cennet gençlerini efendisi

UBEYDUN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ara 2006
Mesajlar
2,497
Puanları
83
Peygamber aleyhisselam efendimizin iki sevgili torunundan biri, Hüseyin bin Ali radıyallahu anhumanın şehadeti ve onu şehadete götüren fitnenin akışı
Takvimin yaprakları
Fitnenin kuluçka günleri


Hicretin ikinci yılı son ayı:
Peygamber aleyhisselam efendimizin sevgili kızı Fatıma, Efendimiz’in amcası Ebu Talib’in oğlu Ali radıyallahu anh ile evlendi. O güne kadar Efendimiz’in yanında kalan Ali radıyallahu anh için yeni bir ev kuruldu.
Hicretin üçüncü yılı ramazan ayı:
Ali ve Fatıma radıyallahu anhumanın evliliklerinden Hasan radıyallahu anh doğdu. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem çok sevindi. Torunun adını kendisi koydu. Kulağına ezanını okudu, akikasını kesti.
Hicretin dördüncü yılı şaban ayı:
Peygamber aleyhisselam efendimizin ikinci torunu Hüseyin radıyallahu anh doğdu. Onun da adını koydu. Akikasını kesti. Torunları Efendimiz’e neşe getirdi. Onları öptü okşadı. Namazda bile yanında gezdirdi. Evde, mescidde çiçek gibi açıp durdular.
Hicretin onuncu yılı:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem refik-i a’laya yüceldi.
Ashab-ı kiram, defin işinden önce, ümmetin başında kimin bulunacağını tesbit etmek için toplandı. Ebu Bekir radıyallahu anh, Peygamber aleyhisselamdan sonra ümmetin başı olarak belirlendi. Mescid-i Nebi’de durum ilan edildi. Ümmet’in ileri gelenleri Ebu Bekir radıyallahu anha BEYAT ettiler.
Ali radıyallahu anh beyat etmedi.
Altı ay sonra Peygamber aleyhisselam efendimizin sevgili kızı Fatıma vefat etti. Bu vefattan sonra Ali radıyallahu anh Ebu Bekir’e beyat etti.
Hicretin yirmi üçüncü yılı:
İkinci halife Ömer bin Hattab radıyallahu anh şehid edildi.
Şehid edilmeden önce yeni halifeyi seçecek bir şura meclisi tayin etmişti. O mecliste Ali bin Ebu Talib radıyallahu anh da vardı. Meclis, Ömer radıyallahu anhın koyduğu prensiplerle çalıştı ve Osman bin Affan radıyallahu anh üçüncü halife seçildi.
Hicretin yirmi üç ve otuz beş yılları arası:
Üçüncü halife, büyüyen İslam topraklarını ve yeni Müslüman olan kitlelerin bulunduğu bir ümmeti yönetti. Sürekli yeni sorunlar ve yeni insanlar gündeme geldi. Ümmetin ileri gelenlerinden biri, ilmin kapısı olarak Ali radıyallahu anh, hatalı gördüğü uygulamalara itiraz etti. Daha güzelini önerdi. Aşere-i mübeşşereden Talha ve Zübeyr radıyallahu anhuma da bu konularda Ali radıyallahu anha destek verdiler.
Kalplerinde hastalık bulunanlardan bir gurup Osman radıyallahu anhın şehid edilmesine varacak bir isyan hareketi başlattılar. Bu hareketi Ali radıyallahu anha dayandırmak istedilerse de o şiddetle karşı çıktı. Dini ve ilmi maksatlarla gösterdiği tavrın ayak oyunlarına alet edilmesini istemedi.
Nihayetinde otuz beşinci yılın sonunda üçüncü halife Kur'an okuduğu bir esnada hunharca şehid edildi.
Hicretin otuz beşinci yılı sonunda:
Ali bin Ebu Talib, dördüncü halife oldu. Mevcut karmaşık sorunlara ilave olarak, üçüncü halifenin öldürülmesine karışanların cezalandırılması sorununu karşısında buldu. Üçüncü halifenin katilleri organizeli bir şekilde cinayeti üstleniyorlar, bin kişiye kadar bir insan kitlesi ‘Biz öldürdük!’ dedikleri için, katili belirlemek zorlaşıyordu. Katil bilinse bile yapabilecek çok şey yoktu. Medine’de üçüncü halifenin şehid naaşını toprağa defnedecek bir elli kişi dahi bulunamamıştı. Tam anlamı ile terör hakimiyeti vardı.
Osman bin Affan radıyallahu anhın yakınları olan Ümeyye oğulları ısrarla cinayetin üzerine gidilmesini istediler. Halife ise eli kolu bağlı durumda idi. Şam valisi olan Muaviye bin Süfyan, bu durumu, halifenin katilleri koruması şeklinde yorumlayarak tepki gösterdi. Bu nedenle yeni halifeye beyat etmedi.
Hicretin otuz altıncı yılı:
