Kuran ayetleri hakkında kısa kısa bilgiler...

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
Hz. Ömer ra. Bakara suresini, ihtiva ettiği fıkhı ve diğer hükümleriyle on iki yılda oğlu Abdullah da sekiz yılda öğrenmiştir.

ŞAhsi yorumum: Buradan anlıyorum ki bu din öyle 3-5 kitap ile, takvim arkası bilgileri okumak ile öğrenilmiyor. Dini bildiğini zanneden, kendini alim hatta muctehid zannedenlerin ne denli ahmak olduğunu bir daha ortaya koymakta fayda var.
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
İbnu'l-Arabi der ki: Hocalarımdan birisini şöyle derken dinledim: Bu sûrede (Bakara) bin tane emir, bin tane nehiy, bin tane hüküm, bin tane haber vardır.


Yorumum: Aklıma De ki: “Rabbimin kelimelerini yazmak için denizler mürekkep olsa, bir o kadarını daha ilâve etsek, Rabbimin kelimeleri tükenmeden denizler tükenirdi.” ayeti geldi...
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
Rasûlullah (s.a) belli sayıda askerî birliği belli bir tarafa göndermiş, onların başına en genç olanını Bakara sûresini ezberlediğinden dolayı komutan tayin etmiş ve ona: "Git, sen onların emirisin" demiştir. Bu hadisi Tirmizî, Ebu Hureyre'den rivayet etmiş olup sahih olduğunu belirtmiştir.


Peygamberimizin sav. savaşa gönderdiği birliğin başına komutan seçerken ölçüsüne bakın, askerlerin içinde Kuranı en fazla bilen en genç bile olsa komutan yapılıyor.
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
Şiir yazanlar ve okuyanlar için:



İbn Abdi'l-Berr'in "el-lstiab" adlı eserinde şöyle denilmektedir:

Lebid b. Rabia b. Amir b. Malik b. Cafer b. Kilab b. Rabia b. Âmir b. Sa'saa cahiliyye dönemi şairlerinden birisi idi.

İslam'ı da idrak etmiş güzel bir şekilde İslâm'a bağlanmış, müslüman olduktan sonra şiir söylemeye son vermişti.

Halifeliği döneminde Hz. Ömer ona şiiri hakkında soru sormuş. Şiir okumasını istemişti.

O da Bakara sûresini okumuştu. Hz. Ömer ona: Ben sana kendi şiirinden okumanı istemiştim.


Lebid de: Yüce Allah bana Bakara ve Al-i İmran sûrelerini öğrenmeyi nasip ettikten sonra bir beyit olsun şiir söylemedim. Onun bu sözleri Hz. Ömer'in hoşuna gittiğinden dolayı ikibin olan maaşına beşyüz daha ilave etmişti.
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
Makatta Harfler ve Müteşabih:

Tefsir alimleri sûrelerin başlarındaki bu harfler hakkında farklı görüşlere sahiptir.

Âmir eş-Şâbi, Süfyan es-Sevri ve bir grup muhaddis şöyle demiştir:

Bunlar Allah'ın Kur'ân-ı Kerim'de sakladığı bir sırdır. Yüce Allah'ın, her bir kitabında böyle bir sırrı vardır. Bunlar, yüce Allah'ın bilgisini yalnızca kendisine sakladığı müteşabih buyruklar arasında yer alırlar. Bunlar hakkında birşey söylemek gerekmez. Biz bunlara iman eder ve Allah'tan geldikleri gibi okuruz.


Yüce Allah bu Kur'ân-ı Kerim'i indirdi ve ondan istediği şeylerin bilgisini yalnızca kendisine sakladı. Sizi de dilediğine muttali kıldı, dilediğinin sırrını bildirdi. Kendisi için sakladığı bilgilere herhangi bir şekilde nail olamazsınız. O bakımdan onlara dair soru sormayınız. Sizi muttali kıldığı şeylere gelince, işte hakkında soru soracağınız ve kendisine dair size haber verilecek olan bilgi budur. Bununla birlikte siz Kur'ân'ın tümünü öğrenemezsiniz ve bütün öğrendiklerinizle de amel edemezsiniz.


