Organ Nakli Caiz Midir? | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Organ Nakli Caiz Midir?

alitufan2003

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
27 Ağu 2013
Mesajlar
1,370
Puanları
0
Son günlerde;
Bu konuda zannı ile hareket ederek fetva veren kimseler de alet edilerek, ORGAN NAKLİ'nin yaygınlaştırılması maksadıyla başlatılan yoğun kampanyalar nedeniyle, konuyu tekrar gündeme almak gerekmiştir.

2 Gün önce NTV'de Türkiye'de organ bağışının ne kadar az olduğundan yakınan bir bilimadamı, bu konuda uzunca bir açıklama yaptıktan sonra ağzından baklayı şu şekilde çıkardı "kişi gerçekten öldükten sonra organları kullanılamaz ki! o yüzden kalp atışı durmadan nakiller yapılır!!!"



ORGAN NAKLİ CAİZ DEĞİLDİR.


PEKİ NEDEN?
Organlar kişi ölmeden can çekişirken alınmaktadır. Zira solunum ve kalp durduktan sonra alınan organ işe yaramaz. Nitekim "Beyin ölümü" organ alabilmek için 1968 yılında icat edilmiş bir kriterdir.
Ölüm nedir?
Nefes alıp vermenin durması, ruhun çıkması, vücudun soğumasıdır.
Organın alınması esnasında kalp çalışıyor, ruh daha alınmamış olduğundan "Bir katliam!" diyor HATEM-İ VELİ Ömer ÖNGÜT -K.S.- Hazretleri. İslâm'ın kabul ettiği ölüm; nefes alıp vermenin durması, ruhun çekilmesidir.


Binaenaleyh burada kişi can çekişirken vücudu parçalanıyor.
Organ nakli ve vasiyeti hususunda mahlûkun hükmü yoktur. Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde kesin olarak emir buyuruyor:
"Kendi kendinizi katletmeyin!" (Nisa: 29)
Halbuki organ nakli, organlar canlı iken yapılıyor. Öleceğine yakın bir zamanda vazifeli melekler canını alırken, doktorlar da organlarını alıyor. Kişi hem içten, hem de dıştan ıstırap görüyor. Bir taraftan en büyük eza ve cefâ çekiliyor, bir taraftan da bir nevi cinayet işleniyor. Bu ise haramdır.
Bu doğrudan doğruya bir katliamdır. Vasiyet etmekle de kişi kendisine en büyük tehlikeyi kastediyor. Bir insan kendisini katlederse ebedî cehennemdedir. Hem kendi eliyle kendisini katlediyor, hem de en büyük felâketi hazırlamış oluyor.
Kur'an-ı kerim'de organ nakli diye bir Âyet-i kerime yok diyorlar. Doğrusu bu çok büyük iftirâdır. Zira Allah-u Teâlâ değil katliamı, mümine eziyeti de haram kılmıştır.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde buyuruyorlar ki:
"Kendi kendini boğan kimse, cehennemde kendini boğa boğa kendini vuran kimse de cehennemde kendine vura vura azap eder." (Buharî. Tecrîd-i sarîh: 669)

Kişi emr-i İlâhi gelmeden kendisini öldürdüğü için Hazret-i Allah'ın takdirine karışmış oluyor. Bunun için de cehenneme giriyor. Çünkü O'nun verdiği canı ancak O alır.
Sen de organlarını vasiyet etmekle; ilâhi takdire müdahale etmiş, Hazret-i Allah'ın emanetini çiğnemiş ve kendini katletmiş oluyorsun. Böylece de azaba müstehak oluyorsun. O'nun verdiği âzâyı yine O alır. Kimin malını kime ve ne sıfatla veriyorsun?
 

alitufan2003

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
27 Ağu 2013
Mesajlar
1,370
Puanları
0

Ölmek üzere olan bir hastayı "Nasıl olsa ölecek!" diye ecelinden bir-iki gün önce öldüren kimse -doktor bile olsa- cinayet ile yargılanır değil mi?
O halde sormak lâzım: "O kadar insan ölüyor, niye onların organlarını alamıyorsunuz?", "Kalbi-solunumu duran bir kimseden niye organ alamıyorsunuz?" "İşe yaramıyor." diyeceksiniz. İşte organ alabilmek için "Beyin ölümü" diye bir şey çıkardılar, öyle olmasaydı morglar cenaze dolu, onlardan organ alırlardı.
Bile bile bu fetvâyı vermek, tavsiye etmek büyük cürettir.
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"Kim bir mümini kasden öldürürse onun cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir." (Nisâ: 93)
Bu ilâhî beyanlar Kur'an-ı kerim'de yok mu?

Nitekim "Öldü!" diye hüküm verildiği halde tekrar Cenâb-ı Hakk'ın dilemesi ile hayatına devam eden nice insanlar var. "Beyni öldü!" diye vücudu parçalanan o insanlardan bir tanesi bile hayatına devam edebilecek durumda ise sizin durumunuz ne olacak?

Diğer bir Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"Kim bir cana kıymamış, ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir kimseyi öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir." (Mâide: 32)
Görüldüğü gibi bir kişiyi öldürmek ile milyarlarca kişiyi öldürmek arasında ilâhî mesuliyet noktasında hiçbir fark yok.
Bu katle cevaz verenlerin, bu katliama ortak olanların durumu ne olacak?