İşler daha da karıştı. Talha ve Zübeyr radıyallahu anhuma halifeye karşı tepkili oldular. Bir başka tepki de müminlerin annesi Aişe radıyallahu anhadan geldi. Görüşmeler sonuç vermedi. Aişe radıyallahu anhanın önderliğinde kalabalık bir toplulukla Ali radıyallahu anhın ordusu Basra yakınlarında çarpıştı. Cennetle müjdelenmiş iki sahabi Talha ve Zübeyr, halifenin askerleri tarafından şehid edildi. Efendimiz’in hanımı Aişe ölümden döndü. Bu olaya CEMEL olayı dendi.
Muaviye radıyallahu anhın önderliğinde ve içinde sahabilerin de bulunduğu bir ordu, Ali radıyallahu anhın ordusuna karşı savaştı. Sıffin denen yerde yetmiş bin kişinin öldüğü bir savaş oldu. Sonunda iki tarafın razı olacağı bir hakem heyeti kurulmasına karar verildi. Ali radıyallahu anhın ordusunda bu karara itiraz edenler oldu. Baş kaldırdılar. Hariciler olarak bilinen yeni bir gurup oluştu. Halifenin gücü iyice zayıfladı. Iraklılar müminlerin emiri Ali’yi ortada bıraktılar.
Hakem heyetinin kararları gerçek bir adalet getiremedi. İki başlı bir toplum çıktı ortaya: Irak bölgesinde Ali radıyallahu anh, Şam bölgesinde de Muaviye radıyallahu anh.
Hicretin kırkıncı yılı:
Haricilerden biri Ali radıyallahu anhı öldürdü. Ümmetin dördüncü halifesi de şehid olarak Rabbine gitti.
Oğlu Hasan radıyallahu anha Küfe’de halife olarak beyat edildi.
Şam’da Muaviye radıyallahu anh tepki gösterdi. Görüşmeler oldu. Ordular oluşturuldu.
Hicretin kırk birinci yılı:
Peygamber aleyhisselam efendimizin torunu Hasan, halifeliği Muaviye’ye devretti. Onun hakkından ferağat etmesine küçük kardeşi Hüseyin radıyallahu anh karşı çıktı. Hasan radıyallahu anh kararını değiştirmedi.
Tam bir birlik sağlandı. Tek başlılığa yeniden kavuşulmuş oldu. İslam devletinin merkezi Şam oldu.
Hicretin kırk dokuzuncu yılı:
Hasan radıyallahu anh Medine’de vefat etti.
Hicretin elli altıncı yılı:
Halife Muaviye, kendisinden sonra halife olarak oğlu Yezid’in tanınmasını istedi. Birazı rica birazı emir bir üslûp kullandı. Huzursuzluk depreşti. Sükûnet bozulmaya yüz tuttu.
Hicretin altmışıncı yılı:
Muaviye radıyallahu anh öldü.
Yezid, Şam’da müminlerin halifesi olarak ilan edildi.
Ashab-ı kiramdan yaşayanların ileri gelenleri bundan hoşlanmadılar. Cemel ve Sıffin olayları da henüz hafızalarda olduğu için fitnenin ayağa kalkmasından çekindiler.
Medine’ye gönderilen talimatlarda ileri gelenlerin beyat etmeleri emredildi.
Receb ayının beşinde Hüseyin radıyallahu anh beyat etmemek için Medine’yi terk etti. Aile efradı ile beraber Mekke’ye geçti.
Hicretin altmışıncı yılı:
Irak’ta Küfeliler gergin bir ortamda bulunan Hüseyin radıyallahu anh ile yazıştılar. Onu Küfe’ye davet ettiler. Küfe’ye gelmesini ve orada babasının bıraktığı yerden hilafeti sürdürmesini teklif ettiler. Beyat etmeye hazır olduklarını duyurdular.
Hüseyin radıyallahu anh teklifleri ciddiye aldı. Amcasının oğlunu durum tesbiti için Küfe’ye gönderdi. O da durumu organize etti. Yaklaşık otuz bin kişi beyat edip desteğe söz verdiler.
Bu arada Yezid, askeri tedbirler aldı. Küfelileri tehdit etti. Küfeliler korktu, dağıldı. Hüseyin radıyallahu anhın amcasının oğlu son gelişmeleri haber verme fırsatı bulamadan öldürüldü.
Hüseyin radıyallahu anh Küfe’ye gitmeye karar verdi. Ashab-ı kiram’dan Abdullah bin Abbas ve Abdullah bin Ömer gibi ileri gelenler, daha önce babasına da söz verdikleri halde Iraklılar’ın döndüklerini, onlara güvenip yola çıkmamasını tavsiye ettiler. Kararını bozmadı. Hiç olmazsa çoluk çocuğunu götürmemesini söylediler. Onu da kabul etmedi.
Hicretin altmış birinci yılı muharrem ayı:
Hüseyin radıyallahu anh aile efradını da yanına alarak yola çıktı. Küfe’ye gidecek, orada kendisine beyat edeceklerin desteği ile halifeliğini ilan edecekti. Küfeliler ise, o gelmeden dağılmışlardı. Fırat Nehri kenarında Kerbela denen yere geldi. Çadır kurdu. Fakat Yezid’in adamları güçlü bir ordu ile gelmişlerdi. Yezid’e beyat etmesini istediler. Beyat etmedi. Fakat serbest bırakmaları halinde geri dönebileceğini söyledi. Serbest de bırakmadılar.
Hüseyin radıyallahu anhın beraberinde beş yüz kişi bile yoktu.
10 Muharrem 61’de başı koparılarak şehid edildi.
Yezid olayı öğrenince üzüldüğünü söyledi; ama kimseyi de cezalandırmadı.
Bizim
Hissemiz

