Kissa Dan Hisse | Sayfa 7 | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Kissa Dan Hisse

ArZu

GülenAy
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
30,610
Puanları
0
Web sitesi
www.arzuzum.blogcu.com
Bedene Mızrak Saplansa…



Annesi Veysel Karânî Hazretlerine sordu:
-”Oğlum, bütün bir gece sabaha kadar nasıl ibadet halinde olabiliyorsun?”
O büyük Allah dostu cevap verdi:
-”Ey güzel annem! İbadetimi özene bezene yapıyorum.
Kalbim huşû ile öyle genişliyor ki yorulmak nedir bilmediğim gibi
yeryüzü ve her türlü bedenî hislerle alâkam kesiliyor. Bir de bakıyorum, sabah oluvermiş!..”
-”Nedir bu huşû hâli ey Üveys?”
-”Huşû odur ki bir bedene mızrak saplansa, canın ondan haberdâr olmamasıdır.”

alıntı...
 

türkü

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
18 Tem 2007
Mesajlar
4,973
Puanları
113
bunun üzerine kimse daha namazdan aldıgı lezzeti tarif ederken "huşu" tanımını kullanamaz. o kadar yukarıya çekti ki muhtevayı :p
annesi sormuş olsa bile bu şekliyle dememiştir sanki. ihlası bozar bu ya hu..kıssada hep uçurum vaadi hissemize de baloncuk düşer zaten genelde :)
 

era

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
4 Ocak 2011
Mesajlar
487
Puanları
0
Türkü, muhtevayı yukarıya mı çekti yoksa biz mi aşağısına alıştık?
 

türkü

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
18 Tem 2007
Mesajlar
4,973
Puanları
113
biz hiç yukarıya çıkmamıştık belki de era :) vallahi biri bunu sorsun diye bekliyordum bende :gl
 

era

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
4 Ocak 2011
Mesajlar
487
Puanları
0
Şanslısın bu site ferasetimi açıyor:p
 

türkü

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
18 Tem 2007
Mesajlar
4,973
Puanları
113
ışık tutmak iyidir herzaman :)
 

ArZu

GülenAy
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
30,610
Puanları
0
Web sitesi
www.arzuzum.blogcu.com
İki Rüya Arasındaki Fark ...



Zamanın birinde 2 kardeş varmış. Büyük olanı koskocaman bir çiftliğin sahibi ve köyün ağasıymış. O kadar zenginmiş ki zenginliği başka memleketlerde dahi dillerde dolaşırmış. Kardeş ise ağabeyinin çiftliğinde karın tokluğuna kar kış, sıcak soğuk demeden çalışırmış. Ortalığın sıcaktan cayır cayır yandığı bir yaz günü küçük kardeş yorgunluktan bitap düşmüş ve bir ağacın gölgesinde uyuyakalmış. Çok geçmemiş ki ağabeyi kardeşini, ayağındaki koca potinleriyle sert bir biçimde dürterek

“Kalk iş zamanı uyunur mu? Çalışmayana bedava ekmek yok.”

diyerek uyandırmış. Kardeşi ise ne olduğunu anlamadan şaşkın gözlerle önünde duran abisinin o heybetli cüssesiyle karşılaşmış ve,
“Ağabey neden uyandırdın beni? Çok güzel bir rüya görüyordum. Rüyamda büyük bir çiftliğim, yüzlerce atlarım, sayısız hayvanlarım, ucu bucağı gözükmeyen tarlalarım, benim için çalışan yüzlerce işçim, aletlerim ve daha sayamayacağım bir sürü mala sahiptim. O kadar güzel bir rüyaydı ki, keşke uyandırmasaydın da biraz daha tadını çıkartsaydım.”

demiş. Ağabeyi ise alaylı bir ifadeyle, “Sen” demiş,

“Bu saydıklarını ancak rüyanda görürsün. Oysa bak ben bütün bu saydıklarına sahibim, bunların içinde yüzüyorum…”
diye cevap vermiş.Kardeşi ise bilgece bir ifadeyle ağabeyine bakmış ve söylediği sözlere pişman edercesine şu sözler dökülmüş kurumuş dudaklarından:

“Ağabey, biliyor musun aslında ikimiz de rüya görüyoruz?
Tek fark, benim rüyam gözlerimi açınca bitiyor, senin rüyan ise gözlerini kapatınca bitecek!..”
 