Onlar bu hâle neden düştüler? Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde:

"Onların çoğu akıllarını kullanmazlar." buyuruyor. (Ankebût: 63)
Bunların bu hakikatleri kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyoruz. Bütün bunları açık açık yüzlerine söylüyoruz ki, ind-i İlâhî'de mesul olmayalım. Duyan da bu mesuliyetten kurtulsun!
Buna cevaz veren AHİR ZAMAN ALİMLERİ bilsinler ki, büyük bir vebal altındadırlar.
 

Ahmet

Çöl Aslanı
İhvan Üyesi
Katılım
26 Ağu 2006
Mesajlar
2,764
Puanları
0
Yaş
36
Aileme vasiyet ettim ve organlarımı bağışladım. Karınca kurt böcek yiyeceğine çaresiz insanlara umut olsun organlarım.
 

alitufan2003

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
27 Ağu 2013
Mesajlar
1,370
Puanları
0
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:
“Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, işte onlar zalimlerdir” buyuruyor. (Mâide: 45)
Bu ilâhi bir emir ve hükümdür.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:
“Kendisine Rabb’inin Âyetleri hatırlatılarak öğüt verildikten sonra, onlardan yüz çeviren kimseden daha zâlim kim olabilir?
Muhakkak ki biz suçlulardan öç alacağız!” (Secde: 22)



 

Ahmet

Çöl Aslanı
İhvan Üyesi
Katılım
26 Ağu 2006
Mesajlar
2,764
Puanları
0
Yaş
36
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:
“Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, işte onlar zalimlerdir” buyuruyor. (Mâide: 45)
Bu ilâhi bir emir ve hükümdür.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:
“Kendisine Rabb’inin Âyetleri hatırlatılarak öğüt verildikten sonra, onlardan yüz çeviren kimseden daha zâlim kim olabilir?
Muhakkak ki biz suçlulardan öç alacağız!” (Secde: 22)
İnsanları Allah'la kandırmayın. Organ nakli ile alakalı sarih bir ayet söyle bana.
 

alitufan2003

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
27 Ağu 2013
Mesajlar
1,370
Puanları
0
İnsanları Allah'la kandırmayın. Organ nakli ile alakalı sarih bir ayet söyle bana.
Ahmet dinimizce ölüm nedir?
a-) beyin ölümü (kalp ve solunum var)
b-) (kalp durması) nefes alıp vermenin durması, ruhun çıkması ve vücudun soğuması
 

Ahmet

Çöl Aslanı
İhvan Üyesi
Katılım
26 Ağu 2006
Mesajlar
2,764
Puanları
0
Yaş
36
Tıbben ölmüş kimse dinen de ölmüştür. Dinin bu konuda ayrı bir tanımı yoktur.
 

alitufan2003

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
27 Ağu 2013
Mesajlar
1,370
Puanları
0
Organ nakli daha kişi ölmeden, organlar canlı iken yapılıyor. Beyin fonksiyonlarının durmuş olduğuna hükmedilerek nakil yapılıyor. Halbuki o anda kalp çalışır vaziyettedir. İşte bu kişinin takdir-i İlâhi ile bitkisel hayattan çıkma imkânı ve ihtimali de vardır. Misalleri de çoktur.
Şuan sana buraya alıntı yapabileceğim yüzlerce örnekten bir tanesi veriyorum...



Şimdi var mı bu örneğe bir cevabın???
Madem kişi senin ifadene göre tıbben ölünce organları alınıyor ise, kalbi durarak ölen milyonlarca ölüden neden organ alınamıyor????



(Ocak ayında organları bağışlanan şahsın yüzünü, kollarını, bacaklarını almak için Antalya'dan, iç organlarını almak için Ankara'dan iki ayrı ekip İzmir'e gitmişti. Hasta kolları, bacakları alınırken öldüğü, kalbi durduğu için Ankara'dan gelenler iç organlarını alamadan geri döndüler)


Kişi ORGAN NAKLİ vasiyeti vermekle, emr-i İlâhi gelmeden kendini öldürdüğü için Allah-u Teâlâ'nın takdirine karışmış oluyor.
"Kendi kendinizi katletmeyin!" (Nisa: 29)
Bir insan da organlarını vasiyet etmekle; ilâhî takdire müdahale etmiş, Hazret-i Allah'ın emanetini çiğnemiş ve kendisini katletmiş, böylece de azaba müstehak olmuş olmaktadır. O'nun verdiği organı yine O alır. Kimin malını kime ve ne sıfatla veriyorsun?


Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz yarasının ıstırabına dayanamayıp kendisini öldüren için Allah-u Teâlâ'nın:
"Kulum acele ederek bana geldi, ben de ona cenneti haram kıldım." buyurduğunu haber veriyorlar. (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 668)
Organlarının alınmasını vasiyet eden kişi, ölümünü Hazret-i Allah'ın takdirine değil, doktorların kararına bırakmıştır.
Şayet onlar ölümüne hüküm verirlerse organlarını alacaklar ve ölmemiş olan veya daha yaşaması muhtemel olan kendisinin hayatına son vereceklerdir.
İşte bu bir intihardır.
 

Ahmet

Çöl Aslanı
İhvan Üyesi
Katılım
26 Ağu 2006
Mesajlar
2,764
Puanları
0
Yaş
36
Bitkisel hayat, Koma, Derin Koma.. Bunlar ile Beyin Ölümü aynı şeyler değil.

Bitkisel hayattaki insanlar çok nadirde olsa geri dönebilirler. Bu kişilerden organ nakli siz istesenizde yapılamaz. Bunun örneği de yok.

Beyin ölümü, beyin fonksiyonlarının geri dönüşü olmaksızın ölmesi ile gerçekleşir. Solunum cihaz ile sağlanır.Cihazın fişi çekildiğinde zaten solunum da durur ve ölüm gerçekleşir.