1-Hüseyin bin Ali radıyallahu anhüma olayı, 10 Muharrem günü Kerbela’da şehid edilmesinden ibaret değildir. Ebu Bekir radıyallahu anhın halife olmasından itibaren başlatılabilecek bir süreç onun şehadeti ile sonuçlanmıştır. Değerlendirme yaparken geleceğe bıraktığı izler kadar, nereden geldiğini de tahlil etmek zorundayız. Harita üzerinde izlenemeyecek kadar küçük bir çizginin yirmi yıl sonra nelere mal olacağı bilinemez. Asırlar sonra neler getireceği meçhuldür.
2-Bu vahim olayın müminler nezdindeki ağırlığını münakaşa bile etmeye gerek yoktur. Ancak, babası Ali radıyallahu anhın şehadeti, oğlu Hüseyin’in şehadetinden daha hafif görülebilecek türde değildir. İslam, iki cinayetle, üç tehditle kilitlenecek bir din değildir. Nitekim Ömer, Osman, Talha, Zübeyr, Ali ve Hüseyin gibi önemli isimlerin hunharca cinayetlere kurban gitmelerinin hemen hemen tamamına şahid olan sahabiler vardı. Abdullah bin Abbas, Abdullah bin Ömer bunlardandı. Gördükleri bu cinayetler onları ne dinlerinden soğuttu, ne de geleceği karamsar gördüler. Tam aksine, büyük bir imtihanın içinde olduklarını, fitneye bulaşmamanın daha evla olacağını, fitne zamanında ayakta kalabilmenin asıl maksat olduğunu bildiler. Olayların bir kadere doğru yürüdüğünü gözleri ile müşahede ettiler, kendilerine dersler çıkardılar. Bugün yaşayan müminler olarak, dün içinde bulunmaktan korunmuş olduğumuz olayların hakemliğine yeltenirsek, elimizin bulaşmadığına dilimizi ve imanımızı bulaştırmış oluruz. Olayın bütün tarafları Rablerinin huzuruna varmıştır. Peygamber aleyhisselamın biricik torununun katili olarak Rablerinin huzuruna çıkacak olanlar, kıyamete kadar hallerine esef edilecek bir sefalete sürüklenmişlerdir. Biz kendimizi hakem rolünde değil, ders alan öğrenci rolünde görmeliyiz.
3-Makam ve mal ihtirasının bir insanı -mümin bile olsa- nelere sevk edebileceğini anlayabilmemiz için güneş kadar açık ve net bir örnekle karşı karşıya bulunuyoruz. Peygamber aleyhisselamın torununa kıyanlar, namazlı ve Kur’anlı kimselerdiler. Peygamber aleyhisselamın, torunlarını ne kadar sevdiğini hatta onlar hakkındaki sözlerini, onların cennetlik olduklarını söylediğini çok iyi biliyorlardı. Siyasi hırs, eldekilerin kaybolma endişesi gözlerini kapladı, kimi doğradıklarına bile bakamadılar. Düşünme yetenekleri, basiretleri sıfırlandı. Siyaset veya başka bir imkânla, insanların üzerinde otorite kuran bir makamda bulunanlar, ateşten bir gömleği giydiklerini idrak etmelidirler.
4-Tarih boyunca defalarca izlenmiş bir gerçektir: Kar dağına göre yağıyor. Peygamber aleyhisselam efendimizden sonra yaşanan olaylar, o dönemi görmüş insanlar üzerinde değerlendirildiğinde daha vahim, acısı daha ağır olmaktadır. Belki de başka bir dönemde, başkaları yapsa bu kadar elim görülmezdi denebilir. Ancak şunu unutmamak gerekiyor: Bütün olup bitenler Allah’ın kaderi ile olmaktadır. Yaşananlar, yaşayanların fitneleridir. Onlar imanlarına ve bulundukları mevkilere uygun bir imtihana tabi tutuldular. Kazanırken ya da kaybederken imtihanın hacmine ve şekline uyumlu bir kazanmaları veya kaybetmeleri oldu. Ama asla kimsenin yaptığı zayi olmadı. Her nefes izlendi. Her söz yazıldı. Kimilerinin dünyalık mevkileri, ellerindeki nimetleri kıyamet gününde nedamete ve yürek acısına dönüşecek, kimileri de fani dünyada kaybettiklerinin, çektikleri acıların karşılığı olarak cenneti ve Allah’ın rızasını kazanmış olacaktır.
