Mehdi As. Hakkında Nur Talebelerine Ciddi Bir Uyarıdır, İmam Rabbani Hz.lerinden

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
51
Mehdi As. Hakkında Nur Talebelerine Ciddi Bir Uyarıdır, İmam Rabbani Hz.lerinden

Bir Nurcu' Alıntı:
Nasıl bir Mehdi Bekliyorsunuz?


Mehdi'nin elinde kılıcı olacak,


beyaz atı olacak..


bir anda islami hakim yapacak manasında mı bekliyorsunuz..


o zaman alnında haza kafir yazan birini de bekleyin..


çıkarsa o zaman süfyan çıktı mı diyeceksiniz.


ya deccalin boyu ne kadar olacak.. minare kadar mı..


ya hadi anlatın, ANLAŞALIM BU KONUDA..
Hadis-i Şerifler, Mehdi As'ın bütün hususiyetlerini açık açık ve ayrıntıyla saymıştır. Nasıl bir Mehdi bekliyorsunuz sorusu abes bir sorudur. Mehdi As'ın teşrifine inanmak Ehli Sünnetçe vaciptir. Onu hayal etmek, kendi kafasından bir Mehdi portresi çizmek diye bir şey yok zira dediğimiz gibi bütün hususiyetleri zaten sayılmıştır. Sayan kimdir? Muhbir-i Sadık Efendimiz Hazretleri... Allahümme Salli Ala Seyyidina ve Nebiyyina Muhammed...

Ne olacağını biliyoruz, bunları ifade ettikten sonra kimi Nurcular tarafından, arkamızdan ahir zaman eşhasının imtihan ve teklif sırrı icabı herkes tarafından anlaşılamayacağı; Hadislerin müteşebbihat olduğu, tevil gerektiği şeklinde peşi peşine izahlar getirilecek.

Şimdiden hoşa gitmeyecek bir haberim var:

İmam Rabbani Hz., kendi zamanında vefat etmiş bir şahsa Mehdi diye inananlar hakkında da yazmıştır. O şahıs vefat etti geçti. Mehdi As. hakkında bildirilmiş 200 civarındaki açık haberlere, Hadis-i Şeriflere bu adam uyuyor mu? Hayır. demiştir. Dikkat ediniz: İmam Rabbani Hz.leri bu haberlerin bir kısmını verirken asla tevil yoluna gitmemiş, müteşebbihat filan dememiştir. Mesela demiştir ki Hadis-i Şerifte "Başı üstünden bir Melek bu Mehdi'dir" diye seslenecek. O vefat eden şahsın üzerinden böyle bir Melek seslenmiş midir? Hayır. Öyleyse Mehdi değildir, demiştir. Bakınız tevil yok. Açık haberi olduğu gibi anlatıp şahsın habere uyup uymadığını sınamak var.

İlgili satırları aktarıyorum:

380. Mektup'tan:

Muhbir-i Sıddık Resulullah Efendimizin haber verdiği kıyamet alametlerin hepsi haktır. Onlarda yalan ihtimali yoktur. Onlar arasında şunlar vardır:

Alışılmışın aksine, güneşin mağripten doğması, Mehdi’nin zuhuru, Ruhullah İsa’nın nüzulü. Resulullah Efendimize ve ona salat-ı selam. Deccalin çıkması, Ye’cuc ve Me’cuc’un zuhuru, Dabbe-i arzın çıkması, Semadan bir dumanın zuhuru ile, insanları kaplayıp onlara elim bir azab ile azab etmesi. O kadar zorlanacaklardır ki artık insanlar şöyle diyecekler:

Rabbimiz, bizden azabı aç; biz mü’minleriz.” “44/12”

Kıyamet alametlerinin sonuncusu odur ki Aden tarafından bir ateş çıkacaktır.

Cehaletten dolayı, Hindistan ehlinden bir şahıs, kendisi için: Mehdi, iddiasında bulundu diye, onu vaad edilen mehdi sandılar.

Onların zannına göre, Mehdi vefat etti; geçti gitti. Onun kabrinin dahi Kurre’de olduğunu iddia ederler. Halbuki, bu babda gelen sahih Hadis-i Şerifler meşhurdur. Hatta, tavatür-ü manevi derecesinde olup taifenin sözlerini tekzib etmektedir (yalanlamaktadır).

Resulullah Efendimiz, Mehdi’nin alametlerini beyan etmiştir. Bu alametler, o şahısta olmadığı halde, onu Mehdi sanmaktadırlar. Bir Hadis-i Şerifte şöyle gelmiştir:

Mehdi çıkacaktır. Başının üstünde de bir parça bulut olacaktır. Orada da bir melek bulunacak ve şöyle nida edecektir:

- Bu şahıs, Mehdi’dir kendisine tabi olunuz.


Resulullah Efendimiz şöyle buyurdu:

Tüm olarak, yeryüzünün meliki dört tanedir. Onların ikisi mü’minlerden, ikisi de kafirlerdendir. Zülkarneyn ve Süleyman mü’minlerdendir. Nemrud ve Buhtunnasır ise kafirlerdendir. Yere, beşinci olarak Ehl-i Beytimden biri sahip olacaktır.”

Yani Mehdi.

Resulullah Efendimiz bir başka Hadis-i Şerifinde şöyle buyurdu:

Allah Teala, Ehl-i Beytimden birini çıkarmadıkça, dünya çökmeyecektir. Onun ismi ismime uyan babasının ismi dahi babamın ismine uyar. Daha önce zulüm ve adaletsizlik dolduğu gibi, onun gelmesi ile dünya adalet ve hakların yerini bulması ile dolar.

Bir başka Hadis-i Şerifte ise, Resulullah Efendimiz şöyle buyurdu:

Ashab-ı kehf, İsa’nın yardımcıları olacaklardır. İsa “as” Mehdi zamanında yere inecektir. Mehdi, Deccalin katlinde İsa’ya “as” muvafakat eder. Onun saltanatı zamanında, Ramazan ayının on dördünde güneş tutulacaktır; o ayın ikisinde ise, ay kararacak. Bunların oluşu, adetin ve müneccimlerin hesabı hilafına olacaktır.

Şimdi, insaf edilmelidir. İnsaf nazarı ile bakılmalıdır. Bu alametler, o ölü şahısta var mıdır, yok mudur?

Muhbir-i Sadık Resulullah Efendimiz aleyhisselam tarafından bildirilen, daha çok alametler vardır ki anlatılanlardan başkadır.

Şeyh İbn-i Hacer, Mehdi’nin alametleri üzerine bir risale yazdı ki onlar iki yüz alameti bulur.

Vaad edilen durumu, bu açık bir şekilde iken, son derece cehaletlerinden ötürü bir cemaat dalalete saplandı. Subhan Allah onlara doğru yolu göstersin.

Resulullah Efendimiz şöyle buyurdu:

İsrailoğulları, yetmiş iki fırkaya ayrıldı. Onlardan biri müstesna, hepsi de cehennemdedir. Ümmetim dahi, 73 fırkaya ayrılacaktır. Onların da hepsi cehennemdedir; ancak biri müstesna...

Dediler ki

- Bu fırka-i naciye kimdir, ya Resulallah?

Bunun üzerine, Resulullah Efendimiz şöyle buyurdu:

Onlar, ben ve Ashabımın üzerinde bulunduğu hal üzere olanlardır.”

Burada anlatılan fırka-i naciye, Ehli Sünnet ve’l Cemaattır. Onlar, Resulullah Efendimizin mutabaatını ve onun Ashabının mutabaatını bırakmayanlardır.

Allah’ım, Ehli Sünnet ve’l Cemaat itikadı üzerine bize sebat ver. Bizi onların zümresi ile öldür; bizi onlarla haşreyle...

Dua makamında bir Ayet-i Kerime meali:

Rabbimiz, bize hidayet ettikten sonra, kalblerimizi kaydırma. Katından bize rahmet hibe eyle. Çünkü, hibesi en çok olansın.” “2/8”


Said Nursi merhum için de açıkça sayılan alametlerin uymadığı açıktır. Zaten uymadığı için hemen tamamı tevil edilerek uydurulmaya çalışılmaktadır ya... Aksi halde haber yazılır, işte durum ortada denirdi... Kimse de itiraza mahal bulamazdı.

Lütfen dikkatle okuyunuz. Meselenin ciddiyetini anlamak için İmam Hazretlerine iyi kulak verelim. Kendi hayrımız için.
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
51
Mâidet-ül Kur’an
ve
Hazinet-ül Bürhan

Yazan: Ahmed Feyzi Kul

ISBN 975-7985-16-3

İTTİHAD YAYINCILIK TANITIM HİZMETLERİ LTD. ŞTİ.

Çatalçeşme Sk. Defne Han No: 27/19 Cağaloğlu 34112 İstanbul
Tel: 0212 520 51 47 Faks: 0212 512 53 39

ittihad.com.tr - Anasayfa
ittihad@ittihad.com.tr

ÖNSÖZ

Üstâd Bediüzzaman tarafından “Nurun manevi Avukatı” diye lakablandırılan Edip, Alim ve Fazıl bir Nur talebesi olan merhum Ahmed Feyzi Kul Efendi, Bediüzzaman Hazretlerinin, âhirzamanda geleceği ehadiste müjdelenen Al-i Beytin büyük şahsiyeti olduğunu dehşetli mahkemeler karşısında dahi dava etmiş ve aynı mevzuda bu Maidet-ül Kur’an namındaki ve Cifir ilmine müstenid eseri yazmıştır. Bediüzzaman Hazretleri bu eserin muhteva ve davasını, şahsına ait kısmını Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsine çevirerek tasdik eder. (Emirdağ Lahikası-1, s. 273)

Mâidet-ül Kur'an isimli bu eseri, Bediüzzaman Hazretleri de görmüş, okumuş ve tasdik etmiştir. Hattâ Üstad tarafından bu risale bazı ta’dil ve tashihlerden sonra, 1946-1948'lerde teksir makinesiyle ve İslâm harfleriyle neşredilen Tılsımlar Mecmuası adlı kitabın âhirine ilhak edilerek (eklenerek) neşrettirilmiştir.

Lâkin 1948'de vukua gelen Afyon Mahkemesi savcı ve hâ kimleri veya onun ehl-i vukufu Mâidet-ül Kur’an eserini, rapor ve iddianamelerinde çok fazla mevzu ettikleri için, Hazret-i Üstad Afyon Hapsinden sonra onu Tılsımlar Mecmuası’nın arkasından ayırmış ve umumî neşirden kaldırmıştır. Böylece Mâidet-ül Kur'an'daki on dört tane hadîs-i şerif dahi Risale-i Nur'un bir nevi hadîslerinden sayılmış olduğu için burada yazıldı, me'hazleri de tesbit edildi. (Risale-i Nur’un Kudsi Kaynakları- A. Badıllı)

Bununla beraber, Ahmed Feyzi Efendinin kanaatlerini tasdik makamında iki hatırayı burada zikretmek lüzumunu hissettik:

1- Bediüzzaman’a hanedanıyla, efrad‑ı ailesiyle her türlü tehlikeleri göze alarak hizmet eden, bağlılık gösteren, en yakın akrabadan çok daha yakın bir akrabalık hissi içerisinde sadakatla fedakârane talebelik eden Emirdağ’ın Çalışkanlar ailesinden merhûm Mehmet Çalışkan ağabey anlatıyordu:

“Bir defa (yüksek bir âlim, beliğ bir edib olan) merhûm Ahmed Feyzi Kul Efendi Emirdağına gelmişti. Sohbet etti. Üstâdımızın büyük evsâfını, yüce makâmlarını, Riyazî ve Cifrî te vafuklarla açıklıyordu, biraderim Osman Çalışkan’ın kalbine gelir ki: “Biz Üstâdımızı “Kürd” olarak biliyoruz. Ahmed Feyzi Efendi’nin anlattığı Büyük Müceddid (Mehdi As.) ise, Âl‑i Beyt‑i Nebevî’den olacaktır.”