Verdiğiniz örnekler bitkisel hayata girmiş ve iyiyleşmiş nadir kişilerin örnekleridir.
 

alitufan2003

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
27 Ağu 2013
Mesajlar
1,370
Puanları
0
Bitkisel hayat, Koma, Derin Koma.. Bunlar ile Beyin Ölümü aynı şeyler değil.

Bitkisel hayattaki insanlar çok nadirde olsa geri dönebilirler. Bu kişilerden organ nakli siz istesenizde yapılamaz. Bunun örneği de yok.

Beyin ölümü, beyin fonksiyonlarının geri dönüşü olmaksızın ölmesi ile gerçekleşir. Solunum cihaz ile sağlanır.Cihazın fişi çekildiğinde zaten solunum da durur ve ölüm gerçekleşir.

Verdiğiniz örnekler bitkisel hayata girmiş ve iyiyleşmiş nadir kişilerin örnekleridir.
Ahmet okuma yazman var değil mi?
Herhalde ya haberi okumadın! yada ZACK DUNLAP'ın bir yakınısın? yada son ihtimal o hastanede çalışıyorsun???
 

alitufan2003

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
27 Ağu 2013
Mesajlar
1,370
Puanları
0
Bitkisel hayat, Koma, Derin Koma.. Bunlar ile Beyin Ölümü aynı şeyler değil.
Bitkisel hayattaki insanlar çok nadirde olsa geri dönebilirler. Bu kişilerden organ nakli siz istesenizde yapılamaz. Bunun örneği de yok.
Beyin ölümü, beyin fonksiyonlarının geri dönüşü olmaksızın ölmesi ile gerçekleşir. Solunum cihaz ile sağlanır.Cihazın fişi çekildiğinde zaten solunum da durur ve ölüm gerçekleşir.
Verdiğiniz örnekler bitkisel hayata girmiş ve iyiyleşmiş nadir kişilerin örnekleridir.

Kastamonu'da 1 aydır yoğun bakımda yatan ve beyin ölümü gerçekleşen Hamdi Mantar, bağlı olduğu yaşam destek makinesinin fişleri çekilince hayata döndü.
http://www.haberler.com/yasam-destek-makinesinin-fisi-cekilince-hayata-haberi/


Size kalsa bu kişinin organları alınabilirdi..

Fakat Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Kim bir cana kıymamış, ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir kimseyi öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir." (Mâide: 32)

Diğer bir Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Kim bir mümini kasden öldürürse onun cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir." (Nisâ: 93)
Bu ilâhî beyanlar Kur'an-ı kerim'de yok mu?
 

Ahmet

Çöl Aslanı
İhvan Üyesi
Katılım
26 Ağu 2006
Mesajlar
2,764
Puanları
0
Yaş
36
Ciddi bir eğitime ihtiyaç var. Kamu spotları, zorunlu dersler ile bilinç oluşturulmalı..
 

DostunDostu

Süper Moderatör
Yönetici
İhvan Üyesi
Katılım
30 Eyl 2013
Mesajlar
6,181
Puanları
83
Farklı bir pencere açacağım..

Tıbben organ nakli mümkün oluyor. Bu iş değiştirilemez bir gerçek. Bu gerçeklik karşısında organlarını bağışlayanların sayısı azalınca ne oluyor? Organ mafyası devreye giriyor ve sokaktan insan kaçırıp, bayıltıp organlarını alıyorlar. Neticede bu çark öyle ya da böyle dönecek. En doğrusu organlarını bağışlayanların çoğalması ve bu mafyanın ekmeksiz kalmasıdır.:D Bilimsel bir mümkünatın karşısına dinle çıkmayalım arkadaşlar. Tutamazsınız. Ya caiz diyeceksiniz ya da işin kriminel bir ortama dönüşmesine katlanacaksınız..
 

alitufan2003

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
27 Ağu 2013
Mesajlar
1,370
Puanları
0
Ahir zaman olduğu için çok şaşırmamak gerekiyor bu yorumlara...
Ama insan şöyle de düşünmüyor değil hani...
Bu forumun muhtevası nedeniyle üyelerinin en azından birçoğunun kriterleri, bir olayı tartarken ortaya koyduğu kıstasları farklı olur diye bekliyor...
Sonuçta biz burada organ naklinin nasıl'ını değil, dinimize göre caiz mi değil mi konusunu ortaya döküyoruz..
Sonuçta caiz olup olmaması değerlendirmesinin bilmem ne çarkının dönmesi ile ilgili olmadığı, ayet-i kerime ve hadis-i şerifler ışığında bir hükme bağlanması gerektiği ortadadır...
 