5-Bu olaylara ait bilgiler Kur'an ayetleri ve hadislerden alıntı değildir. Mütevatir derecesinde bilgiler de değildir. Olayların bize intikali klasik tarih bilgisi ile olmuştur. Olayları bize aktaranların, gördüklerinden etkilenip taraf tutan, müşahede ettiklerinde bazı detayları gözden kaçıran veya olayı yanlış anlayan birilerinin olması gayet tabiidir. Bir tarih kitabını, Kur'an okur gibi kati nas şeklinde okuyup anlamak yanlıştır. Allah’a havale edilmiş, üzerinden asırlar geçmiş bir olayı ve o olayın faillerini sadece ibret nazarı ile incelemek en uygun olanıdır. Mahzun olur esef ederiz. Hüznümüz gözyaşına da dönüşebilir. Bu bizim o olaydan etkilenmiş olduğumuza delalet edebilir. Fakat önemli olan olaylardan etkilenmek değil, benzerlerini yaşamamaya yetecek kadar ders almış olmaktır. Bugün o olaylardan asırlar sonra yaşayan Müslümanlar olarak yine aynı sahne ile karşılaşsak, Kerbelâ olmayacak yerlerde mi yaşıyoruz, sorusunun cevabına hazır olmak zorundayız.
6-İşte toplum psikolojisi! Binlerce insan, Peygamber aleyhisselamın torununa söz verip onu topraklarına davet ettiler. Onlardan böyle bir talepte bulunan da olmadı. Kendileri çağırdılar. Ama yaptıkları davetin pahalıya mal olabileceğini sezince, gelmemesi için ikinci bir uyarı bile yapmadan evlerine kapandılar. Canlarını kurtarmak için, en değerli canlardan birini yaktılar. Tarihi zifiri karanlığa boğdular. Üstelik de bu onların on yıl içinde ikinci terk edişi idi. Daha önce de müminlerin emiri Ali radıyallahu anhı ulu orta bırakmışlardı. Kalabalıkların ne desteği ne de kösteği süreklilik ve güvenlik açısından doyurucu değildir. Alkışlara ve kalkan ellere dayalı destekler uzun yollarda güvensizdir.
7-Bu olayın tepedeki faillerinden en alttaki figüranlarına kadar hemen hemen hepsi için geçerli bir hakikatten söz edebiliriz: Böyle bir son beklemiyorlardı. Hatta böylesini istemiyorlardı bile. En azından İslam toplumunda kaybedecekleri kimliklerini düşündüklerinde bile sonucun kısa ve uzun vadede menfaatlerine olmayacağını biliyorlardı. Ve neticede Emeviler’in kurduğu devlet yüz yıl dayanamadan çöktü. Ancak bir kere fitnenin ucu salındı mı, artık olaylara hâkim olan fitnenin kendisidir. Fitne yönlendirilemez; yönlendirir, sürükler.
8-Bu hadisenin oldukça pahalı ve bedeli ağır bir ders olduğu tartışılamayacak kadar kesindir. Ama kaderin hükümranlığını ve olup bitenlerde her şeye rağmen bir hikmete inanma düşüncemiz bizi şöyle bir sonuca sevk ediyor:
Evet, bedel ağır olmuştur. Fakat bu bedeli ödemesi istenen ümmet, kıyamete kadar yeryüzü gerçeğinde insanlığı Allah’a davet edip, O’nun dinini uygulayacak, Allah adına ikame edilecek devleti sevk ve idare edecek ümmettir. Geçirilen badirenin bu zaviyeden bakıldığında ders olma değeri oldukça yüksektir.