ArZu

GülenAy
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
30,610
Puanları
0
Web sitesi
www.arzuzum.blogcu.com
Kelebek Gibi Bir Ömür..




.

Kelebek gibi bir ömür hayal edelim; özgürlüğe kanat çırpalım. Rengârenk yaşamın renklerini sırtımızda taşıyalım. Yaratılış desenimiz kimseninkiyle aynı olmasın. Umudun simgesi, naifliğin dokunuşu olalım. Cesaret gökyüzünün en ıssız yerlerini dolaşalım…

Kimi zaman hareketlerimizin estetiği diğer gönülleri büyülesin. Çevredeki dostlarımızdan renk ve desenimizle ayrılalım. …Kaybolalım arada yaratılmışlıkların koylarında… Kanat çırptıkça geçen saniyelerimizin hükmünü unutalım, pişmanlıkların kor olup kanat çırpışından da sıcak olacağı bir vaktin en koyu tonlarında…

Hayal ya, umuda doğru uçuşumuz, düşüncesiz güzelliğimizi semaya kabullendirişimiz, varlığımızın kısalığını hatırdan çıkarışımız. Belki de kaç çiçek ezilmiştir ayaklarımızın altında, kim bilir kaç sayılı çiğ tanesi değmiştir göz pınarlarımıza…

Kim bilir kaç saniye daha sığdıracağız, hayallerle süslenmiş yalan dünyanın yamaçlarına, kim bilir dokunmaya kıyamadığımız çiçekler hatırlayacak mı bizi, narin papatyalar ve mor menekşeler… Belki de unutuluverileceğiz kırk sekiz saat dolmadan…

Oysa ne kadar da aldanmıştık özenle yaratılışımıza, özgürlüğe kanat çırpışımıza, kaybetmeyeceğimizi sandığımız baharların oluşuna…

Şimdi düşün bakalım, hayalin ne kadar gerçek, zamanın kaldı mı ve kelebek gibi özgür müsün sence… O, idaresizliğin özgürlüğünde kısacık da olsa kanat çırpıp gitti sessizce…

Peki, sen ey insanoğlu, kelebek gibi bir ömrün olsa, son şansın olan kırk sekiz saatte neler sığdırırdın bir düşün bakalım sence… Bir düşün bakalım tereddüde kapılmayacağını iddia eden bir yürekle… Son kırk sekiz saatin kalsaydı neler yapardın…

Belki de kozasından şimdi çıkan bir kelebek kadar bile ömrün kalmamıştır…

Yine de zamanın kıymetini bil yüreğim, kelebeğin hesabı kolaydır, senin hesabın ağırlığından da ağır olacaktır belki de…

.


İlknur Doğanay
 

ArZu

GülenAy
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
30,610
Puanları
0
Web sitesi
www.arzuzum.blogcu.com
Rica..



Devesiyle çölde yol almakta olan bir bedevî, bir tepeyi geçtiğinde, güçlükle yürüyen, sıcaktan dudakları kurumuş bir adama rastladı.
Issız çölde susuzluktan perişan olmuş adam, bedevîyi görünce, su istedi.
Bedevî devesinden indi, adama su verdi.
Suyu kana kana içen adam, birden bedevîyi iterek yere yuvarladı ve hemen deveye atladığı gibi kaçmaya başladı.
Bedevî arkasından bağırdı:
“Tamam, deveyi al, git! Ama senden bir ricam var. Sakın bu olayı kimseye anlatma!”
Bedevînin bu isteğini tuhaf bulan hırsız, biraz duraklayıp:
“Neden” diye sordu..
“Eğer anlatırsan,” dedi bedevî, “bu olay her yere yayılır ve insanlar çölde muhtaç birini gördüklerinde asla yardım etmezler.”
 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,969
Puanları
83
Rica..



Devesiyle çölde yol almakta olan bir bedevî, bir tepeyi geçtiğinde, güçlükle yürüyen, sıcaktan dudakları kurumuş bir adama rastladı.
Issız çölde susuzluktan perişan olmuş adam, bedevîyi görünce, su istedi.
Bedevî devesinden indi, adama su verdi.
Suyu kana kana içen adam, birden bedevîyi iterek yere yuvarladı ve hemen deveye atladığı gibi kaçmaya başladı.
Bedevî arkasından bağırdı:
“Tamam, deveyi al, git! Ama senden bir ricam var. Sakın bu olayı kimseye anlatma!”
Bedevînin bu isteğini tuhaf bulan hırsız, biraz duraklayıp:
“Neden” diye sordu..