alitufan2003

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
27 Ağu 2013
Mesajlar
1,370
Puanları
0
Ölüm Ne Zaman?
Yaratıcı olan Hazret-i Allah insanları mükerrem yaratmıştır. Azaları da mükerremdir, hürmete lâyıktır, alınıp satılması, bir işte kullanılması helâl değildir. İnsan vücudu ilahî bir emanettir. Öldükten sonra dahi kullanılamaz, vücudun azalarının tasarrufu ile ilgili bir hususta vasiyet edilemez.
Kaldı ki organlar insan tam olarak ölmeden alınmaktadır. Zira organ naklinin yapılabilmesi için nakil yapılacak organın canlılığını devam ettirmesi tıbbî bir zorunluluktur. Kalp durduktan sonra, kısa bir süre içerisinde bütün organlar ölürler ve organ naklinde kesinlikle kullanılamazlar.
"Beyin ölümü" denilen durumda beyninin öldüğüne karar verilen hastanın kalbi çalışıyor vaziyettedir. Nitekim İngiliz anestezi uzmanları bu durumdaki hastanın organları alınırken acı hissettiğini tesbit etmişlerdir.
"Beyin ölümü" kriteri ilk olarak 1968 yılında Harward Tıp Okulu'nda bu iş için toplanan komite tarafından kabul edilmiştir. Bu kavram organ nakli ile birlikte gündeme gelmiştir.
Halbuki ölüm, mahiyeti tam olarak bilinemeyen bir süreçtir. Ölüm "Kalp, beyin ve solunum fonksiyonlarının üçünün birden sona ermesi hali"dir. Ölüm halinin tamamlandığı böyle bir durumda ise organların kullanılabilmesi mümkün değildir. Mümkün olsa idi kadavraların organları kullanılırdı.
Bir hukuk dalı olan Adli Tıp öğretisinde ölüm şu şekilde tanımlanmaktadır:
"Kişiye canlılık kazandıran dolaşım, solunum ve sinir sistemi fonksiyonlarının, kendi başına çalışmalarının durması ve ancak birtakım yapay araçlarla bu fonksiyonlar tekrar faaliyete geçirildiğinde kendi başına çalışmaya gücü olmaması hâli ölüm demektir." (Şemsi Gök, Adli Tıp, 5. baskı, Filiz Kitabevi, İstanbul, 1983)
Bu hukuki tanımlamadan görüleceği gibi kalp ve solunum durmadan ölüm gerçekleşmemiş sayıldığına göre, bugünkü uygulamada kalbi çalışan bir hastayı beyni öldü diye organlarını alarak hayatına son vermek hukuken de bu işe vesile olanları mesuliyet altında bırakmaktadır.




Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz’den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Ölünün kemiğini kırmak, onu diri iken kırmak gibidir.” (Ebu Dâvud: 3207 - İbn-i Mâce: 1616)
Hadis-i şerif’ten; kişinin hayatta iken eziyet duyduğu şeylerden ölü iken de eziyet duyduğu anlaşılmaktadır.



 

Ahmet

Çöl Aslanı
İhvan Üyesi
Katılım
26 Ağu 2006
Mesajlar
2,764
Puanları
0
Yaş
36
Prof. Dr. Hayrettin Karaman'ın yazısı bu konuya güzel bir şekilde açıklık getiriyor. Paylaşalım:


BEYİN ÖLÜMÜ, ORGAN BAĞIŞI VE NAKLİ BİLGİ NOTU SORULAR:

Bazı hastalıkların tedavisi yalnız organ veya doku nakli ile mümkün olup, bu durum, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli sağlık problemleri arasında yer almaktadır ve hayatlarının devamı sadece organ nakline bağlı olan hastaların sayısı gün geçtikçe artmaktadır.
Ülkemizde yeterli sayıda organ ve doku nakli merkezi ve bu konuda deneyimli bilim adamları olduğu halde, yapılan organ nakli sayıları yetersiz kalmaktadır. Bunun en önemli nedeni, halkımızda organ bağışı bilincinin gelişmemiş olması ve organ bağışlarının gelişmiş ülkelere göre çok düşük olmasıdır. Bunda inanç konusu önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. İspanya'da kadavra (ölü) vericilerden organ kullanılabilme oranı, milyon kişi başına 32 iken, ülkemizde bu oran 1,5 (bir buçuk) tur. Bu sebeple kadavra verici sayısının arttırılmasının, ülkemizde organ naklinin yeterli seviyeye gelmesi için şart olduğu bilim adamlarımızca önemle vurgulanmaktadır.


Kadavradan organ bağışı; ölümden sonra organlarının başka bir insan için kullanılmasına izin vermek anlamına gelmektedir. Ancak her ölünün organları nakil için kullanılamaz. Kişi yalnızca yoğun bakım servislerinde, "BEYİN ÖLÜMÜ" ile ölmüşse organları kullanılabilmektedir.
Ülkemizde kalp, akciğer, böbrek, karaciğer, pankreas, ince barsak gibi organların ve kalp kapağı, gözün kornea tabakası, kemik iliği gibi dokuların nakli yapılabilmektedir. Bu organ ve dokulardan;
- Kemik iliği------- yalnızca canlıdan,
- Karaciğer ve böbrek---- hem canlı hem kadavradan
- Kalp, Kalp kapağı,Akciğer, Pankreas, İnce barsak, Kornea- yalnızca kadavradan
alınarak nakledilebilmektedir.


Organlar, nakil cerrahisinde uzmanlaşmış ekipler tarafından, ameliyathane ortamında alınmakta ve ceset bütünlüğünde hiçbir bozulma olmamakta, sadece ameliyat dikiş izi bulunmaktadır. Kemik iliği, canlıdan iğne ile alınmakta olup, bu işlemin hiçbir tehlikesi yoktur. Gözün kornea tabakası ise, ince bir tabaka olup bu alındığında, değil normal insanların, göz hekimi haricinde diğer hekimlerin bile bunu anlaması zordur ve gözde hiçbir değişiklik fark edilmemektedir. Yani organ ve dokuları alınan cesette hiçbir parçalanma yada şekil bozukluğu oluşmaz.


