. Dişi deve yavrusu.
BEKSAN: (Tür.) Er. 1. Tanınmış, ünlü, saygın. 2. Bey ünvanı taşıyan.
BEKTAŞ: (Fars.) Er. 1. Akran. 2. Eş, müsavi. - Bektaşi: Hacı Bektaş Veli tarikatına mensubolan kişi, Horasan'da gelip Anadolu'ya yerleşen Hacı Bektaş Veli tarafından kurulduğu ileri sürülen tarikata mensup ilk zamanlan bilinmeyen bu tarikat, sonradan batıni bir hüviyet kazanmıştır.
BEKTÖRE: (Tür.) Er. - Güçlü, değişmez töreleri olan, törelerine bağlı.
BEL'AM: (Ar.) Er. 1. Terbiyesiz, aç gözlü, pisboğaz, obur. 2. Hz. Musa hakkında İsrailoğullarını kandırarak yalan söyleyip dünya menfaatından ötürü gerçeğe sırtını dönen, bilge olmasına rağmen küfrü tercih edip Hz. Musa'ya beddua etmesiyle tanınmış olan "Bel'am b. Baura" adında İsrail kabilesinden bir zatın adı. İsim olarak konulmaz.
BELAZURİ: (Ar.) Er. - II. yy. Arap tarihçilerinin en büyüklerinden. (Ahmet b. Yahya) Belazur usaresi içmiş ve şuurunu kaybederek öldüğü için kendisine bu ad verilmiştir.
BELEK: (Tür.) Er. 1. Hediye, armağan. 2. Selçukluların Dersim, Gere, Harput ve Halep emiri.
BELEN: (Tür.) 1. Dağ beli, dağın aşılacak yeri, dağlık yer. 2. Akdeniz bölgesinde İskenderun'da Suriye'nin Kuzeye ulaşan büyük yolun Amanos dağlarım aştığı geçit üzerinde bulunan kasaba. - Erkek ve kadın adı ola­rak kullanılır.
BELGE: (Tür.) Er. - Bir gerçeğe tanıklık eden şey.
BELGİN: (Tür.) Ka. 1. Alamet, nişan, marka. 2. Tam ve kesin olarak belirlenmiş, sarih.
BELHİ: (Ur.). - Belh şehrine mensup (Afganistan). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BELİĞ: (Ar.) Er. 1. Fasih ve düzgün konuşan. 2. Açık, yeterli, tam.
BELİK: (Tür.) Ka. - Saç örgüsü.
BELİN: (Tür.) Ka. - Gözlerini açıp baka kalmış şaşkın.
BELKIS: (Ar.) Ka. - Müslümanların seba melikesine verdikleri isim. - Güneşe tapan bir kavmin kraliçesi iken Hz. Süleyman'a biat ederek kendisiyle evlenmiş ve müslüman olmuştur. Kur'an'da ismi lafzen geçmemiştir. Fakat Hz. Süleymanla arasında geçen olaylar Neml suresinde anlatılır. Kur'an'da bahsedilen kadının o olduğu rivayet edilir.
BENDE: (Fars). 1. Bağlanmış kimse, tutsak. 2. Kul, köle. 3. Yürekten bağlı. 4. Büyük aşkla seven. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BENDER: (Fars.) Er. - Deniz veya büyük nehir üzerindeki liman. Ticaret limanı.
BENGİ: (Tür.) Er. - Sonu olmayan, hep kalacak olan, sonsuz, ebedi.
BENGİALP: (Tür.) Er. - (bkz. Bengi).
BENGİSAN: (Tür.) Er. - (Bengi).
BENGİSOY: (Tür.) Er. - (bkz. Bengi).
BENGİSU: (Tür.) Ka. - Ebedilik, ölümsüzlük veren su, Ab-ı hayat.
BENGÜ: (Tür.) Ka. - Ebedi, sonu olmayan.
BENNA: (Ar.) Ka. - Yapı yapan, mimar, kalfa, dülger.