Ebu Bekr der ki: İşte bu, Kur'ân-ı Kerim'de yer alan birtakım harflerin anlamlarını yüce Allah'tan bir deneme ve bir imtihan olmak üzere bütün alemden gizli tutulduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bunlara iman eden bir kimseye ecir verilir, mutlu olur. Bunları inkar eden ve şüphe ile karşılayan da günah kazanır ve haktan uzaklaşır.


Bize Kadı Ebu Yusuf b. Yakub anlattı. Bize Muhammed b. Ebu Bekr anlattı, bize Abdurahmân b. Mehdi Süfyan'dan rivayetle anlattı. Süfyan, el-A'meş'ten, o Umare'den o Hureys b. Zuhayr'dan o da Abdullah (b. Mes'ûd)'dan rivayetle dedi ki:

Hiçbir mümin ğayba imandan daha faziletli bir imana sahip olmaz. Bundan sonra da: "Onlar ğayba inanırlar" (el-Bakara, 2/3) buyruğunu okudu.
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
İbn Abbas'tan ve yine Hz. Ali'den şöyle dedikleri rivayet edilmektedir: Kur'ân-ı Kerim'de yer alan Mukatta Harfler Allah'ın ism-i a'zamıdır. Şu kadar var ki bizler bu harflerden bu ismin ne şekilde olduğunu çıkartamayız.


Kutrub, el-Ferra ve başkaları der ki: Bunlar hece harflerine işarettir. Allah bunlarla bu Kur'ân-ı Kerim'in benzerini meydana getirmek için meydan okuduğunda Kur'ân-ı Kerim'in bu harflerden meydana geldiğini bildirmektedir ki onların konuşmalarının temelini bu harfler oluşturmaktadır. Böylelikle onların Kur'ân-ı Kerim'in benzerini meydana getirmekten yana acze düşmeleri ile onlara karşı getirilen delil daha bir beliğ (açık) olur ve kesinlik kazanır. Çünkü Kur'ân-ı Kerim onların dilleri olan Arapçanın dışında değildir.


Kutrub der ki: Onlar Kur'ân-ı Kerim'i işittiklerinde kaçıp gidiyorlardı fakat "Elif, Lam, Mim" ve "Elif, Lam, Mim, Sad" buyruklarını işitince böyle bir sözü (önce) tepki ile karşıladılar. Ancak Hz. Peygamber'e kulak vermeye başladıklarında onu işitme duyularına ve kulaklarına sağlamca yerleştirmek kastı ile onlara telif edici (ısındırıcı) Kur'ân-ı Kerim'i okudu ve onlara karşı delilini ortaya koydu.



Başka bir grup da şöyle demektedir: Müşrikler, Mekke'de iken Kur'ân-ı Kerim'i dinlemekten yüzçevirip: "Bu Kur'ân'ı dinlemeyin ve o okunurken anlamsız sözler söyleyin" (Fussilet, 41/26) demeleri üzerine onlar tarafından garib karşılansın ve kulak kabartsınlar, ondan sonra da Kur'ân'ı dinlesinler, böylelikle de onlara karşı kesin bir şekilde delil ortaya konulsun diye bu harfler nazil olmuştur.
 

ALI25

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Nis 2015
Mesajlar
7,509
Puanları
48
Eline saglik güzel bir paylasim yapmissin bu konu icin sen sag ol Lafons7275 kardesim.
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
Hidayetin Türleri:

Hûda iki türlüdür: Birisi delalet (yol göstericilik) şeklindeki hidâyettir. Bu peygamberlerin ve onlara tabi olanların yapabilecekleri bir şekildir.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Her bir kavim için de hidâyete ileten bir (yol gösterici) kişi vardır." (er-Rad, 13/7)


Yüce Allah, bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: "Ve muhakkak ki sen dosdoğru yola hidâyet edersin." (eş-Şura, 42/52)

Burada yüce Allah, peygamberlere hidâyete iletme imkanını verdiğinden söz etmektedir. Burada sözü geçen "huda"nın anlamı ise göstermek, davet etmek, dikkat çekip uyarmaktır. D


iğer bir hidâyet şekli ise; te'yid ve başarı (desteklemek ve tevfik) anlamına gelen ve yalnız yüce Allah'a has olan hidâyettir.