Bu kalbî muhasebemden az sonra, Üstâd Hazretlerinin beni çağırdığını söylediler. Gittim. Üstâd bana: “Kardeşim, ben hem Hasanîyim, hem de Hüseynîyim ve Ahmed Feyzinin bütün söylediğini kabul ediyorum, haydi git!” dediler. (Mufassal Tarihçe-i Hayat, 36)

2- Emirdağlı merhum Mehmed Çalışkan diyor ki: “Birgün Ahmed Feyzi Efendi Emirdağ’a gelmişti. Üstâdla görüştü. Üstâd ona: “Çabuk bir vasıta bul ve git!” dedi. Fakat akşam bir sohbet yapması için ben onu bırakmadım. O gece çok güzel ve nurlu bir sohbet olmuştu. Sohbet geç vakte kadar devam etmişti.

Sabahleyin ‑birden‑ Üstâd Ahmed Feyzi’yi çağırttı.. Halbuki onun kaldığından Üstâd’ın haberi yoktu. Ahmed Feyzi çok korktu. Beraberce Üstâd’ın yanına gittik. Üstâd ona: “Sen akşam ne konuştu isen, ben aynen kabul ediyorum” diyerek Ahmed Feyziye iltifat etti. (Son Şahitler cilt: 4, sh: 62)

Ahmet Feyzî Kul Efendinin Üstada ve Risale‑i Nur’a azamî bağlılığı, Maidet‑ül Kur’ân ve Hazinet‑ül Bürhan eseriyle Afyon mahkemesinde okuduğu şa’şaalı müdafaanamesinde Risale-i Nur’un müdafaasını mükemmelen ifa etmesi sebebiyle Hazret‑i Üstâd ona: “Nurun Manevi Avukatı” diye lâkab vermiştir. (Mufassal Tarihçe-i Hayat, 1715)

Bediüzzaman Hazretleri, bu eserdeki isbat ve işare leri, zaman cemaat zamanı olması ve Şahs-ı Manevi hükmedeceği için; Risale-i Nur’un Şahs-ı Manevisine ve Cemaatine ve Seyyidler Cemaatine tatbik ederek Mehdiyyet hareketinin hakiki manasını izah etmiştir. Azamî tevazu içinde şahsına tevcih edilen manevî makamları, iman hizmetinin ehemmiyeti ve Nur Mesleğindeki hakiki ihlas gereği olarak, şahsı için kabul etmemiştir.

Bu eser, şimdi her yerde bulunan Nur Talebelerinin şiddetli istekleri ve muhterem ağabeyimiz Ahmed Feyzi’nin hayatta iken tab’ ettirmek hususunda gösterdiği fakat muvaffak olamadığı baskı işinin tahakkuku için neşredilmiştir.

İTTİHAD YAYINCILIK

http://www.ittihad.com.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=133&Itemid=30

***

Bu tarz hatıralar doğru mudur? Nurcular umum olarak bu hatıraları tasdik ediyorlar mı?
Kırmızı soruyu bir Risale forumunda sorduk. Soruya cevap gelmedi. Sükut edildiğine göre inanılıyor ve tasdik ediliyor demektir. İşin ilginç tarafı, imtihan ve teklif sırrı icabı Üstadımız kendini (Mehdiliğini) izhar etmedi denmesidir. Üstadınızın kendi ağzından Mehdiliğini kabul ettiğine dair bu hatıraların anlatılması, bir "izhar" (açıklama ve ilan) değil de nedir? Ol vakit imtihan sırrından gizliydi, şimdi imtihan sırrı kalktı mı da bu hatıralar böyle açıkça nakledilip duruyor. O zamandan bu zamana değişen nedir? Kıyamet koptu, imtihan teklif kalktı da bizim mi haberimiz olmadı?

Neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Neresinden baksanız çelişki!

13 Kasım 1980 günü ahirete irtihal eyleyen Mehmed Zahid Koktu Efendi, kasete alınmış bir sohbetinde Mehdi As’la ilgili olarak şunları söylemektedir:

“ 'Ey Ümmetim, ben sizi bir Mehdi ile tebşir ederim (müjdelerim). Zamanlarınızın korkunç günleri olacaktır. Korkunç günlerinizden sonra sizi hayırlı bir günle tebşir ederim.' Hadis-i Şerifte ‘min Kureyşin’… Mehdi Kureyş’ten olacaktır. Şimdi kimilerine mehdidir diyor insanlar. Filan adam mehdiydi. İyi dinleyiniz ama. Peygamber Efendimiz diyor ki ‘Kureyş’ten olacak’. Araptan olacak. Mekki olacak. Mekkeli bir Arap, Kureyşten. ‘Benim cinsimden, benim silsilemden olacak.’ Başka silsileden değil! Türkten, Acemden, Kürtten değil. İyi dinleyiniz. ‘İnsanların ihtilafa düştüğü bir devirde çıkacak’ ‘Zelzelelerin, felaketlerin, tuğyanların, isyanların olduğu bir zamanda’ Bu Zat çıkacak. ‘Bu Zatın gelmesiyle yeryüzü adalete boğulacak’ Ortalık adalet dolacak, Hz. Ömer’in devri gibi herkes adalet, rahatlık, huzur içerisinde olacak.

Geldi mi böyle bir Zat? Mehdiyiz, hani ya, ortalığın adaletle dolması lazım. Boş şeylere inanmamak lazım. E canım, kitabında yazmış ben mehdiyim diye. Peygamber Efendimizin sözü mü doğru şunun bunun mu sözü doğru!

‘Nasıl ki zulme, cevre, felaketlere düşmüştünüz onun mukabili adalet olacak’ ‘Gökteki Melekler de Ondan razı olacak. Enbiyalar da Ondan razı olacak, yerde yaşayanlar da Ondan razı olacak.’ ‘Malı “müsahat” ile adalet ile dağıtacak. Ümmet-i Muhammed’in gönülleri zenginlikle dolacak’ Gönülleri dedi, elleri demedi. Allah Teala kalblere zenginlik verecek. ‘O kadar bolluk olacak ki diyecek yok mu ihtiyacı olan gelsin’ Herkes zengin. Tenezzül edip şu ihtiyacım var demeyecek. ‘Bir adam çıkar. Ben geldim der. Mehdi As. git hazineye, oradaki görevli hazinedara, maliye vekiline, ne kadar istersen o kadar versin, diyecek’ ‘İstediği kadar verirler’ Adam gidip der ki ben Mehdi tarafından gönderildim. Ne istersem vereceksin. Diyecek ki ne kadar istiyorsan o kadar al. ‘Alıyor, ama kaldıramıyor’ bu sefer… Bir torba altın, ağır. ‘Döküyor döküyor, kaldıracağı kadarını alıyor sırtına’. Çıkıp gidiyor. Ama adamda pişmanlık başlıyor. Diyor ki bu Ümmet-i Muhammed içinde en haris ben miydim yahu. Hiç kimse gelmedi de yalnız ben mi haris miyim ki geldim. ‘Götürür aldıklarını geri vermek ister’ Oradaki görevli der ki ‘Biz verdiklerimizi geri almayız’ Biz verdik bir kere. ”

Sohbetin yayınlandığı kaynak: YouTube - Mehdi as Kimdir? Yaşıyor mu şu an?
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
51
Nur cemaatinin, kendilerine itibar ederek Nursi merhum ve Risale hakkında övücü sözlerini verdikleri cemaat dışından bir takım alim ve fazıl şahsiyetler vardır. Bu zatlar, Nursi merhumu övdükleri gibi ona bir takım övücü sıfatlar da vermişlerdir. Fakat hiç birisi Nursi merhumun beklenen Mehdi As. olduğunu söylememişlerdir.

Mesela, asıl ismi Muhammed Said olup Şeyh Seyda el Cezeri olarak meşhur olan Şeyh Seyda Hz.leri... Muhammed Emin Er Hoca'nın nakliyle:

"Şeyh Seyda Hz.leri'ne, Talebeleri Said Nursi için mehdi diyorlar. Mehdi midir? diye soruldu 'Hadislerin zahirine göre Mehdi-i muntazar (Beklenen ahir zaman Mehdi'si) değildir' dediler"

Mesela, İsmail Çetin Efendi: "Her sabah “bu akşam gelir”, her akşam “bu sabah gelir” diyorum. Ama görür müyüm, görmez miyim, bilemem. Geleceği kesindir. Zamanı tamamdır. Mehdi’nin zamanına kadar, en zor Irak muhaberesiydi; o da tamam. Zemin tamamdır, zaman da tamamdır. Mehdi konusunda Ehl-i Sünnet’in ittifakı vardır. Muhyiddin Arabî Hazretleri, “Onunla musafaha yaptım.” buyuruyor. " (Furkan Dergisi mülakatı, Ağustos 2009)

Mesela Bayburtlu Dede Paşa Efendi (Vefatı 1973): "Müceddid batından gelirse dini tecdid eder, kuvvetlendirir. Şimdi ise Müceddid zahirden gelmiş. Zahirden gelen Müceddid şeriatı ortadan kaldırmaya çalışırmış. Daha demeye hacet yok. Hükümetlerin hali, fiilini.. Mekteplerde ne okutulur? Şeriata dair bir kelam var mı? İşte böyle, Müceddid zahiren zuhur etti. Halbuki Hazreti Pir’in Mücedditlik emri çıkmıştı. İfadem neyin üzerine? Müslümanların ittihat, ittifakı olmazsa, revhaniyet yardımı olmaz. Müslümanlar küfre galip gelemez. Böyle böyle herkes bir baş çeker. Şeriatı istemeyen Müslüman Şeriatın feyzinden istifade edebilir mi? Allah’ın emrine kail olmayan Allah’ın yardımına nail olabilir mi? Ala meratibin.. Mehdi Hazretlerine asker yetiştirenler bu devrin cihadını yapıyorlar. Bugünkü Müslümana kalsan olmaz, amma, Allah’ın izniyle olacak " (Dede Paşa Hazretlerinin bir kısım sohbetlerinin kaydedildiği Tasavvuf Sohbetleri Kitabından.. Derleyen Fehmi Kuyumcu, sf. 19-20 ve 24)

Dede Paşa Hz.leri, özet olarak Mehdi As'ın teşrif etmediğini ve Müceddit-i Din-i İslam'ın da geçen asırda olmadığını beyan ediyor.

Seyyid Muhammed Berzenci diyor ki: "Mehdi Aleyhisselam’ın varlığı; geleceği ve kendisinin Hazreti Fatıma’ nın evladından olacağı manevi tevatür derecesine ulaşan hadisler varid olmuştur. Bunca hadisleri inkar etmeye, bir mü’min cüret etmez. ... Mehdi As. gelecektir. Ehli Sünnet vel Cemaatin ittifakıyla kıyametin büyük alametleri, hiç tevilsiz olarak (aynen buyrulduğu gibi) olacaktır."