Halen yürürlükte olan mevzuata göre "KADAVRA DONÖR (ÖLÜ VERİCİ)" tanımı şöyle yapılmaktadır: "Beyin ölümü gelişmiş, beyin cerrahisi uzmanı, nöroloji (beyin hast.) uzmanı, kardiyoloji (kalp hast.) uzmanı ve anestezi-re animasyon (narkoz ve yoğun bakım) uzmanından oluşturulmuş bulunan "beyin ölüm kurulu" tarafından onaylanmış, (yeni kanun taslağında bu kurul sadece nöroloji ve anestezi-re animasyon uzmanı olmak üzere iki hekimden oluşacaktır), sağlığında organ ve dokularını bağışlamış yada ailesinden organ bağışı için resmi izin alınmış, dolaşım ve solunumu ancak cihazlara bağlı olarak sürdürülebilen, "tıbbi olarak geri dönüşümü mümkün olmayan vaka", "kadavra donör" olarak kabul edilmektedir.


Tıbben, şuurun gitmesinden beyin ölümü denen safhaya kadar, "KOMA-DERİN KOMA - BİTKİSELHAYAT" denen aşamalar mevcut olup, bu durumların tamamında geri dönüş, yani hastanın iyileşmesi mümkündür, bitkisel hayattaki bir kişinin mucizevi olarak iyileşebildiği vakalar dahi bildirilmiştir. Bitkisel hayattaki insanda beynin korteks (kabuk) denen kısmı ölmüş olup, bu kısım hafıza, zeka, kişilik vb özelliklerin kontrol edildiği kısımdır. Bitkisel hayattaki hastalarda beyin sapı dediğimiz ve hayati organların kendi kendine çalışmalarını, birtakım hayati refleks fonksiyonları yürüten kısmı ise ölmemiş, çalışmaya devam etmektedir. Bu nedenle bitkisel hayattaki kişiler ölü kabul edilmez ve organları nakil için alınmaz. Ancak "BEYİN ÖLÜMÜ" denen durumda beynin korteks tabakasının haricinde beyin sapı dediğimiz bölümü de tamamen ölmüş olup iyileşme kesinlikle mümkün değildir ve bu kavram "beyin fonksiyonlarının geri dönüşümsüz olarak kaybını" ifade etmektedir. Bu durum tıptaki teknolojilerin ilerlemesiyle ortaya çıkan bir kavram ve durumdur.. "YOĞUN BAKIM" servislerinde koma halindeki hastalar vantilatör denen solunum cihazına bağlanır ve bu cihaz vasıtasıyla, akciğerlerin şişirilmesiyle solunum sağlanır.(Bu hastalar cihazdan çekildiğinde önce solunum ve sonra kalp durur.) Vantilatör desteğiyle solunumu sağlanan ve kalbi çalışmakta olan bu hastalarda beyin fonksiyonları mevcutsa asla cihazdan çekilmez, beyin ölümü sınıfına girmez ve bunlardan organ nakli yapılmaz. Sadece, bir süre sonra yukarda açıklanan beyin sapı ölümünün de gerçekleşmesiyle, beynin tüm fonksiyonları yitirilip, omur iliğe bağlı basit refleksler haricinde başka hiçbir tepki alınmayan hastalar için aşağıda açıklanan kriterler dahilinde "BEYİN ÖLÜMÜ = TIBBİ ÖLÜM" tanısı konur ve bu durum, bitkisel hayatın da ötesinde bir safhadır.


Bu güne dek beyin ölümü tanısı konmuş hiç kimse geri dönmemiş, yani iyileşmemiştir. Beyin ölümü gerçekleşmiş herkes ya bir süre sonra makinelere rağmen akciğer ve kalbi kendiliğinden durarak, yada makinenin fişi çekilmek kaydiyle akciğer solunumu olmadığı için kalbi de durarak morga yollanır. Bazen beyin ölümü gerçekleşmeden de kalp durmakta, bu durumda ise pacemaker denen ve kalbe elektrik yollayarak kasılmasını, yani kan pompalamaya devam etmesini sağlayan aletler vasıtasıyla kalp çalışmaya devam ettirilmektedir. Kısaca, bu günkü tıp, beyin ölümünü gerçek ölüm olarak kabul etmektedir.


Beyin ölümünün tanısı ise şöyle konmaktadır.
1- Beyin hasarına yol açan neden belirlenmiş olmalı ve koma hali ;
a) Primer hipotermi (vücut ısısının düşmesi, donma),
b) Hipovolemik (kan-sıvı kaybına bağlı) yada hipotansif (tansiyonun sıfırlanmasına bağlı) şok durumları
c) Geriye dönüşümü sağlayabilecek zehirlenmeler (barbitürat ve diğer sedatifler, depressan ve narkotik maddeler) ile metabolik ve endokrin bozukluklar (şeker koması, tiroit koması, böbrek üstü bezi koması vs durumlar)
nedeni ile OLMAMALIDIR.
2- Bilincin tam kaybı söz konusu olmalıdır.
3- Kendiliğinden oluşan hareket ve kasılmalar bulunmamalı ve tüm ağrılı uyaranlara yanıt alınmamalıdır.
4- Kendiliğinden solunumun bulunmamalı, hasta üç dakika cihazdan (vantilatör) ayrıldığında hiçbir solunum belirtisi bulunmamalıdır.(Apne testi)
5- Beyin sapı reflekslerinin tamamen kaybolmuş olmalıdır, ki bunlar:
a) Göz bebekleri tamamen dilate (büyümüş) ve ışıklı uyaranlara cevap vermiyor olması
b) Kornea refleksinin bulunmayışı (normalde insanın gözüne pamuk vs ile dokunulduğunda, göz refleks olarak kapatılır)
c) Vestibülo-oküler refleks yokluğu (normal insanın kulağına soğuk su şırınga edilirse gözler istem dışı olarak o kulağa doğru bakar)
d) Okülo-sefalik refleks yokluğu (normalde baş hızla sağa-sola/yukarı-aşağı oynatıldığında gözler önce hareketin aksi yönüne kayar, sonra yavaşça hareket yönüne gelir; beyin ölümünde gözler fiks şekilde başla birlikte hareket eder)
6- Teknik olarak iyi kayıt edildiğine emin olunan bir EEG (Beyin Grafisi) cihazında on dakika boyunca düz çizgi alınması (hiçbir aktivitenin olmayışının teyidi) yada bundan daha sağlıklı olarak beyin sapı elektrik aktivitesinin kaydedilmesi.