Yüce Allah, Peygamberine hitaben şöyle buyurmaktadır: "Muhakkak ki sen sevdiğin kimseyi hidâyete erdiremezsin." (el-Kasas, 28/56)

Buna göre hidâyet kalpte imanı yaratmak anlamına gelir. Yüce Allah'ın şu buyrukları da böyledir: "İşte bunlar Rablerinden bir hidâyet üzerindedirler." (el-Bakara, 2/5); "Ve o dilediğine hidâyet verir." (Yunus, 10/25)
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
İbn Mes'ud birgün yeğenine şöyle dedi:

Kardeşimin oğlu, insanların ne kadar çok olduğunu görüyorsun değil mi?


Yeğeni: Evet deyin*ce şöyle dedi: Tevbe eden yahut takva sahibi kimse dışında onlarda hayır yok*tur.


Kardeşimin oğlu insanların ne kadar çok olduğunu görüyorsun değil mi? Ben yine: Evet görüyorum, dedim. Şöyle dedi: Alim veya ilim öğrenen dışında onlarda hayır yoktur.





Yukardaki kıssadan ne gibi hisse kapabiliriz?

Hepimizin malumu ahir zamanda yaşıyoruz. Bu zamanda takvalı bir hayat yaşayanlara ne mutlu. Fakat bu gerçekten şu devirde çok zor.

Peki biz ne yapacağız?

İbni Mesud'un şu sözünü uygulayacağız:

Tevbe eden yahut takva sahibi kimse dışında onlarda hayır yok*tur.


Madem takvadan sınıfta kalıyoruz (kendi adıma ben kalıyorum) bari tövbeyi adam gibi yapmaya gayret edelim.

Peki yeterli mi? Başka ne lazım?

İbni Mesud devamında:

Alim veya ilim öğrenen dışında onlarda hayır yoktur.


Demek ki ilim öğrenmeye ömür boyu devam edeceğiz.

Toparlarsak, ahir zamanda kurtuluşun anahtarı tövbe ve talebelik yapmak...
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
Altın gibi nasihat size:


Haccac b. Haccac el-Ahvel rivayetle dedi ki: Katade'yi şöyle derken dinledim:

Ey ademoğlu, eğer sen hayrı ancak isteyerek severek yapmak istiyor isen şunu bil ki senin nefsin usanmaya, yorulmaya ve tahammülsüzlüğe meğillidir.


Fakat asıl mü'min zor gelse dahi katlanandır.

Asıl mü'min, buna karşı kendisini güçlendirendir.

Asıl mü'min işi sıkı tutandır.

Şüphesiz ki mü'minler gece ve gündüz telbiye getirerek (Lebbeyk diyerek ve dua ederek) Allah'a yönelenlerdir.

Allah'a yemin ederim mü'min gizli ve açık Rabbimiz, Rabbimiz deyip durur ve nihayet Allah da gizli açık dualarını kabul buyurur.
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
Mü'min ve Kâfir'in Türleri:

Bizim (Mâliki mezhebine mensup) ilim adamlarımız (Allah'ın rahmeti üzerlerine olsun) şöyle demişlerdir:


Mü'min iki türlüdür: Birisi Allah'ın sevdiği ve dost edindiği mümin, diğeri ise Allah'ın sevmediği ve dost edinmediği, aksine buğzedip düşmanlık ettiği mü'min.

İman ile vefat edeceğini bildiği her mü'mini Allah sever, onu dost edinmiştir, ondan razıdır.

Allah küfür üzere öleceğini bildiği herkese de buğdezer, ona gazap eder, ona düşmandır. Ancak bu onun imanı sebebiyle değildir. Aksine, vefatı esnasındaki küfür ve dalaleti dolayısıyladır.



Kâfir de iki türlüdür. Birisi kaçınılmaz olarak ceza görecek, diğeri ceza görmeyecek kâfirdir.

Ceza görecek olan kâfir, küfür üzere ölen kişidir. Allah böyle bir kimseye gazap eder ve ona düşmandır. Cezalandırılmayacak kişi ise iman üzere ölen kişidir. Yüce Allah böyle birisine azap etmez, buğzetmez, aksine onu sever, onu dost edinir. Hali hazırdaki küfrü sebebiyle değil, iman üzere vefat edeceğinden dolayı böyledir.