Ebubekir Sifil Hoca: Gerek Mehdi'nin, zuhurunu haber veren hadislerde mezkûr özellikleri, gerekse Said Nursi merhumun eserlerinde müteaddit yerlerde Mehdi hakkında söyledikleri göz önünde bulundurulduğunda, Said Nursi'nin "ahir zaman mehdisi" olduğunu söylemek mümkün görünmemektedir. Said Nursi merhumun Mehdi olduğunu söyleyenler ise lokal bir durumu ve onun aktörlerini çeşitli zorlama tevil ve benzetmelerle –deyim yerindeyse– "anlam genişlemesine uğratarak" rivayetlerle mutabık hale getirmeye çalışmaktadırlar. "Ahir zaman mehdisi"nin hadislerde bildirilen kişisel özellikleri ile Said Nursi merhumun özellikleri birbirine uymamaktadır. (Milli Gazete - 1 Haziran 2004)

Mahmud Esad Çoşan Efendi: "Ben bazı arkadaşlara dedim ki: 'Bakın Mehdi kıyamet alametlerinden birisidir, çıkacak. Onun zamanında yaşayan insanlar, (velev habven ales selci) buz üzerinde emekleyerek dahi olsa, ona ulaşıp, onun askeri olmaları lâzım!... Mehdi sevgisi hepimizin içinde vardır. Mehdi'ye bağlanmak arzusu hepimizin arzusudur..." (Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN, "Güncel Meseleler")

Fatih Sultan Han Hz. Mürşidi Akşemseddin Hz.: "İstanbul'u önce Mehmed fethedecek, sonra İstanbul ehl-i salibin eline geçecek, daha sonra da Mehdi İstanbul'u tekrar fethedecek" (Risaletü'n- Nuriye, Akşemseddin, A. İhsan Yurd, İstanbul, 1972)

Seyda Muhammed Konevi Hz.: Bazı insanlar; 'Şu Mehdi midir?' ya da 'Bu Mehdi midir?' diye soruyorlar. Halbuki Mehdi As. kısaca anlattığım özelliklere sahiptir. Maalesef, zamanımızdaki bazı sapık insanlar kendilerini Mehdi olarak Müslümanlara tanıtıyorlar. Halbuki Mehdi As. Hz. Peygamber Efendimiz gibi yaşayacak ve onun ahlakı Hz. Peygamber Efendimizin ahlakı gibi olacaktır. Bazı insanlar aynı anda yüz kişiyi (bir cemaati) Mehdi ilan edebiliyorlar. Halbuki Mehdi As. bir tanedir.

Bir grup insan ortaya çıkıyor ve; 'Bizim dediğimiz kimse Mehdi'dir.' diyorlar. Diğer tarafta başka bir grup atılarak; 'Yok sizin dediğiniz kimse değil, bizim dediğimiz kimse Mehdi'dir' diyorlar ve aralarında kıskançlık ve kin meydana geliyor. Gerçek Mehdi As. zuhur ettiğinde bu gibi insanların ona tabi olmamasından korkulur. Mehdi As.'ın zuhuru ALLAH Zülcelal'in görevidir. O, dilediği zaman mutlaka gönderecektir.
" (“Kalb gözüyle Ölüm ve Kıyamete Bakış” kitabından)

Mahmud Ustaosmanoğlu Hz.: Mehdi As.'ın geleceğini Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz haber vermiştir. Resulullah Efendimizin haber verdiğine hangi hoca ne diyebilir? (2009, Ahmed Mahmud Ünlü’den naklen)

Abdullah Gürbüz Baba Hz.: İsrail Suriye’yi almadıkça Mehdi çıkmayacak. Daha sonra İsrail Hatay’dan vuracak. Orada bulunan Amik Ovası kan gölüne dönecek. Amik Ovası’nda olacak bu savaş bir çok hadis-i şerif ile de bildirilmiştir. Hazreti Hüseyin (ra)’nın rivayet ettiği hadis şöyledir: “İnsanlar için üç temerrüz (toplanma) noktası vardır. Antakya Amik Ovası’nda olan melhame-i Kübra’da (Büyük Muharebe) toplanma merkezi Şam olur. Deccal vakasında merkezi Kudüs, Ye’cüc hadisesinde Turi Sina.” Türkler önce Yahudi’den tarafa olacaklar, sonra Yahudiler tarafından Müslümanlar tarafına geçecekler. Türkiye’nin çeşitli yerlerinden insanlar: Biz de Yahudi’yi ülkemizden çıkaralım, deyip orada toplanacaklar. Tam bu esnada Yunan Türkiye’yi vuracak. Hatta boğaz köprülerini ve Marmara’daki büyük sanayi tesislerini hep vuracaklar. Amik Ovası’nda savaşmaya gelen Türklerden bazıları: Aman İstanbul’u vurmuşlar. İstanbul elden gidiyor. Eyvah! Malımız mülkümüz elden gidiyor deyip savaşı terk edecek. Bir kısım ise kalıp Yahudileri yok etmek için savaşacaklar. Afganistan’dan siyah bayraklılar gelip Mehdi (as)’a yardım edecekler.

Hz Mehdi’nin Nakşibendi olacağı İmam-ı Rabbani tarafından ifade edilmiştir, bunu Menzil cemaatinin merhum şeyhi Abdulhakim Hüseyni Hz de ondan naklen sohbetlerinde söylemiştir. Nazım Kıbrısi Hz'nin cemaati de Hz Mehdi'nin bir Nakşibendi olacağına inanır. (Gazeteci Akif Ekim, Yalova araştırmaları)

Nursi ile aynı asırda yaşamış Şeyh-i Kamil Abdullah Dağıstani efendi, geçen asır, o da bir takım haberler vermiştir. Demiştir ki: “Sovyet Rusya gün gelir dağılıp yıkılır. Amerika tek başına güç olarak kalır. Gelir Ortadoğu'ya yerleşir. Savaşlar olur. Müslüman devletler dahi birbiriyle savaşır. Çok kanlar akar, savaşlar, saldırılar olur. Sonra hepsinin arkasına bir barış dönemine girilir. Batı ile doğu, Araplarla İsrail barış sağlarlar. Herkes, bundan sonra artık savaş olmaz dediği bir zamanda Türkiye'nin komşusu Rusya Türkiye’ye saldırır, Amuk (Antakya Amik) ovasında, Amerikan ve müttefikleri güçlerine de saldırır, savaş çıkarır. Rusya'ya karşı birleşirler ve mukavemet gösterirler... Melheme-i Kübra (Büyük Savaş, Armageddon) budur. Ardından korkunç bir dünya savaşına dönüşür. Savaş dünyanın tamamına yayılır. İnsanlardan çoğu ölür. Büyük bir felaket olacaktır. Mesela 7 milyar dünya nüfusunun 6 milyarı ölüp yok olacaktır. Melhame-i Kübra'da (Amik ovasında) İslam askeri üç bölük olur; bir bölüğü döner kaçar, ikinci bölük şehid olur. Üçüncü bölük sebat eder ve Cenabı Hakk’ın nusreti (yardımı) yetişir ve Rus ordularının hepsini süpürür geçer. Dünyayı saran savaş ise üç ay sürer, savaşın sonuna doğru Mehdi As. teşrif eder. Bu arada İstanbul işgal edilir. Müslümanlar İstanbul'u fethederler (işgalden kurtarırlar). Bu fetih sırasında Deccal çıkar. Müslümanlar Şam'a, Mekke, Medine'ye göçüp buralarda toplanırlar. Deccal 1 sene 7 ayda bütün dünyayı dolaşacak insanları kendine taptırmak için uğraşacaktır. Dolaşması tamamlandığında İsa As. nüzul eder ve Deccal'i öldürür. İsa As. Mehdi As'a dolayısıyla Şeriat-ı Muhammediyye'ye tabi olur. Mehdi As. 7 sene, İsa As. ise 40 sene dünyaya hükmederler. İslam bütün dünyaya hakim olur. İkinci bir Asr-ı Saadet dönemi olacaktır.

Şeyh Nazım Kıbrısi efendi, 2004 yılında buyurmuştur: “Bu zaman Efendimizin buyurduğu zamandır. “Mehdi As. gelmeden önce dünya zulm ile dolacak; her tarafta ateş, her tarafta sıkıntı, her tarafta ölümler görülecektir. Mehdi As. İslam’ı unutan insanlara İslam’ı bildirmek için gelecektir” Hazreti Mehdi’nin zamanı 7 senedir. O’nun zamanında Deccal de gelecektir. Ama Mehdi As. Deccal’i kovalayıp öldürmez. O vazife İsa As’a aittir. Yoksa Mehdi As., istese 100 tane Deccali keser. Deccal’i öldürmek için İsa As. gökyüzünden gelecektir. Şimdi içinde bulunduğumuz zaman; o büyük harbin sebebi Türkiye olacaktır. Türkiye’nin başındakiler Avrupa’ya bağlanalım, Amerika’ya bağlanalım, Rusya’ya bağlanalım diyecekler. Sonunda Rusya’ya bağlanalım diyenler galip olacaktır. Rusya ile beraber olunca bütün Rusya karşıtı devletler ayağa kalkacaktır. Büyük Harp İskenderun’da Amuk ovasında olacaktır. O muharebede Hz. Mehdi daha görünmez. O harpde kafirler, dinsiz imansızlar, komunizm, faşizm, nazizm; izim’cilerin hepsi telef olur. İstanbul zapt olunur. İstanbul’da bir seda: Deccal çıkmıştır. Şerrinden sakınmak isteyenler Şam’a, Mekke ve Medine’ye sığınsın. Millet oralara gidecek. Deccal 40 gün dünyayı dolaşır. Bizim zamanımızla 1 sene 6 veya 7 aydır. Fesadlık için, dini bozmak için dolaşacak. Onun üzerine Allah Zülcelal, İsa As.’ı gönderir. İsa As. Deccal’in kafasını kesip Cehenneme yollayacaktır. O vakit bütün dünya İslam’a açılmıştır. İşte bu zaman yaklaşıyor. Kendini korumak isteyen Allah’a kaçsın. Korunmayanlar, korumak istemeyenler hepsi gidecektir. Çok yakındır. Kendisi doğmuştur. Çık diye daha emir verilmemiştir. Çık diye emir aldı da çıktı mı bir tekbir alır, bütün bu teknoloji ölür. Hiçbir alet çalışmaz. Ne uçaklar uçar, ne zırhlılar yürür, ne gemiler yüzer, ne arabalar çalışır. Elektrik enerjisiyle çalışan her şey durur. Mehdi As. İslam’ın kuvvetini gösterecektir. Allah o günleri bize göstersin. Allah bizi Mehdi As’a kavuştursun.

"Onların zannına göre, Mehdi vefat etti; geçti gitti... Halbuki, bu babda gelen sahih hadis-i şerifler meşhurdur. Hatta tevatür-ü manevi derecesinde olup, taifenin sözlerini tekzip etmektedir (yalanlamaktadır). " (Mektubat-ı Rabbani, 2/250)

Abdurrahim Reyhan Erzincani Efendi: “Mehdi As. ve İsa As. mutlaka teşrif edeceklerdir. Peygamber Efendimiz ne buyurduysa olmuştur. Olmadıysa da daha zamanı gelmemiştir.

Talib: Sami Efendi hz.lerinin bir miktar altını bir yakınına teslim edip, Mehdi aleyhirrahme geldiği zaman ona teslim edersin dediği bilinmektedir. Ya çok yakında geleceğine bir işarettir ya da Efendimizin sünnetine uyup onu ümmete müjdelemektir.