bir hoca efendinin ders notlarından

 

Satuk Buğra

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ara 2006
Mesajlar
1,121
Puanları
0
Yaş
48
Hazreti Rasulullah çeşitli vesilelerle Ehli Beytini ümmetine tanıtıyor, onların makamlarını idrak etmelerini salık veriyordu. Bu sebeple ümmetin İmam Hasan ve İmam Hüseynin gerçek anlamda müslümanların önderleri olduğunu bu hadsi ile belirtiyor, onların yanlış bir iş yapmadıklarını, bu sebepledir ki, cennetlik olduklarını, ileride meydana gelebilecek olaylarda ümmetin bu iki gence taraftar olmasını arzu ediyordu. Bu nadis bu ve daha geniş minval üzere beyan edilmişti.

Ümeyye oğlları ise boş durmuyor. Habire uydurma hadis uyduruyor, topluma yayıyorlardı. Bu uydurma hadislerden biriside bu hadise nazire olarak uydurulmuştu. falan ile filan kişi cennet ihtiyarlarının efendisidir. imiş. Halbuki Rasulullah bir hanım sahabiye yaptığı şakadan bahseden hadislede anlaşıldığı gibi cennette ihtiyarlık yoktu, o kimselerde ihtiyarların efendisi olsun.
 
Üst