BERA: (Ar.) Er. - 1. Fazilet. 2. Seçkin olma vasfı. 3. Olgunluk. el-Bera' b. Azib: Ashabdandır. (Küfe-691). Bedir gazası dışında bütün savaşlara katıldı. Rey ve Kazvin'i fethetti. Kufe'de vefat etti.
 

Enes

İhvan Forum Üye
Katılım
6 Haz 2006
Mesajlar
14,110
Tepkime puanı
1,217
Puanları
113
Konum
bâbil...
BERAT: (Ar.). 1. Resmi belge, imtiyaz belgesi. 2. Osmanlıda bir kimseye verilen nişan, rütbe veya toprak imtiyazını gösterir belge. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BERCA: (Fars.). - Yerinde tam doğru ve münasip. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılabilir.
BERCESTE: (Fars.) Ka. 1. Seçilmiş, beğenilmiş. 2. Güzel, hoş, latif.
BERCİS: (Ar.) Ka. 1."Müşteri" denilen yıldız, Jüpiter gezegeni. 2. Sütü çok olan deve.
BERÇİN: (Fars.) Ka. - Toplayıcı.
BEREKET: (Ar.) Ka. 1. Bolluk. 2. Meymenet, saadet, mutluluk, Allah vergisi.
BEREN: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, akıllı.
BERFİN: (Fars.) Ka. 1. Kardan yapılmış. 2. Tertemiz, kar gibi beyaz.
BERGİN: (Tür.) Er. - (bkz. Berkin).
BERGÜZAR: (Fars.) Ka. - Hediye, hatıra, andaç.
BERGÜZİN: (Fars.) Ka. - Seçkin, beğenilmiş makbul.
BERHUZ: (Fars.) Er. - Dağarcık, torba.
BERİ: (Ar.) Er. 1. Salim, kurtulmuş. 2. Temiz, Arınmış.
BERİA: (Ar.) Ka. - Olgunluk ve güzelliğiyle akranlarından üstün olan sevgili.
BERİD: (Ar.) Er. 1. Haberci. 2. Eskiden müslüman devletlerde posta ve haber alma örgütünün adı.
BERİN: (Fars.) Er. 1. En yüksek, çok yüce. 2. Soylu.
BERİRE: (Ar.) Ka. - İnam ve ihsan sahibi. Saliha ve vazifesini yapan hanım.
BERK: (Tür.) Er. 1. Sağlam, kuvvetli. 2. Katı, sert. Şiddetli. 3. Hızlı. 4. Orman. 3. Arı, şimşek, yaprak.
BERKA: (Ar.). - Kuzey Afrika'da eski bir şehir. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
BERKAN: (Ar.) Er. 1. Şakıma, parıldama. 2. Kıvırcık tüylü kuzu postu kürkü.
BERKANT: (Tür.) Er. - Güçlü, bozulmaz, yemin.
BERKAY: (Tür.) Er. - (bkz. Berk).
BERKE: (Tür.) Er. 1. Kama. 2. Altınordu hükümdarı. Cengiz Han'ın torunu ve Cuci'nin 3. oğludur.
BERKEL: (Tür.) Er. - güçlü el.
BERKER: (Tür.) Er. - Güçlü, sağlam kişilikli.
BERKİ: (Tür.) Er. - Şimşek gibi parlak.
BERKİN: (Tür.) Er. - Sağlam güçlü kuvvetli.
BERKKAN: (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen.
BERKMAN: (Tür.) Er. - Güçlü, sağlam, kişilikli.
BERKSAN: (Tür.) Er. - Güçlü tanınan kimse.
BERKSOY: (Tür.) Er. - (bkz. Berksan).
BERKSU: (Tür.) Er. - Soğuk ve keskin su.
BERKÜN: (Tür.) Er. - Sağlam, güçlü tanınmış.
BERK YARUK: (Tür.) Er. - Selçuklu Sultanı. (Öl. 1104). Melikşah'ın oğlu.
BERMAL: (Fars.) Ka. - Dağ tepesi, doruk. - (bkz. Şahika, zirve).
BERNA: (Fars.) - Genç delikanlı, yiğit. - Kadın ve erkek için kullanılır.