FATİH1453: Büyük mürşid-i kamil şeyh Muhammed Kırçal, vefatından bir kaç yıl önce bu müjdeyi vermişti. Zaman azaldı, Mehdiy-i Resul aramızda, ama kendini bilmiyor ve bazı alametlerden bahsetti ve teker teker çıktı. Malatya evliyalarından şeyh Muhammed Kırçal vefatından birkaç sene önce sohbetinde şu sözleri sarf etmişti: “Mehdiy-i resul aramızda, ama kendini bilmiyor. Annesinin ismi Emine, babasının ismi Abdullah, kendi ismi de Ahmed’dir” (islamiforum)

Dervisan_esma: Haznevi bir arkadasim var, dedigine göre Suriyede'ki Haznevi Alimleri bikac sene kaldi Mehdi aleyhisselamin zuhuru icin diyorlar... (DelikanForum)

Mehmed Şevket Eygi: Bundan yıllarca önce, Şeriata sımsıkı bağlı muhterem bir şeyh efendiye sormuştum: Zamanın İmamını bilmiyoruz. Ona nasıl biat edeceğiz? Şu cevabı vermişti: “Gıyabında biat edersiniz...” Yani “Ben zamanın İmamını bilmiyorum. Binaenaleyh o zat kim ise, neredeyse kendisine biat ediyorum...” diyerek biat etmek gerekir. Böyle gıyapta bir biat bizi inşaallah vebalden kurtarır. … (Mehdi As.'ı kastederek) 1962’de Suriye taraflarında doğmuş olan ve Resulullah Efendimizin sülalesinden olan bir zatın zuhur ve huruc edeceğini sanıyorum. (Milli Gazete 2008-10-14)

Merhum Nursi'nin yakın talebesi Seyyid Salih Özcan beyefendi, Üstadının şöyle dediğini naklediyor: (kafasına tokat atarak) "Salih, ben Mehdi As.'ı göremeyeceğim ama sen göreceksin!" "Efendim, bazıları Mehdi şahıs olmayacak, Manevi Şahsiyet olacak diyorlar?" Seyyid Salih Özcan: "Olur mu canım, Mehdi elbette bir şahıs olacaktır. Üstad Hazretleri söylüyor yani, Mehdi de bir şahıs olacak, Deccal de bir şahıs olacak... Üstad bunu açıkça söyledi..." (Kaynak: HarunYahya.Tv)

Seyda Muhammed Emin Er hazretlerine bir sohbette bazı kimseler sordular bu mehdi mesih konularını. O da bazı şeyleri anlattı. Sonra Risale-i Nur okuyan şimdikiler anlamıyorlar dedi. Ehl-i sünnetin bu konudaki görüşü inancı neyse Üstadın da odur demişti. (Bir talebesinden nakildir)

Halil Gönenç Hoca: Yalnız, tahmini olarak her gün bir Mehdî namzeti gösterip yaygara yapmak ve Allah'ın Mehdi olarak kabul etmediği bir kimsenin Mehdiliğini ilan etmek Allah'ın hukukuna tecavüz ve ölçüsüzlükten doğan bir cüretkârlıktır. (Günümüz Meselelerine Fetvalar)
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
51
İmam Rabbani hz., ahir zaman ve Mehdi As. Hadis-i Şeriflerini tevil etmeden olduğu gibi vermiştir ve vurgulamıştır: "Alışılmışın aksine..." Bir kez daha alıntılayıp bakalım:

İmam Rabbani Hz.: Muhbir-i Sıddık Resulullah Efendimizin haber verdiği kıyamet alametlerin hepsi haktır. Onlarda yalan ihtimali yoktur. Onlar arasında şunlar vardır:

Alışılmışın aksine, güneşin mağripten doğması, Mehdi’nin zuhuru, Ruhullah İsa’nın nüzulü. Resulullah Efendimize ve ona salat-ı selam. Deccalin çıkması, Ye’cuc ve Me’cuc’un zuhuru, Dabbe-i arzın çıkması, Semadan bir dumanın zuhuru ile, insanları kaplayıp onlara elim bir azab ile azab etmesi. O kadar zorlanacaklardır ki artık insanlar şöyle diyecekler:

Rabbimiz, bizden azabı aç; biz mü’minleriz.” “44/12”


Buradaki alışılmışın aksine ifadesi, haber verilen olayların aynen olduğu gibi olacağını yani "muhkem" olduğunu gösteriyor zaten.

Sonrasındaki Melek seslenmesi hadisesine de bakınız. Yukarıda...

Sonra bir kısım alimlerden ve arifandan alıntı yapmıştım. Yine yukarıda vardı:

Seyyid Muhammed Berzenci diyor ki: "Mehdi Aleyhisselam’ın varlığı; geleceği ve kendisinin Hazreti Fatıma’ nın evladından olacağı manevi tevatür derecesine ulaşan hadisler varid olmuştur. Bunca hadisleri inkar etmeye, bir mü’min cüret etmez. ... Mehdi As. gelecektir. Ehli Sünnet vel Cemaatin ittifakıyla kıyametin büyük alametleri, hiç tevilsiz olarak (aynen buyrulduğu gibi) olacaktır."

Anlaşılabiliyor mu efendim?

Nurcular gibi bunları tevil etmeye kalkarsanız, Mehdi As. olmayacak bir tane bile meşhur kalmaz. Nitekim öyle oldu da: Nursi, Adnan Oktar, Erbakan, Usame, Evronos... vs.. Bunlara Mehdi diyenler, Hadislere de müteşabih deyip yorumlayanların ta kendisidir.
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
Fatih Sultan Han Hz. Mürşidi Akşemseddin Hz.: "İstanbul'u önce Mehmed fethedecek, sonra İstanbul ehl-i salibin eline geçecek, daha sonra da Mehdi İstanbul'u tekrar fethedecek" (Risaletü'n- Nuriye, Akşemseddin, A. İhsan Yurd, İstanbul, 1972)
ilki mehmet ise
ikincisi kemal olmasın
 

_Hakperest_

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
20 Haz 2010
Mesajlar
12
Puanları
0
Ömrünüz zaya gidiyor hep böyle mevzularla uğraşarak..

Yazık çok yazık, internet gibi bir nimeti Nurcularla uğraşmak için kullanıyorsunuz ya..

Allah'tan ehl-i tariki size bakarak tartmıyoruz biz..
 

iskorpit

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Tem 2010
Mesajlar
6
Puanları
0
Yaş
46
bütün ehli küfür bir olmuş, ehli imana saldırıyorlar.
bizim ehli iman ise, birbirine çamur atmak için varını yoğunu harcıyor. Allah sonumuz hayr ve afiyette eylesin.
 

agbi

Yasaklı
İhvan Üyesi
Katılım
2 Kas 2006
Mesajlar
25
Puanları
0
HİRAHOS

Galiba sen her gördüğün sakallı yı DEDEN sanıyorsun ki ?

Nurcu Nicliüyeyi de NURCU kabul edipNUR TALEBELERİNE CİDDİ UYARI diye konu açmışsın.


Aklınca İmam Rabbani hz lerinden alıntı getirip haklı teşhisini ortaya koyacaksın.

Ya gerçekten sizin amacınız nedir ki ?

Her gördüğün sakallıyı DEDEN sanma sonra Dünyevi zarar Ruhani de Ahiret sorularınla karşılaşırsın KONU BAŞLIĞIM ilginç NUR TALEBELERİNE CİDDİ UYARI.

Siz kimsiniz ki bu uyarıyı yapma yetkisinde bulunuyor ve konu başlığınla kişileri SÜZİZAN a yönlendiriyorsun.
 

agbi

Yasaklı
İhvan Üyesi
Katılım
2 Kas 2006
Mesajlar
25
Puanları
0
bütün ehli küfür bir olmuş, ehli imana saldırıyorlar.
bizim ehli iman ise, birbirine çamur atmak için varını yoğunu harcıyor. Allah sonumuz hayr ve afiyette eylesin.
ALLAH cc ebedeb razı olsun.

HİRAHOS

Galiba sen her gördüğün sakallı yı DEDEN sanıyorsun ki ?

Nurcu Nicliüyeyi de NURCU kabul edipNUR TALEBELERİNE CİDDİ UYARI diye konu açmışsın.


Aklınca İmam Rabbani hz lerinden alıntı getirip haklı teşhisini ortaya koyacaksın.

Ya gerçekten sizin amacınız nedir ki ?

Her gördüğün sakallıyı DEDEN sanma sonra Dünyevi zarar Ruhani de Ahiret sorularınla karşılaşırsın KONU BAŞLIĞIM ilginç NUR TALEBELERİNE CİDDİ UYARI.

Siz kimsiniz ki bu uyarıyı yapma yetkisinde bulunuyor ve konu başlığınla kişileri SÜZİZAN a yönlendiriyorsun.
HİRAHOS

Ya Sp ne saldırı

Ya Nur culara

sahi sen nereye BAĞLISIN ?
 

girdap

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
8 Şub 2007
Mesajlar
2,541
Puanları
0
Gerçekten çok faydalı bir konu olmuş, Allah razı olsun.
Mehdi konusunu görenler, derhal "biz birbirimizle uğraşıyoruz, dünyada neler oluyor" sakızını çiğnemeye başlıyorlar ama, bu konuda bir saldırı veya sataşma göremiyorum ben.
Aksine, bazı gruplarda yaygın görülen tehlikeli kanaatler ve inanışların insanı sürükleyeceği durumlar anlatılmış, kardeşçe bir uyarı yapılmış. Mehdi a.s gibi önemli bir konu, kaynaklı delilleriyle açıklanmış.
Başlığı okuyup da bilindik refleksler verenler, konuyu baştan sona okurlar ve istifade ederler inşallah.
 

Ebu'l-Feth

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
6 Ocak 2008
Mesajlar
648
Puanları
43
HİRAHOS

Galiba sen her gördüğün sakallı yı DEDEN sanıyorsun ki ?

Nurcu Nicliüyeyi de NURCU kabul edipNUR TALEBELERİNE CİDDİ UYARI diye konu açmışsın.


Aklınca İmam Rabbani hz lerinden alıntı getirip haklı teşhisini ortaya koyacaksın.

Ya gerçekten sizin amacınız nedir ki ?

Her gördüğün sakallıyı DEDEN sanma sonra Dünyevi zarar Ruhani de Ahiret sorularınla karşılaşırsın KONU BAŞLIĞIM ilginç NUR TALEBELERİNE CİDDİ UYARI.

Siz kimsiniz ki bu uyarıyı yapma yetkisinde bulunuyor ve konu başlığınla kişileri SÜZİZAN a yönlendiriyorsun.
KIymetli agbi... Bu uyarı tarzı sana yakışmıyor...benim tanıdığım bu agbi değil.. Siz kimsinize girmek doğru olurmu, arkadaşımız doğru bilgiler paylaşmış ve başlağıda biraz kritik olsa da bence art niyet taşımıyor... Önemli olan doğru ve yerinde bilgi edinmek... inşaAllah anlatabilmişimdir...
 

agbi

Yasaklı
İhvan Üyesi
Katılım
2 Kas 2006
Mesajlar
25
Puanları
0
Gerçekten çok faydalı bir konu olmuş, Allah razı olsun.
Mehdi konusunu görenler, derhal "biz birbirimizle uğraşıyoruz, dünyada neler oluyor" sakızını çiğnemeye başlıyorlar ama, bu konuda bir saldırı veya sataşma göremiyorum ben.
Aksine, bazı gruplarda yaygın görülen tehlikeli kanaatler ve inanışların insanı sürükleyeceği durumlar anlatılmış, kardeşçe bir uyarı yapılmış. Mehdi a.s gibi önemli bir konu, kaynaklı delilleriyle açıklanmış.
Başlığı okuyup da bilindik refleksler verenler, konuyu baştan sona okurlar ve istifade ederler inşallah.
Konuyu açan HİRAHOS un açtığı konular ve yazdığı mesajları tümden ANALİZ edince.

SATAŞMA , GÖNDERME vb.lerini çok açık görüyorum.

HİRAHOS un BANA MÜSLÜMAN KARDEŞLERİNİ TENKİT ETMEDİĞİ Konu ve Mesajları burada kim gösterebilir belki benim gözümden kaçmıştır.
 

agbi

Yasaklı
İhvan Üyesi
Katılım
2 Kas 2006
Mesajlar
25
Puanları
0
KIymetli agbi... Bu uyarı tarzı sana yakışmıyor...benim tanıdığım bu agbi değil.. Siz kimsinize girmek doğru olurmu, arkadaşımız doğru bilgiler paylaşmış ve başlağıda biraz kritik olsa da bence art niyet taşımıyor... Önemli olan doğru ve yerinde bilgi edinmek... inşaAllah anlatabilmişimdir...
Konun içeriğine bir sözüm yok.

KONUN ADI na İTİRAZIM.

Bir üst mesajdada yazdım.