Yukarıda teknik açıklamaya tam olarak girilmeden anlatılmaya çalışılan kriterler Beyin Ölüm Kurulu tarafından değerlendirilmektedir. Beyin ölümü tanısı uzman kurul tarafından hiçbir soru işareti kalmayacak şekilde konmakta olup gerektiğinde destekleyici testler de uygulanarak tanı daha da kesinleştirilmektedir. Bunlar, EEG(Elektroensefalografi), Beyin sapı uyarılmış potansiyelleri, ve beyin kan akımını gösteren Kontrast anjiografi, Transkranial doppler ultrasonografi, Radyonüklid sintigrafi gibi testlerdir.
 

Ahmet

Çöl Aslanı
İhvan Üyesi
Katılım
26 Ağu 2006
Mesajlar
2,764
Puanları
0
Yaş
36
BURDA İNANÇLAR YÖNÜNDEN EN ÖNEMLİ KONU ŞUDUR:
Nakil için kullanılacak organlar, beyin ölümü gerçekleşmiş kadavra vericiler makineye bağlı iken çıkartılmak zorundadır, çünkü bu organların kanlanmaya devam etmesi (kan dolaşımının devam ediyor olması) gerekmektedir. BEYİN ÖLÜMÜ TANISI KONMUŞ OLAN HASTALARIN İSE DÜZENSİZ DE OLSA KALPLERİ ALET DESTEĞİ OLMADAN DA ÇALIŞIYOR OLABİLMEKTEDİR.
KADAVRA ORGAN NAKİLLERİ SADECE YOĞUN BAKIM SERVİSLERİNDE YUKARDA BAHSEDİLEN ŞEKİLDE BEYİN ÖLÜMÜ TANISI KONMUŞ VERİCİLERDEN YAPILMAKTADIR. BUNUN HARİCİNDE HERHANGİ BİR YERDE HERHANGİ BİR ŞEKİLDE ÖLMÜŞ KİŞİLERİN ORGAN VE DOKULARININ KULLANIMI TIBBEN MÜMKÜN DEĞİLDİR.


Özet olarak; organ nakli için verici olarak kullanılacak olan insan bedeni, tüm tedavi imkanları kullanıldıktan sonra bile yaşaması mümkün olmayan, beyin ölümü geri dönüşsüz olarak gerçekleşmiş olan, solunumu makine desteğiyle sağlanan, ancak kalbi atıyor olan/olabilen ve donör olarak değerlendirilmesi halinde birçok hastaya yeniden sağlık sunabilecek büyük bir potansiyeldir. Bu büyük potansiyelin değerlendirilebilmesi, toplumuzda çeşitli dini inançlara mensup bireylerin bilgilendirilmesi ile mümkündür. İnanç konusunda geçerli açıklama yapma yetkisine sahip kişi veya kurumlardan tatmin edici açıklamaların yapılması çok yararlı olacaktır. Bu sayede beyin ölümü gelişmiş birey yakınlarının inançları sebebiyle organ nakline karşı çıkmaları engellenmiş, iç huzuruyla sisteme katılımları sağlanmış olacaktır. Japonya gibi cesedin oldukça kutsal sayıldığı ülkelerde kadavradan organ naklinin tamamen yasak olması, sadece canlı vericilerden nakil yapılıyor olması da kendi inançlarının bir yansımasıdır. Bizim ülkemiz insanları için de bu konunun iyice değerlendirilmesi gerekmektedir. Yetkili-yetkisiz yapılan yorumlar, halkımızın bazı kesimlerinde sorun yaratmaktadır. Bazı çevreler, beyin ölümü olsa bile, kalp ve akciğer makine zoruyla çalışıyor yada kalp kendiliğinden de çalışıyor olduğundan "RUHUN VÜCUDU TERKETMEMİŞ OLDUĞUNU", bu şekilde kalbin atarken çıkartılmasının "CİNAYET" sayılacağını söylüyor. Bazı kimseler ise kalbin ve akciğerin ruh çıksa dahi makine ile çalıştırılabileceğini, bu durumun suni yoldan cesede müdahaleden başka bir şey olmadığını, "ruh en son baştan çıktığından", beyin fonksiyonları tamamen ölmüşse, ruhun da vücudu terk ettiğini söyleyerek bunun caiz olduğunu savunuyor.


Ülkemizde organ bekleyen kardeşlerimizin dertlerini çözmek ve bağış yapmak isteyen, ama gönlündeki "acaba" lar nedeniyle organlarını bağışlamaktan çekinen vatandaşlarımızı aydınlatarak, bağış sayısını arttırmak ve istenilen kadavra donör oranlarına ulaşabilmek için, bu tür inanç konularının net bir şekilde açığa çıkartılması gerekmektedir.
Bu durumu, ülkemizdeki her inanç kesimi için ayrı ayrı araştırmanın daha uygun olacağı kanaatiyle, aşağıdaki soruların sahip olduğunuz inanç sistemi içinde yanıtlanmasını önemle rica etmekteyiz.