BERRA: (Ar.). - Doğru sözlü, hayır işleyen kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BERRAK: (Ar.) Ka. 1. Duru, saf, bulanık olmayan, nurlu. 2. Şimşek, parıltı. 3. Kulağa hoş gelen ses.
BERRAKA: (Ar.) Ka. - Aydınlık görünüşlü güzel kadın.
BERRAN: (Fars.) Ka. - Kesen, kesici, keskin.
BERRİN: (Fars.) Ka. - Yüksek yüce.
BERŞAN: (Fars.) Ka. - Ümmet. Bir peygamberin din ve kitabını kabul ve tasdik eden kimse.
BERŞE: (Tür.) Ka. - Hep, bütün, çok.
BERTER: (Fars.) Er. - Üstün, yüksek nitelikli, değerli.
BERZALİ: (Ar.) Er. - Ebu'l-Kasım b. Muhammed. - Arap tarihçilerinden-dir.
BERZEN: (Fars.). - Yöre, mahalle, yol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 

Enes

İhvan Forum Üye
Katılım
6 Haz 2006
Mesajlar
14,110
Tepkime puanı
1,217
Puanları
113
Konum
bâbil...
BESALET: (Ar.). - Korkusuzluk, yüreklilik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BESAMET: (Ar.) Ka. - Güleryüzlülük, şenlik.
BESİM: (Ar.) Er. - Güleryüzlü, güleç adam.
BESİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Besim).
BESTE: (Fars.) Ka. 1. Kapalı, bağlı, bitiştirilmiş bağlanmış. 2. Müzikte, şarkının makam ve ahengi.
BEŞUŞ: (Ar.) Ka. 1. Okşadıkça süt veren deve. 2. Araplarca çok meşhur ve meş'um bir kadın.
BEŞAREDDİN: (Ar.) Er. - Dinin müjdesi. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
BEŞARET: (Ar.) Ka. 1. Müjde, muştu, iyi haber. 2. Güler yüzlülük, gülümseme.
BEŞİR: (Ar.) Er. 1. Müjde getiren müjdeci. 2. Güleryüzlü güleç adam. Kur'ani bir kavramdır. İnsanlara Allah'ın emir ve nimetlerini, cennet ve mükafatı haber veren peygamberler ve Kur'an için kullanılmıştır.
BEŞİRE: (Ar.) Ka. 1. Müjde getiren, müjdeci. 2. Güleryüzlü, güleç hanım
BETİK: (Tür.) Er. - Yazılı olan şey, yazılmış yapıt.
BETİM: (Tür.). 1. Bir nesnenin kendine özgü belirtilerini tam ve açık bir biçimde, söz ya da yazıyla anlatma, tasvir. 2. Herhangi bir şeyin resmi ya da heykeli.
BETÜL: (Ar.) Ka. 1. Bakire. 2. Erkekten çekinen, erkeklere yaklaşmayan namuslu kadın. 3. Ayrı kök salan fidan. 4. Hz. Meryem'in lakabı. 5. Hz. Muhammed (s.a.s)'in kızı Hz. Fatıma'nın lakabı.
BETÜLAY: - (bkz. Betül).
BEYAN: (Ar.). 1. Bildirme, söyleme, açıklama. 2. Belagat ilimlerinden ikincisi. 3. Belli apaçık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BEYATİ: (Ar.) Er. 1. Gece uyuma, gece iş görme, geceyi işiyle geçirme. 2. Türk müziğinin en eski makamlarından olup, hala kullanılmakta olan bir makamdır.
BEYAZ: (Ar.) Ka. 1. Ak, en açık renk. 2. Aydınlık. 3. Deri rengine göre bir insan ırkı. 4. Yumurta akı. -Mahalli yerlerde kadın adı olarak kullanılmakladır.
BEYAZIT: (Ar.) Er. - Ebu Yezid, Yezid'in babası, kısaltılmıştır. - Arapça'dan Türkçeleşmiş.
BEYBOLAT: (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü, saygın kimse.
BEYBARS: (Tür.) Er. - (bkz. Baybars).
BEYCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Beybolat).
BEYDA: (Ar.) Ka. 1. Tehlikeli yer. 2. Sahra, çöl. 3. Mekke ile Medine arasında düz bir yer.
BEYHAK: (Ar.) Er. - Horasan'ın Nişabur eyaletinde bir bölge.
BEYHAKİ: (Ar.) Er. - el-Beyhaki: Arap müellifi olup muhaddis ve Şafii fakihlerindendir.
BEYHAN: (Tür.) Ka. - Hükümdarların üstünü. Seçkin han. Beyhan Sultan: Mustafa III. kızı.
BEYKAL: (Tür.) Er. - (bkz. Beycan).
BEYKAN: (Tür.) Er. - (bkz. Beycan).
BEYREK: (Tür.) Er. 1. Çok nazik, efendi, bey. 2. Hüzünlü.
BEYSAN: (Tür.) Er. - (bkz. Beycan).
BEYSUN: (Tür.) Ka. - Nazik insan.
BEYTİYE: (Ar.) Ka. - Eve ait, evle ilgili.
BEYTÖRE: (Tür.) Er. - Baş adet, adetleri yerine getiren.
BEYZA: (Ar.) Ka. 1. Daha ak, çok beyaz. 2. Günahtan kaçınmış. Günahla kirlenmemiş.
BEYZADE: (Tür.) Er. 1. Beyoğlu. 2. Soylu kimse. - Farsça'dan birleşik isim olarak Türkçeleştirilmiştir.
BEYZAVİ: (Ar.) Er. - Beyzavi (Abdullah b. Ömer). İran'da yaşamış Tefsir ve Kelam alimi. Şafii mezhebindendir. Tefsirin yanında fıkıh usulü, kelam ve irab hakkında eserler vermiştir.
BEZEN: (Tür.) Ka. - Süs, benek, zinet.
BEZMİ ALEM: (Ar.) Ka. - Dünya meclisi, sohbet toplantısı. Bezm-i Alem Sultan. Sultan Abdülmecid'in annesi.
BİCAN: (Fars.) Er. 1. Cansız, ruhsuz. 2. Canını esirgemeyen, şehit.
BİDAYET: (Ar.) Ka. - Başlama, başlangıç.
BİDİL: (Tür.) Er. - Hindistan'da yerleşmiş Farsça yazan büyük Türk şairi.
 

Enes

İhvan Forum Üye
Katılım
6 Haz 2006
Mesajlar
14,110
Tepkime puanı
1,217
Puanları
113
Konum
bâbil...
BİGE: (Tür.) Ka. - Evlenmemiş, çouğu olmamış.
BİHRUZ: (Fars.) Ka. - İyi gün, güzel gün anlamında. Bihruze Hatun: Şah İsmail'in zevcesi. Çaldıran'da yenilip her şeyini bırakan Şah İsmail'in zevcesi.
BİHTER: (Fars.) Ka. - Pek iyi, daha iyi.
BİHTERİN: (Fars.) Ka. - En iyi, pek iyi.
BİKE: (Tür.). - Benzersiz, eşsiz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BİLAD: (Ar.) Er. - Şehirler bölge, eyalet, memleket isimlerini ifade için terkiplerde kullanılır.
BİLAL: (Ar.) Er. - Su gibi ıslatan, ıslatış, ıslaklık. Bilal b. Raba: İslamın ilk müezzini, Habeş asıllı olup İslamı köle olarak ilk kabul edenlerden birisidir.
BİLAN: (Tür.) Er. - Süslü ve işlemeli kılıç kemeri.
BİLAY: (Tür.). - Ay gibi asil ol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BİLDAR: (Fars.) Er. 1. Bel, belleyen, yer kıran, kürek çeken. 2. İstihkam neferi.
BİLEK: (Tür.) Er. - Güç, kuvvet.
BİLEN: (Tür.) Er. - Bilgili, görgülü, anlayışlı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BİLGE: (Tür.). - Bilgili, iyi geniş, derin, bilgi sahibi kimse. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
BİLGEALP: - (bkz. Bilge).