HİRAHOS un açtığı konular ve mesajları tümden düşünelim.O zaman bu konun hangi anlamda açtığı ortaya çıkar. Yoksa İmamı Rabbani Hz lerin bilgilerinden faydalanmak bir nevi NİMET tir.
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
yazının başlığında da bir şey yok
içeriğinde de

konum daha çok ilgi görsün rating alayım der gibi bir başlık.
içeriği ne dediği belli olmayan uzun alıntılar.
okuyan var mı?
ben faydalanamadım.
anlatmak istenen her ne ise daha küçük paraflar halinde umarım anlatılır.
benzer mahiyette konular zaten açtım
bizim görüşümüz sorularsa orda mevcut
 

agbi

Yasaklı
İhvan Üyesi
Katılım
2 Kas 2006
Mesajlar
25
Puanları
0
yazının başlığında da bir şey yok
içeriğinde de

konum daha çok ilgi görsün rating alayım der gibi bir başlık.
içeriği ne dediği belli olmayan uzun alıntılar.
okuyan var mı?
ben faydalanamadım.
anlatmak istenen her ne ise daha küçük paraflar halinde umarım anlatılır.
benzer mahiyette konular zaten açtım
bizim görüşümüz sorularsa orda mevcut

Konun ilk mesajındaki alıntı

Bir Nurcu Nickli Üyeden Alıntı

Bende dedim ki Hirahos her gördüğün sakallıyı dedenmi sanıyorsun.Şimdi sanal da Nurcu nicli bir üye yazdıklarından TÜM NUR CEMEATİNE mal ediliyor ki konu başlığı Mehdi As. Hakkında Nur Talebelerine Ciddi Bir Uyarıdır Bu ne demektir ? Tüm Nur Cemeatine İTHAM dır

Diyeceksiniz agbi küçük noktalara takılıyorsun HAYIR ben bir kişiyi bir mesajı ikimesajı veya konularınla değerlendirmem BU KİŞİNİN BU FORUMDA TÜM AÇTIĞI konular ile mesajlar ile DEĞERLENDİRİRİM.Bu kişinin açtığı konulara bir bakın HEDEF tekileri HANGİ OLUŞUMLAR.

Yoksa İmamı Rabbaninin sözleri ile HAŞA İTİRAZIM YOK.
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
51
Abdullah Gürbüz Baba Hz.: İsrail Suriye’yi almadıkça Mehdi çıkmayacak. Daha sonra İsrail Hatay’dan vuracak. Orada bulunan Amik Ovası kan gölüne dönecek. Amik Ovası’nda olacak bu savaş bir çok hadis-i şerif ile de bildirilmiştir. Hazreti Hüseyin (ra)’nın rivayet ettiği hadis şöyledir: “İnsanlar için üç temerrüz (toplanma) noktası vardır. Antakya Amik Ovası’nda olan melhame-i Kübra’da (Büyük Muharebe) toplanma merkezi Şam olur. Deccal vakasında merkezi Kudüs, Ye’cüc hadisesinde Turi Sina.”

Türkler önce Yahudi’den tarafa olacaklar, sonra Yahudiler tarafından Müslümanlar tarafına geçecekler. Türkiye’nin çeşitli yerlerinden insanlar: Biz de Yahudi’yi ülkemizden çıkaralım, deyip orada toplanacaklar. Tam bu esnada Yunan Türkiye’yi vuracak. Hatta boğaz köprülerini ve Marmara’daki büyük sanayi tesislerini hep vuracaklar. Amik Ovası’nda savaşmaya gelen Türklerden bazıları: Aman İstanbul’u vurmuşlar. İstanbul elden gidiyor. Eyvah! Malımız mülkümüz elden gidiyor deyip savaşı terk edecek. Bir kısım ise kalıp Yahudileri yok etmek için savaşacaklar. Afganistan’dan siyah bayraklılar gelip Mehdi (as)’a yardım edecekler.
Şeyh-i Kamil Abdullah Dağıstani efendi, geçen asır, o da bir takım haberler vermiştir. Demiştir ki: “Sovyet Rusya gün gelir dağılıp yıkılır. Amerika tek başına güç olarak kalır. Gelir Ortadoğu'ya yerleşir. Savaşlar olur. Müslüman devletler dahi birbiriyle savaşır. Çok kanlar akar, savaşlar, saldırılar olur. Sonra hepsinin arkasına bir barış dönemine girilir. Batı ile doğu, Araplarla İsrail barış sağlarlar. Herkes, bundan sonra artık savaş olmaz dediği bir zamanda Türkiye'nin komşusu Rusya Türkiye’ye saldırır, Amuk (Antakya Amik) ovasında, Amerikan ve müttefikleri güçlerine de saldırır, savaş çıkarır. Rusya'ya karşı birleşirler ve mukavemet gösterirler... Melheme-i Kübra (Büyük Savaş, Armageddon) budur. Ardından korkunç bir dünya savaşına dönüşür. Savaş dünyanın tamamına yayılır. İnsanlardan çoğu ölür. Büyük bir felaket olacaktır. Mesela 7 milyar dünya nüfusunun 6 milyarı ölüp yok olacaktır. Melhame-i Kübra'da (Amik ovasında) İslam askeri üç bölük olur; bir bölüğü döner kaçar, ikinci bölük şehid olur. Üçüncü bölük sebat eder ve Cenabı Hakk’ın nusreti (yardımı) yetişir ve Rus ordularının hepsini süpürür geçer.

Dünyayı saran savaş ise üç ay sürer, savaşın sonuna doğru Mehdi As. teşrif eder. Bu arada İstanbul işgal edilir. Müslümanlar İstanbul'u fethederler (işgalden kurtarırlar). Bu fetih sırasında Deccal çıkar. Müslümanlar Şam'a, Mekke, Medine'ye göçüp buralarda toplanırlar. Deccal 1 sene 7 ayda bütün dünyayı dolaşacak insanları kendine taptırmak için uğraşacaktır. Dolaşması tamamlandığında İsa As. nüzul eder ve Deccal'i öldürür. İsa As. Mehdi As'a dolayısıyla Şeriat-ı Muhammediyye'ye tabi olur. Mehdi As. 7 sene, İsa As. ise 40 sene dünyaya hükmederler. İslam bütün dünyaya hakim olur. İkinci bir Asr-ı Saadet dönemi olacaktır.

Ahmet hulusi'den hazzetmiyorum. Ciddi yanlışlıkları var. Bununla beraber Evliyaullah'tan aldığı şu bilgileri buraya kaydetmeden geçemeyeceğim. Hemen belirteyim ki bu yazısında yazılan her bilgiye katılıyor ve tasdik ediyor değilim. Esasen Abdullah Gürbüz Baba Hz.lerine çok kıymet vermekteyim. Onun söylediği kimi sözlere bir muvafıklık bulduğumdan bu yazıyı da paylaşıyorum:

Bir gün bir Zat ile oturmuş konuşuyordum bundan 30 küsur yıl önce... Sordum, gençlik hayalleri içinde...

- Dedem, kıyamete ne kadar var?... Diye...

- Hulusi, kıyameti hiç birimiz görmeyiz!... Ama kıyametten önce pek çok olay var ki, onların bir kısmını siz göreceksiniz!... Dedi...Merak ettim, sordum...

- Dedem onlar ne ola ki?...

- Bak, Hulusi, eğer Mehdi'nin çıktığını duyarsan, sürünerek bile olsa, hemen yanına koş!... O Mekke'de açığa çıkınca, pek çok kişi onu inkar edecek!... Ama sen onun yanında olmaya bak!... O açığa çıkmadan önce, Evliyaullahın çok büyük bir kısmına bile gizli kalacak!... Ama bundan mühimi, o çıkmadan önce pek çok önemli olay cereyan edecek!...

- Hayrola dedem neler var ondan önce?...

- Önce 3. dünya savaşı çıkacak ve Avrupa'da taş üstüne taş kalmayacak!...

- Dedem Türkiye'de perişan olmaz mı o zaman?...

- Türkiye pek o savaşa girmiş sayılmaz... Çünkü o savaştan önce Avrupa Türkiye'yi dışlayacak ve atacak!...

- Ama biz NATO’dayız?...

- Nato'dan da çekilir o zaman Türkiye herhalde!... Çok üzülecekler Avrupa bizi dışladı diye o zaman bazıları; ama bunun ne büyük rahmet olduğunu geride kalanlar anlayacak... O zaman Ruslar 6 ay süreyle İstanbul’u işgal edecekler!...

- Dedem biz bir şey yapamayacak mıyız?... Ruslar nasıl işgal eder İstanbul’u?..

- Muhyiddin İbni Arabi'nin kitabında gördüm ben, Rusların 6 ay İstanbul’da kalacaklarını ve bu sürenin sonunda İstanbul’u terk edeceklerini...

- Dedem Avrupa bizi niye dışlasın ki?...

- Müslüman olduğumuz için!... Elhamdülillah Müslüman insanlar başımızda olacaklar!...

- Dedem Avrupa’nın bizi dışlaması 3. Dünya savaşının habercisi mi yani?...

- Evet, ama ondan önce de bazı olaylar var...

- Ne onlar?...

- Türkiye'de idare öyle bozulacak ki, yeniden bir (ben kendi tabirimi kullanıyorum burada) yapılanma olacak, zorlu bir ameliyattan sonra!...

Bu arada Yunanistan'la da bir savaş olacak... O savaşta Yunanistan haksız olup, çok şeylerini kaybedecek!...

- Peki dedem, dedim, ben... Amerika ne olacak?... Biz oradan da mı kopacağız?...

-Hayır, Avrupa bizi attığı zaman, Amerika bize destek verecek!... Ruslar, Avrupa'da taş üstüne taşbırakmayacaklar!... Suriye bize düşmanlık ederken, Yahudiler dostluk gösterecekler!. Suriye Hatay’ı isterken Yahudiler Şam'a kadar gelecekler... Bu Mehdi çıkana kadar devam edecek!...

- Peki dedem, o harpler sonrasında insanlık ne halde olur?...

- Perişan... Ellerinde, dinlerinden başka bir şey kalmayacak!...

Mehdi'nin çıkışından sonradır ki Deccal çıkacak... Sonra İsa Aleyhisselamın nüzulü var... Ondan sonra da Çinlilerin Türkiye'ye kadar ve Orta Doğuyu istilası... Yecüc Mecüc diye bahsedilen kavimler Çinliler ile Ruslardır!...

- Dedem, dedim... Bunlar ne zaman olur?...

- Hepsinin başı Avrupa’nın Türkiye'yi aralarından atmasıdır!... Ondan sonra dökülen tesbih taneleri gibi olaylar birbirini takip eder!...

- Dedem, o günde bizler ne yaparız?...

-Hulusi, korkunun ecele faydası yoktur!... Allah ne takdir etmiş ise onu yaşayacağız... Takdir ezelde olmuş bitmiş!... Evliyaullah bunların olup bittiğini görmüş... Herkes kaderini yaşayacak!... Sen elinden geldiği kadarıyla sağlıklı olup, ibadetini yap, ahiretine hazırlanmaya bak... Mehdi'nin çıktığını duyarsan, sürünerek bile olsa ona katil!... İsa Aleyhisselam' da O'nun yanına gelecek!... İstanbul’da iken Deccal çıkacak!... Ve sonra da İsa Aleyhisselam inecek!..

Allah bunu hazmetmeyi hepimize kolaylaştırsın Hulusi...

Ahmed Hulusi

Not: Dedem diye konuşulan Zat Seyyid Hacı Osman Akfırat (Beykozlu) efendidir.

_______________________________

(Sırayla gidelim:

1- Türkiye'de idare önce çok bozulacak.
2- Zorlu ameliyatlarla Türkiye düzelecek ve başlarında Müslüman (dindar) kimseler bulunacak.
3- Türkiye Avrupa'dan dışlanacak. Amerika Türkiye'ye destek verecek.
4- Yunanistan Türkiye'ye saldıracak ve bozguna uğrayacak.
5- Rusya, Türkiye'ye ve Avrupaya saldıracak. Avrupada taş üstünde taş bırakmayacak. Türkiye'den 6 ayda geri çekilecek.
6- Suriye bize düşmanlık edecek. Hatay'ı isteyecek.
7- İsrail, Suriye'yi işgal edecek.
8- 3. Dünya savaşı çıkacak.
9- Mehdi As. teşrif edecek.
10- Deccal çıkacak.
11- İsa As. geri dönüp Deccali öldürecek.
12- Yec'üc mec'üc çıkacak. (Dede efendi bunlar Çinliler diyor!)