Soru:
1- ORGAN VE DOKU NAKLİNİN "CANLI VERİCİLERDEN" YAPILMASI KONUSUNDA DİNİ HÜKÜM NEDİR?
Cevap:
Canlı vericilerin hayatları için bir tehlike teşkil etmemesi durumunda bunlardan organ ve doku nakli yapılmasında dince bir sakınca yoktur.

Soru:
2- ORGAN VE DOKU NAKLİNİN "ÖLÜ VERİCİLERDEN" YAPILMASI KONUSUNDA DİNİ HÜKÜM NEDİR?
Cevap:
Ölünün vücuduna da saygı gösterilir ve saygıya aykırı bir davranışta bulunulmaz. Ancak meşru bir gerekçe ile diriden bile organ ve doku nakli yapılabildiğine göre bunun ölüden de yapılması ona sayısızlık veya manevi eziyet değildir ve caizdir.

Soru:
3- "BEYİN ÖLÜMÜ" DENEN BU DURUMDA, RUH BEDENİ TERK ETMİŞ VE "DİNEN DE ÖLÜM" GERÇEKLEŞ MİŞMİDİR? BU BAĞLAMDA, BEYİN ÖLÜMÜ TANISI KONMUŞ VERİCİLERİN ORGANLARININ CİHAZA BAĞLI ÇALIŞIRKEN ÇIKARTILMASI YADA CİHAZIN FİŞİNİN ÇEKİLMESİ "CİNAYET" SAYILABİLİR Mİ?
Cevap:
Beyin ölüp kalp de -alet çekildiği halde- insanı yaşatacak bir şekilde hareket etmiyorsa ve bu durum geri dönüşsüz ise insan ölmüş demektir. Başka bir ifade ile tıbbın ölmüş dediğine din de ölmüş der; biz fıkıhçılar olarak ölümün gerçekleşip gerçekleşmediğini uzman doktora sorarız, sormamız gerekir. Ancak doktorun bulunmadığı yerlerde tecrübeye göre belirtilere bakılarak ölüme hükmedilir. Tıp uzmanlarının öldü dediği insan ölmüş, ruh da onu terk etmiştir, bu vücut ölünün vücududur ve alet bağlı olduğu için kan deveranı devam ederken ondan organ almak caizdir.

Soru:
4- İSLAM İNANCINA GÖRE ORGAN VE DOKU NAKLİ NASIL OLMALIDIR, DETAYLI GÖRÜŞLERİNİZ VE "FETVA" KABUL ETTİĞİNİZ DÜSTURLAR NELERDİR?
Cevap:
1. Ölüm yukarıda açıklanan şekilde gerçekleşmiş olmalıdır (uzmanlar ölmüş demelidirler).
2. Ölüye de diri gibi saygılı davranmak ve gerekenden fazla kesip biçmemek gerekir.
3. Mümkün ise organ alındıktan sonra açılan yer dikilmeli ve göze hoş görünmeyen bir manzara oluşmamalıdır.
4. Ölü organ naklinden sonra yıkanmalıdır. Eğer sonra yıkanmasında bir sakınca varsa (hareket ettirmenin dikilen yerlerin açılmasına sebep olması gibi) nakilden önce de yıkanabilir.
5. Organın kullanılacağı vücudun sahibi insan olsun yeter; onun dini, ahlakı, cinsiyeti... hükmü etkilemez. Başkasının organını taşıyan kimsenin işleyeceği suç ve günahlardan, organ veren sorumlu değildir.


http://www.hayrettinkaraman.net/sc/00216.htm
 

alitufan2003

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
27 Ağu 2013
Mesajlar
1,370
Puanları
0
Kadavradan organ bağışı; ölümden sonra organlarının başka bir insan için kullanılmasına izin vermek anlamına gelmektedir. Ancak her ölünün organları nakil için kullanılamaz. Kişi yalnızca yoğun bakım servislerinde, "BEYİN ÖLÜMÜ" ile ölmüşse organları kullanılabilmektedir.

Halen yürürlükte olan mevzuata göre "KADAVRA DONÖR (ÖLÜ VERİCİ)" tanımı şöyle yapılmaktadır: "Beyin ölümü gelişmiş, beyin cerrahisi uzmanı, nöroloji (beyin hast.) uzmanı, kardiyoloji (kalp hast.) uzmanı ve anestezi-re animasyon (narkoz ve yoğun bakım) uzmanından oluşturulmuş bulunan "beyin ölüm kurulu" tarafından onaylanmış, (yeni kanun taslağında bu kurul sadece nöroloji ve anestezi-re animasyon uzmanı olmak üzere iki hekimden oluşacaktır), sağlığında organ ve dokularını bağışlamış yada ailesinden organ bağışı için resmi izin alınmış, dolaşım ve solunumu ancak cihazlara bağlı olarak sürdürülebilen, "tıbbi olarak geri dönüşümü mümkün olmayan vaka", "kadavra donör" olarak kabul edilmektedir.
TIBBEN ÖLÜ (tıbbi olarak geri dönüşümü mümkün olmayan vaka) TANISI KONULAN, ORGANLARI ALINIRKEN HAYATA DÖNENLERDEN BİRKAÇ ÖRNEK:

http://www.haberturk.com/saglik/haber/80261-organlari-alinirken-canlandi

http://www.haber3.com/organlari-alinirken-bir-anda-canlandi-haberi-2075308h.htm

Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:
"Kim bir cana kıymamış, ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir kimseyi öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir." (Mâide: 32)

Diğer bir Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:

"Kim bir mümini kasden öldürürse onun cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir." (Nisâ: 93)

Bu ilahi beyanlar'ın yanında örnek verdiğin herhangi bir MAHLUK'un beyanı olmuş ne yazar???
 