BİLGEHAN: (Tür.) Er. - Göktürk hakanı (683-734). Babası Kutluğ İlteriş Han'dır.
BİLGE HATUN: (Tür.) Ka. - Kutluk Han'ın annesi. Türk hükümdarı (VIII.yy-).
BİLGEKAĞAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bilge). Bilge Kağan (683-734). Göktürk hakanı. İkinci Göktürk hanedanlığının kurucusu.
BİLGEKAN: (Tür.) Er. - Bilgin soydan gelen.
BİLGEN: (Tür.) Ka. - (bkz. Bilge).
BİLGER: (Tür.) Er. - Akıllı, bilgili, bilge, bilgin.
BİLGİN: (Tür.). - Bilgili kişi (alim, karşılığı olarak da kullanılmaktadır). -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BİLGİNUR: (t.f.i.) Ka. - Bilginin ışığı, bilginin aydınlığı.
BİLGİSER: (t.f.i.) Ka. - (bkz. Bilginer).
BİLGİYE: (Tür.) Ka. - Bilgin hanım.- Yanlış yapılmış isimlerdendir.
BİLGÜN: (Tür.) Ka. - (bkz. Bilgin).
BİLKAN: (Tür.) Er. - Bilgili.
BİLLUR: (Ar.) Ka. 1. Bazı cisimlerin tabi olarak aldıkları geometrik şekil. 2. Duru, berrak, kesme cam, kristal. 3. Necef taşı. (Mec.) Temiz, pırıl pırıl insan.
BİLMEN: (Tür.) Er. - Bilen, anlayan, bilgili.
BİLSEN: (Tür.) Ka. - Kendini bil.
BİLTAY: (Tür.) Er. - (bkz. Bilmen).
BİNALİ: (Ar.) Er. - Ali'nin oğlu.
BİNALP: (Tür.) Er. - Yiğitler.
BİNAY: (Tür.) Ka. - Bin tane ay, çok kuvvetli ışık.
BİNHAN: (Tür.) Ka. - Hanların hanı.
BİNKAN: (Tür.) Er. - Soylu kanlar.
BİNNAZ: (Tür.) Ka. 1. Nazlı. 2. Cilveli. 3. Allah'a yalvaran.
BİNNUR : (Tür.) Ka. 1. Nurla özdeşleşmiş. 2. Bin tane nur.
BİNTUĞ: (Tür.) Er. - (bkz. Binkan).
BİRANT: (Tür.) Er. 1. Özel, tek yemin. 2. Özelliği olan yemin.
BİRAT: (Tür.) Er. 1. Asil, soylu, bir aileye mensup. 2. İlk erkek çocuğa verilen isim.
BİRAY: (Tür.) Ka. - Ay gibi tek, eşsiz.
BİRCAN: (Tür.) Er. - Tek, eşsiz. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BİRCE: (Tür.) Ka. - Tek, eşsiz, biricik.
BİRCİS: (Ar.) Ka. - Gezegen, Jüpiter, müşteri yıldızı, bercis.
BİRDAL: (Tür.) Er. - Bir tane, tek dal.
BİRGE: (Tür.) Er. 1. Kamçı. 2. Birlikte, beraber.
 

Enes

İhvan Forum Üye
Katılım
6 Haz 2006
Mesajlar
14,110
Tepkime puanı
1,217
Puanları
113
Konum
bâbil...
BİRGİ: (Tür.) Ka. - Batı Anadolu'da İzmir ilinin Ödemiş ilçesinin merkezi, Bozdağ eteklerinde kurulmuştur.
BİRGİT: (Tür.) Er. - Birleşik, birleşmiş, birlik almış.
BİRGİVİ: (Tür.) Er. - Birgivi: Büyük din ve dil alimi (d. 1522) İmam Birgivi lakabıyla şöhret olmuş, vasiyetnamesi ve ilmihali o dönem halkının ihtiyacını karşılamıştır.
BİRGÜL: (Tür.) Ka. - Bir tane, tek gül. Kıymetli gül.
BİRHAN: (Tür.) Er. - Tek yönetici.