Not: Keşf u keramet kesin bilgi kaynağı değildir. Yanılma payları vardır ve keşiflerin yanılabileceği, Allah'ın muradını ıskalayabileceği hep görülegelmiştir. Bu olacaktır denilenler, esasen bize göre gayba ait bilgiler olduğundan, sahiplerine hüsn-i zan edersek ve bunlar Allah dostlarından dersek, en çok keşif sayılması gerekendir; söylenenler için mutlaka öyle olacaktır ve geleceğin bilgisi budur diye itikad edilmesi de doğru değildir. Ve her yazış ve okuyuştan sonraki biricik sözümüz Allah en doğrusunu bilir (Allahu alem), olmalıdır.
)
 

akesga

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
8 Ocak 2007
Mesajlar
205
Puanları
0
İyi ki gaybı Allah tan başka kimse bilmiyormuş.

Babaerenlere bi sorsanız arkadaşlar, şu Feneri ne zaman yenecekmişiz? Bi el atsın dedesi hayrına.

Yani bu kadar yetenek var memlekette, fantastik edebiyatın böylesi prim yaptığı bir dönemde neden bir romancımız çıkıp bunları neşretmez? İki mesaj okudum resmen gözümün önüne Sarumana şehadet getirten Gandalf geldi.

Bir oturun araştırın neden Peygamber efendimiz koskoca dağ altın olsun diye dua etmedi, Havariler gökten sofra isteyince ne cevap verildi, imtihan dünyası ne demektir? neden güneş batıdan doğunca tövbeler kabul olunmaz? Oturun bir araştırın.

İslam bu değil kardeşim. Millet babaeren belki gece rüyama gelir HÖT der diye korkacak ta aman bulaşmayalım diyecek. Babalar da salla babam sallayacak.
İyi Uykular. Rüyanız da cübbeli hobbit görüpte uyanırsanız solunuza tükürün arkadaşlar benden söylemesi.
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
51
İyi ki gaybı Allah tan başka kimse bilmiyormuş.

Babaerenlere bi sorsanız arkadaşlar, şu Feneri ne zaman yenecekmişiz? Bi el atsın dedesi hayrına.

Yani bu kadar yetenek var memlekette, fantastik edebiyatın böylesi prim yaptığı bir dönemde neden bir romancımız çıkıp bunları neşretmez? İki mesaj okudum resmen gözümün önüne Sarumana şehadet getirten Gandalf geldi.

Bir oturun araştırın neden Peygamber efendimiz koskoca dağ altın olsun diye dua etmedi, Havariler gökten sofra isteyince ne cevap verildi, imtihan dünyası ne demektir? neden güneş batıdan doğunca tövbeler kabul olunmaz? Oturun bir araştırın.

İslam bu değil kardeşim. Millet babaeren belki gece rüyama gelir HÖT der diye korkacak ta aman bulaşmayalım diyecek. Babalar da salla babam sallayacak.
İyi Uykular. Rüyanız da cübbeli hobbit görüpte uyanırsanız solunuza tükürün arkadaşlar benden söylemesi.
Kıyamete kadar olacak pekçok konuda Sadık bir haberci olan mübarek Peygamber efendimiz pekçok haberler vermiştir. Bu haberlerin verilmesinde maksad imtihanı bozmak değil haşa, Müslümanların kıyamet ve ahiret için devamlı uyanık ve hazır olması; mesela itaatte gevşeklik göstermemesi, nefs u şeyatinin iğvalarına karşı direncini artırması içindir. Mesela Peygamber efendimiz dahil bütün Peygamberler, en başından beridir, hiç görülmemiş bir fitne ve küfür kasırgası olan Deccale karşı ümmetlerini uyarmışlardır ki ona kapılmasınlar ve küfre düşmesinler... Bu tarz haber vermelere bir nevi şefaat gözüyle de bakabiliriz. Kısaca Allah'ın Müslümanlara olan merhametinin tecellisidir. Deccali bilmezsen tedbirini alamazsın. Çoluğuna çocuğuna anlatıp onları uyaramazsın... Güneşin batıdan doğmasıyla artık tevbe kapılarının kapanacağını bilmeden kendini ona hazırlayamazsın. vs.. vs..

Peygamberimizin ve bütün Peygamberlerin verdikleri bu rahmet haberleri, onların varisleri tarafından da zaman zaman tekrarlanmış, açıklanmış, somutlaştırılmıştır. Biz bunda bir sorun görmüyoruz.

Sorun şunda olabilir: Hadis-i Şerifler daim başımız üzerindedir. Resulullah efendimizin verdiği haber ve müjdeler, yaptığı uyarılar hepsi haktır. Hiç şüphesiz. Kıyamete kadar ve kıyametten sonra ne olacağını bildirmişse onlar tek tek yaşanacaktır. Hiç sektirmeden... Aynen hepsi bir bir yaşanacaktır. Hiçbir Müslüman bu tarz Nebevi haberleri gaybı taşlamak olarak görmez haşa... Hafife de almaz. Onunla alay ve istihza da etmez. Bununla birlikte, Veliler hakkında, yukarıdaki uyarıyı önemsemeliyiz; yani keşfin, vahy gibi korunmuş olmaması nedeniyle içinde hata ve ıskalama payı olabileceğini dikkate almalıyız. Buna dikkat etmeden bu konuları takıntı haline getirmek sorundur... Bir de işi gücü itaati zikri bırakıp bütün mesaiyi bu konulara harcamak ya da neticeleri/olacakları oturarak beklemek de bir sorundur.
 

elcevaz13

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Şub 2008
Mesajlar
1,472
Puanları
38
Yaş
36
Web sitesi
www.herkul.org
Kırmızı soruyu bir Risale forumunda sorduk. Soruya cevap gelmedi. Sükut edildiğine göre inanılıyor ve tasdik ediliyor demektir. İşin ilginç tarafı, imtihan ve teklif sırrı icabı Üstadımız kendini (Mehdiliğini) izhar etmedi denmesidir. Üstadınızın kendi ağzından Mehdiliğini kabul ettiğine dair bu hatıraların anlatılması, bir "izhar" (açıklama ve ilan) değil de nedir? Ol vakit imtihan sırrından gizliydi, şimdi imtihan sırrı kalktı mı da bu hatıralar böyle açıkça nakledilip duruyor. O zamandan bu zamana değişen nedir? Kıyamet koptu, imtihan teklif kalktı da bizim mi haberimiz olmadı?

Neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Neresinden baksanız çelişki!
Muhterem abim sizin hüsn-ü niyetle bu ikazı yapmış olduğunuzu düşünüyorum amma ikaz tarzı önemli zira Ayette ehl-i kitapla bile güzel mücadele edilmesi emrediliyor hatta firavuna bile kavl-i leyyinle muhatap olunması Hazreti Musa Aleyhisselama emredilmişken sizin gibi ehl-i tarik abilerimizin iman ve Kuran hizmetinde bulunan kardeşlerini su-i zanlara sebebiyet verecek tarzda ikazatı yakışmıyor.
Üstadımızın hakkında bazı bu tarz rivayetler mevcuttur amma eğer hakikati varsa bile has dairede vuku bulmuştur ve izhar eden abilerimizle Üstadımız arasında cereyan ettiği için ne mana ifade ettiğini bilemiyoruz.Bunlardan ziyade umuma hitap eden ise Risale-i Nurlardırki Afyon Mahkeme müdafaatında yine ağabeylerimizin bu mevzuda sarih beyanları Üstadımızın meslek ve meşrebine daha muvafık düşüyor:
Ceylân'ın müdafaasıdır
Afyon Ağırceza Mahkemesine,
Kendisinin yakınlarındanım. Dört sene kadar ara sıra hizmetini müftehirâne yapmışım. Bu müddet zarfında kendisinin serâpâ faziletinden başka hiçbir şeyine şahit değilim. Onun ağzından bir defa olsun, mehdîliğine ve müceddidliğine dair bir kelime duymadım. Tevazuun kemâlinde olduğuna yüz binleri aşan Nur nüshaları ve onları okumakla imanlarını kurtaran yüz binler hâlis Nur şakirtleri şahittir.
Hıfzı Bayram'ın müdafaasıdır

Afyon Ağırceza Mahkemesine,
Hıfzı Bayram'ın müdafaasıdır

Yalnız iddianamede savcının mehdîlikten bahsettiğini öğrendim. Halbuki Üstadım bu gibi isnatlardan müberrâdır. Böyle birşeyi lisanından duymadığımız
gibi, eserlerinde de görmedik. Ve talebelerini, her fırsatta şahsına hürmet ve tâzimden ve makam vermekten men etmiş ve tâzimkârâne mektup yazanları dahi takbih etmiştir. Bizler kendisini hubb-u cahtan müberrâ, zamanın en yüksek bir âlimi ve bir ilm-i tahkik hocası olarak biliyoruz.
Mevkuf
Hıfzı Bayram

Halil Çalışkan'ın müdafaasıdır
Afyon Ağırceza Mahkemesine,
Muhterem heyet-i hâkime,
Üstadımdan da gerek mehdîliğe ve müceddidliğe ve gerekse bu hareketlere dair hiçbir şey işitmedim. Risale-i Nur'un ve Üstadımın ve biz talebelerin yegâne gaye ve hizmetimiz, İslâmiyete, hususan Türk milletine İmân ve ahlâk cihetinde kudsî bir hizmettir. Elbette Risale-i Nur'a ve hâdimlerine bu hizmetleri için ilişmemek lâzımdır.

Şimdi Üstadımızı dinleyelim:
Bazı emârelerle bildim ki, gizli düşmanlarımız Nurun kıymetini düşürmek fikriyle, siyaset mânâsını hatırlatan mehdîlik dâvâsını tevehhüm ile, güya Nurlar buna bir âlettir diye çok asılsız bahaneleri araştırıyorlar. Belki benim şahsıma karşı bu işkenceler, bu evhamlarından ileri geliyor. Ben o gizli zâlim düşmanlara ve onları aleyhimizde dinleyenlere derim: Hâşâ! Sümme hâşâ! Hiç bir vakit böyle haddimden tecavüz edip İmân hakikatlerini şahsiyetime bir makam-ı şan ve şeref kazandırmaya âlet etmediğime bu yetmiş beş, hususan otuz senelik hayatım ve yüz otuz Nur Risaleleri ve benimle tam arkadaşlık eden binler zatlar şehadet ederler.
Evet, Nur şakirtleri biliyorlar ve mahkemelerde hüccetlerini göstermişim ki, şahsıma değil bir makam, şan ve şeref ve şöhret vermek ve uhrevî ve mânevî bir mertebe kazandırmak, belki bütün kanaat ve kuvvetimle ehl-i imana bir hizmet-i imaniye yapmak için, değil yalnız dünya hayatımı ve fâni makamatımı, belki - lüzum olsa - âhiret hayatımı ve herkesin aradığı uhrevî bâki mertebeleri feda etmeyi, hattâ cehennemden bazı bîçareleri kurtarmaya vesile olmak için - lüzum olsa - Cenneti bırakıp Cehenneme girmeyi kabul ettiğimi hakikî kardeşlerim