Ahmet

Çöl Aslanı
İhvan Üyesi
Katılım
26 Ağu 2006
Mesajlar
2,764
Puanları
0
Yaş
36
İnşaallah senin veya bir yakınının organ ihtiyacı olmaz alitufan2003.
 

alitufan2003

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
27 Ağu 2013
Mesajlar
1,370
Puanları
0



Alıntılarımızı özetleyecek olursak;

1. Bu bedenimiz Allah-u Teâlâ'nın emanetidir, mükerremdir, insanın vücudu üzerinde tasarruf yetkisi yoktur, organlarını bağışlayamaz, vasiyet edemez. İnsanın mükerrem vasfına kastedilmekte ve ilâhî emanete ihanet edilmektedir.
"Andolsun ki biz Âdemoğulları'nı üstün bir izzet ve şerefe mazhar kıldık." (İsrâ: 70)
Bu bir Âyet-i kerime'dir. Hazret-i Allah'ın kelâmıdır ve ilâhî beyanıdır...

2. Organlar kişi ölmeden can çekişirken alındığı için organları alınan kişi katledilmiş, organlarını vasiyet eden kişi de kendi kendini katletmiş olmaktadır.
"Kendi kendinizi katletmeyin!" (Nisa: 29)
Bu bir Âyet-i kerime'dir. İlâhî emirdir. Hazret-i Allah böyle buyurmaktadır.
"Beyin ölümü" denilen durumda kalp çalıştığı, nefes alıp-verme devam ettiği için ruh vücutta mevcuttur, emr-i ilâhî ile daha vade dolmamıştır, beyin fonksiyonları dursa bile insanın ölümü ruhun vücuttan çekilmemesi sebebiyle gerçekleşmemiştir. Ölmeyen bu insanın organları çalışmaktadır. Nefes alıp-verilmektedir.
Bu vaziyetteki bir insanın "öldü" denilerek organlarının alınması "Katliam" değil midir?
Madem ki ölüden organ alınacak, morglar ölü doludur. Niçin alınmıyor, demek ki ölmek üzere olandan, daha ölmeyenden organ alınıyor. Bu cidden çok büyük cürümdür.






3. Bir kimse organlarının alınmasını vasiyet etmekle, kendisini katlettiği için bu bir intihardır.
"Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın!"(Bakara: 195)
Bu bir Âyet-i kerime'dir. Hazret-i Allah'ın beyanıdır.
Bu sebeplerle vasiyet eden mesul olduğu gibi bu işe fetva verenler, insanları zorlayanlar da mesuldür.(AHİR ZAMAN ALİMLERİ)Büyük bir vebal altındadırlar. Her bir katliamdan bu çığırı açanlara bir hisse vardır. Zira bu yapılan ve yaptırılan bağış intihar etmek demektir. İntihar haramdır.

4. Kişi ölmüş dahi olsa ölüye eziyet haramdır. Ruhla cesedin irtibatı öldükten sonra da devam eder.
"Ölünün kemiğini kırmak, onu diri iken kırmak gibidir." (Ebu Dâvud: 3207 - İbn-i Mâce: 1616)
Bu bir Hadis-i şerif'tir. Resulullah Aleyhisselâm'ın emri ve beyanıdır.
Öldükten sonra dahi insan; bedenine yapılan eza ve cefayı hisseder. Üstelik organlar daha kişi ölmeden, organlar hayati fonksiyonlarını kaybetmeden alınmaktadır. Aksi halde bir işe yaramamaktadır.

5. Beyin ölümü, organları alabilmek için icat edilmiş bir kavramdır. Organlar kalp atarken "Nasıl olsa ölecek" denilerek "Beyin ölümü" adı altında alınmaktadır. Kaldı ki beyin ölümünün tespiti çok zordur. "Öldü" denildiği halde masadan kalkan insanlar çoktur.





"Dirilten de O'dur, öldüren de O'dur." (Müminûn: 80)
Bu bir Âyet-i kerime'dir. Hazret-i Allah'ın hükmüdür.





İnşaallah senin veya bir yakınının organ ihtiyacı olmaz alitufan2003.

Bizim vazifemiz açık bir tebliğdir, bir hatırlatmadır. Organları bağışlayıp bağışlamamak kişinin kendi bileceği iş olup herkes kendi kararından ve neticelerinden mesuldür.
Kanunlar izin vermiş, alan almış, veren vermiş, kendisi bilir. Ancak "İslâm dini'nde bu vardır" denildiği zaman
hükm-ü İlâhî'yi hatırlatmak her müslümanın vazifesidir. Bizim beyanlarımız İslâm dini'ne göredir. Bu hatırlatma müslümanlar için, Allah-u Teâlâ'nın hükmü ile hareket edip, O'nun rızasına uygun iş ve icraat yapmak isteyenler içindir. Bu konuda Hazret-i Allah'ın ve Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in hükmü esastır. İslamiyet sadece rabia işareti yapmak değildir.
Biz sadece hatırlatıyoruz. Mesul olmamak için.

Cenâb-ı Hakk Kur'an-ı kerim'inde şöyle buyuruyor:
"Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçir. Bu hususta sana isabet edecek eziyetlere katlan, çünkü bunlar azmedilmeye değer işlerdendir." (Lokman: 17)
 
Üst