BİRİM: (Fars.) Ka. - Bir tanem, biriciğim.
BİRKAN: (Tür.) Er. - Soylu.
BİRKE: (Ar.). 1. Büyük havuz. 2. Gölcük. 3. Göğüs. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BİRMA: (Hint.). - Çin Hindi'nde bir yer. Birmanya diye de tanınır. Birmanya müslümanları ülkelerinin % 30'una ulaşmışlardır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BİRMEN: (Tür.) Er. - Tek olan, benzeri olmayan kimse.
BİROL: (Tür.) Er. - Tek ad, bir ol.
BİRSEN: (Tür.) Ka. - Sadece sen, tek sen.
BİRSEV: (Tür.) Ka. - Tek sevgili.
BİRSİN: (Ar.) Ka. - Yonca.
BİRTAN: (Tür.) Er. - Bir tane, tek.
BİRUN: (Fars.) Er. 1. Dışarı. 2. Dış harici. 3. Osmanlı Devleti'nde saray dışında vazifeli memurlar.
BİRÛNÎ: (Fars.) Er. - Reyhan Muhammed b. Ahmed el-Biruni: Büyük İslam bilgini (973-Gazne 1048). İbn Sina'dan ders altı. Hindistan'a gitti. Sanskritçe öğrendi. Pozitif ilimlerin hepsiyle ilgilendi ve bu konuda birçok kitap yazdı.
BİSTAMİ: (Fars.) Er. - (bkz. Bistem). - Bayezid Bistami: Ünlü mutasavvıf, hayatı hakkında çok az şey bilinmektedir.
BİSTEM: (Fars.) Er. - Horasan eyaletinde El-Bürz eleklerinde bir şehir. Hüsrev 2. Pervizin dayısı Bistam tarafından kurulduğu için bu ismi almıştır. Elmaslanyla ünlüdür.
BİŞAR: (Fars.) Er. 1. Esir tutsak. 2. Altın, gümüş kakmalı işlemeler. 3. Saçılan şey, saç. 4. Güçsüz, dermansız.
BİŞR: (Ar.) Er. - Güler yüzlü kişi, güleç, sevimli. Bişr b. Bera': Sahabedendir. Babası Bera' b. Marun Akabe beyatına katılanlardandı. Bişr, iyi bir savaşçı ve okçuydu. Yahudi bir kadının verdiği zehirli eti yiyince zehirlenerek şehid oldu.
BİTENGÜL: (Tür.) Ka. - Güllerin bitmesi.
BOĞAÇ: (Tür.) Er. - Küçük yaşta boğa öldürdüğü için kendisine bu ad verilen, Dede Korkut hikayelerindeki bir kahraman. Dirse Han'ın oğlu.
BOĞAÇHAN: - (bkz. Boğaç).
BOĞATAŞ: (Tür.) Er. - Ünlü Türk beylerinden biri.
BOLGAN: (Tür.) Er. - Eski Türk adlarından.
BOLHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bolgan).
BORA: (İtal.) Er. - Araziden çıkan şiddetli rüzgar.
BORAN: (Tür.) Er. - Rüzgar, şimşek, gökgürültüsü, sağanak yağmurun birlikte olduğu iklim hadisesi. Boran Hatun: Emevi halifesi Me'mun'un zevcesi.
BORANALP: - (bkz. Boran).
BORATAY: - (bkz. Boran).
BOYLA BAĞA TARKAN: (Tür.) Er. - Anlamı iyice bilinmemekle birlikte. Orhun yazıtlarında vezir Tonyukuk'a verilen unvan olarak geçer.
BOYLA KUTLUG YARGAN:
(Tür.) Er. - Eski Türklerde birleşik rütbe unvanı. Suci yazıtında Kırgız kabilesinden Yaplakar Kan Ata'nın ünvanı olarak geçer.
BOYLAN: (Tür.) Er. - Kibirli, mağrur.
BOYRAZ: (Tür.) Er. - Kuzey rüzgarı.
BOYSAN: (Tür.) Er. - Uzun boylu, yakışıklı delikanlı.
 
Üst