Mutlak Olarak Sevap Ya da Ceza Göreceğini Söylemek:


Buna göre mutlak olarak: "Mü'min, sevap kazanmayı hakeder, kâfir de cezayı hakeder" demek caiz değildir. Aksine bunun iman ile kayıtlı olarak söylenmesi gerekir. İşte bundan dolayı şöyle deriz: Putlara taptığı esnada, yüce Allah Hz. Ömer'den razı idi. Onun sevap kazanmasını murad ediyor, cennete gitmesini istiyordu. Puta taptığından dolayı değil, fakat mü'min olarak vefat edeceğinden dolayı böyle idi. Diğer taraftan, ibadet ettiği esnada bile İblis'e gazap etmiş idi. İbadet ettiği esnadaki halinden dolayı değil, sonunda küfür üzere öleceğinden dolayı.
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
mü'min olduğumu nasıl bilebilirim?


-İbn Ebi Kays der ki:

herkes bir iyilik yapar, bunun iyilik olduğunu bilir ve buna karşılık Allah'ın kendisine hayır ile karşılık vereceğini bilirse veya bir kötülük işler, bunun kötülük olduğunu bilir, Allah'ın buna karşılık ona kötü bir ceza vereceğini yahut o kötülüğü ona bağışlayacağını bilirse o kişi muhakkak mü'mindir.



 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
Hz.Peygamber'in şöyle buyurduğuna daha önce dikkat çekilmişti: "Allah'ı aldatma*ya çalışma. Çünkü her kim Allah'ı aldatmaya kalkışırsa Allah onu aldatır ve o kişi eğer farkında ise aslında kendisini aldatır." Bunu duyanlar: Ey Allah'ın peygamberi, Allah nasıl aldatılmaya çalışılabilir ki? deyince, Hz. Peygamber şöyle buyurur: "Sen Allah'ın sana emrettiği şeyi yaparsın, fakat bu işi yaparken O'ndan başkasını amaç olarak gözetirsin."
 

Yahayy

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Ocak 2014
Mesajlar
4,603
Puanları
63
Lafons Başlığı Kur'an ayetlerinden kısa kısa yazmışsın ama içerikte ayetten gayrı ne varsa eklemişsin, tamam bunlar da konuşulur da, bari kendi başlığına uygun hareket etseydin 10 mesajında iki ayet var yok.
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
Lafons Başlığı Kur'an ayetlerinden kısa kısa yazmışsın ama içerikte ayetten gayrı ne varsa eklemişsin, tamam bunlar da konuşulur da, bari kendi başlığına uygun hareket etseydin 10 mesajında iki ayet var yok.
Başlığı değiştirsek mi acaba?

:thinking:
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
Soru;

Dînî konularda bana soru sorulduğu zaman, okumuş olduğum dînî kitaplardan veya dînî dinlemiş
olduğum kasetlerden veyahut da seyretmiş olduğum programlardan bildiklerimle cevap verebilir miyim?
Yoksa soru soran kimseye 'Bilmiyorum' mu demeliyim?

Cevap;

Hamd, yalnızca Allah'adır.
Bir kimse, size bir meselede soru sorduğu zaman, siz de o meselenin hükmünü, okuduğunuz kitabın yazarı güvenilir kimse ise veya dinlediğiniz
kasetteki konuşan güvenilir kimse ise veyahut da programdaki konuşmacı güvenilir kimse ise, bu takdirde size sorulan meselenin dînî hükmünü ona
söylemeniz gerekir. Çünkü siz, o dînî hükmü yukarıda işâret ettiğimiz yollarla öğrendikten sonra size sorulduğu zaman meselenin dînî
hükmünü söylemeniz gerekir. Eğer söylemezseniz, ilmi gizleyen kimselerden olursunuz. Fakat
meselenin cevabını verirken, sorumluluktan kurtulmanız için:

"Falanca âlim, falanca programda şöyle
söyledi, filanca konuşmacı filanca kasette şöyle söyledi, falanca yazar falanca kitapta şöyle dedi", demeniz daha güzel olur.


Muhammed b. Salih el-Useymîn -Allah ona rahmet etsin-.
Kur'an-ı Kerim Radyosu "Nurun Ale'd-Derb" fetvâları.
 
Üst