bildikleri gibi, mahkemelerde dahi bir cihette ispat ettiğim halde, beni bu ithamla Nur ve İmân hizmetime bir ihlâssızlık isnad etmekle ve Nurların kıymetlerini tenzil etmekle, milleti onun büyük hakikatlerinden mahrum etmektir.
Acaba bu bedbahtlar dünyayı ebedî ve herkesi kendileri gibi dini ve imanı dünyaya âlet ediyor tevehhümüyle dünyadaki ehl-i dalâlete meydan okuyan ve hizmet-i imaniye yolunda hem dünyevî hem - lüzum olsa - uhrevî hayatlarını feda eden ve mahkemelerde dâvâ ettiği gibi, bir tek hakikat-i imaniyeyi dünya saltanatıyla değiştirmeyen ve siyasetten ve siyasî mânâsını işmam eden maddî ve mânevî mertebelerden ihlâs sırrıyla bütün kuvvetiyle kaçan ve yirmi sene emsalsiz işkencelere tahammül edip siyasete meslek itibarıyla tenezzül etmeyen ve kendini nefsi itibarıyla talebelerinden çok aşağı bilen ve onlardan daima himmet ve dua bekleyen ve kendi nefsini çok bîçare ve ehemmiyetsiz itikad eden bir adam hakkında, bazı hâlis kardeşleri, Risale-i Nur'dan aldıkları fevkalâde kuvve-i imaniyeye mukabil, onun tercümanı olan o bîçareye, tercümanlık münasebetiyle Nurların bazı faziletlerini hususî mektuplarında ona isnad etmeleri ve hiçbir siyaset hatırlarına gelmeyerek, âdete binaen, insanlar sevdiği âdi bir adama da "Sultanımsın, velînimetimsin" demeleri nev'inden yüksek makam vermeleri ve haddinden bin derece ziyade hüsn-ü zan etmeleri ve eskiden beri üstad ve talebeler mâbeyninde câri ve itiraz edilmeyen makbul bir âdetle teşekkür mânâsında pek fazla medh ü senâ etmeleri ve eskiden beri makbul kitapların âhirlerinde mübalâğa ile medhiyeler ve takrizler yazılmasına binaen, hiç bir cihetle suç sayılabilir mi? Gerçi mübalâğa itibariyle hakikate bir cihette muhaliftir; fakat kimsesiz, garip ve düşmanları pek çok ve onun yardımcılarını kaçıracak çok esbab varken, insafsız çok muterizlere karşı sırf yardımcılarının kuvve-i mâneviyelerini takviye etmek ve kaçmaktan kurtarmak ve mübalâğalı medhedenlerin şevklerini kırmamak için, onların bir kısım medihlerini Nurlara çevirip bütün bütün reddetmediği halde, onun bu yaşta ve kabir kapısındaki hizmet-i imaniyesini dünya cihetine çevirmeye çalışan bazı resmî memurların ne derece haktan, kanundan, insaftan uzak düştükleri anlaşılır. Son sözüm,
dur.
Said Nursî
¨ ¨ ¨


Her türlü musîbet karşısında söylediğimiz söz şudur: Biz Allah'ın kullarıyız; sonunda yine Ona döneceğiz. Bakara Sûresi: 2:156.

 

elcevaz13

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Şub 2008
Mesajlar
1,472
Puanları
38
Yaş
36
Web sitesi
www.herkul.org
Ne olacağını biliyoruz, bunları ifade ettikten sonra kimi Nurcular tarafından, arkamızdan ahir zaman eşhasının imtihan ve teklif sırrı icabı herkes tarafından anlaşılamayacağı; Hadislerin müteşebbihat olduğu, tevil gerektiği şeklinde peşi peşine izahlar getirilecek.

Şimdiden hoşa gitmeyecek bir haberim var:

İmam Rabbani Hz., kendi zamanında vefat etmiş bir şahsa Mehdi diye inananlar hakkında da yazmıştır. O şahıs vefat etti geçti. Mehdi As. hakkında bildirilmiş 200 civarındaki açık haberlere, Hadis-i Şeriflere bu adam uyuyor mu? Hayır. demiştir. Dikkat ediniz: İmam Rabbani Hz.leri bu haberlerin bir kısmını verirken asla tevil yoluna gitmemiş, müteşebbihat filan dememiştir. Mesela demiştir ki Hadis-i Şerifte "Başı üstünden bir Melek bu Mehdi'dir" diye seslenecek. O vefat eden şahsın üzerinden böyle bir Melek seslenmiş midir? Hayır. Öyleyse Mehdi değildir, demiştir. Bakınız tevil yok. Açık haberi olduğu gibi anlatıp şahsın habere uyup uymadığını sınamak var.

İlgili satırları aktarıyorum:

380. Mektup'tan:

Muhbir-i Sıddık Resulullah Efendimizin haber verdiği kıyamet alametlerin hepsi haktır. Onlarda yalan ihtimali yoktur. Onlar arasında şunlar vardır:

Alışılmışın aksine, güneşin mağripten doğması, Mehdi’nin zuhuru, Ruhullah İsa’nın nüzulü. Resulullah Efendimize ve ona salat-ı selam. Deccalin çıkması, Ye’cuc ve Me’cuc’un zuhuru, Dabbe-i arzın çıkması, Semadan bir dumanın zuhuru ile, insanları kaplayıp onlara elim bir azab ile azab etmesi. O kadar zorlanacaklardır ki artık insanlar şöyle diyecekler:

Rabbimiz, bizden azabı aç; biz mü’minleriz.” “44/12”

Kıyamet alametlerinin sonuncusu odur ki Aden tarafından bir ateş çıkacaktır.


Muhterem abim İmam-ı Rabbani Hazretleri (k.S.) ne demişse aler- re's-i ve-l ayn kabul ederiz amma Hazret burda icmali bir ifadede bulunmuş meleğin sesi herkes tarafından duyulacak mı bu ses nasıl olacak meleğin kendisi görünecekmi bu ses maddimi yoksa manevi mi olacak bunları tafsil etmemiş elbette Mehdi (a.s) ın alametleri Muhbir-i Sadık Aleyhissalatü Vesselam tarafından bildirilmiştir amenna ve saddakna. Amma bu alametlerin ne mana ifade ettiği nasıl anlaşılması gerektiği ve diğer ahirzaman hadisleri nasıl anlaşılması gerektiği önemli.Şimdi aşağıda Üstadımızın bu konuda getirmiş olduğu izahatı dikkatle okuyun ve yanlış olan birşey varsa doğrusunu isbat ederek izah edin.
Üçüncü Dal
Kıyâmet alâmetlerinden ve âhir zaman vukuâtından ve bâzı amâlin fazîlet ve sevaplarından bahseden ehâdîs-i şerîfe güzelce anlaşılmadığından, akıllarına güvenen bir kısım ehl-i ilim, onların bir kısmına zayıf veya mevzu demişler. İmânı zayıf ve enâniyeti kavî bir kısım da, inkâra kadar gitmişler. Şimdi tafsile girişmeyeceğiz. Yalnız, "On İki Asıl"ı beyân ederiz.
Birinci Asıl: Yirminci Sözün âhirindeki suâl ve cevapta izah ettiğimiz meseledir. İcmâli şudur ki:
Din bir imtihandır, bir tecrübedir; ervâh-ı âliyeyi, ervâh-ı sâfileden tefrik eder. Öyle ise, ileride herkese göz ile görülecek vukuâtı öyle bir tarzda bahsedecek ki, ne bütün bütün meçhûl kalsın, ne de bedihî olup, herkes ister istemez tasdike mecbur kalsın. Akla kapı açacak, ihtiyârı elinden almayacak. Zîrâ, eğer tamamen bedâhet derecesinde bir alâmet-i Kıyâmet görülse, herkes tasdike muztar olsa, o vakit kömür gibi bir istidad, elmas gibi bir istidad ile beraber kalır. Sırr-ı teklif ve netice-i imtihan zâyi olur.
İşte, bunun için, Mehdî ve Süfyan meseleleri gibi çok meselelerde çok ihtilâf olmuş. Hem rivâyât dahi çok muhteliftir; birbirine zıd hükümler olmuş.
İkinci Asıl: Mesâil-i İslâmiyenin tabakâtı vardır; biri bürhan-ı katî istese, diğeri bir zann-ı gâlibî ile iktifâ eder, başkası yalnız bir kabul-ü teslimî ve reddetmemek ister. Öyle ise, esâsât-ı imâniyeden olmayan mesâil-i fer'iye veya vukuât-ı zamâniyenin herbirinde bir iz'ân-ı yakîn ile bir bürhan-ı katî istenilmez. Belki, yalnız reddetmemek ve teslimiyetle ilişmemektir.
Üçüncü Asıl: Zaman-ı Sahabede benî İsrâil ve Nasarâ ulemâlarından çoğu İslâmiyete girdiler. Eski mâlûmâtları dahi onlarla beraber Müslüman oldu. Bâzı hilâf-ı vâki' mâlûmât-ı sâbıkaları, İslâmiyetin malı olarak tevehhüm edildi.
Dördüncü Asıl: Ehâdîs-i şerîfe râvilerinin bâzı kavilleri veyahut istinbât ettikleri mânâları, metn-i hadîsten telâkkî ediliyordu. Halbuki, insan hatâdan hâlî olmadığı için, hilâf-ı vâki' bâzı istinbâtları veya kavilleri hadîs zannedilerek, zaafına hükmedilmiş.
Beşinci Asıl:
-1- yani,
-2- sırrınca, bâzı ehl-i keşif ve ehl-i velâyet olan muhaddisîn-i muhaddesîn ilhamlarıyla gelen bâzı maânî, hadîs telâkkî edilmiş. Halbuki, ilham-ı evliyâ-bâzı ârızalarla-hatâ olabilir. İşte bu nev'den, bir kısım hilâf-ı hakikat çıkabilir.

Altıncı Asıl: Beynennâs iştihar bulmuş bâzı hikâyeler bulunuyor ki, durûb-u emsâl hükmüne geçer. Hakiki mânâsına bakılmaz; ne maksad için sevk edilir, ona bakılır. İşte bu nev'den beynennâs teârüf etmiş bâzı kıssa ve hikâyâtı, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, bir maksad-ı irşâdî için temsil ve kinâye nev'inden zikredivermiş. Şu nevi meselelerin mânâ-i hakikisinde kusur varsa, örf ve âdât-ı nâsa âittir ve teârüf ve tesâmû-u umumîye râcîdir.
Yedinci Asıl: Şek çok teşbih ve temsiller bulunuyor ki, mürûr-u zamanla veya ilmin elinden cehlin eline geçmesiyle hakikat-i maddiye telâkkî ediliyor. Hatâya düşer. Meselâ, "Sevr" ve "Hûd" isminde ve âlem-i misâlde sevr ve hûd timsâlinde berrî ve bahrî hayvanât nâzırlarından iki melâiketullah, âdetâ bir koca öküz ve cismânî bir balık zannedilerek, hadîse ilişilmiş.
Hem meselâ, bir vakit huzur-u Nebevîde derin bir ses işitildi. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti ki: "Bu gürültü, yetmiş senedir yuvarlanıp, tâ ancak bu dakika Cehennemin dibine düşen bir taşın gürültüsüdür." * İşte bu hadîsi işiten, hakikate vâsıl olmayan, inkâra sapar. Halbuki, yirmi dakika-o hadîsten-sonra, katiyen sabittir ki, biri geldi, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma dedi ki: "Meşhur münâfık, yirmi dakika evvel öldü." Yetmiş yaşına giren o münâfık Cehennemin bir taşı olarak bütün müddet-i ömrü tedennîde, esfel-i sâfilîne, küfre sukuttan ibâret olduğunu gayet belîğâne bir sûrette, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm beyân etmiştir. Cenâb-ı Hak, o vefât dakikasında o sesi işittirip, ona alâmet etmiştir.