“Eğer anlatırsan,” dedi bedevî, “bu olay her yere yayılır ve insanlar çölde muhtaç birini gördüklerinde asla yardım etmezler.”

Arzu Hanım,
Tecrübe ve çok ince-hassas ruhunuzun bir nişanesi olan bu kıssa için size tebrikelrimi gönderiyorum. Çok müstefid oldum.

:good:
 

ibrahimi

Has Uşak
İhvan Üyesi
Katılım
19 Haz 2006
Mesajlar
23,463
Puanları
0
Yaş
35
Hz.Mevlana'ya birgün arkadaşı sitemkar bir şekilde gelir ve;
''Ben seninle bütün sırrımı paylaştığım halde,
sen neden benimle hiçbir sırrını paylaşmıyorsun? ''
deyince Hz.Mevlana şöyle cevap verir ;
''Sen daha kendi sırrını tutamıyorsun,benimkini nasıl tutacaksın?'
 

UBEYDUN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ara 2006
Mesajlar
2,548
Puanları
83
Arzu Hanım,
Tecrübe ve çok ince-hassas ruhunuzun bir nişanesi olan bu kıssa için size tebrikelrimi gönderiyorum. Çok müstefid oldum.

:good:
abi fakiriyi ne yaptın sen kimsin ya :)
 

ArZu

GülenAy
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
30,610
Puanları
0
Web sitesi
www.arzuzum.blogcu.com

Öpücük Kutusu




Bir süre önce, bir arkadaşım, 3 yaşındaki kızını, bir rulo altın renkli kaplama kağıdını ziyan ettiği için cezalandırmıştı. Durumları iyi değildi ve kızının kağıtları, ağacın altına koyacağı bir kutuyu süslemeye harcaması onu çok sinirlendirmişti. Buna rağmen, küçük kız, ertesi sabah hediyeyi babasına getirdi ve;
“Bu senin için babacığım” dedi.
Arkadaşım, gösterdiği tepki icin kendini suçlu hissetti, ama kutunun boş olduğunu görünce için için sinirlenmekten de kendini alamadı. Kızına bağırdı: ” Birine bir hediye verdiğin zaman içinin dolu olması gerektiğini bilmiyor musun? ” Küçük kız babasına yaşlı gözlerle baktı ve söyle dedi:
“Ama babacığım, kutu boş değil ki. Ben kutunun içine öpücüklerimi üflemistim. Hepsi senin için babacığım.”
Babanın içi paramparça olmuştu. Kızını kucakladı ve onu affetmesi için yalvardı. Arkadaşım bu altın renkli kutuyu yatağının baş ucunda yıllarca sakladığını anlattı bana. Ne zaman cesaretini kaybetse, kutunun içinden hayali bir öpücük çıkarıyor ve onu oraya koyan çocuğunun sevgisini hatırlıyordu. Gerçek anlamda bakmak gerekirse, herbirimiz arkadaşlarımız ve ailelerimiz tarafından bize sunulan karşılıksız sevgi ve öpücüklerle dolu altın renkli kutulara sahibiz. Dünyada sahip olabileceğimiz daha değerli bir şey olamaz..

alıntı...
 

ArZu

GülenAy
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
30,610
Puanları
0
Web sitesi
www.arzuzum.blogcu.com
Onun Için Ağlıyorum..




Abdülkadir Geylani Hazretlerine birisi bir köle hediye ediyor, diyor ki: “Bu köleyi alın, zatınıza hizmetçi olsun.” Abdülkadir Geylani Hazretleri köleyi alıyor, evine getiriyor:
”Evladım, bak,” diyor ” Şu odalar yatma yeridir, şu elbiseler de giyilebilir. Yemek istiyorsan işte şu yemekler var.”
Ondan sonra soruyor: “Şimdi gördün bunları, nerede yatmak istersin?”

