Nebe Suresi'ndeki 'Büyük Haber' nedir?

ŞAKİROĞLU

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
16 Nis 2013
Mesajlar
264
Puanları
18
Yaş
69
Web sitesi
www.hikayeler.net
Bir toplumda, insanların, mahiyetini bilmedikleri bir olayı duyduklarında, nedir... nasıl bir şeydir... diye meraklanmaları normaldir. Mekke toplumu, Hz. Muhammed'in kendini gösterdiği ilk yıllarda, toplumda fısıldaşmalar başlamış. İnsanlar duydukları şeyin mahiyetini anlamaya çalışmışlar. Nebe Suresi'nin konusu budur ve Sure bu konuyu direk açıklamak yerine, mahiyetini, konuşanların kendilerinin bulmasına kapı açmaktadır.

''Bir meseleyi mi soruşturup anlamaya çalışıyorlar?..'' (Nebe:1)

Anladığımız kadarıyla... Evet. Bir mesele var. Mesele;

''Bir olayın toplumda gündem oluşturması meselesi'' (Nebe:2)

Duyulan ve yayılan olay öyle bir olay ki, o olayın mahiyetini soruşturarak anlamaya çalışanlar, ileri sürdükleri fikirde anlaşamıyorlar. (Nebe: 3)
İhtilaf var...

Demek ki ''En-nebâi'l-azîm'' kelimesiyle konu edilen olayı anlamak mümkün olmayacak.

Uyarı gelir:

''Uğraşmasınlar... Zamanı geldiğinde öğrenirler''. (Nebe. 4, 5)

Zamanı geldiğinde öğrenirler sözü, Mekke toplumuna, sorup soruşturdukları o büyük yani önemli olayın mahiyetini bileceklerinin müjdesini verir.
Lakin ne zaman?..

Bekleyeceklerdir...

Belki de beklemişlerdir...

Olayın anlaşılmasının ipuçları Hz. Muhammed'in dilinden verilmeye başlanır:

''Yeryüzünü (arzı) mihâd yapmadık mı?'' (Nebe:6)

Arz, deniz seviyesine yakın kara parçasıdır. 'Mihad', kara parçasının tarıma uygun vasfıdır. Mihad sözcüğü 'beşik' anlamındadır lakin 'beşik' mecazdır. Bu beşik, yaşamı genişletecek-geliştirecek anlamında beşiktir.

''Dağları evtad etmedik mi?'' (Nebe: 7)

Dağlar, Dünya'nın merkezindeki mağma kitlesinin satıha çıkmasıyla oluşmuşlardır. Her dağın aynı tipte, aynı şekilde olmaması, insanların yer ve konum belirlemesinde etkendir. 'Evtad' sözcüğü, belirti, elamet anlamında kullanılmaktadır.

Demek ki Mekkelilerin sorup soruşturarak anlamak istedikleri şeyin yeryüzü şekilleriyle igisi var.

Başka?..

''Halbuki sizi ezvâc olacak biçimde yarattık''. (Nebe: 8)

Ezvac, birbirine yakınlaşacak, uyum sağlayacak vaziyeti belirtir. Bu kelime, halk dilinde kadın ve erkeğin 'beden birliği' anlamında kullanılmışsa da, fikir, inanç, faaliyet birliği de 'ezvac' kapsamı içindedir.

''Ve dinlenmenize uykuyu öngördük''. (Nebe: 9)

Bu, meşru faaliyete ara verilmesi halidir. Sinir sistemi, enerjisini ancak uyku ile kazanıyor.

''Ve geceyi libas yaptık''; ''Ve gündüzü çalışıp kazanmaya vesile ettik''. (Nebe: 10, 11)

Bunlar, insan yaşamının düzenlilik kazanmasının ve fizyolojik gelişmesinin şartıdır.

''Ve üstünüze semayı bina ettik, sağlam... (Nebe: 12)

Bu ifade, insanların dünya dışından gelebilecek tehlikeden korunduğu anlamını verir.

''Ve ışıtan ve aydınlatan lambayı gerekli gördük''
(Nebe: 13)

Bahsedilen Güneş'tir. Lamba sözcüğüyle avam tabakasının zihni okşanmıştır. Güneş'in 'lambalıktan' öte vasfının olabileceği, tefekkür sebebidir.

''Ve yağmur bulutlarından şırıltı sesi veren suyu indirdik; tohumlar açılsın, bitkiler çıksın, sık ağaçlı bahçeler oluşsun diye'' (Nebe: 14, 15, 16)

Güneş olmayacaksa bu ayetlerde bahsedilenler olmaz. İnsan adı verilen canlılar da olmaz. Muhatap alınan Mekkeliler hiç olmazdı.

Sık ağaçlı bahçe demek olan 'cennatin elfaf' kelimesindeki 'cennet' Mekke toplumunun görmeye alışık olmadığı yerdir.

O zamanın Mekkelileri, bu anlatılanlardan sonra ihtilaf etmeden bir fikirde anlaşabilmişler midir, bilmiyoruz. Lakin 20'nci yüzyıl insanları, bu konunun nereye kadar uzandığını anlayabilirler. Çünkü, Güneş, dünya, yeryüzü sathı, ormanlar, canlılar, canlılarda üreme, yaşam... fizik biliminden, kimya biliminden, botanikten, biyoloji ve sosyoloji bilimine kadarki tüm bilim dallarını oluşturuyor.

İbrahim Faik Bayav
(19.07.2019 07:40)
 

ilke

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
6 Kas 2017
Mesajlar
746
Puanları
43
Yav, bir sûrenin yorumu bu kadara uçuk olur mu? Adınız Ş.Oğlu olursa olur ! Bir defa Mekke Toplumu veya Mekkeliler denilen toplum müşrikelrdir ve Rabbimiz sûrede Rasulullah -salllahhu Aleyhi vesellem- Efendimize kıyametten, Kur'andan veya nübüvvetten suâl ve inkâr edercesine ihtilâf ettiklerini beyandan sonra 5. ayette "Onların inkârları gibi değil, yakında kıyameti bilirler. Sonra itikad-ı batılları gibi değildir, elbette onlar yakında ve kıyamette amellerinin cezasını bilirler" buyuruyor.
Vâcib Tealâ kıyameti inkâr edenlerin inkârlarını reddettiken sonra kudret-i kâmilesine delâlet eden acâyib-i sanayiinden ve garaib-i bedayiinden bazılarını beyan etmek üzere :
Biz Azimüşşân yeryüzünü döşenmiş döşek ve dağları yerlerin çivisi kılmadık mı? (6-7)

Biz Azimüşşân sizi çift olarak erkekli, dişili halkettik, uykunuzu size rahat kıldık, geceyi size libas menzilinde perde ve gündüzü maişetinize mahal kıldık... (8-9-10-11)

Biz Azimüşşân kemal-i kudretimizle sizin üzerinizde yedi tabaka muhkem gökleri bina ettik ve göklerin arasında şemsi zıyalı çıra mesabesinde âleme ziya verici kıldık... (12-13)

Biz Azimüşşân buluttan çok ve sık dökülücü suyu inzal ettik ki o su sebebiyle yerden taneleri, otları ve birbirine yaprakları ve dalları karışmış olan bostanları ve bahçeleri çıkaralım, insanlara ve sair rûh sahibi olan hayvanlara gıda edelim. (14-15-16) buyurmuştur.
Allah intibah ve akıl-fikir versin !
 
Üst