1- Ümmetim içerisinde muhaddesûn vardır. (H P: Tirmizî, 4:370; Sahîh-i Buhârî: 2:211, 5:15.)
2- Kendilerine ilham olunanlar.
* Müslim, 4:3184, hadîs no: 2844, 4:2145, hadîs no: 2782; Müsned, 2:271, 3:341, 346, 360.
Sekizinci Asıl: Cenâb-ı Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı tecrübe ve meydan-ı imtihanda çok mühim şeyleri, kesretli eşya içinde saklıyor. O saklamakla çok hikmetler, çok maslahatlar bağlıdır. Meselâ, Leyle-i Kadri umum Ramazan'da, saat-i icâbe-i duâyı Cumâ gününde, makbul velîsini insanlar içinde, eceli ömür içinde ve Kıyâmetin vaktini ömr-ü dünya içinde saklamış. -1-
Zîrâ, ecel-i insan muayyen olsa, yarı ömrüne kadar gaflet-i mutlaka, yarıdan sonra darağacına adım adım gitmek gibi bir dehşet verecek. Halbuki, âhiret ve dünya muvâzenesini muhâfaza etmek ve her vakit havf ve recâ ortasında bulunmak maslahatı, iktizâ eder ki, her dakika hem ölmek, hem yaşamak mümkün olsun. Şu halde mübhem tarzdaki yirmi sene mübhem bir ömür, bin sene muayyen bir ömre müreccahtır.
İşte Kıyâmet dahi şu insan-ı ekber olan dünyanın ecelidir. Eğer vakti taayyün etseydi, bütün kurûn-u ûlâ ve vustâ gaflet-i mutlakaya dalacak idiler ve kurûn-u uhrâ dehşette kalacaktı. İnsan, nasıl hayat-ı şahsiyesiyle hânesinin ve köyünün bekâsıyla alâkadardır; öyle de, hayat-ı içtimâiye ve nev'iyesiyle küre-i arzın ve dünyanın yaşamasıyla alâkadardır. Kur'ân,
-2- der. "Kıyâmet yakındır," ferman ediyor. Bin bu kadar sene geçtikten sonra gelmemesi, yakınlığına halel vermez. Zîrâ, kıyâmet dünyanın ecelidir. Dünyanın ömrüne nisbeten bin veya iki bin sene, bir seneye nisbetle bir iki gün veya bir iki dakika gibidir. Saat-i Kıyâmet yalnız insaniyetin eceli değil ki, onun ömrüne nisbet edilip baîd görülsün. İşte bunun içindir ki, Hakîm-i Mutlak, kıyâmeti "Mugayyebât-ı Hamse"den olarak, ilminde saklıyor. İşte bu ibhâm sırrındandır ki, her asır, hattâ asr-ı hakikatbîn olan Asr-ı Saadet dahi dâimâ Kıyâmetten korkmuşlar. Hattâ bâzıları, "Şerâiti hemen hemen çıkmış" demişler.

İşte bu hakikati bilmeyen insafsız insanlar derler ki: "âhiretin tafsilâtını ders alan müteyakkız kalbli, keskin nazarlı olan Sahabelerin fikirleri niçin bin sene hakikatten uzak olarak fikirleri düşmüş gibi, istikbâl-i dünyevîde bin dört yüz sene sonra gelecek bir hakikati, asırlarında karîb zannetmişler?"
Elcevap: Çünkü Sahabeler, feyz-i sohbet-i Nübüvvetten herkesten ziyâde dâr-ı âhireti düşünerek, dünyanın fenâsını bilerek, Kıyâmetin ibhâm vaktindeki hikmet-i İlâhiyeyi anlayarak, ecel-i şahsî gibi, dünyanın eceline karşı dahi dâimâ muntazır bir vaziyet alarak âhiretlerine ciddî çalışmışlar. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, "Kıyâmeti bekleyiniz, intizar ediniz" -3- tekrar etmesi, şu hikmetten ileri gelmiş bir irşâd-ı Nebevîdir. Yoksa, vuku-u muayyene dâir bir vahyin hükmüyle değildir ki, hakikatten uzak olsun. İllet ayrıdır, hikmet ayrıdır. İşte Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın bu nevi sözleri, hikmet-i ibhâmdan ileri geliyor.



1- Hadîs-i şerif meâli: Tirmizî, Fiten: 39.
2- Kıyamet yaklaştı, ay yarıldı. (Kamer Sûresi: 1.)
3- Hadis-i şerif meali: Tirmizi, Fiten:39.
Hem şu sırdandır ki Mehdî, Süfyan gibi, âhir zamanda gelecek eşhasları çok zaman evvel, hattâ Tâbiîn zamanında onları beklemişler, yetişmek emelinde bulunmuşlar. Hattâ bâzı ehl-i velâyet, "Onlar geçmiş" demişler. İşte bu da, Kıyâmet gibi, hikmet-i İlâhiye iktizâ eder ki, vakitleri taayyün etmesin. Çünkü, her zaman, her asır, kuvve-i mâneviyenin takviyesine medâr olacak ve yeisten kurtaracak "Mehdî mânâsına muhtaçtır. Bu mânâda her asrın bir hissesi bulunmak lâzımdır. Hem gaflet içinde fenalara uymamak ve lâkaydlıkta nefsin dizginini bırakmamak için, nifâkın başına geçecek müthiş şahıslardan her asır çekinmeli ve korkmalı. Eğer tâyin edilseydi, maslahat-ı irşâd-ı umumi zâyi olurdu.
Şimdi, Mehdî gibi eşhâsın hakkındaki rivâyâtın ihtilâfâtı ve sırrı şudur ki: Ehâdisi tefsir edenler, metn-i ehâdisi tefsirlerine ve istinbâtlarına tatbik etmişler. Meselâ, merkez-i saltanat o vakit Şam'da veya Medîne'de olduğundan, vukuât-ı Mehdiye ve Süfyâniyeyi merkez-i saltanat civârında olan Basra, Kûfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler. Hem de, o eşhâsın şahs-ı mânevîsine veya temsil ettikleri cemaate âit âsâr-ı azîmeyi o eşhâsın zâtlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, o eşhâs-ı hârika çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler. Halbuki, demiştik, bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyârı elinden alınmaz. Öyle ise, o eşhas, hattâ o müthiş Deccâl dahi çıktığı zaman çokları, hattâ kendisi de bidâyeten deccâl olduğunu bilmez. Belki nur-u imânın dikkatiyle o eşhâs-ı âhir zaman tanınabilir.
Alâmet-i Kıyâmetten olan deccâl hakkında hadîs-i şerifte, "Birinci günü bir sene, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, dördüncü günü eyyâm-ı sâire gibidir. Çıktığı zaman dünya işitir. Kırk günde dünyayı gezer." -1- rivâyet ediliyor. İnsafsız insanlar bu rivâyete muhâl demişler. Hâşâ, şu rivâyetin inkâr ve iptaline gitmişler. Halbuki,
-2- , hakikati şu olmak gerektir ki:

Alem-i küfrün en kesâfetlisi olan şimâlde tabiiyyunun fikr-i küfrîsinden süzülen bir cereyân-ı azîmin başına geçecek ve Ulûhiyeti inkâr edecek bir şahsın şimâl tarafından çıkmasına işaret ve şu işaret içinde bir remz-i hikmet vardır ki, kutb-u şimâlîye yakın dairede bütün sene, bir gece bir gündüzdür. Altı ayı gece, altı ayı gündüzdür. "Deccâlin bir günü bir senedir," o daire yakınında zuhuruna işarettir. "İkinci günü bir aydır" demekten murad, şimâlden bu tarafa geldikçe, bâzan olur yazın bir ayında güneş gurûb etmez. Şu dahi deccâl şimâlden çıkıp, âlem-i medeniyet tarafına tecavüzüne işarettir. Günü deccâle isnad etmekle şu işarete işaret eder. Daha bu tarafa geldikçe bir haftada güneş gurûb etmiyor. Daha gele gele tulû ve gurûb ortasında üç saat devam ediyor. Ben Rusya'da esârette iken böyle bir yerde bulundum. Bize yakın, bir hafta güneş gurûb etmeyen bir yer vardı; seyir için oraya gidiyorlardı. "Deccâlin çıktığı vakit, umum dünya işitecek" olan kaydı, telgraf ve radyo halletmiştir. Kırk günde gezmesini de, merkebi olan şimendifer ve tayyâre halletmiştir. Eskiden bu iki kaydı muhâl gören mülhidler, şimdi âdi görüyorlar.



1- Müslim, Fiten: 110; Müsned, 3:367, 4:181; Tirmizî, Fiten: 59; İbn-i Mâce, Fiten: 33.
2- Bilgi Allah katındadır. (âyetlerden iktibas dinî bir kâide: Ahkâf Sûresi: 23; Mülk Sûresi: 26.)
Alâmet-i Kıyâmetten olan Ye'cüc ve Me'cüc'e ve Sedde dâir bir risâlede bir derece tafsîlen yazdığımdan, ona havale edip, şurada yalnız şunu deriz ki: Eskiden Mançur, Moğol ünvânıyla içtimâât-ı beşeriyeyi zîr ü zeber eden tâifeler ve Sedd-i Çinî'nin yapılmasına sebebiyet verenler, Kıyâmete yakın yine anarşistlik gibi bir fikirle medeniyet-i beşeriyeyi zîr ü zeber edecekleri rivâyetlerde vardır.
Bâzı mülhidler derler: "Bu kadar acâibi yapan ve yapacak tâifeler nerede?"
Elcevap: Çekirge gibi bir âfât, bir mevsimde pekçok kesretle bulunur. Mevsim değiştikçe memleketi fesada veren kesretli o tâifelerin hakikatleri mahdut bâzı ferdlerde saklanıyor. Yine zamanı geldikçe, emr-i İlâhî ile o mahdut ferdlerden gayet kesretli aynı fesad yine başlar. Güyâ onların hakikat-i milliyetleri inceliyor, kopmuyor. Yine mevsimi geldikçe zuhur ediyor. Aynen öyle de, bir zaman dünyayı herc ü merc eden o tâifeler izn-i İlâhî ile mevsimi geldiği vakit, aynı o tâife, medeniyet-i beşeriyeyi herc ü merc edecekler. Fakat, onların muharrikleri başka bir sûrette tezâhür eder.
-1-

Dokuzuncu Asıl: Mesâil-i imâniyeden bir kısmın netâici, şu mukayyed ve dar âleme bakar, diğer bir kısmı geniş ve mutlak olan âlem-i âhirete bakar. Amellerin fazîlet ve sevâbına dâir ehâdîs-i şerifenin bir kısmı, terğib ve terhibe münâsip bir tesir vermek için, belâgatlı bir üslûbda geldiğinden, dikkatsiz insanlar onları mübâlâğalı zannetmişler. Halbuki, bütün onlar ayn-ı hak ve mahz-ı hakikat olduklarından, mücâzefe ve mübâlâğa, içlerinde yoktur.
Ezcümle, en ziyâde insafsızların zihnini kurcalayan şu hadîstir ki:
-2-


ev kemâ kâl. Meâl-i şerifi: "Dünyanın Cenâb-ı Hakkın yanında bir sinek kanadı kadar kıymeti olsa idi, kâfirler bir yudum suyu ondan içmeyecek idiler." Hakikati şudur ki:


"İndallah" tâbiri, "âlem-i bekâdan" demektir. Evet, âlem-i bekâdan bir sinek kanadı kadar bir nur, mâdem ebedîdir, yeryüzünü dolduracak muvakkat bir nurdan daha çoktur. Demek koca dünyayı bir sinek kanadıyla muvâzene değil, belki herkesin kısacık ömrüne yerleşen hususi dünyasını âlem-i bekâdan bir sinek kanadı kadar dâimî bir feyz-i İlâhîye ve bir ihsan-ı İlâhîye muvâzeneye gelmediği demektir.
1- Gaybî Allah'tan başka kimse bilmez. (Ayetten iktibas, İslâmî bir kaide: "Göklerde ve yerde olanlar gaybî bilmez, onu ancak Allah bilir." (Neml Sûresi: 65.)
2- Buhârî, Tefsir: 18; Müslim, Münâfikûn: 18; İbn-i Mâce, Zühd: 3; Tirmizî, Zühd: 13.

http://www.risaleara.com/oku.asp?id=297
 
Üst