Kölenin cevabı: “Nereyi münasip görürseniz.”
-”Peki hangi elbiseyi giymek istersin?”
-”Hangisini uygun görürseniz.”
-”Hangi yemeği seversin?”
-”Hangisini verirseniz…”

Köle böyle cevaplar verince, Abdülkadir Geylani Hazretleri gözyaşı dökmeye başlıyor. Köle bu sefer tereddüt ediyor, üzülüyor, acaba hatalı bir cevap mı verdim diye. Geylani Hazretlerinin gözyaşları sürekli akınca köle yaklaşıyor: “Efendi Hazretleri, kusur ettiysem, özür dilerim, hata mı ettim acaba?”

“Yok evladım yok, hata etmedin, tam isabet ettin” diyor.
“Niye ağlıyorsunuz öyleyse?” deyince:
“Söylediklerini dinledim de ondan.”
“Ben yanlış bir şey mi söyledim?”

“Yok, doğru söyledin. Keşke senin bana bu yaptığın itaat gibi, ben de Rabbime böyle bir itaatte, kullukta bulunsam da ömrümde bir defa olsun, Ya Rabbi, Senden hiçbir şey istemiyorum.. Nereyi uygun bulursan o evde yatarım, hangi elbiseyi münasip görürsen onu giyerim, hangi rızkı verirsen onu yerim. Başka bir talebim yok Senden, diyebilseydim. Onun için ağlıyorum” diyor… !


alıntı...
 

ArZu

GülenAy
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
30,610
Puanları
0
Web sitesi
www.arzuzum.blogcu.com
Doğruluk..



Yunus Emre, Tapduk Emre’nin dergâhına yıllarca dağdan kalem gibi odunlar taşıdı. Tapduk Emre sormadan edemedi: -“Ormanda eğri odun tükendi mi? Yunus:
—Tükenmedi şeyhim, dedi:

Tapduk Emre:

—Ama sen hep düzgün odun getiriyorsun. Nasıl oluyor bu? diye sordu.

Yunus:

—Seçiyorum şeyhim! Bu dergâha odunun eğrisi bile yakışmaz.” dedi.


alıntı...
 

ArZu

GülenAy
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
30,610
Puanları
0
Web sitesi
www.arzuzum.blogcu.com
Karagöz’de Görülen..



Halvetî sûfîlerinden Kayserili Mehmet Tevfik mürîdlerinden birine bir gün emreder;

“Git de filân yerde Karagöz oynatılıyormuş, seyret ve gel bana anlat.”

Mürîd gider, seyreder ve gelir.

Tevfik efendi: “Ne gördün anlat hele der”

Mürîd gördüklerini anlatmaya başlar. Büyük insan dinler, dinler ve nihayet şöyle der;

“Orada görülecek şey şudur: Bütün o hareketleri bir tek el idare etmektedir.

Tıpkı kâinâttaki binlerce oluş, geliş ve gidişi bir tel Elin idare ettiği gibi”

!


alıntı...
 

ArZu

GülenAy
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
30,610
Puanları
0
Web sitesi
www.arzuzum.blogcu.com
Evine Hoş Geldin!…



Kanserden muzdarip olan bir gencin, gördüğü ışın tedavisi, kemoterapi sebebiyle saçları dökülmüş,

bu halinden utanmış, çekinmiş, arkadaşlarının arasına nasıl çıkacağını düşünüyormuş.

Tam evine gelince, evinin önünde onları görmüş.

Yaklaşık 50 arkadaşı onu karşılayıp: “Evine hoş geldin!” demişler ama onu asıl şaşırtan başka bir şeymiş:

50 arkadaşı da kafalarını sıfıra vurmuşlar, aynen onun gibi!

.

“Mü’minler, birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücut gibidirler.

Vücudun herhangi bir azası rahatsız olursa diğer azaları da bu yüzden ateşlenir ve uykusuz kalır.”

.


Buharî

alıntı...


 

ArZu

GülenAy
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
30,610
Puanları
0
Web sitesi
www.arzuzum.blogcu.com
Çocuğuna Hiç Beddua Ettin Mi?”



Adamın biri Abdullah b. Mübarek’e (r.a) gelerek çocuğundan şikayet etti.

Abdullah b. Mübarek:

“Çocuğuna hiç beddua ettin mi?” diye sordu.

Adam: “Evet, ettim.” deyince,

Abdullah b. Mübarek (r.a):

“Çocuğunun ahlakını sen bozmuşsun.” dedi.


alıntı...
 
Üst